Trabzon Türkiye'nin en çok ressam yetiştiren şehridir

Trabzon, metrekare başına en fazla ressamın düştüğü yerdir konusu açılınca ne diyor Ceyhan Murathanoğlu : İtalya’da Floransa ne ise Türkiye’de Trabzon odur.

Gökhan Turkay
Gökhan Turkay Tüm Haberleri

Trabzon Türkiyenin en çok ressam yetiştiren şehridir

Trabzon Araştırmaları Merkezi Vakfı üyeleri tarafından sıkça dile getirilen, 81 ilin yüzölçümü ve yetiştirdikleri ressamlar dikkate alındığında Trabzon, metrakare başına en fazla ressamın düştüğü yerdir” konusunu ele alıyoruz.

77 Trabzonlu sanatçının İstanbul'da ‘Trabzon Benim Şehrim’ projesi için yaptığım bir çalışmada da vurgulanan bu konu MKM dahil birçok sergi sergi açılışında da dile getirilmişti.

Son olarak Trabzonlu yazarımız Nihat GENÇ'in de bu konuyu irdeleyin önerisine kulak tıkamayıp, Trabzon'a birçok hizmet vermiş sanatçılarımıza sorular yönelttik.

İlk konuğumuz Yıllarca ortaokulda öğretmenlik yapmış, Trabzon güzel sanatlar fakultesinden emekli öğretim üyesi , ressam Ceyhan Murathanoğlu.

Ne diyor Ceyhan Murathanoğlu : İtalya’da Floransa ne ise Türkiye’de Trabzon'da odur.

1944 yılında Trabzon’da doğdu.

1970 yılında' İstanbul Eğitim Enstitüsü Resim-İş Eğitimi Bölümünden atandı.

1990 yılında' yılında KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümüne atandı.

1992 ‘de bu bölümde lisanını tamamladı.

2004 yılında Ankara’da olmak üzere 13 kişisel sergi açtı. Yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere birçok koleksiyonda eserleri bulunmaktadır.

Bayramlarda asılan 54m2 Türk Büyükleri resimleri yaptı.

Yazarımız Bahaettin Kabahasanoğlu'nun Ceyhan Murathanoğlu ile gerçekleştirdiği ropörtajda da Trabzon'un ressam yetiştiren bir kent olduğu konusunu vurgulamış Ceyhan Murathanoğlu.

Bu güzel yazıyı tekrar yayınlamadan geçemedik ;

Çocukluğunun ve gençliğinin geçtiği Ganita'ya bakan atölyesinde...

77 yıllık ömre bir yolculuktu bu.

Biraz spor, biraz sanat, biraz da siyaset...

Tablolar, renkler ve kursiyerler arasında öteden beriden konuştuk.

Yurt içinde ve yurt dışındaki koleksiyonlarda eserleri olan büyük bir usta...

26'sı kişisel olmak üzere çok sayıda karma sergide sanatseverlerle buluşmuş. “Sanatçının emeklisi olmaz” diyebilecek bir enerjiyle devam ediyor yoluna... Trabzon'un, Karadeniz'in ve Türkiye'nin Ceyhan Abisi...

Üstadım evinizde atölyenizde ağırladığınız için okurlarım adına çok teşekkür ediyorum. Siz, bir duayen olarak çok sevildiniz bu kıyılarda... Sanat yolculuğunuz nasıl başladı? Çocukluk yıllarınız ve sanat adına ilk hatırladığınız şeyler...

