Trabzonspor sahalarında yine fırtına kopuyor.
Trabzonspor yönetimi,
Koca bir sezonu koca bir fiyaskoya dönüştürdü
Ve şimdi suçu her seferinde bir başkasına atmaya devam ediyor.
Sezonun başında sergilenen vasat oyundan sonra Abdullah Avcı’yla yolları ayırmak, Ertuğrul Doğan için belki de “Sırtımdaki yükten kurtuldum” demek oldu.
Lakin kendini kurtaran, kulübü kurtarabildi mi?
Hiç sanmıyorum…
Çünkü yönetim katında işler karanlık, sahada ise dağınık.
Sahanın durumu ortada;
Transferler yetersiz, oyun kurgusu tutarsız…
Avcı’dan kurtulduk diye sevindiler, peki ya takımın problemi çözüldü mü?
Tabii ki hayır.
Bu aksaklıkların üzerine kongre telaşı bindi.
Siyaset mi dersin, lobi mi dersin;
Doğan’ın rakip aday çıkacak diye ödü koptu.
Mustafa Hacıkerimoğlu ve Ahmet Ağaoğlu isimleri bir anda kulaklara çalınıp durdu. Öyle ki Doğan meclis koridorlarını, ikili temasları, kısacası gezmediği yer bırakmadı.
Sonra mı?
“ Şenol Güneş” kartını masaya sürdü.
Malum, bu isim her defasında taraftarın gönlünde bambaşka bir yerde dururdu.
Güneş’in rakip tarafta yer alması, başkanlığı Doğan için zora sokabilirdi.
Ama efsaneyi de kendi cephesine çekince, kongrede rakipsiz kaldı.
Başkanlık koltuğunu sağlama aldı, ama bu süreçte kime ne kazandırdı?
Bolca dedikodu, bolca kaos…
Gelelim yeni döneme…
Başkan oldun, ama kadro zaten çarpık.
Sezon başından bu yana, Yanlış yapılanma, plansız transferler…
Dibi tutmuş bir yemeğe en iyi aşçıyı getirsen ne fayda?
Şenol Güneş olsa da sihirli değnek dokundurmuyor, çünkü hâlâ aynı yönetim hataları ve aynı plansızlık hüküm sürüyor.
Derken Beşiktaş maçı geldi çattı.
Eski takımına karşı İstanbul’da kaybeden Şenol Güneş, bir anda hedef tahtasına oturdu.
Taraftar öfkeli, yönetim ise sessiz…
Neden mi?
Çünkü yine aynı senaryo: “Hoca kurban gitsin ki yönetime laf edilmesin.”
Hocayı harcadın mı, eleştiriler hafifler, koltuk kurtulur…
Aynı padişahların, yeniçeriyi susturmak için veziri gözden çıkarması gibi, basit ve ucuz bir taktik.
Üstelik bu sefer kaptan Uğurcan Çakır da mevzuya dâhil edildi.
“Teşkilatlı, paralı” diye anılan gruplar, Şenol Hoca’ya hakaretler savurdu, Uğurcan’a edilen küfürleri yönetim ballandırarak gündeme taşıdı.
Peki Uğurcan ilk defa mı küfür yiyor?
Hayır.
Amaç ne?
Elbette işi köpürtüp, faturayı yine hocaya kestirmek.
Sessiz kalmak da onaylamaktır ya hani, yönetim bu sessizliği pek güzel kullandı.
Burada sorulması gereken soru net:
“Bu oyun nereye kadar?” Ey Trabzonspor yönetimi, kendi kusurunuzu saklamak için kaç hoca daha harcayacaksınız, kaç kaptanı daha taraftarın öfkesine sunacaksınız?
Belki bugün koltuğunuzu koruyorsunuz ama yarın o koltuk boş da kalabilir.
Fakat camianın kırılan gururu, taraftarın tükenen sabrı, öyle kolay tamir olmuyor.
Trabzonspor gibi büyük bir kulüp, sırf birkaç kişinin hırsına ve koltuk sevdasına kurban edilmemeli.
Yaşananlar tam bir kara mizah:
Önce kötü bir yapılanmayla takımı batır, sonra suçlu ararken hocaları hatırla.
Efsaneye dahi gözünü kırpmadan saldır, taraftarın haklı tepkisini manipüle et.
Sonra “Ben masumum, bak taraftar öfkeli” de…
Bu senaryo defalarca oynandı, izleyen de usandı.
Özetle, Avcı’yı göndermekle başlanan süreç, Trabzonspor için kurtuluş değil, daha derin bir krizin habercisi oldu.
Bugün Şenol Güneş linç ediliyor, yarın da bir başkası.
Koltuğunu korumak için efsanesini harcayan, sonunda o koltuktan da olur.
Peki, bu felaket senaryosu ne zaman değişir?
Yöneticiler içtenlikle sorumluluk alıp şeffaf davranırsa…
Ama görünen o ki, bu defilede masum rolü yönetimin favorisi.
Günün sonunda gerçek bir soru kalıyor elimizde:
Büyük Trabzonspor’u, ufak hesaplarla nereye kadar sömürüp kullanacaksınız?
Her şeyin bir sonu var…
Er geç bu film bitecek ve herkes gerçekleri görecek.
İşte o gün, asıl hesabı vermek hiç bu kadar zor olmamış olacak.