TTSO’nun etkinliğine baktığınız zaman ülke ve uluslararası anlamda ünü kendini aşmış bir kurumgörürsünüz. TTSO’dan beklediğim ve bizim de yapmamız gerekenlervar.

“Bizim görevimiz; aldığımız eğitim ve babamızın belli bir seviyeye
getirdiği olguyu, işimizi daha yukarılara taşımaktı.” diyen Fatih Mengüç, bu kültür ve anlayışla iş yaşamını sürdürüyor.


Mengüç’e göre başarının temel kriteri, “Herkesin bulunduğu sektörde ülkeye, topluma en iyisini verebilmektir.”


“Ama ne yazık ki ülkemizde değer yargılarındaki yozlaşmadan kaynaklı olacak, ekonomik kazanç elde ediyorsanız sizi başarılı görüyorlar.


Madenciliğin hem ülke hem de bölgemiz için taşıdığı öneme de
dikkat çeken Mengüç, Karadeniz Bölgesi’nin madencilik potansiyelinin
yüksek olduğunu, bu potansiyelin mutlaka değerlendirilmesi gerekti-
ğini ifade ediyor.

menguc
Genç ve vizyon sahibi iş adamı Fatih Mengüç ile iş yaşamını, savunma
ve madencilik sektörünü, bu sektörlerin Karadeniz Bölgesi’ndeki potansiyelini ve gelişme imkânlarını ve Trabzon’un geleceğini konuştuk.

Fatih Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?


1975 yılında Trabzon’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Trabzon’da tamamladım. Üniversite sınavına girdim ve Anadolu Üniversitesi Elektronik Haberleşme Bölümü’nü kazanıp kaydımı yaptırdım. Fakat daha sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Doğu Akdeniz Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazandım ve burada okuyarak
yüksek tahsilimi yaptım. Ben kendini gerçek anlamda bir Trabzonlu
kabul eden, özellikle de Trabzon’un sanayisi içinde kabul eden biriyim.
Çünkü küçük yaşlardan itibaren babamın torna atölyesinde çalışan,
üniversite sonrasında da almış olduğum teorik eğitimin yanında pratik tecrübeye de sahip olan şanslı biri olarak genç yaşımda babamızdan
kalma işimizin başına geçtim.

1994 yılında yine babamın önderliğinde
Trabzon’da ilk çok ortaklı şirketlerden biri olan Trabzon Silah Sanayii
(TİSAŞ) kuruldu. Burada çalıştım. Belki mübalağa olabilir ama o günkü Doğu Karadeniz Silah Projesi benim için dünya ile çalışma, entegre olma konusunda staj veya iş yapma kültürünü kazanma fırsatı oldu. O proje aynı zamanda ülkemizdeki sanayi modellemesinde de örnek bir
projedir. Şöyle ki bu proje, Doğu Karadeniz Silah Projesi kapsamında idi ve devletin oraya sadece şöyle bir teşviki vardı: ‘Türkiye’de silah
üretilmek isteniyorsa bu Karadeniz’de yapılacak.’ dendi. Bu vesileyle
Trabzon’da silah fabrikasının kurulumu gerçekleşti. Akabinde devlet,
Türkiye’de iş yapmak isteyen yabancı firmalara, ‘Eğer silah üretmek istiyorsanız doğrudan Doğu Karadeniz’e gideceksiniz.’ dedi. Bu firmalar
Karadeniz’e gelince bizimle ortaklık görüşmeleri yaptılar. Bu da bizim
onlarla yaptığımız görüşmede dünya konjonktüründe ticaretin nasıl
olabileceğini öğrenmemiz açısından büyük bir fırsat oldu.


SİLAHA MERAKIM VARDI VE BU NEDENLE MAKİNE BÖLÜMÜNÜ SEÇTİM


Fatih Bey, üniversite tercihini yaparken neye dikkat ettiniz? Babanızın işi de etkili oldu mu?
Belki onun da etkisi vardı ama benim tercihim gerçek anlamda
bu işlerin içinde olmamdan kaynaklandı. Ayrıca sevdiğiniz işi kendi
benliğinizle kabul etmeniz de çok önemli. Eğitimim sonrasında şöyle
bir başarı da elde edildi; TİSAŞ’ın şu anda ürettiği Kanuni ve Zigana
tabancalarının bizzat AR-GE Müdürlüğü’nü yaptığım için biliyorum.
Bu alanda çok büyük fırsatlar olduğunu düşünüyorum. Savunma sanayinin bölgemizde gelişmemesinin sebebi bu sektörün daha sonra
bölge kalkınma politikası olmaktan bir tarafa bırakılıp şu anda sanayi
bölgelerinde, İstanbul’da yapılabilir hâle gelmesidir. Onun için askerden sonra 2002 yılında bu sektörde rekabet edemeyeceğimizin farkına
vardık.


