Bana, ‘Almanya’daüretilen çikolata ile nasıl rekabet edeceksin?’ dediler. ‘Almanya’dafındık yok, fındık olmadan çikolata yapamaz.’ dedim....

Trabzon’un çok yakından tanıdığı ve sevdiği Arslan Uzunalioğlu’nun,
namıdiğer Arslan Usta’nın en büyük oğlu olan Ali
Uzunalioğlu, deyim yerindeyse Trabzon’un hem ticaret hem
de sanayi hayatını her yönüyle yaşayan bir isim.

aliuzunalioglu
1962 yılında Arsin’in Yenimahalle köyünde 4’ü erkek, 3’ü kız 7 çocuklu
bir ailenin en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. Okuma yazması
olmayan, sonradan kendi çabasıyla okumayı öğrenen bir anne ile ilkokul
mezunu bir babaya sahip olan Ali Uzunalioğlu, ilkokulda okurken
hayatı o günlerde okul ve babasının tamirhanesi arasında mekik dokuyarak
geçmiş. İstanbul’da tamircilik yaptıktan sonra 1969 yılında Trabzon’a
gelerek Çömlekçi’de tamirhane dükkânı açan babasının yanında
1973 yılında çırak olarak işe başlayan Ali Uzunalioğlu, birlikte çalıştığı
kalfalardan da çok şey öğrenmeyi başaran azimli bir insan oldu.
Trabzon milliyetçisi olarak tanımladığı babasıyla, şehrine yapmak
istediği ancak bürokrasiden dolayı bir türlü hayata geçiremediği otel
yatırımı sonuçsuz kalınca bir bakıma şevki kırıldı, için için isyan etti.
Trabzon dışında yatırımlara ‘mecburen’ yönelse bile yine de şehrini
terk etmedi. Ve âdeta yeniden ayakta kalmak, yeniden başlamak
için ayağa kalktı. Kolay değildi Arslan Usta’nın oğlu olmak. Belki de
onu buna mecbur kılan bu sorumluluktu… Arslan Usta’nın oğlu olmaktı.
En büyük hayali, ideali okumaktı. Babasının yanında erken yaşta
tamirci olarak çalışmaya başladığı için çok fazla yerine getiremedi bu
idealini. Ama ortaokulu yine azmi ile okuyup bitirdi, liseyi okurken de
evlenerek yeni bir hayata adım attığı için çok fazla yürütemedi. Ama o
içindeki okuma isteğini, sevgisini bir nebze de olsa giderebilmek adına
çocuklarının çok iyi eğitim görmelerine olanak sağladı ve onların okumasıyla
mutlu oldu.


Şimdilerde yeniden o bildiğimiz mekânında, Değirmendere’deki
yerinde yeniden yapılanmanın adımlarını atıyor yavaş yavaş. Ali Uzunalioğlu
ile zaman zaman hüzünlü, zaman zaman esprili, zaman zaman
da sitem dolu bir söyleşi… O gerek Karadeniz Bölgesi’nin, gerekse
Trabzon’un kurtuluşunun yine çılgın projelerle ve de sanayi yatırımlarının
önünün açılmasıyla olabileceğini savunuyor.


Bize okul yıllarınızdaki çalışma hayatınızı, o dönemi anlatır mısınız?
Babam Arslan Usta, 1969 senesinde Değirmendere’de tamircilik
yapıyordu. Türkiye’de araba üretiminin olmadığı zamanlardı, yurt dışından
gelen ticari araçların tamiratını yaparlardı. Babamın yanında
çıraklık yaparak işe başladım. Çok kalfalarımız vardı, onların yanında
çıraklık yaptım. Tamirciliği babam Arslan Uzunalioğlu’ndan öğrendim.
Sabahtan öğlene kadar Çömlekçi’deki Cengiz Topel İlkokuluna gidiyor,
akşama kadar babamın yanında çalışıyordum.
Benim kadar okumayı seven bir insan belki de az bulunur. Ancak
o dönemki şartlar okumama müsaade etmedi. Çünkü babam yalnızdı,
akrabalarımız çok uzaktaydı. Değirmendere’de ev tuttuk; annem kışın
bizde, yazın köyde oturuyordu. Diğer kardeşlerim o zaman küçüktü ve
okuyordu. Gece ortaokulu vardı, babam ona da müsaade etmedi. Ancak
okuma azmimi hiç kaybetmedim. Askerden geldikten sonra okumaya
başladım. Aff an Kitapçıoğlunda ortaokulu bitirip diplomamı aldım.
Liseye başladığımda evlendim ve devam ettiremedim. İki kızım,
bir oğlum var. Kızlarımın biri mimar, birisi turizm otelcilik mezunu;
küçük oğlum da lise son sınıfta okuyor.


