Halk iktidarı sözcüğü kulağa hoş gelse de hem millet meclislerinde hem de belediyelerde halk genelde iktidar değildir. Halk adına seçilen temsilciler onları seçenleri yukarıdan aşağıya yönetirler. Bu yönetme biçiminde halka bir şey sorulmadığı gibi karar alma süreçlerinde de seyirci bırakılırlar. Halk yapılanlara bakarak olumlu-olumsuz düşüncelerini biriktirerek bir daha seçimlerde yeni tercihlerini belirlerler.

Bu yönetme tarzı sürekli devam ettiği için halk açısından da alışkanlık haline gelmiştir. Başka bir yönetme tarzının varlığından da habersizdirler.

Mevcut yönetme tarzı “siyasi partilerin temsilcileri aracılığıyla kısmen denetlense”de hiçbir zaman yönetmenin kendisi olamazlar.

Devrimciler-sosyalistler bu yönetme tarzına karşı “doğrudan demokrasiyi” halkın kendisinin iktidar olmasını önerirler. Fransa’da yaşanan Paris Komünü deneyimi bu yönetme biçiminin en çarpıcı örneğidir.

Türkiye’de halkın iktidarı anlamında yaşanan ilk deneyim “1979’daki Fatsa deneyimidir”. Belediye başkanı seçilen Terzi Fikri Sönmez halk komiteleri aracılığıyla halkın karar alma süreçlerine katılmasını sağlamış; dünyanın üzerinde çalıştığı, konuyla ilgili yazıların yazıldığı, araştırmaların yapıldığı bir örneği oluşturmuştur.

Ancak devleti yönetenler “iktidarın halka devredilmesi karşısında korkuya kapılmış”, kendi egemenliklerinin son bulacağı kaygısıyla Fatsa’ya silahlı müdahalede bulunmuşlardır. Ardından gerçekleştirilen 12 Eylül faşist darbesiyle Terzi Fikri ve arkadaşları tutuklanarak işkenceden geçirilmiştir. Terzi Fikri 1985 yılında cezaevinde hayata gözlerini yummuştur.

Fatsa’da yaşanan halk iktidarı deneyimi aradan 43 yıl geçmesine rağmen halkı yönetmeyi benimseyenler üzerinde büyük kaygı yaratmış, bu deneyimi unutamamışlardır.

Seçim sürecine girdiğimiz bu dönemde Cumhurbaşkanımız, muhaliflerini eleştirmek adına Terzi Fikri ve Fatsa deneyimini örneklemiştir.

Ancak Fatsa’da yaşananları “bizzat halk gözlemlemiş ve çocuklarına da anlatmıştır.” Terzi Fikri ve yönetme biçimi halkın gözünde efsaneleşmiştir. Dolayısıyla Terzi Fikri üzerinden yapılan eleştirilerin çok etkili bir karşılığı toplumda yoktur.

Fatsa’daki yerel yönetim deneyiminin ardından “M. Fatih Maçoğlu’nun Ovacık’ta gerçekleştirdiği yerel yönetim deneyimi” Türkiye ve Dünya tarafından çok kıymetli bulunmuştur.

 Maçoğlu’nun şimdilerde Tunceli’de sergilediği yönetme tarzı, Ovacık deneyiminin devamı niteliğindedir.

Aynı şekilde Rize’nin Fındıklı ilçesinde Ercüment Çervatoğlu’nun “meci” uygulamalarıyla gerçekleştirdiği yönetme tarzı aynı anlayışın devamıdır.

Trabzon’un Tonya ilçesinde yapılmak istenen taş ocakları ve çimento fabrikası girişimine karşı halkın örgütlülüğüyle gerçekleştirilen başarılı sonuç “halkın karar süreçlerine katılması anlamında önemli bir deneyimdir.

Türkiye’de halkın sorunu “başta ekonomi olmak üzere adalet” sorunudur. Bu sorunların çözümüne yönelik olarak çözüm önerileri sunulmadığı sürece, toplumu terör üzerinden etkilemeye çalışmanın geçmişteki kadar karşılığı yoktur.

Seçimlere bir yıldan daha az bir sürenin kaldığı bu dönemde “iktidar ve muhalefeti” zor bir sınav beklemektedir.