Ceyhan Murathanoğlu : Çocukluğum Ganita’da geçti. Şimdi yerinde yeller esen yarım dönüm civarında bir alana yayılan büyük bir evimiz vardı. Bazen öyle dalgalar olurdu ki kapıyı kırar, içeri girerdi. Resmi sevmemde bu geniş sahilin çok etkisi var. Dalga çekildiğinde kumsal adeta bir tablo olurdu bana. Martı kanatları ile kumsalın üzerine resimler yapardım. Karabatak, martı, bayrak, cami, çocuklar derken yeni bir dalga gelir, yaptığım resmi silerdi. Çocuk aklımda dalgaları tekmelerdim, “niçin tablomu sildin” diye... Tekrar çizerdim, tekrar dalgalar... Bu böyle sürüp giderdi. Herkesin kurşun kalem ve kağıttı malzemesi, benimse martı kanatları ve kumsal... Bu yüzden tüm resimlerimde deniz ve martı var. İnsan doğduğu büyüdüğü topraklara göre şekillenir, kendi renklerini bulur. Sergilerde bana kullandığım renklerin nereden geldiğini soruyorlar. “Bu morlar nedir” diye sormuşlardı. “Trabzon'un mor menekşesinden” diyorum.

“Ya Sarılar?”

“Lahana çiçeğinin sarısından...”

“Griler?”

“Trabzon gri bir yer, sisli yağmurlu...”

Ceyhan Murathanoğlu: İnsan Ganitalı olunca (burada derin bir nefes alıyor)... Tüm oyunları oynardık. Yüzme yarışları yapılırdı, katılırdım, çok sayıda ödülüm var. Geçenlerde rahmetli olan Altay Eyüboğlu Abimiz yaptırırdı yarışları. Ve onun abisi Ferhan Eyüboğlu... Mahallemizin müthiş insanlarıydı onlar.

Sizi ilk keşfeden hocanız?

Ceyhan Murathanoğlu: İlkokul dördüncü sınıf hocamız Zihni Üçüncüoğlu... Çok değerli hocamızdı, bütün resimlerimi tahtaya asardı. Sonra Ortaokulda da resim en sevdiğim ders oldu. Zühtü Ellezoğlu, Kayhan Keskinok vardı.

Öğretmen Okulu yılları?

Evimiz okulun kıyısında sayılırdı. Fakat ben liseye başlamışım. Bu arada Öğretmen Okulu imtihan sonuçları açıklandı, kazanmışım. Tesadüfen ilk dersimiz de resimdi. Yalnızca kalem ve silgim var. Atölyede sehpalar kurulmuş, bana da bir sehpa verdiler. Hocamız da meşhur Mustafa Beşgen, yanıma geldi, “senin kağıdın nerede” diye sorunca “hocam ben yeni geldim” dedim. Bana bir kâğıt verdi oraya da bir model oturttu. Yirmi dakika süremiz var, hocamız yanıma geldi, şöyle bir baktı, hiç beklemediğimiz bir çığlık attı, atölyeyi terk etti. Ben, çok şaşırmıştım.

“Vay be!..”

O anki heyecanımı anlatamam. Diğer arkadaşlar koşturdu, kâğıdıma baktılar. Tam o sırada hocamız, yanında okul müdürümüz Ahmet Gürsoy’la sınıfa girdi. “Mustafa Bey, başka yok mu?” “Yok, yalnızca bir öğrenci” diyerek beni gösterdi. Resim yolculuğumuz daha bir hız kazandı. Daha sonra dersimize Mustafa Malkoç girdi, Diğer derslerim de iyiydi ama sanki benim işim gücüm resimdi. Sınıf öğretmeni olmuştum, Ayvalı Köyünde... Buraya 13 kilometre mesafede, gidip geldim her gün.

Babanız, matematiğe ağırlık vermenizi istemiş.

Ceyhan Murathanoğlu: Evet… Fakat ben, hemen her gün bir resim çizerek devam ettiriyordum yolculuğumu… ne zaman ki liseler arası yarışma yapıldı ve 300 Lira ödül kazandım. O zaman babamın maaşı 150 Lira… 200 Lirasını babama verdim, 100 Lirasıyla da boya filan aldım. Babam baktı ki bu çocuk resimle yürüyecek, bu işten ekmek yiyecek…

Çocukken hangi meslekler vardı hayalinizde?

