Ufukta; iklim krizinin oluşturduğu yakıcı sonuçların tüm canlı hayatını tehdit ettiği görünüyor.

Bu tehditti çiçek-böcek hayatı olarak küçümseyenlerde bu sonuçlardan kaçamayacak.

Ufukta; emperyalistlerin jeo-politik adıyla piyasacı–küreselleşmeye karşı kazandıkları zaferi değişik coğrafyalardaki çelişkiler üzerinden sürdürmeye çalıştığı da görülüyor. Dolayısıyla piyasacı-küreselleşmeden daha zalim olacakları ortada.

Ufukta; insanlığın en fazla %30’una refah sağlayıp geriye kalanına sömürü ve ağır yaşam koşulları dayatıldığı ortada.

Halbuki diyalektik değişim; teknolojik yenilikler ve büyüme ile sağlanan ilerleme değildir. Sınıf mücadelelerinin ve egemen güçlerin uygulamalarının ortaya çıkardığı çelişkilerin sonucunda ortaya çıkan değişimdir.

Bu mücadeleler sürecinde yaşanan acılar sayesinde yaşam standartları, özgürlükler, toplumsal cinsiyet özgürlüğü ve sömürgecilikten kurtulma çabaları ilerlemeyi sağlamıştır.

Neo-liberal kapitalist gelişme 20. yüzyıl solunu dize getirirken ekonomik çöküşleriyle de 21. yüzyıl solunun yolunu açtı.

Ayrıca neo-liberal küreselleşme; Çin ve Hindistan başta olmak üzere batılı olmayan ülkelerin dünya ekonomisinde yükselişi ile birlikte ABD’nin dünya hegemonyasının son vererek kendi ölümünün başlangıcını da hazırladı.

20. yüzyıl devrimleri Rusya ve Küba’ya ilham kaynağı olurken Çin devrimi Asya’nın köylülerini etkiledi. Latin Amerika’yı gerilla merkezine dönüştürdü.

20. yüzyıl devrimleri kapitalist olmayan toplumların var olabileceğini kanıtlarken, daha fazla özgürlük ve eşitliğin yaşanabileceğini gösterdi.

Neo-liberal küreselleşmenin yerine emperyal jeopolitiğin ikame edilmesiyle birlikte Çin gerçeğinin küresel hegemonyayı ele geçireceği korkusuyla oyunun kurallarını değiştirmeye yöneldiler. Emperyal jeo-politik güçler değişik coğrafyalarda yaptırımlar yoluyla ülkeleri cezalandırırken bu ülkelerin halklarının yaşam standartları aşağıya çekildi.

ABD Hristiyan misyoner imparatorluk olarak kendi kurguladığı bir dünya egemenliği kurarak kapitalizmin kalesi olarak kalma iddiasındadır. Bu iddia karşısında dünya solu Çin ve Hindistan’ın oluşturduğu yarılmayı görerek çoğulcu bir dünya oluşturma çabasına yönelirken sınıf mücadelesini de yükseltmelidir.

Çağdaş dünya; teknoloji, tıp ve sermaye anlamında sonsuz kapasite ve kaynaklara sahip olmasına karşın halklardan “şiddetli yoksulluk” şartlarında bolluk içerisinde yüzenlerle birlikte yaşamalarını istiyorlar.

 Sömürülen, ezilen halklar bu dönemde eşitlik mücadelesi yolunda kitlesel eylemlere, kamucu devlet politikalarına ihtiyaç duyacaktır.

Ufukta; eşitlikçi politikaları savunan ve aşağıdan yukarıya doğru gelişen güçlü bir dalga görünmüyor olsa da bazı ülkelerde işçilerin, köylülerin, öğrencilerin, meslek kuruluşlarının ve işsiz gençlerin koalisyonundan oluşan toplumsal mücadeleler canlanıyor. Bu çabaların toplumsal değişimi ateşleme potansiyelinin de varlığı hissediliyor.

Reel kapitalizme 21. Yüzyılda meydan okunacaktır.

Solda sosyalist ufkun eksikliği tarihsel vizyonun kaybındandır.

Therborn’un yayınladığı bu çalışma geleceğin mücadelelerine ışık tutarken dünya emekçilerine ve emeği ile geçinmek isteyenlere mücadelenin gerekliliğine dair mesajlar veriyor.

Zorlu mücadelelere hazır olalım.