Orası öyle kolayca doldurulup düzeltilmemiştir. Doldurulup düzeltilmesi, iki tekerlekli at arabaları ve kazma kürekle yapılmıştır. Sanat Okulu ile Yeni Mahalle arası o zamanlar uçurumdu ve bu uçurumu at arabaları ile toprak taşıyarak doldurduk. Toprağı zemine serdikten sonra çimleri ekmeye başladık. Daha sonra ise altmış kişilik kapalı tribün ile açık tribün yaptık. Bence o tarihte yapılmış müthiş bir işti.

Hocaların hocası Hayri Gür, Hüseyin Avni Aker Stadı’nın nasıl yapıldığını bu sözlerle anlatıyor ve ekliyor; “düzenlenen genel kurulda Hüseyin Avni Aker ismini ben teklif ettim. Çünkü bu stadda en çok onun emeği geçmişti.” İstiklal Savaşı'na katılarak cephede düşmana karşı savaşmış, Akçaabat, Sürmene ve Trabzon'da ilkokul öğretmenliği yapmış, Trabzon tarihinin ilk beden eğitimi öğretmenini düşünün. İki tepe arasındaki yamacı doldurup kazma kürekle belki de farkında olmadan bir şehrin tutkusunun, sevdasının, hayallerinin temelini atıyor ve yapılması için büyük emek harcadığı o yere aslında öyle bir beklentisi bile olmamasına rağmen sonradan adı veriliyor.

Kurulduğumuz tarihten beri rakipleri ağırladığımız, kimi zaman sevinip kimi zaman ağladığımız, başarılarımız ve hayal kırıklıklarımızı içinde barındıran Avni Aker Stadı'na veda etme vakti. Tüm bunları arkada bırakmak...

Bir ağabeyimiz şöyle anlatır. Yıl 1989. Aralık ayı. Çok önemli bir Fenerbahçe maçımız vardı ve ne cebimizde bilet alacak paramız ne de ortada satın alınabileceğimiz bilet vardı. O maçı o tribünde ne pahasına olursa olsun izlemeliydik ve bunun için stada mecburen geceden gizlice girmemiz lazımdı. O gece köyden yürüyerek Trabzon’a indik. Üstümüz başımız çamur içinde zar zor tırmanıp kendimizi stadın içine bir şekilde attık. O yağmurun altında o kışın soğuğunda kartonların üstüne uzanıp aç susuz sabaha kadar bekledik. Hava aydınlandığında şok olmuştuk. Çünkü bizim olduğumuz tribünün yarısı geceden dolmuştu.

Lige çıktıktan 1 sene sonra şampiyon olduğumuz ve o dokuz yıl içinde 6 şampiyonluk kupası kaldırdığımız, dünya devlerine dar olmuş, sayısız kupa törenine şahit olmuş, temeli dahi alınteriyle ıslanmış o mükemmel yere veda etmek kolay değil.

Elveda… Paraya karşı emeğimin savaş meydanı, kavgam, davam, sevdam, inadım ve isyanım... Hem mutluluğum, hem hüsranım. Gecemin dinmeyen yağmuru, dar sokağımın çıkış yolu. Halkımın türküsü, şehrimin güzel süsü, gençliğimin coşkusu, geçmişimin öyküsü. Ayazında donduğum, sıcağında yandığım, denizimin soğuk rüzgarı, dağımın puslu dumanı. Güneşte solmuş koltuğum, gol sevincinde parçalanan yağmurluğum. Beraberliğin yettiği maçta kaçan şampiyonluğum, mahkeme kararıyla tescil edilmiş çalınan şampiyonluğum. Yanındaki çamurlu sahada büyüyen tüm çocukların olmak istediği tek yer. Son dakika yıkımım, son saniye coşkum, kaptanımın üçlüsü, galibiyetimin kolbastısı. Bordomun mavisi, plakamın dakikası. Bana şampiyonlar ligi müziği dinleten, haksıza haklılığıyla direten, hayallerimin gerçekleştiği ve yıkıldığı yer. Şimdi gitme zamanı. Beni bu şehre büyük bir tutkuyla bağlayan yer. Mazim. Tarihim. Benim efsanem. Elveda… Uçurumun dolgusundan denizin dolgusuna. Yeni umutlar. Yeni hayaller. Yen bir hikaye. Yeni bir destan.

Büyük Trabzonspor’un vefakar ve cefakar büyük taraftarı. Şimdi yeni yuvamızda yeni hikayeler yazma zamanıdır. Bu büyük sevdaya aynı tutkuyla sahip çıkma zamanıdır. Başka bir Trabzonspor yok. Trabzonspor’un yanında ol. Güzel şehrimin güzel insanının yüzünü güldürecek nice başarı öyküleri yazdırması dileğimle. Hayırlı ve uğurlu olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.