BÖLGEMİZDEKİ MADENCİLİK KÜLTÜRÜ ÇOK ESKİ YILLARA
DAYANIYOR


Bu nedenle siz de farklı bir iş arayışına girdiniz?
Günümüz ticaretinin olmazsa olmazları ya pazara ya da ham maddeye yakın olmak zorundasınız. Bölgemizde hangi sektörlerin öne
çıktığını araştırdık. Bunlardan birisi kuyumculuk sektörü idi, bilhassa hasır bilezik üretimi. Bunun yanında da madencilik ve enerji alanlarında fırsatlar olduğunu gördük. Madenciliğe girmekteki en önemli etkenlerden biri, bölgemizdeki madencilik kültürünün aslında çok eski
olmasıydı. Bölgemiz maden çeşitliliği anlamında da iyi bir potansiyele
sahip. Bir de yöremizde madencilik konusunda yetişmiş insan gücü-
nün farkına vardık. Böylece yerli ve yabancı partnerimizle birlikte bu
işe başladık.


Sadece bölgede mi çalışmalar yapıyorsunuz?


Belli bir aşamaya gelince bölge yetmemeye başladı tabii. Karadeniz’de son yıllarda madencilik alanında çevresel hassasiyetlerden dolayı madencilik adımları çok yavaş ilerler hâle geldi. Bundan ötürü biz de gerek ulusal ölçekte gerekse uluslararası düzeyde işimizi büyütmeye
karar verdik. Şu anda 2 fiili maden işletmemizde üretim yapmaktayız.
Bunun yanı sıra çok sayıda yurt içinde ve yurt dışında maden araştırma
projelerimiz var.

DÜNYADA SÖZ SAHİBİ ŞİRKETLERLE İŞ BİRLİKLERİ YAPIYORUZ
Küçük yaştan itibaren içinde bulunduğunuz iş hayatınızda hedeflerinize hangi oranda ulaşabildiniz?


Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı kazandığında 40 yaşındaydı; Enver
Paşa vefat ettiğinde 41 yaşında idi ve 13 savaştan çıkmıştı. Biz de bu
nedenle çok genç sayılmayız.


Tabii iş yaşamını iki şekilde değerlendirmek gerekir. İnsanların
hedefleri olmalı ama illa o hedeflerde yürünecek diye kendimizi hırpalamamalıyız. Ben kendi öz eleştirimi yaptığım zaman zaten iş hayatına
başlarken babadan bize akseden bir seviyede başladık. Bizim görevimiz
de aldığımız eğitim ve babamızın belli bir seviyeye getirdiği olguyu daha
yukarılara taşımaktı. Bu anlamda baktığımda kendimi çok da başarısız
olarak görmüyorum. Yaptığımız iş birliklerine baktığımızda dünyadaki
söz sahibi şirketlerle iş birliği yapmak bizim için bir başarıdır.


BULUNDUĞUM SEKTÖRDE ÜLKEME EN İYİSİNİ VEREBİLMEK BENİM İÇİN BAŞARININ TEMEL KRİTERİDİR


Sektörde faaliyet gösterirken öncelikleriniz nelerdir?


Benim için öncelikli olan; var olduğumuz sektörde ülkemize, toplumumuza en iyiyi verebilmek başarının temel kriteridir. Bu sağlanırsa
ardından ekonomik ve sosyal başarı da geliyor. Ama ne yazık ki ülkemizde değer yargılarındaki yozlaşmadan kaynaklı olacak, ekonomik kazanç elde ediyorsanız sizi başarılı görüyorlar. Kazanca endeksli bir değerlendirme var. Bu, bana göre sistemimizin bir hatası ve başarısızlığı.
Bedellerini de çok ağır ödüyoruz. Soma’da yaşanan facia, ekonomik kazancın ön planda tutulup sosyal boyutların ihmal edilmesinden kaynaklandı. Ardından Ermenek olayı yaşandı, onun da getirdiği sonuç o oldu.


