Suat Bayraktar: BİR İNSAN, ÖMRÜNDE 10 YIL PARA KAZANIR, BUNU KİMİ DEĞERLENDİRİRKİMİ DEĞERLENDİREMEZTicaret erbabı bir ailede doğar ve liseden sonraokumayı değil de ticareti seçer.Yenilikçi ve piyasayı analiz eden bir yapıya sahip olanBayraktar, ‘Farklı ne yapabilirim?’ diyerek mobilya malzemesi satışıylabaşladığı iş hayatını Rusya’dan kereste ticareti ile sürdürür.Bu sektörün geleceğini iyi görmeyen Bayraktar, önce ortaklı sonrada tek başına Trabzon’un en büyük mobilya mağazalarıyla yoluna devameder…Suat Mobilya ile markalaşır âdeta. Bir dönem ulusal ölçekli fi rmalarınbayiliğini de yapan Bayraktar, “Sektördeki gidişatı iyi görmedimve ticaretten çekildim. Zamanında çekilmek de bir kazanımdır, yoksabirikimleriniz hep gider.” diyerek son derece sade, anlaşılır ama hepsibirer tecrübe olan hayat hikâyesini iş dünyasıyla paylaşıyor.“Ben sermayeye inanmam. En büyük sermaye insandır. İnsana yapılanyatırım gerçek yatırımdır.” diyen Bayraktar, bu anlayışla hayatabakar ve ticaretin yanında siyasetin, sporun, STK’ların, kısacası sosyalhayatın hep içinde olur.Suat Bayraktar ile küçük yaşlarda başladığı ticaret hayatını, mobilyasektörünü, Trabzon’un geleceğini konuştuk. Ama onun röportajınınsatır aralarında iş dünyası için hepsi birer yaşanmışlığın ürünü olançok özel tecrübeleri bulacaksınız.Suat Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?1957 yılında merkez Akoluk köyünde doğdum. İlkokula köyümdebaşladım, ardından Yavuz Selim’de tamamladım. Atatürk Ortaokuluve Aff an Kitapçıoğlu Lisesinden mezun oldum. Babam yedek parça ticaretiyleuğraşıyordu ama ben bu işi sevmedim. Dedemin dükkânındaticarete başladım, ardından da mobilyacılık sektöründe çalışmamısürdürdüm. Mobilya malzemeleri satışı, Trabzon’un en büyük mobilyamağazası ve son olarak da ulusal markaların bayiliğini yaptıktan sonraticaretten çekildim.Ticarete nasıl atıldınız? Meslek seçiminizi neye göre yaptınız?Biz Akoluk köyünün ağasıydık, yaylacılık yapardık. Koyun sürülerimiz,70-80 ineğimiz; 60 ton fındık yapacak kadar büyük arazilerimizvardı. Köyün ağası idik ama biz çalışan ağalardandık, paylaşımcıydık.Böyle olmasaydık 300 yıl bu saltanat sürmezdi. Kazancımıza harambulaşmadı, bulaşsaydı böyle devam etmezdi. Trabzon’da niceleri vardıama biz hâlâ ayaktayız. Babam oto yedek parça satışı yapıyordu. Bu işisevmezdim, o yüzden dükkâna gitmezdim. Okul tatillerinde ise yaylayagiderdim. Orada dedemin bakkal dükkânı vardı. O dükkânda 5 kuruşlaticarete başladım diyebiliriz.Benim hayalim hep üretmekti. Doğuştan böyle bir yeteneğim vardı.Mobilyacılık sektörünü çok seviyordum mesela. Ahşap arabalar yapardımküçükken. Bir keserim vardı, o benim için dünyanın en güzeloyuncağıydı. Askerlik yaptıktan sonra hep şunu düşündüm; ‘Trabzon’daolmayan neyi yapabilirim?’ Burada mobilya sektöründe koltukkasnağı ve mobilya malzemesi satışı yoktu. Bunu toptan olarak satmayabaşladık. İstanbul, İzmir ve Ankara’dan tedarik eder, oradaki fi yataburada satardık. Mobilyacılık sektörüne böyle girdik. Allah’ın takdiriişlerimiz de hep iyi gitti. Tabii Özal devriydi, piyasada çok para vardı.Para bir o yana, bir bu yana giderdi. ‘İnsanlar bu paradan nasıl yararlanamıyor?’diye düşünürdüm.Hep aynı işe mi devam ettiniz?Hayır, o yıllarda rahmetli Özal, Rus kapısını açtı. Dedik ki biz deithalat-ihracat yapalım. Rusya’ya