Gençlere bu zaferleri aktaramazsan o gençliği kaybedersin. Gençliğe gazilik, şehitlik ve vatanın önemi anlatılmalı.Robot olmasın gençliğimiz. Bir şey vermediğin gençliği yarınöbür gün nasıl müdafaa için çağıracaksın!

15 Temmuz darbe girişimi gecesi neler yaşadınız? O gece
yaşananları anlatır mısınız?


Salih ERSİN: Kalkışma haberlerini yatsı namazından çıktıktan sonra gördüm. Kalkışma nedir? Darbe midir, değil midir?
Allah Allah ne oluyor, diye şaşırdım. Haberlerde Boğaziçi Köprüsü’nde askerleri görünce ne darbesi, dedim. Memlekette ufak
tefek sıkıntılar oluyor ama her memlekette sıkıntı var. Sıkıntısı
olmayan bir memleket yoktur. Arkadaş benim sırtım bir darbe
daha kaldırmaz, dedim.

12 Eylül’de gençtim, memleketteydim.
O zamanlarda gençliğin vermiş olduğu ateşten dolayı silah taşırdım. 12 Eylül Darbesi olduğu zaman beni Hayrat ilçesinde nezarete attılar. Niye attılar? Silah var diye… O anda silah üstümde
değildi. Olsaydı askere mi sıkacaktım, yok! Daha önceden silah
taşıdığım için çok hareketli olduğum için askerler beni direkt nezarete attı. Onun için ben bir darbe daha kaldıramam. Bu darbeye memlekette huzur varken izin veremem, dedim ve yola
döküldüm. Yolda giderken caddelere bakıyordum. Fırınlarda
kuyruk vardı.

Bende o anda jeton düşmüyordu. Sordum, “Darbe
var!” dediler. Meğer onlar ekmekleri alacak darbeyi evde ekmek
yiyerek geçireceklermiş. Marketlerde yine kuyruk vardı ama
öyle olduğu iyi oldu. Darbe yanlıları ve darbe karşıtları Allah
korusun gruplar halinde sokağa çıksaydılar hainler bir tane fitne
atarlardı bu insanlar Suriye ve Irak’ta olduğu gibi birbirlerinin

kanlarını dökerlerdi. Zaten amaçları buydu. Bu insanları karşı
karşıya getirerek ülkede kan akıtmayı amaçlamışlardı.
Onlara da teşekkür ettim. Gitsinler evlerinde televizyonlarını
izlesinler ama darbeye karşı olanlara müdahale etmesinler. Allah
darbeye karşı duranların kalplerine cesaret verdi. Allah kurşunun
önünde tankın önünde durma cesaretini verdi. Bayrampaşa Çevik
Kuvvetin orada 4 tane tank durmuştu. Polisler çıkmasın diye
orayı çevirmişlerdi. Olaylara müdahale etmesinler diye orada duruyorlardı. Az bir kalabalıktık ama “Asker kışlaya!” diye bağırmaya başladık. Tankın tam önünde duruyordum. “Arkadaş sen
bizim verdiğimiz vergiden maaş alıyorsun, bizim verdiğimiz vergiden bu silahı kullanıyorsun, sen şimdi bize silah mı sıkacaksın?
Kime darbe yapıyorsun? Memlekette bir huzursuzluk varsa biz
de görelim.” dedim. Oradaki Yarbay bize, “Tamam, sakin olun,
çekilin gidin.” diyordu. “Çekilip gidecek olan sizsiniz, askerin
kışlaya gitmesi lazım. Burada ne işi var?

