Haçkalı Baba Devlet Hastanesi’nde neler oluyor?

Daha önce de yazdık, çizdik ama kimsenin kılı bile kıpırdamadı…

‘Sağlık Müdürümüz Hakan Usta konuya bir el atar’ dedik ama belli ki o da bu işlerle ilgilenmiyor!!! Hastanenin yapılmasında rahmetli Mustafa Cumhur’un emeği büyüktür…

Bari onun mirasına sahip çıkın da Cumhur mezarında rahat uyusun.

Hastane başhekimi 'ben siyasetçilere brifing vermem' diyerek istifa edip sırra kadem basmış.!

Ve bu konuda Sağlık Müdürü Usta’dan herhangi bir açıklama duymadık!

Nedendir acep?

Bakın benim güzel kardeşlerim, hepiniz siyaset kurumu sayesinde o koltuklarınızda oturuyorsunuz.

Ancak vatandaş hastanede doktor bulamadığında, doktorlar  vatandaşlara randevu vermediğinde, vatandaşlar siyasetçiyi arıyorlar, siyasetçiden çözüm bekliyorlar...

Ne var ki başhekim ‘siyasetçiye brifing vermem’ diyerek çekip gidiyor.

Yani eninde sonunda fatura siyasetçilere kesiliyor.

Açık ve seçik yazıyorum.

Sağlık İl Müdürümüz Hakan Usta yazımıza ister duyarlılık gösterir ister duyarsız kalır

Tabi ki bu kendi bileceği iş…

Haçkalı Baba Hastanesi’nin neresinden tutmaya çalışsanız inanın elinizde kalır…

Abartmıyorum ha, birkaç kısa örnek vereyim sizlere…

Isıtma sistemini açıyorsunuz patlıyor, soğutma tertibatını çalıştırıyorsunuz çalışmıyor.

İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz? Vatandaş böylesine perişan olmasına rağmen, bu durumda Sağlık Müdürü’nden ses çıkmıyor.

Vatandaş Usta’nın ses çıkarmamasını Sağlık Müdürü’nün ustaca siyasette nabız yokladığına yorumluyor.

Milletvekili olmak için kendine alan açma peşinde olduğunu söylüyorlar.

Eeee elin ağzı torba değil ki büzesin…

Vatandaş söyler.

Vatandaşın söylememesi için de siz üzerinize düşen görevi yapacaksınız.

Daha doğrusu yapmak zorundasınız.

Bunun başka lami cimi var mı?

İYİ Kİ HACIOĞLU VAR

Ara sırada bir konu oldu mu “Gel de yazma “deriz ya…

Bu sözden uyarlarsak yazacağımızı “Gel de arama” diyoruz...

Kimi mi?

İçişleri Bakanı Danışmanı Ali Faik Hacıoğlu’nu...

10 gün içerisinde iki kez Ankara’da bulundum.

İki kez İçişleri Bakanlığı’na gittik.

Birinde Gazeteciler Cemiyeti olarak İçişleri Bakanlığı’na gittik.

Diğer ziyaretimizi ise iki dostum ile gerçekleştirdik…

İlkinde Hacıoğlu bizleri karşıladı.

İkinci ziyaretimizde Ali Faik Hacıoğlu Trabzon’da olunca başka arkadaşlar bizleri misafir ettiler.

Gerçi bu arkadaşımızda bakan danışmanıydı ama çiçeği burnunda bir danışmandılar!

İçişleri Bakanlığı ziyaretimizde Ali Faik Hacıoğlu’lu ve Hacıoğlu’suz karşılamayı kantara koyduğum zaman, şunu söylemezsem veya yazmazsam kendimde hak kalmış sayarım.

Ali Faik Hacıoğlu’nun, hakikatten İçişleri Bakanlığı’nda Trabzonluların eli kolu ve dili, daha doğrusu her şeyi olduğunu bir kez daha kendi gözlemlerimle görüp gözlemlemiş oldum.

Kendi kendime ‘iyi ki Ali Faik Hacıoğlu varmış’ derken dostlarım da beni duymuş olacaklar ki, araya girip benimle birlikte aynı düşüncede olduklarını söylediler.

Doğru söze ne denir ki?

Veya ne yorum yapılır ki?

Kim ne düşünür bilmem.

Kim ne der hiç anlamam.

Benim anladığım ve gerçek gördüğüm şu; hep birlikte Ali Faik Hacıoğlu’nun kıymetini anlayıp bilmektir.

En azından şu rahatlığı kendimizde görebiliriz ve İçişleri Bakanlığı’nda çok rahat ulaşabileceğimiz bir kardeşimizin, bir arkadaşımızın, bir dostumuzun olduğunu biliriz…

Bu hepimiz için çok çok önemlidir…

Unutmayınız bizim kültürümüzde “Karşılama, ağırlama, uğurlama” çok önemlidir.