gittik, 6 arkadaşla bir şirket kurduk.O dönemler Rusya’da para kazanamayan bir insan, dünyanın hiçbir yerindepara kazanamazdı. Gerçekten de büyük paralar kazandık ama buparanın bereketi yoktu. Tabii biz Rusya’yla ticaretimizi dengeli yaptık,çok arkadaşımız battı. Biz kereste alıp satıyorduk; bazen de domates,benzin, gaz yağı, un... Böyle devam ettik. İşlerimiz iyi ama dedik ya bereketyok. Bir çuval dolardan çuvalın dibinde bir şey kalmıyor. İşlerimizöylesine yoğun ki insanları sıraya yazıyorduk. Trabzon dışından gelmişbir vatandaş, kereste almak için araya torpil koyuyordu. Böyle devamederken Abhazya’da savaş çıktı, bizim gemi bir tarafa, mallar bir tarafagitti. Bir duraklamaya girdik ve işi ortaklarıma devrederek ayrıldım.Ticareti bıraktınız mı?Hayır, 1992 yılında Ay Mobilya’yı kurduk. Ben ortakçılığı seviyordum.İnanmak, işin yarısını yapmaktır. Sabah olsa da işe gitsem diyedüşünür, işimi çok severdim. Ay Mobilya’yı açtığımız zaman Trabzon’daböyle bir mağaza yoktu. Bismillah dedik ve açılışı yaptık. Açılışıyapmadan mallarımızın yüzde 80’ini satmıştık. Millet hücum ediyor.Para var, mağazada mal yok. Bir ortağım vardı Mustafa Yılmaz; peynirliyifırına verir fakat işten dolayı yiyemezdi. Müşteriler o kadar yoğundu.Vatandaş gelir, koltuğa oturur ve ‘bu benim’ derdi. Neredeyse birbiriylekavga edecekler... Zaman zaman ellerimi açar ve ‘Ey Allah’ım, bu milletebiz mobilya yetiştiremeyeceğiz.’ derdim. Günde 10-12 kamyon malalırdık il dışından. Yetişmiyordu inanın. Arabaları da farklı yerlerdenalırdık ki göze batmayalım. Bu mezarlarda yatanların yüzde 51’i gözdengitmiştir. Göz deyip de geçmeyin sakın.Bu yoğunluğun nedeni neydi?Trabzon’da mobilya sektörü gelişmemişti. Vatandaşta da para vardı.Tabii daha sonra Ay Mobilya’yı ortağıma devrettim ve Çimenli’deSuat Mobilya’yı kurdum.Sanırım sektörün gidişatını görmüştüm. Rahmetli babam da bende aynıydım; 50 sene sonrasını görürdük. Suat Mobilya’yı açtığımdaherkes bana gülüyordu. O yıllarda 1000-1500 metrekare dükkân yoktu.Sadece dükkânın tadilatı için harcadığım para, dükkân parasınınyarısı kadardı. Biz ticaretten geldiğimiz için şunu düstur edinmişiz; ‘Birmüşteri 10 müşteri, 10 müşteri de 1000 müşteridir.’ Bu gözle baktıkhep. İşimi hep severek yapardım. İşlerimiz de iyi gitti. Cenâb-ı Allahda ‘yürü kulum’ dedi. Çimenli’ye gittiğim zaman 3 dönüm bir yer satılıyordu.Bir ayın cirosundan daha düşük bir fi yata o yeri satın aldım.Şimdi bir dönüm yer 3 milyon lira. Böyle bir dönemdi o yıllar. Akabindebaktım ki gidişat iyi değil. Yavaş yavaş işlerimizi tasfi ye edelimdedik. Yoksa benim kazandığım gidecek, babamın ki gidecek, dedeminkazandığı da gidecek. Bunları muhafaza etmek de kazanmak demektir.Defansa çekildik. Çünkü halkın alım gücü düşüyordu, bunu gördük.Kimse ayağını yorganına göre uzatmadı. Herkes olmayan parayı harcamayabaşladı. Bankalar nasılsa veriyor! Kardeşinden alamadığın parayıbankadan alıyorsun!ÖYLE BİR ZAMANA GELDİK Kİ ALLAH ESNAF ARKADAŞLARIMIZINYARDIMCISI OLSUNPiyasayı iyi analiz ederek yolunuza devam ettiniz?Evet. Sonuçta biz Trabzon’a mâlolmuş bir insanız. Gazetelere, televizyonlarareklam verirdim. 