Ceyhan Murathanoğlu: İstihbaratçı olmak istemiştim. Fakat yurt dışında… Sonra her kıyı çocuğu gibi kaptanlık… Baktım ki bana göre değiller… Bu kez “müzik” dedim, olmadı. Yüzüyorum, koşuyorum, futbol oynuyorum, iyi de nereye kadar? Kırk yaşımda salto atamazdım ama yetmiş yaşıma geldiğimde resim yapabilirdim.

Milliyetçiliği, yeniden yükselen bir değer olarak görüyor musunuz?

Ceyhan Murathanoğlu: Her zaman yükselen bir değerdi zaten. Spor karşılaşmalarına bir göz atalım. Bölgesel, ulusal ya da uluslararası… Milli takımımız, rakibini yendiğinde nasıl da bir uçtan bir uca dalga dalga yayılıyor sevincimiz, heyecanımız? Bu da bir milliyetçiliktir işte. Bu dünya herkese yeter, fakat rahat durmuyor ki insanlar. Bu Türkiye, yedi Türkiye daha bakar. Yeter ki iyi insanların, iyi idarecilerin elinde olsun. İç dinamiklerimize dönmediğimiz sürece işimiz çok zor. Ziraat, sanayi ve hayvancılık… Borçlarla bu ülke yönetilmez, bir adım ileri gitmez. Bunu söylüyorum ve söylemeye de devam edeceğim.

Ceyhan Murathanoğlu: Solcu arkadaşlarımı da milliyetçi olarak görürüm. Fransız solcusu Fransız milliyetçisi… Alman solcusu Alman milliyetçisi olabiliyorsa… Türk solcusu neden Türk milliyetçisi olmasın? Siyaset çok çirkinleşmişti bir ara… Kardeşi kardeşe kırdırıyorlardı. Allah’a şükürler olsun ki bugün, gerçek ülkücü, gerçek sosyal demokrat ve gerçek Atatürkçüler kucaklaştık. Tek dava var: “Türk Milletinin bekası ve Atatürk sevgisi…” Bu milletin adı Türk milletidir ve bu milleti oluşturanların hepsi kardeştir. Çatı, Türk milletidir. Başka bir tarifi mümkün değildir. Şimdi hemen herkes “ben de milliyetçiyim” diyor.

Moloz için bir öneriniz var mı?

Ceyhan Murathanoğlu: Orası da eski haline dönsün. Deniz, önceleri ta Zağnos Köprüsünün altına kadar girerdi. Yine öyle olabilir. Eskişehir Porsuk Projesini çok beğeniyorum. Sanırsınız bir sahil şehri.

Bir sanatçı olarak toplumsal durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ceyhan Murathanoğlu: Fakir daha da fakirleşiyor. Bir uçurum görüyorum ve “tedbir alın” diye uyarıyorum Ceyhan Abileri olarak. Yüzbinlerce üniversite mezunu işsiz. İşi olanların da çoğu memnun değil. Büyük bir kalkınma seferberliği olsun istiyorum.

Sanat politikasını nasıl buluyorsunuz?

İflas etmiştir, kim ne derse desin. Zaten bu salgın döneminde her şey durdu, sergiler de iyice azaldı, katılımcılar da… Sanatçı olmak zor be kardeşim.

Bir ressam olarak yerel yönetimlerden beklentiniz nedir?

Ceyhan Murathanoğlu: “İtalya’da Floransa ne ise Türkiye’de Trabzon da odur.” Yani Trabzon, Türkiye’nin Floransa’sıdır. Valilere, belediye başkanlarına hep söyledim, söylüyorum. Bu şehre dışarıdan gelen konuklara bir telkâri küçük takunya veriyoruz. Yahut küçük bir kemençe… Bunlar da çok güzel hediyeler. Fakat sanatçıların eserlerini satın alın, hediye edin. Unutulmasın ki “sanat, tutunamadığı yerden göç eder”. Pek çok şehirde arkadaşlarımız kendi imkanlarıyla müze açmanın gayreti içindeler. Çorum’da Resim Müzesi var, Trabzon’da yok.