Şehrin ortasında ne işin
var.” dedim. Ben Yarbay olduğunu mahkemelerde öğrendim.
Normal bir asker zannediyordum ama yarbaymış. O sırada kalabalık git gide artıyordu. Kalabalık arttıkça, “Asker kışlaya, asker
kışlaya!” diye bağıranlar da arttı. İnsanlara sakin olmalarını söylüyordu. Bazı vatandaşlar yarbaya doğru su şişesi, bozuk para atmaya başladılar. O da silahla havaya ateş etti. Havaya ateş edince
iş çığırından çıktı. O ateş ederken genç bir çocuk fırladı tankın
üstüne çıktı. Tankın üzerinde boğuşma anında 20 yaşındaki Ümit
Yolcu diye bir arkadaş şehit oldu. Tüfekle kafasından vuruldu,
şehit oldu.

Boğuşma anında tüfek darbecinin elinden düşünce
beylik tabancasını çıkardı vatandaşa doğrulttu. Ufak tabancayla
ateş edince en önde olduğum için ben vuruldum. Ufak tabancayla
vuruldum ama Allah’ın hikmeti sanki karınca ısırmış gibi oldum.


O an vurulduğumu bile hissetmedim. Arkadaşım, “Senin her yerinden kan akıyor, her tarafın kan oldu. Kan kaybından gidersin.”
dedi.

Ne yapalım, diye düşündük. “Seni hastaneye götürelim.”
dediler. “Ne hastanesi, kalabalık duyan geliyor.” derken içerisi
Çevik Kuvvetti. Orada sivil bir polis, “Kapıyı size ben açtırırım.”
dedi. Polislere, “Bakın bu insanlar bizim için vuruluyor, bizim

için uğraşıyorlar. Bu hacı amca kan kaybediyor, ölebilir. İçeride
bir müdahale edelim. Kapıyı açın.” dedi. Kapıyı açıp içeride mü-
dahale ettiler. Hemen tampon yaptılar. Kan kaybından ölmeyeyim diye elbiselerimi çıkarıp tampon yaptılar. İlk müdahale orada
yaptıktan sonra Bayrampaşa Devlet Hastanesine gittik. Sabah
vaktine doğru o selaların, ezanların okunması manevi bir feraset
bir rahatlık verdi. Allah’ın izniyle Allah’ın koruması altındadır
bu vatan, diyerek beklemeye başladık. Zaten sabahleyin saat
08.00’de darbenin bittiğini duyduk. Allah bunlara fırsat vermedi.
İnsanlara öyle bir güç geldi ki; kurşun yiyoruz hiçbir şey yokmuş
gibi devam ediyoruz. Karşısındakinin elinde silah var, tüfek var,
tank var, insanın o anda gözü görmüyor. Neden, çünkü Allah kalbine öyle bir his verdi. Allah’ın lütfuydu o! Allah bir daha böyle
memleketin huzurunu kaçıracak şeyler yaşatmasın.

 

Yaralandığınızda neler hissettiniz?

Çocuklarınız aklınıza geldi mi?


Salih ERSİN:
Yok o anda çocuklardan çok ülkeyi düşünüyorduk.
Özellikle Allah’ın verdiği o güç sayesinde, insanlarımıza
ikram edilen cesaret sayesinde o insanların hepsi bunları düşünmemiştir.


Darbenin önlenmesindeki en
büyük pay sizce
kime ait?


Salih ERSİN:
Darbenin önlenmesinde en büyük faktör; az önce de bahsettiğim
Allah-u Teâla’nın verdiği cesaret lütfudur. Neden biliyor musun?
Allah, bu memlekete tam battı batacak denilen zamanlarda kurtarıcı birilerini gönderiyor. Bu memlekete haçlı seferleri düzenlendi, bu memleket Kurtuluş Savaşı yaşadı. Neler yapıldı neler…
Müslüman bir memleket olduğu için Allah burayı koruyor.
Bunun en güzel örneği Bedir Savaşı’dır. Peygamberimiz Bedir’de 312 veya 313 sahabe ile bin kişinin üzerindeki atlı develi
orduya karşı savaş verdi. Savaşın hemen başında değil en kızgın
anında peygamberimiz ‘’Allah’ım son kalan İslam ordusu ve
İslam askerleri bunlar. Eğer bunlar da şehit olursa senin dinini
yaşayacak kim kalacak!’’ diye yalvarmaya başladı. Allah’ta son
ana kadar getirdi ama son anda yardımı melekler ordusuyla yaptı.
3 bin melek indirdi ve o melekleri kâfirler görüyordu. Allah Bedir’de kazanan o sahabeler için ayet indirdi. Allah, ‘’Sizin bundan önce ve sonra tüm günahlarınız af olundu!” buyurdu. Çünkü
onlar o kadar büyük fedakârlık yaptılar ki seve seve canlarından
mallarından vazgeçerek oraya gittiler. Şimdi bugün burada ne
oldu Allah’ın yardımı ve cesareti geldi, Cumhurbaşkanımızın
çağrısı geldi, vatan aşkı geldi. Bu faktörleri çoğaltabiliriz.

Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Bekir Aktürk açıkladı Türkiye Muhtarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Bekir Aktürk açıkladı


O gece sizi etkileyen ve unutamadığınız en çarpıcı olay
nedir?


Salih ERSİN: Hastanede yatarken selaların okunması bir
duygusal duruma neden oldu. O duygusallık o kadar etkiledi ki;
Allah’ım bu güzel selaların ve ezanların hürmetine memleketimi
huzur ve saadete kavuştur diye dua ettim. Gazi olmuşum, şehit
olmuşum benim için önemli değil. Yeter ki vatan kurtulsun! Duadan sonra kalbime öyle bir huzur geldi ki, “Bu memleket Allah’ın izniyle huzura kavuşacak.” dedim. Orada Of ilçesinden
yakın arkadaşlarımdan biri, “Sana haber mi geldi, hayırdır?”


dedi. Kalbimi huzur kapladığını söyledim. Çok şükür sabah
08.00 sularında da bu darbe bastırıldı. O gün tabii şehit ve yaralı
olanlar da vardı. Cenneti gören veya cenneti kazandığını düşünen
bir insan dünyaya dönmek ister mi? İstemez. Şehitler cenneti kazandı hem de yüksek dereceyle. O şehitlik anında Allah ona öyle

bir tat öyle bir manevi lezzet veriyor ki; o şehit tekrar o lezzeti
tatmak için dünyaya geliyor ama tabii onu ancak şehit olanlar
bilir. Allah, “Şehitlere ölü demeyin onlar diridirler.” diyor.
Demek şehitlik bu kadar üstün bir şey. Anlatmakla mümkün
değil onun için Allah bizi şehitlerin şefaatlerine nail eylesin.

Tedavi süreciniz ne kadar sürdü? Hastanede veya sonrasında devlet yetkilileri sizinle ilgilendiler mi?
Salih ERSİN:
Koltuğumun altında böyle parmak derinliğinde
bir delik vardı herhalde mermi yere vurdu ve yerden bana geldi.
Benim tahminim bu. Sabaha kadar kanama devam etti. Hatta
oğlum, “Hastanelere gidelim.” Dedi.

Daha ağır yaralılar olduğu
için öğleye kadar beklememizi, kanama durmazsa gideceğimizi
söyledim. Çok şükür öğleye kadar kanama durdu. Bir iki sefer
daha pansuman yaptırdık. Sonrasında bazı gazilerimiz Külliye’ye
davet edildi. Bende davet edildim ve gittim. Cumhurbaşkanımı-
zın kendisiyle 1999 senesinde bir umre arkadaşlığımız vardı.
Umre arkadaşlığı derken ben amca oğlumla birlikte umredeydim
orada Kur’an okuyordum. Bana, “Şu geçen Tayyip Erdoğan değil
mi?” dedi. Arkam dönüktü, “Tayyip Erdoğan’ın burada ne işi
var?” dedim. Dönüp baktığımda Erdoğan olduğunu gördüm ve
yanına gittik.