1 saat süren reklamlar yapardık. Suat Mobilyabir marka olmuştu. İnsanlar mobilyacılara gidip Suat Mobilya’nınmalı var mı diye sorarlardı. Ben bundan gurur duyardım. Unutmayalımki herkes rızkını alır, yeter ki mücadele etsin. Kimse kimsenin rızkınıalamaz. Sonuçta rezil olmaktansa işi bırakmak en iyisidir dedik ve sektördençekildik. Çünkü kurumsal ve büyük fi rmalar piyasayı ele geçiriyordu,bunu gördük.1998 yılında Taksim yokuşunda Alfemo Mobilya’nın bayisi oldum.Halk artık fabrikasyon mallara yönelmeye başlamıştı ve bunda reklamlarınçok etkisi vardı.Tabii yine mal yetişmiyor, o arada bir krize girdik ve gerilemeyedüştük. Çünkü halkın alım gücü düşmüştü. Gücümüz olmasa ifl asedecektik, güç meselesi bu. Eğer bankanın parası ile ticaret yaparsanbatarsın ama kendi gücünle ayakta durursan batmazsın. Bugün ticaTrabzonret yapanlara bakıyorum sermaye 10 lira, kirası 20 lira, bindiği araba50 lira, evi 200 lira… 250 lira ölü sermayesi var. Buna ticaret diyorlar.Böyle ticaret olmaz. Bu çark böyle dönmez. Ağa verdiğini bir gün alır.Niye? Çünkü bankanın malı, senin değil ki!250 lirayı dükkâna koysa, sermaye yapsa çark döner. Şu andaki esnafve tüccar arkadaşlarımız gerçekten de zor bir dönemdeler, Allahyardımcıları olsun. Öyle bir zamana geldik ki herkes her şeye doydu.BİR İNSAN, ÖMRÜNDE 10 YIL PARA KAZANIR, BUNU KİMİ DEĞERLENDİRİRKİMİ DEĞERLENDİREMEZArtık ticaretin dışındasınız...Evet, şu anda ticaretle uğraşmıyorum. Devam etseydim, büyüseydimkazanımlarımı kaybedebilirdim. Bu tehlikeyi gördüm. Çünkübenim sattığım mobilya 100 bin lira. 10 kişiye versem 1 milyon eder.Sonrasında gidecektim bankaya ve hepsi gidecekti. Riski gördüm ve ticarettenayrıldım. Unutmayın ki bir insan, ömründe 10 yıl para kazanır.Bu herkese rastlar. Kimi iyi değerlendirir, kimi değerlendiremez. Bugündünyada imalatı olmayan tek şey topraktır. Ben de yatırımı toprağayaptım.Ticaretten ayrı kalınca neler yaptınız?Ben sermayeye inanmam. En büyük sermaye insandır. İnsana yapılanyatırım gerçek yatırımdır. Bugüne kadar siyasetle uğraştım, sporkulüplerinde yöneticilik yaptım. İşimi en iyi şekilde yapmaya gayretettim.Ticaret Odasına gelelim. Meclis üyeliğine nasıl aday oldunuz?Rahmetli oda başkanımız Besim Kahveci, Ticaret Odasına girmemiteklif etti. Bizim işimiz değil dedik ama ısrar edince liste yaptık ve seçimegirdik. Kazandık. İlk girişte seçimi almak çok zordur ama biz bunubaşardık. TTSO’da çok güzel günlerimiz oldu. Hep fi kirlerimi paylaşmakistediğim, fi kir alacağım insanlar arardım. Bildiğimiz konulardakürsüye çıkıp konuşurdum. Sektörümün sıkıntılarını, şehrimizin sorunlarınıdile getirmeye çalıştım, görüşlerimi anlattım. Çünkü TTSOmeclisleri bunun için vardır. Biz de meclis üyesi olarak bizleri seçenarkadaşlarımızı hakkıyla temsil etmeye çalıştık. Daha sonra meclis başkanvekilliğigörevinde boşalma oldu ve seçimler yapılacaktı. Bana ‘adayol’ dediler. Baştan istemedim. Sonra aday oldum. Görüştüğümüz insanlarınbüyük kısmı ‘Yüzde 99 oyumuz senin.’ dediler. Ama seçimdekaybettik, bu duruma üzüldüm. Bu seçim benim için çok önemli oldu.Düşüncelerim değişti. Dedim ki burada kafa başkasında, vücut başkasında,ayaklar başkasında. Çok ağrıma gitti. Hâliyle biz de artık Oda’dayer almamaya karar verdik. O defteri kapattık.Başka sosyal çalışmaların içinde oluyor musunuz?Ben boşta kalan arkadaşlarımıza vakitlerini siyasi partilerde değerlendirmelerinitavsiye ederim. Siyasi partiler olmazsa demokrasi olmaz.Gitsinler; partilerde dedikodu yok, oyun yok, çekiştirme yok. Beniş adamıyım, görünmeyeyim diye düşünmesinler. Bu partilerin hepsibizim değil mi? Ezan bir, vatan bir, bayrak bir. Aynı camiye gitmiyormuyuz? Maalesef son yıllarda bir ayrımcılık başladı. Şuna üzülüyorumtabii, 550 milletvekili Parlamento’da parmak kaldırıp indiriyor. Bubeni üzüyor.Suat Bey, Trabzon’un geleceğini nerede görüyorsunuz?40 yıl önce Mobilyacılar Sitesi’ni yaptık. Aşağıda Fatih Sanayi Sitesi’ni,Bağkur’u yaptık. 