Adınıza bir Resim Müzesi olsa?

Ceyhan Murathanoğlu: Neden istemeyeyim? Ben, bu şehrin kültür heyetindeyim. Dediler “müze yapacağız”. Dedim ki “kap kacak müzesi mi olacak yoksa sanat müzesi mi”? Müze yapılınca içeri girdim, nefes alamayacak duruma geldim inan ki. Attım kendimi dışarı. Neye bakacağımı şaşırdım. Bu şehirde Resim ve Heykel Müzesi olmasını çok isterim ama kim yapacak? En yakın arkadaşım, eski belediye başkanımız Volkan’a (Canalioğlu) dedim ki… “Volkan, kurban olayım, bir Resim Müzesi…” “Yapacağız” dedi. Öyle bitti gitti. Bizler Selçuklu’yu, Osmanlı’yı nereden tanıyoruz? Eserlerinden, sanatından… Trabzon’da Cumhuriyet Dönemi ilk yapılan bina Vilayet Konağı… Burayı sanat merkezi yapın, Resim Heykel Müzesi yapın. Ya da eski Öğretmen Okulu binası… Yap burayı müze… Zaten öğrencilerinin çoğu uzaklardan geliyor.

Çocuklar ve yetenek diye sorsam…

Ceyhan Murathanoğlu: Yedi kardeşiz, iki erkek, beş kız… Müzik kabiliyeti bende ve iki kız kardeşimde var. Ağabeyim de ressam. Bir de torunum Zeynep Naz… Sergi açtı, resimleri çok beğenildi fakat bir tanesini bile satmadı. İkna edemedik. “Ben, satmak için resim yapmıyorum” dedi.

Geç evlendiniz…

Ceyhan Murathanoğlu: 38 yaşında evlendim. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünde okuyorsunuz. Nerede mermi yiyeceğiniz belli değil. 12 Eylül olunca bize de evlenmek düştü. Bu şehirde yetişen pek çok resim öğretmeninin hocasıyım. Oğlum, ilkokul dördüncü sınıfta iken resimde Türkiye üçüncüsü olmuştu, bizi Ankara’ya davet ettiler. Milli Eğitim Bakanı Avni Akyol’a dedim ki “Sayın Bakanım, ülkemizin pek çok yerinde Güzel Sanatlar Lisesi var, Trabzon’da yok.” “Yer bulun, açalım” demez mi? Hemen bizim Bener Cordan’a söyledim.

İlk girişim böyle oldu ve sonradan açıldı. Fatih Eğitim Fakültesinde resim bölümü de açılınca sanatçılarımız çoğaldı. Bir şeyi söylemeliyim, kulakları çınlasın, Faruk Özak kardeşimiz… Eğer görevine devam etmiş olsaydı, Trabzon Resim Heykel Müzesi mutlaka açılırdı. Sanata en iyi bakan kardeşlerimizden biridir. Ben, Öğretmen Okulu Futbol Takımının kaptanı iken o da lisede oynuyordu. Çok güzel maçlarımız oldu. Ben santrafordum, KTÜ ilk kurulduğunda 2-1 yenmiştik onları. Galibiyet golünü de ben atmıştım. Yeniden Faruk Özak kardeşime dönersek… Trabzon Sanatevi’ni o yaptırdı. Allah razı olsun. Sanata en çok kol kanat geren, sanatçıların eserlerini satın aldıran bir sanat dostu. Çalıştaylar da yaptırdı. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Etik Kurulu Üyesi. Sanata yeniden destek olabilir diye düşünüyorum.

Sizi, bütün Türkiye “Ülkücülerin Ceyhan Abisi”olarak tanıdı. Ülke sevgisi, milliyetçilik nasıl bir şey?