“Başkanım sen buraya nereden geldin? Senin burada ne işin
var sen cezaevinde değil misin?” dedim. Başladı gülmeye. O
zaman İstanbul Belediye Başkanı idi. Bize, “Evet uşaklar cezaevindeydim çıktım. Bu omzum top oynamaktan dolayı çıkıyordu.
Ne yapsam diye düşündüm umreye karar verdim. Hatta şimdi
geldim daha peygamberimizin kabrini ziyaret etmedim.” dedi.
Biz, “Hoş geldin, gel seni aramıza alalım.’’ dedik. O zaman etrafında koruma yoktu. Birlikte peygamberimizin kabrini ziyaret
ettik. Umre kalabalıktı omzuna zarar gelmesin diye onu korumaya aldık. İnsanlar orada dua ederken amca oğlum orada şöyle
dedi: “İnşallah bir dahaki gelişinde buraya başbakan olarak gelirsin.” “Amin!” dedik. Orada ona bir şey demedim. Dışarı çıktık.
Ben ona, “Sen bu adama dua mı ettin, beddua mı ettin? Bu adam
zaten cezaevinden yeni çıktı. Belediye başkanıyken içeri attılar.

Sen bu adama ‘Başbakan olarak gel’ diyerek tekrar cezaevine mi
atsınlar istiyorsun.” dedim. Tabii Tayyip Erdoğan’la birlikte gü-
lüyorduk. Kendisi de “Hayır olur inşallah.” dedi. Keser döndü,
sap döndü, hesap döndü. Başbakan olarak da Cumhurbaşkanı olarak da umreye gitti. Mevla orada bu duayı kabul etti. Bunu da
kendisine Külliye’de anlattım.

Sizce o gece darbe girişimi başarılı olsaydı ülkemizi nasıl
bir ortam bekliyor olacaktı?
Salih ERSİN:
Kan gövdeyi götürecekti. O kadar insan sokağa döküldü. Başarılı olsalardı kan dökülürdü. Amerika, İngiltere, İsrail, “Barış getireceğiz.” diye buraya birliklerini
gönderecekti. İşgal edeceklerdi. Darbe yapanlar bu ülkeyi yönetseydi benim gönlüm rahat edecek miydi etmeyecekti, senin edecek miydi etmeyecekti. İç savaş olacaktı. FETÖ’nün adamları
zaten bu ülkede kral gibi yaşıyorlardı ama onlar dış güçlere çalış-
tıkları için ülkeyi dış güçlere teslim edeceklerdi. Onların memleketi ele geçirmesine az bir zaman kala işte Cumhurbaşkanımızın
bunların okullarını kapatmasıyla savaş kızıştı. Cumhurbaşkanı-
mız bir şeyleri gördü ve Allah’ın yardımıyla FETÖ’nün adamları
o devletin içindeki yerlerden temizlendi. Dış güçler, “Artık sen
bu darbeyi yap!” dediler ama ne oldu o darbe kafasına patladı.

O gece binlerce insanın milli şuur ve millet olma bilinciyle
verdiği mücadelenin adı 15 Temmuz ruhu olarak kaldı.

Sizce
15 Temmuz ruhu neden yaşatılmalı?


Salih ERSİN: Çanakkale olsun diğer memleket zaferleri
olsun her zaman insanlarımıza aktarılmalı. Neden? O memleket
ruhsuz ve benliğini kimliğini kaybeden bir memleket olmasın
diye… Eğer öyle olmazsa insanlar her şeye para diye bakar, şöhret diye bakar. Onun için her zaman her memleket için zaferler
anlatılmalı. Gençlere bu zaferleri aktaramazsan o gençliği kaybedersin. Gençliğe gazilik, şehitlik ve vatanın önemi anlatılmalı.
Robot olmasın gençliğimiz. Bir şey vermediğin gençliği yarın
öbür gün nasıl müdafaa için çağıracaksın!

Samimi röportajınız için teşekkür ederim.


Salih ERSİN: Ben teşekkür ederim.