5-6 sanayi sitesi yapıldı. 10 yıldan bu yana birçivi çakılmadı. Her yer bina doldu. Herkes borçlandı, daire aldı. Köylerşehre boşandı. Yeşillik bitti, geleceğin gecekonduları yapıldı. Altyapıyok. İnsanlar mutlu gibi görünüyor ama mutsuz. Her evde sıkıntı var,her ev bankaya borçlu. Trabzon’da bir evde 5 kişi varsa 5’i de lider.Baba da dede de çocuk da torun da lider. Burada birlik beraberlik olmuyor.Biz Kuzey Mobilya’yı kurduğumuz zaman televizyonlarda ilkdefa bizim reklamlarımız vardı. Ürün de kaliteliydi ama bu anlayış nedeniyleyaşatamadık. Trabzon’da her şey olur ama birlik sağlanamıyor.Herkes lider. Böyle geldi, böyle gidiyor.TRABZON İNSANI ÖZELDİR, BİR ARAYA GELEBİLSE HER ŞEYİNÜSTESİNDEN GELEBİLİRBirlik sağlansa neler yapılabilir?Trabzon insanı gibi bir insan dünyanın hiçbir yerinde yok. İnsanımızhırçın. Dışarıda seni sever, korur ama içeride birbirini yer. Trabzonsporörneği ortada. Trabzon’da silah sanayii geliştirilebilir. Bizdesilah merakı çok fazla. Mobilyacılık çok eski bir meslek, gündeme gelebilir.Bunun için de çok ortaklı fi rmalara ihtiyaç var.1000 kişi bir araya gelse, ayda 1000 lira verelim, yapamayacak olduğumuzhiçbir iş olamaz. 10 yılda 10 milyon lira sermaye eder. Türkmilleti olarak çalışmayı sevmiyoruz. Biz 8 saat çalışalım, inanın önümüzdeAllah’ın kulu duramaz.Gençlere tavsiyeleriniz var mı?Gençlere şunu tavsiye ediyorum; örneğin Trabzon’da 10 genciz vehiç paramız yok. 10 yıl sonra 10 milyon lira sermayemiz olabilir. Bugünçimento taşıyalım, yarın çorap satalım, öbür gün inşaatta çalışalım. Yapamamyok. Alman, Amerikalı, Fransız taşıyorsa sen de taşıyacaksın.Mühendis olsan ne olur? 10 kişi bunu yaparsa 10 yılda 10 milyon sermayesahibi olurlar.Yani girişimcilik ve ortaklık tavsiye ediyorsunuz...Aynen öyle; girişimcilik, ortaklık ve çalışkanlık. Küçük parayla işebaşlayacaksın. Büyük paralarla başlayınca sonu hüsrandır. Trabzon’daTrabzonluyu sevmezler. Dışarıdan gelirse severler. Trabzonspor örneğiortada. Trabzonspor’un şampiyonluğu Türkiye’nin kalkınmasınabenzer. Hep generalleri alırsanız savaşamazsınız. Askere ihtiyaç var.Ticarette de aynen böyledir. Diyeceksiniz ki ben 3 yıl şampiyonluğa oynamayacağım,altyapıya ağırlık verip oyuncumu yetiştireceğim. Sonraşampiyonluğa gideceğim. Bu arada şampiyon olursak ne âlâ. Adımlarısağlam atmak, altyapıyı iyi kurmak lazım. Çünkü bizde bu yetenek var,hem de doğuştan.Peki ya diğer sektörler...Son günlerde turizm öne çıkıyor ama şu gerçeği kabul etmeliyiz;bizim insanımız turizme yatkın değil. Dışarıdan sektörde çalışacak insangetirirsek turizm Trabzon’da olur. Çünkü turizm saygı ister, sevgiister, hizmet ister; hepsinden önemlisi sabır ister.Ama hizmet sektörü farklıdır. Oteller arttı ama önemli olan bunlarıişletebilmek.Bugün başlarsak insanımızı ancak 50 yılda eğitiriz. 50 yılsonra da Trabzon’da turizm olur mu?Suat Bey teşekkür ederiz.Ben teşekkür ederim.