İçişleri Bakanlığı’na gittiğiniz zaman Hacıoğlu’nu ne olur bu üç öğe ile tartıya koyunuz...

Bakın bakalım İçişleri Bakanlığı’ndan ayrılırken tartı sizlere Ali Faik Hacıoğlu için ne söyleyecek?

BANA GÖRE BU YOL İZLENMELİYDİ

Şöyle bir yol izlenmiş olunsaydı daha doğru olmaz mıydı?

Mesela, geçen yılki kadrodan kimseler gönderilmeseydi.

Mesela Nwakaeme ile anlaşılsaydı.

Mesela üç-dört nokta transfer yapılsaydı.

Mesela Egemen Korkmaz ikna edilseydi...

Sorarım sizlere kim ne kaybederdi?

Mesela Abdullah Avcı kaybeder miydi?

Mesela yönetim kaybeder miydi?

Mesela Trabzonspor yabancı oyuncu enkazına döner miydi?

Mesela en önemlisi Trabzonspor bu kadar borçlanır mıydı?

Mesela Avcı bu kadar tartışılır mıydı?

Mesela Avcı’nın kredisi bu kadar erken biter miydi?

Bugün ki yaşanan sorunlarda da ne mi söylenirdi?

Veya Avcı ne derdi?

Evet şunu söylerdiler, “Kardeşim geçen yıl şampiyon olan kadro bu. Kadroyu bozmadık, üstelik iki-üç tane de nokta transfer yaptık, başka daha ne yapabiliriz ki?” der ve işin içerisinden çok kolay çıkabilirlerdi…

Bugünde çokça kredileri olurdu.

Bana ve bizlere göre böyle bir yol haritası yapılmalıydı…

SAHİ NEDEN ALINDI?

USTA SİYASETE Mİ GÖZ

Neden bu kadar oyuncu alındı?

Buna birilerini cevap vermesi gerekir.

Ha cevabı Abdullah Hoca’mı verir?

Yönetim Kurulu’mu verir?

Başkan Ağaoğlu’mu verir?

Asbaşkan Doğan’mı verir?

Biri cevap versin de kim verirse versin?

Yazık günahtır ya…

Transfer edilen oyunculardan bir tanesi demi elle tutulur gözle görülür olmaz arkadaş?

Bu oyuncular ne hesaplanarak alınmışlar?

Bu oyuncular ne hedef koyularak transfer edilmişler?

Bu oyuncular neye göre bu kadar para verilerek kadroya katılmışlar?

Lütfen cevap veriniz.

Ayıptır ya…

Futbolla azıcık alakası olanlar bile sizlerin yaptığı bu kadar yanlış transferi yapmazdılar.

BİRİLERİ ‘YETER’ DEMELİ

Korkumuz o ki transfer dalgalanması ara transferde de devam edecek.

Yine birkaç oyuncu daha kadroya katılacak.

Gerçi Başkan, Asbaşkan ve Teknik Adamın yaptıkları son toplantıda, bu üçlü birlikte transfer yapılmaması yönünde karar almışlar.

Ben aldıkları bu karara inanmak istiyorum ama bir yanım bana ‘aman sakın inanma’ diyor.

Kimse göz ardı etmesin çünkü yarın bunun faturası Trabzonspor’a ağır olacaktır.

Şimdiden uyarıyorum biri bu transfer çılgınlığına bir ‘dur’ desin.

Yoksa yarın “Yandı keten helva” diye kimse bağırmaya çalışmasın.

Peşinen söyleyeyim, Trabzonspor’da müthiş bir şekilde savurganlık yapılıp yaşanmaktadır.

Bu savurganlık kulüpte her yönüyle ve her yerde dibine kadar yapılmaktadır.

Bunun önü alınmaz ise yarın Trabzonspor maaş ödeyemez duruma gelecektir.

Zira geçen ayın maaşı gecikmelide olsa ödenmeye çalışılmıştır.

Ne demişler “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir”

Aman ha!

Sakın ha!

DÜN ÖYLE BUGÜN BÖYLE Mİ?

Taaa şampiyonluk kutlamaları yapılırken bunları konuşmuştu Abdullah Avcı; “Şampiyonlar Ligi’ne göre takım mı kuracaksın diyecekler. Öyle bir şey yok. Bir kere mevcuttakinden daha iyi bir kadro kuracağız. Temmuz ayı ile Kasım ayı arası belki de daha sonra irdelenmesi gereken bir dört ay olacak. Dünya Kupası’ndan dolayı Kasım’da devre olacak. Bu önümüzdeki dört ay, acayip yoğun bir süreç. Burada maç trafiğinden ziyade benim oyuncularımın toparlanma çalışmalarını yapmam lazım, yani rejenerasyonlarının çok doğru olması lazım. Bununla ilgili mesela sağlık ekibini daha genişletiyorum. Mevcut kadromuzun eksiklerini giderek biraz daha kaliteli hale getirmemiz gerekiyor. Üç kulvarda da gidebildiği nokta nere ise o mücadelenin içinde olacak Trabzonspor. Ama önce ulaşılabilir hedef ne ise hedef o; önce Süper Kupa’yı kazanmak, ardından Şampiyonlar Ligi’ne adım atmak"

Şimdi Abdullah Avcı’nın yaptığı bu konuşmanın okunmasını ya da açılımını yapalım.