TRABZON’UN İLK 5 YILDIZLI OTELİNİ YAPACAKTIK AMA
ÖNÜMÜZÜ KESTİLER


Karadeniz insanı olarak ne yaşamışsak okumadığımızdandır. İnsanlar
hep sırtımıza binmiş ve bize kendini taşıtmıştır. Sivil toplum kuruluşlarında,
siyasi partilerde görev yaptım. Uzun süre TTSO’da görev
yaptım, yönetim kurulu üyeliği yaptım. Amacım; Trabzon’a bir şeyler
nasıl kazandırabiliriz de çocuklarımızı burada tutabiliriz. Ancak maalesef
bireysel olarak bu çabamız yetmiyor. Batı’daki standartları yakalayabilmek
için bireysel düşünmeyi bırakıp kolektif hareket etmeyi
öğrenmeliyiz. Bölgemizde ortaklık kültürünün olmadığı ve yürümediği
biliniyor. Biz ne yaptık? 1972 yılında Avrupa’nın en büyük döküm
fabrikasını kurduk. Oradan bir ders almadığımız gibi, 1994 senesinde
Trabzon’da beş yıldızlı otel yokken biz Trabzon’a beş yıldızlı otel yapmaya
kalktık. Ancak bize bunu yaptırmadılar. Öyle bir otel yapmaya
kalktık ki karşısındaki 100. Yıl Havuzu’ndan istifade edebilmesi için
asfaltın altından 70 metre tünel yaptık. Biz bu tür projeleri seven bir
aile olmamıza rağmen hak etmediğimiz şeyleri yaşadık.
Babanız daha sonra ne yaptı, dükkânda devam mı etti?


1972 senesinden beri BMC markası ile çalışıyorduk. Çukurova’nın,
yani BMC Fabrikası’nın satışını da yapmaya başladık. Önce Trabzon
sonra İzmir ve İstanbul’da 4 tane iş yerimiz vardı. Arslan Uzunalioğlu
Motorlu Araçlar, Çukurova Grubu’nun yüzde 34’ünü satıyordu. 2007
yılında Çukurova Grubu ekonomik sıkıntılar yaşamaya başlayınca bu
bizi de etkiledi. Özellikle otomotiv grubundaki iş adamlarına kesinlikle
bir markada ısrar etmemelerini tavsiye ederim. Muhakkak bir alternatifl
eri olsun. Bizim olmadığı için Çukurova Grubu’nun ifl as etmesinden
dolayı çok etkilendik.


BABAM BÖLGENİN EN İYİ USTALARINDAN BİRİYDİ
Nasıl bir ustaydı babanız?


Babam işinde çok başarılı, hattâ diyebilirim ki bölgedeki en iyi ustalardan
biriydi. Ve çok disiplinli bir insandı. Yanında çalışanları da
kendisi gibi yetiştirmiştir. Trabzon’da hâlen daha işine devam edenler
vardır. Ben de öyleyim. Türkiye genelinde kendi grubumuzda, BMC
servisleri içinde en başarılı olanlardan biriyim. Hattâ 1996 senesinde
başarımızdan dolayı BMC Fabrikası tarafından Hannover’de ödül aldık.
Bu başarımızı da babamdan aldığımız iş ahlakına ve eğitimine bağlıyorum.
Zaten hep şunu söylerim; bugün çocuklarımız yanlış bir şey yapıyorsa
bunun temelinde o çocuğu yetiştirenler vardır. Temel eğitim,
altyapı çok önemlidir.


Trabzon’da hayata geçiremediğiniz bir yatırım oldu, bunu anlatır
mısınız?