Neden böyle olumsuzlukları yaşıyoruz?


En temel sebep, insanların değer yargılarını ekonomiye endekslemelerinden kaynaklı. Olayların olduktan sonra tartışılması, olmadan
tedbir almadaki gerek kamu gerekse özel sektörün lakayt davranması
bunu tetikleyen etkenler. İnsanlar sosyal başarıyı değil, ekonomik ba-
şarıyı öne çıkardığı için böyle durumlarla karşılaşıyoruz.
Tekrar sizin yürüttüğünüz çalışmalara gelelim…
Türkiye’de madencilikle ilgili tek boyutlu çalışmıyoruz, ticaretini ve
işletmesini yaptığımız gibi, sektörde daha çağdaş, daha güvenli, daha
güzel çalışmaların yapılması için de çalışmalar yürütüyoruz. Bunları
yaparken de şöyle bir olgumuz var; hem savunma sanayi hem de madencilik sektörü için baktığımızda ilk olarak bu sektörlerin geçmişlerinin, tarihlerinin irdelenmesi gerekiyor ki geleceklerine yön verilebilsin. Tarihe baktığınızda gerçekten de coğrafyamız maden çeşitliliği
açısından çok zengin. 120 ülke içinde ilk 10’dayız. Maden potansiyeli
bakımından da belli bor, mermer, krom, kurşun, çinko gibi madenlerde ilk sıradayız. Ancak bunun ekonomiye kazandırılmasına bakıldığında çok da başarılı olmadığımız görülüyor.

Sektörün tarihi Anadolu’da
çok gelişmiş. Bu gelişmişliğe ayak uydurabilmiş miyiz, önemli olan bu.
Sanırım burada biraz hatalar var. Bu, Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmaya çalışılmış.
Bizim sektörümüz çok komplike bir sektör. İş de başlı başına sırf
ekonomiyle veya akademik bilgiyle dönen bir sektör değil. Bunun için
Cumhuriyetin ilk yıllarında madenlerin araştırılması için MTA, işletilmesi için ETİ, ruhsatlandırılmanın yapılması için de Enerji Bakanlığı
nezdinde Maden İşleri Genel Müdürlüğü kurulmuş.
Bana göre bunlar sektörümüz için yetmiyor. Artık madencilik çok
farklı bir sektör durumunda.


Yani madencilik ayrı bir bakanlık altında mı yapılandırılmalı?
Bizim bu konuda da çalışmalarımız var. Gerek ayrı bir bakanlık olarak teşkilatlandırılması gerekse de farklı bir müsteşarlıkla yapılandırılması lazım. Savunma Sanayi Müsteşarlığı gibi bunun örnekleri var.

Bu sağlanırken de bunu destekleyici düzenlemeler yapılmalı. Yani sadece
madenlerin araştırılması ve çıkarılması değil, madenlerin finanse edilmesinden tutun da çevreye olan etkilerine kadar devletin bilfiil içinde
olmaktansa, denetleyici ve yönlendirici bir pozisyonda olması gereken
bir sistem kurulmalı. Tıpkı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi. Bunun için
çalışmalarımız ve tekliflerimiz var.


Karadeniz’deki maden potansiyelinin harekete geçirilmesinin bölge ve ülke ekonomisine katkısı ne olur?


Bundan 5 yıl önce Trabzon’da bir SWOT analizi yapılmıştı ve öne
çıkan sektörler turizm ve madencilikti. Ancak unutmayalım ki madencilik süreç anlamında uzun soluklu bir iş. Bugün bir madenin maden olabilmesi için çok büyük zamana ve işlem adımlarına ihtiyaç var.


Teknik özellikleri, ekonomik özellikleri, işletilebilir olması gerekiyor.
Bunlar bölgemizde aktivite edilebilirse ve kolektif anlamda beraber çalışma kültürü geliştirilebilirse ülkenin bakır rezervlerinin yüzde 75’i bu
bölgede. Karadeniz Bölgesi’nin madencilik potansiyeli yüksek ve bunun değerlendirilmesi gerekiyor. Gelişen teknoloji ve üretim prosesleri
ile her devirde gözden geçirilmesi ve araştırılması gereken bir sektör.
Bu açıdan Karadeniz Bölgesi’nin de tekrar araştırılması gerekiyor.

İş hayatınızı derinden etkileyen önemli olaylar yaşadınız mı?