Elbette ki bize göre yorumlayalım.

Öncelikle hocanın vurguladığı gibi bir kadro kurulmamış.

Aksine, geçen sezondan daha kötü bir kadro oluşturulmuş.

Bakıyoruz da hoca o zamanlarda Kasım ayına dikkat çekmiş, ne varsa Kasım ayında?

Ahan da Kasım ayının ortalarındayız!

Devam ediyoruz…

Hoca üç kulvarda gitmeyi işaret etmiş.

Trabzonspor’un elinde kala kala Süper Lig, bir Türkiye Kupası, bir de Süt Kupası pardon Konferans Ligi kalmış.

Şampiyonlar Ligi’ne adım atılırken yanlış adım atılınca Konferans Ligi’ne adım atılmış.

Kısacası hocanın sözlerine son olarak şöyle bir yorum getirmek lazım…

Sen bu yaylaları yavrum yaylayamazsın

Derindir dereler boylayamazsın

Oy ellerin kınalıdır oynayamazsın

Anan var mıdır, baban var mıdır?

Seni bana methettiler

Aslı var mıdır?

Rinna rinnanay

Rinna rinnanay

Rinna rinna rinnanay

Rinna rinnanay

Bittiiiiii…

O BİR EFSANE O BİR DUAYEN

Kimimizin Nevzat ağabeysi…

Kimimizin ise Nevzat kardeşidir...

Ancak o hepimizin önemli dostu ve yol arkadaşıdır…

Kolay mı bu meslekte 52 yıl ayakta kalmak?

Kolay mı bu meslekte herkesin sevdiği, saydığı bir ağabey bir kardeş olmak?

Kolay mı bu meslekte hiç ego yapmadan hiç kırılganlık göstermeden, kimsenin tavuğuna kış demeden mesleğimizin duayeni olup, kalabilmek.

Sorarım sizlere kolay mı?

Dile kolay, gazetecilik mesleğinde tam tamına 52 yıl…

Üstelik 52 yıl oldukça özveri ile yürütülen mesleki bir yaşamın içerisinden o yana, bu yana vurmadan su gibi akıp geçmek...

Olacak ve yapılacak şey mi?

Kime nasip olur veya olmuştur böylesine mesleki bir yaşam?

İşte Nevzat Yılmaz mesleğine duyduğu saygıdan dolayı, mesleki yaşamını bu günlere kadar Trabzon basınında getirmeyi başaran ender isimlerden birisidir.

Karıncayı bile incitmekten sakınan, naif bir kişiliğe sahip olan Nevzat Yılmaz şu sıralar Gazeteciler Cemiyeti’nin lokomotifi gibi çalışmaktadır…

Dur-durak bilmek fıtratında olmamıştır…

Bundan ötürü de gitmediği, girmediği yer bırakmadığı gibi, cemiyeti temsil etmekle ilgili konularda da üzerine düşeni fazlasıyla yapmaktadır.

Yarım asırlık ömrünü gazetecilik mesleğine adayan Yılmaz, bugün ulusal bazda bir haber sitesini yönetmektedir.

Nevzat Yılmaz gazeteciliğe ilk başladığı yıllarda, bugün ki teknolojinin ‘T’si bile yoktu. Gazeteler iptidai ortamda, yani kurşun harflerle dizilip basılıyordu.

Yani Nevzat Yılmaz mesleğin meşakkatli yollarından geçerken, cefasını, sefasından çok daha çekip yaşamıştır.

Demem o ki Nevzat Yılmaz mesleğimizin ve cemiyetimizin ayrılmaz bir parçasıdır.

Deme o ki Nevzat Yılmaz iyi ki bu meslekte var.

Demem o ki Nevzat Yılmaz hak ettiği saygıyı ve sevgiyi gazetecilik mesleğini icra edenler tarafından her daim görmelidir.

Demem o ki bir daha ki dönemde Nevzat Yılmaz 52 yıllık gazetecilik hayatını Cemiyet Başkanı olarak taçlandırmalıdır.

O nedenle diyorum ki gelecek seçimde kimse Cemiyet Başkanlığı’nı düşünmesin.

Hep birlikte seçime tek aday ile Nevzat yılmaz ile girerek Yılmaz’ı başkan yapalım ve onurlandıralım.

Ve diyorum ki...

Beyaz gül kırmızı gül

Güller arasından gelir…