Babam, ustalığı bıraktıktan sonra satış şirketinin başına geçti. 1994
senesine kadar orada devam etti. O sene otel inşaatına başladık. Orası
belli bir duruma geldikten sonra buradaki bürokrasiyi aşamadığımız
için o dönemin parasıyla yaklaşık 6 trilyonluk bir yatırım yarıda kaldı
ve tamamlanamadı. Biz o yatırımı ekonomiye kazandıramadık. Böyle
olunca da gidip İzmir’e yatırım yaptık. Babam bizim işlerimizle uğraştı.
Ben de 2012 yılında tamirhaneyi bıraktım, şu anda inşaat sektöründe iş
yapmaya başladım. Babam da şu anda İzmir’deki işlerin başında.
Otel yatırımının hayata geçmemesi iş anlamında şevkinizi kırdı mı?
Kesinlikle kırdı. Babamın memleketine karşı olan milliyetçiliğinden
dolayı çok zarar gördük. Biz o dönemde Karçeliktaş’ın haricinde
Trabzon’a bir demir haddehanesi kurmaya karar verdik. Hattâ şu andaki
yerini satın aldık. O dönemde yapılan görüşmelerde ham maddeyi
Karabük’ten alıp Trabzon’da üretim yapacak ve tekrar o tarafa satacaksın.


BÖLGEMİZDE, ‘KÜÇÜK OLSUN BENİM OLSUN’ ANLAYIŞI ÇOK
HÂKİM


‘Nakliye maliyetin çok yüksek olur, rekabet edemezsin. Trabzon’daki
insanlar dahi senden mal almazlar.’ denince o yatırımdan
vazgeçtik. 1984 yılında şimdiki Forum’un karşısındaki yeri almak için
arsa açmaya başladık. Dönemin valisi, emniyet müdürü babama gelip,
‘Burada otel yok, gel buraya 5 yıldızlı otel yap.’ dediler. Zemine kadar
indirdiğimiz dağı, 20 metre daha hafriyat yaptık. Bize; ‘Belediye
imar revizyon planında imara otel olarak işlenecek. Siz burayı 5 yıldıza
göre yapın. Biz size 2 kat verip oda sayısını 200’ün üzerine çıkaracağız.’
dendi. Fakat bize kat verilmedi. Dönemin belediye yöneticileri bize bu
izni vermedi ve bize hiçbir gerekçe de söylenmedi. Sadece kat onayının
verilemeyeceği gündeme getirildi. Zaten o olaydan sonra Trabzon’dan
gitmemiz başladı. Yoksa bütün yatırımlarımız Trabzon’aydı. Trabzon’da
yatırım yapan birçok şirket bunu yaşadı. Burada kabahati elini
taşın altına sokmayan insanlara buluyorum. Bizim bölgemizde, ‘küçük
olsun benim olsun’ anlayışı çok hâkim. Bizden önceki jenerasyonda bu
düşünce vardı, bizde ve bizden sonra gelen jenerasyonda kolektif çalışma
düşüncesi daha fazla. Gelecekten kesinlikle ümitliyim. Biz acilen
Trabzon olarak bir-iki marka oluşturmamız lazım. Ben yaklaşık 20 yıl
süreyle TTSO’da bulundum. Projeler yaptım, hattâ uçuk denebilecek
projeler ürettim. Yani ben proje yapmayı seven bir insanım.

Ümit Özdağ Trabzon'a geliyor! Ümit Özdağ Trabzon'a geliyor!


TRABZON’UN KURTULUŞU ÇILGIN BİR PROJEYE BAĞLI


Proje yapmayı seven bir insanım dediniz, birkaç örnek verebilir
misiniz?


Mesela geçmişte çimento fabrikasına ilişkin Trabzon olarak biz alalım
ve daha sonra ileriye dönük fabrikanın yerine yaşam alanı kurulsun
dedim. Üstelik de bu yaşam alanı yine devlet kontrolünde olsun diye
öneri getirdim. Çünkü bu alanlar turizmin gelişmesine vesile oluyor.
Dubai ve Amsterdam örnekleri de ortadadır. Ancak bana hep ‘hayalcisin’
dediler. Zaten bir işi yapmadan önce hayalini kurmak lazım. Bölgemizde
ve şehrimizde zihniyet değişmedikçe yatırımların önü de açılmaz.