2005 yılında madencilik ve enerji potansiyeli olarak araştırmalar
yapıyorduk. 1926’da kurulan Visera Elektrik Santrali’nin fizibilitesini
yapıyorduk. Orası 1960’lı yıllarda kapatılmıştı. Işıklar’da bir kahvede
otururken bir amca bizi bir süre dinledikten sonra; “Kardeşim, burayı
1960’dan bu yana devlet çalıştıramıyor, siz devletten daha mı akıllısı-
nız!” dedi. Bu benim için bir kırılma noktasıdır. Hâliyle o sektöre girmedik.

Trabzon’da uluslararası festival düzenlenecek! Trabzon’da uluslararası festival düzenlenecek!


TTSO’NUN ÜNÜ KENDİNİ AŞMIŞ DURUMDA


Fatih Bey, TTSO Meclis Üyeliği fikri sizde nasıl gelişti? TTSO, Trabzon için ne anlam ifade ediyor?


Aileden gelen birikimle beraber Trabzon’daki ticari ve sanayi hayatının içinde doğduk, büyüdük. Mesleki bilgi ile burada da olmamız
gerektiğini düşündük. Meslekten arkadaşlarımızla istişare yaptık, sağ
olsun teveccüh ettiler ve meclis üyesi olduk.
Şehir olarak nüfusumuz belki az ama TTSO’nun etkinliğine baktı-
ğınız zaman ülke ve uluslararası anlamda ünü kendini aşmış bir kurum
görürsünüz. TTSO’dan beklediğim ve bizim de yapmamız gerekenler
var. Mesela TTSO önderliğinde 1929 yılında sanayisinde elektrik kullanılan ve aydınlanan üçüncü il olmuşuz. O dönemde soba bile yok, yer ateşi var. Bu, büyük bir vizyondur. Biz de TTSO’daki meclis üyeleri olarak bu vizyoner bakışta olmalıyız. Bu bilinçle hareket etmeliyiz. Türkiye’deki ender odalardan birisiyiz. Eskilerimizi de minnetle analım.


ŞEHRİN VİZYONUNUN HALK TARAFINDAN ÖZÜMSENMESİ
GEREKİR


Trabzon’un genç ve vizyoner bir iş adamı olarak şehrimizin gelece-
ğini nerede görüyorsunuz?


Aslında bu sadece belli bir sektörün veya grubun sorunu değil. Burada belirlenmesi gereken; şehrin vizyonunun halk tarafından özümsenmesi ve benimsenmesidir. Ardından da bu vizyona yönelik belli hedeflerin ortaya konulması lazım.
Trabzon adına düşünen herkes kendine şu soruyu sormalı: “10 yıl
sonra benim yaşadığım şehir nasıl olacak, çocuklarım nasıl bir şehirde
yaşayacak?”


Trabzon’un tarihten gelen bir misyonu, insan varlığı var. Kimlik
değerleri var. Ancak bunların sürdürülebilir olması ve optimum kullanılabilmesinin temel şartları var. Ne yazık ki ilimiz bunları kaybetmiş
durumda. Bu, ülke politikalarıyla bağlantılı olabilir belki ama Trabzon da kendi içinde bir öz eleştiri yapmalı bu durumla ilgili olarak. Trabzon’da OSB’ye gittiğiniz zaman her kapıda ‘kaynakçı aranıyor’ diye bir
ibare var. Trabzon Endüstri Meslek Lisesi Metal İşleri Bölümü ise talep
yetersizliğinden kapanma noktasına geliyor. Madencilikte 100 yıl önce
bile yöre halkının 100’de 25’i istihdam edilirken, bugün yüzde 1,5’i
bile istihdam edilmiyor. Hayvancılığa bakıldığında hepimizin yaylası
var. 20 yıl önce insanlar kendi hayvanlarıyla ihtiyaçlarını karşılıyordu
ama şu anda yaylalarda hayvan kalmadı. Bunlar düşünülürken, yapılırken, çözüm aranırken işin Ankara’dan değil de buradan; yerinde tespit
edilmesi ve ona uygun çözüm üretilmesi gerekir. Trabzon’a vizyon bi-
çenlerin gerçekten Trabzon’da yaşamış, bu şehri özümsemiş ve kendi
değerlerini böyle görsel olarak değil de bilgi olarak ortaya koyan insanlardan veya sistemlerden müteşekkil olması gerekiyor. Trabzon 100 yıl
önce dünya şehirleri arasında iken; Paris, Londra ve Zürih’le anılırken
bugün ne yazık ki çok farklı bir yerdeyiz. Tekrar bu noktaya gelmek için
neler yapılması gerektiğini bilmemiz gerekiyor.