Ceyhan Murathanoğlu: Türk Milletini sevmeyeni, Atatürk’ü sevmeyeni ben de sevmiyorum. Ülke sevgisi ve milliyetçilik, adeta babadan kalan bir miras gibi… Kumsalda çizdiğim resimlerden tuvallerime yansımış. Bayrak, minare ve deniz… Yaşadığın şehri sevmekle başlıyorsun, sonra diğer şehirler ve uçsuz bucaksız bir coğrafya… Zamanla ruhuna işliyor ülke sevgisi, sözüne tavrına yansıyor, ekmek su gibi hissediyorsun. Olmazsa olmaz yani. Bu yüzden Cumhuriyetle sorunlu insanlara hep mesafeli yaklaşıyorsunuz.

Trabzon ve deniz?

Ceyhan Murathanoğlu: Eski belediye başkanımız Asım Aykan bir gün sendikamıza geldi, Türk Eğitim Sen’e... “Eğer Belediye Başkanı olursam ne istersiniz?” Dedim ki “Asım Bey, İstanbul’daki gemilerden birini alın, limandan kalksın, Akçaabat’a kadar, belki de daha batıya, doğuya...” Böyle şeyler konuştuk. Sonuç ortada. Eskiden bu şehrin tüm erkekleri yüzme bilirdi, kadınların da çoğunluğu... Ganita’da kadınların yüzeceği günler saatler belliydi. Hiçbir erkek bu saatlerde denize giremezdi. Düşünebiliyor musunuz? 60-70 yıl önce böyleydi kıyılar. O yıllar ayrıca çok bereketliydi, hamsinin kıyıya vurduğu yıllar... Torik, palamut, istavrit... Sahilde batıklar vardı. Ganita önünde 100 metre açıkta... Kefaller, karagözler, barbunlar, istavritler, mavruşgiller... Her akşam tutardım. Bir akşam, hiç unutmuyorum. “Deli Kaya” dediğim arkadaşla 2 teneke mavruşgil tuttum. Eve getirdim, sabah olunca komşulara dağıtırım diye... Sabah kalktım ki ne göreyim? Annem balıkları kumsala atmış, “bu kadar balığı ne yapacaksın” diye. Buralardan yol geçti, batık gemiler kaldırıldı, mağaralar yok oldu. Kıyı balıkçılığı bitti. Kim yaptı bunları? Okumuş yazmış cahiller. Ganita yıkılıp, yeni yol yapılırken duvar yapan mühendislere “kardeşim, burada 4 metre yüksekliğinde dalgalar olur, yaptığınız duvar dayanmaz.” Güldüler. 4 ay sonra bana hak verdiler. Çünkü duvar falan yoktu ortada. Oysa bin yıldır eski duvarlar hâlâ ayaktaydı.

Trabzon için bir hayaliniz var mı?

Ceyhan Murathanoğlu: Trabzon, 1960 yılında sahil yolu geçtiğinde bitmiştir. Şehrin evlatları burayı terk ettiler. Şehirli olabilmek öyle kolay değildir, hemen şehirli olunmaz. Yine geldik aynı konuya. Ülkücülük de öyle kolay bir şey değil. Şehir ülkücüsü olmadığı sürece bu ülkücülük milliyetçilik yaşamaz. Köylerden gelen arkadaşlarımın hemen hepsi çok muhterem, mert insanlar fakat şehirli ülkücü de gerek bu ülkeye, şehirli. Bir şey daha... Şehirdeki çöp kutularına trafolara resim yaptırıyorlar. Trabzon’da resim, çöp kutularına kadar düştü mü? Milli manevi değerleri buralara yapacağınıza meydan meydan proje yapın ya... O çöp kutuları ve trafoları da şehrin renkleri ile boyayın. Peştemallı kadın ne arıyor çöp kutusunda? Sorun bize kardeşim, sorun. Yazık günah değil mi? Tarihi tabloların çöp kutusunda, trafoda ne işi var?