Örneğin biz alternatifi olmayan bir ürüne sahibiz. Bunu biz ham
madde olarak satıyoruz. 5 liraya sattığımız malı alan 150 liraya satıyor.
‘Gelin bir şirket kuralım, bunu mamul olarak satıp daha fazla para kazanalım
ve Trabzon’da istihdam sağlayalım.’ dedim. Bana, ‘Almanya’da
üretilen çikolata ile nasıl rekabet edeceksin?’ dediler. ‘Almanya’da
fındık yok, fındık olmadan çikolata yapamaz.’ dedim.

Ama yine bu da
öneriden öteye geçmedi. Sanayide ise ülkemizin batısıyla rekabet edebilmek
için nakliye maliyetlerinin düşürülmesi lazım. Bugün Karadeniz
Bölgesi’nde tren yolu projesini kimse sahiplenmedi. Gündeme yeni
gelmeye başladı. Burada üretilen bir malı nakliye ederken Konya’daki,
Antep’teki benden daha avantajlı çünkü benim yarım kadar nakliye
yolu yapıyor. Bizim öyle bir şansımız yok. Bu sebeple hep geri kaldık.
Bu saatten sonra da gerek Karadeniz Bölgesi’nin gerekse Trabzon’un
kurtuluşunun çılgın bir projeye bağlı olduğunu düşünüyorum.
Bu dönem yeniden TTSO’dasınız. Hedefi niz, amacınız nedir?
TTSO’ya ilk girdiğim zaman çok hedefl erim vardı. Ben hiçbir zaman
bir yerde olmak için görev almam. Ben hep bir öneri ile gündem
oluşturmak isterim. İki yıl yönetim kurulu üyeliği yaptığım dönemde
gelen dosyaları inceler, Oda’ya ait olmayanları ayırırdım. 20 yıldan beri
ilk defa mevcut başkan Suat Hacısalihoğlu’nun yönetimini çok başarılı
buluyorum. En azından komite olarak yazdığımız yazıları okuyor,
mecliste de yapılacaklar ya da yapılamayacaklar konusunda bizi aydınlatıyorlar.
Bir dönem TOBB Delegesi oldum, işlerimin yoğunluğundan
dolayı istifa edip, bir başkasının görev yapması gerektiğini söyledim.
Ben görev yaptığım hiçbir kurumda menfaatlerimi ön plana çıkarmadım.
Bu dönem Şadan Eren’in TOBB’daki görevinin bu bölgeye daha
fazla fayda sağlayacağını düşündüğüm için aday dahi olmadım. Yani
kendi egolarımı hiçbir zaman ön plana çıkarmış değilim.


HAKLI OLDUĞUM KONUDA SONUNA KADAR KONUŞACAĞIM


Şu anda neler yapıyorsunuz?


Yaklaşık 7 yıldan beri köyde yaşıyorum. Bir avantajım var; köyüm
sahilde, deniz kenarında. Denize büyük bir merakım var. Boş zamanlarda
stres atmak için balık tutmaya giderim. 7 yıl öncesine kadar sosyal
yaşantısı çok aktif olan biriydim. Bir dönem ara verdikten sonra bazı
haksızlıklara karşı TTSO seçimlerine yeniden girmeye karar verdim.
Bundan sonra hayatımı yine Trabzon’da sürdüreceğim. Haklı olduğum
konuda sonuna kadar konuşacağım, haksız olduğum konuda da özür
dilemesini bilen bir insanım.


Babasının yanında yetişen bir çırak olarak en önemli düsturlarınız
neler?


Disiplin, sözünün eri olmak ve güven vermek benim olmazsa olmazım.
Hiç sevmediğim şey yalandır. Zaten kendim de bunu hiç beceremem.
Kimseye bir kötülüğüm yok, bu sebeple arkamdan kimse konuşamaz.
TTSO’nun son seçimleri de bunun en bariz örneğidir.
Çocukluğunuzun Trabzon’una özlem duyduğunuz oluyor mu?
Geçmişe dair üzüntü duyuyorum. Çünkü Trabzon’da yaşayan birisi
olarak çok değişiklik görmüyorum. 1980 yılında İstanbul’da askerlik
yaptım. Şu anda oraya gittiğimde o günleri hatırlayamıyorum.


Ali Bey teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.