Yayla şenlikleri, yayla göçünün yöre insanının hayatında bilfiil bulunduğu dönemlerin bir parçasıydı. Mesela Kadırga Otçu Şenliği, Otçu Göçü hayatın bir parçası iken yaşayan bir ritüeldi. Artık ne ot kaldı, ne de otçu. Daha doğrusu her yer ot ama ortada otçu yok. Son dönemde Kadırga ve benzeri geleneksel şenliklerin etrafında dönen tartışmalar, meselenin görünen tarafıdır. Esas sebep eski hayatımızın artık tarih olmuş olmasıdır. Halen öyle ya da böyle devam ediyor oluşunun sebebi de o eski hayatı yaşayan insanların hayatta oluşudur.

 Yayla şenliklerinin yaşatılması gerekiyor mu? Bize göre gerekiyor, çünkü insanların memlekete gidip bir araya gelmeleri, hasret gidermeleri için bir vesile teşkil etmektedirler. Fakat asla hâlihazırdaki formatında değil. Aslında uygun bir şekilde, gerekirse tiyatral gösterilerle eski günlerin ritüelleri bire bir canlandırılmalı. Birkaç yıl öyle devam ederse özendirici olacak, daha çok sayıda insan da o ritüellere katılacaktır diye tahmin ve temenni ediyoruz.

 Ay ışığında horon

 Konuyla ilgili olduğunu düşündüğüm bir anımı anlatayım. Yıllar önce İstanbul’da Şalpazarı Aktaş Yaylası Köylüleri Derneği’nin gecesine gittik. Program devam ediyor, birazdan da canlı yayın başlayacak. Birden elektrik kesilmesin mi? Dernek yöneticileri başta olmak üzere herkes şoke oldu tabii. Elektrik gelmek bilmez. Arıza bildiriyorlar filan, yok. Mekânın önü açık alan olduğu için herkes dışarı çıktı ve ay ışığında bir horon kuruldu. Çıplak kemençe sesiyle yanlış hatırlamıyorsam bir saate yakın horon tepildi. Kemençeci horon halkasının içinde dolaşarak çalıyor, size yaklaştıkça sesi yükseliyor, uzaklaştıkça zayıflıyor. O eski düğünlerde, şenliklerde olduğu gibi. Tarifi imkânsız bir güzellikti bu ve sanki büyülenmiştim.

 Batı ülkelerinde de festivaller, şenlikler düzenleniyor. Onlar da geleneksel kıyafetlerini giyiyor ve eski ritüelleri yerine getiriyorlar. Zannederim teknoloji ve popüler kültürle aralarına bir mesafe koyuyorlar. Yoksa ne anlamı var?

 Eski hayatımızı geri getiremeyiz, getirmemiz de gerekmiyor. Fakat eğer geleneklerimizi yaşatmaya kararlıysak, ne yapıp edip aslına uygun bir şekilde yaşatmaya çalışmalıyız. Bunun için oluşturulacak bir komisyon şenlikler için makul bir zamanda çalışmaya başlayabilir. Birkaç ay önceden de şenlikte uygulanacak geleneksel format kamuoyuyla paylaşılır, zihinsel hazırlık da tamamlanmış olur.

 Aslına uygun bir şekilde yapılırsa tutar mı, tutarsa ne kadar devam eder, bilinmez. Fakat öbür türlü tutmayacağı, cep telefonunda yaşayan gençliğe zaten her yerde gördüğü konserlerin aynısının cazip gelmeyeceği açıktır.

 Aynı konuda yaklaşık 15 yıldır farklı zamanlarda yazılar yazdım, âcizane uyarılarda ve tavsiyelerde bulundum. Müdahil olma yetki ve sorumluluğuna sahip kişi ve kurumlardan en ufak bir hamle görmedim. Şenliklerin esas sahibi vatandaşın da öyle bir derdi yok. Varsa yoksa hangi sanatçının sahne alacağı, şenliği kimin düzenlediği ya da düzenlemediği, kimin konuşup konuşmadığı ya da konuşanın ne söylediği vs. Yani bir arpa boyu yol gidebilmiş değiliz. Daha kötüsü, mesele 15 yıl önceye göre çözümü çok daha zor hale gelmiş durumda. O zaman yapacak bir şey yok. Zamanın ruhuna direnilemez. Ancak rüzgara karşı yelkeni doğru yönlendirirseniz, rüzgarın geldiği istikamete doğru bile mesafe alabilirsiniz. Yoksa geçmiş ola…