Taksim Park’ın yukarısındaki üst geçit?

Ceyhan Murathanoğlu: Boztepe yokuşunu niye kapatıyorsun kardeşim? Oraya dev gibi viyadük koymuşsun. O güzelim alanı öldürmüşsün. Ucube bir şey, şehre hiç yakışmıyor. Taksim Meydanı ve çevresindeki çalışmaları ise çok güzel buluyorum. Fakat genelde şehre baktığımda şöyle diyorum: “Şehri delik deşik ettiler.” Yine söylüyorum, Değirmendere’yi temizleyip, yukarılara kadar açmak lâzım. Çok güzel bir mesire alanı çıkar ortaya. İnsanlar kayıklarla gondollarla gezerler. Değirmendere, Trabzon’a hayat versin.

Ceyhan Murathanoğlu: Trabzon, yüzölçümü küçük ama kültürü çok büyük bir şehir. Fakat sadece Trabzon kültürü değil Türk kültürü de yok olmaya başladı.

Bütün dünya Türk Milletini ve dolayısıyla İslam’ı da bitirmenin peşinde. Rahmetli Ahmet Arvasi Ağabey Türk-İslam Ülküsü’nün yazarıydı. “Dünyanın neresine giderseniz gidin, size ırkınızı sorarlar. ‘Türk’ dediğiniz zaman, ‘zaten Müslümansınız” derler. Tekrar Trabzon’a dönersek... O güzelim kültüre... Her evde ud vardı, bağlama, keman... Rahmetli halam ud çalardı. Tanıdığım onca insan... O kültür kaybolmuş şimdi. Sanatçılara bakış bile değişmiş. Bazı şeyler tanınmaz hale geldi. Resim sanatı yeniden eski havasına kavuşur mu diye bir soru gelir aklıma... Millet şimdi geçim derdinde. Yazılı ve görsel basın ciddiyetini kaybetti diyebilirim. Doğru yanlış birbirine karıştı. Geçmişe ait çok söyleyeceklerim var ama bizler geleceğe bakacağız. Bu milleti nasıl kalkındıracağız? Bunun da ortasına sanatı koyacağız.

Atatürk’ün sözünü hatırlayalım: “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Sanat sadece resim değil; mimari, müzik, edebiyat... Türk Milletini kimse topla tüfekle yıkamaz. Fakat elimizden gerçek İslam’ı aldıklarında, kültürümüzü bitirdiklerinde... Her şeyimizle oynadılar, bozdular. Özellikle öğretmenlerimizde bir duruş, bir bakış olmalı, yakışan bir kıyafet... Kavramlarla sürekli oynar, onları bozarsanız yok olur gider her şey. Talim ve Terbiye, Milli Eğitim oldu. Yani terbiye kalktı. Ne zaman ki Öğretmen Okulları kaldırıldı, o zaman daha bir bozuldu sosyal yapımız.

Öğretmen de bitti, eğitim de. Gençlere tavsiyem şudur: Dürüst olsunlar, vatanı, milleti, bayrağı çok sevsinler, ezan sesinden rahatsız olmasınlar, bizim İslamî simgemizdir o. Bu toprak için yine bu yaşta ölürüm ama hep biz mi öleceğiz? Hep Ülkücüler mi ölecek? Hep bizim çocuklar mı şehit olacak? Herkes taşın altına elini koysun. Belediyelere, bakanlıklara personel alırken ülkücüleri, milliyetçileri de düşünsünler. Sadece özel harekât ve polis alırken değil.

# SANAT İLE İLİŞKİLİ:

24 Ara 2022 - 02:02 - Kültür & Sanat

Muhabir  Gökhan Turkay


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 61 Medya Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 61 Medya hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler 61 Medya editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 61 Medya değil haberi geçen ajanstır.