Burada belli sektörler üzerinden mi düşünmeliyiz?


Burada şu olmamalı. Gerek insan karakterine gerekse coğrafyamı-
za uygun olmayan iş ve işlemlerin yapılmasına taraftar değilim. Mesela
yaylada 20 katlı otel yapıp da burada hizmet yaptık mantığında değilim
ben. Onun yerine doğaya uyumlu, 20 farklı bungalov tipinde ev yapılmalı. Kısacası herkesin ortak yararına olacak işlem adımları olmalı.
Madenciliğe gelirsek, madenin ekonomik olarak kazanılmasını engelleyen bir sürü şey var. Bugün Japonya, Kyoto’da şehrin göbeğinde belli
kurallarla bu madenciliği yapabilirken biz burada yapamıyoruz. Bunun
mantıksal izahı yok. İçme suyuna 20 km uzaklıktaki maden işletilemiyor. Bilimsel çalışmalarda bir zarar olmadığının tespitine rağmen.


BÖLGESEL GELİŞMİŞLİĞİMİZ BİRİLERİNİ RAHATSIZ EDİYOR


Yeşil Yol olayı var gündemde. Bu yolun aslında madenlere ulaşım
için yapıldığı söyleniyor. Bunu değerlendirir misiniz?
Ben bunu bölgesel gelişmişliğin birilerini rahatsız etmesine bağlı-
yorum. İçinde olan birisi olarak ona inanmıyorum. Ortaya koyulan bir
delil yok. Yol açılırken maden bulunmuyor mu? Evet, bulunuyor. O
da ayrı bir durum. Güncel bir örnek olarak şunu söyleyeyim; Uzungöl
tartışmasını, aslında şehrin bunu bu noktaya getirmesini de yadırgı-
yorum. Deniliyor ki oteller çok pahalı. İyi de ben geçen hafta Kars’ta
4 yıldızlı otelde kaldım, geceliği 100 lira. Aynı odada 21 Ocak’ta 1800
liraya kaldım. Orada kayak sezonu idi. Onun için bu taleplerin olduğu
noktada bizim Trabzonlular olarak bunu söylemememiz gerekir. Şöyle
bir olgu oluşturulmaya çalışılıyor; Uzungöl’e gitmeyin, orada kazıklanırsınız! Bu, küresel sermayelerin bir oyunu da olabilir.

fatihmenguc
İşlerinizden arta kalan zamanlarda neler yaparsınız?
Madenciliği sevmemdeki gayelerin başında işimi sevmem geliyor.
Madenciliği iş olarak yaparken hobi olarak da yapıyorum. Yeni bir şeyler bulmak, birilerinin göremediği farklı bir bakış... Bu benim çok ho-
şuma gidiyor. En büyük hobim özellikle son zamanlarda çocuklarımla
Trabzonspor maçlarını seyretmek. O çok farklı bir duygu. Şu anda tarihe çok meraklıyım. İnsan davranışları ve ticari hayatın gelişmelerden,
olaylardan nasıl etkilendiğini merak ediyorum, bunları okuyorum.
Bunları arkadaşlarımla münazara etmeyi çok seviyorum.


Kitap okuyor musunuz?


Evet, haftada bir kitap bitirmeyi kendime görev olarak addettim.
İşimiz gereği doğanın içindeyiz. Madenciler aslında doğaya en saygılı
insanlardır, öyle olmalıdır. Bir de televizyonda belgesel seyretmeyi çok
seviyorum.


Eklemek istediğiniz bir şey var mı?


Herkesin sadece kendi sektöründe başarı elde etmesi çok önemli
değil. Eğer belli hedeflere yürüyeceksek birbirinin aklına, düşüncesine
saygı duyan; birbirini eleştirmekten ziyade birbirine öz eleştiri yapan,
katkı veren, yönlendiren bir pozisyonda olmalıyız. Bu, ülkemiz için de
böyle. İnşallah bunu başaran toplum ve nesillerden oluruz.
Fatih Bey teşekkür ederiz.


Ben teşekkür ederim.