Trabzonlular ve Trabzonsporlular maruz kaldıkları ayrımcılığı bir türlü gerektiği gibi anlayamıyor, dolayısıyla ona karşı nasıl mücadele edeceklerini bilemiyorlar.

Türkiye futbol tarihinde bazı kulüplerin ayan beyan desteklendiğini, bu kulüplerin başarı (!) için başvurdukları bütün illegal yöntemlerin görmezden gelindiğini, Trabzonspor başta olmak üzere “diğerleri”nin yarışta her zaman büyük adaletsizliklerle karşı karşıya kaldığını biz biliyoruz, görüyoruz. Biz görüyoruz ve bunu herkesin gördüğünü sanıyoruz. Öyle değil. Şöyle:

Çok çocuklu bir aile düşünün. Bir (ya da birkaç) çocuğunu doğduğundan itibaren alabildiğine şımartıyor, her istediğini yerine getiriyor. Diğer çocuklarına ise üvey evlat muamelesi yapıyor. Şımarık olanın onları itip kakmasına, ellerindekini çekip almasına sesini çıkarmıyor.

Böyle bir durumda ayrımcılığa maruz kalan çocukların bir süre sonra canlarına tak ederek isyan etmesini, adalet istemesini mi beklersiniz? O şımartılan çocuğun da “Neden bu ayrımı yapıyorsunuz? Onlar da benim kardeşlerim. Bana nasıl davranıyorsanız onlara da aynı muameleyi yapacaksınız” demesini mi?

Hayır, öyle olmuyor. Doğduklarından beri gördükleri muamele her iki tarafa da hayatın doğal akışı gibi normal geliyor. Eşitsizlik onların zihin dünyasında eşitlik gibi görünüyor. Böyle olduğu için, şımartılan çocuğun o doğal gibi algıladığı bir ayrıcalığından azıcık kısmaya kalksanız eşitsizlik gerekçesiyle isyan ediyor. (Geride kalan sezonda Fenerbahçelilerin “Trabzonspor kollanıyor, devlet eliyle şampiyon yapılıyor!” isyanlarını hatırlayın)

Geçtiğimiz günlerde adı geçen kulübün başkanı devleti yönetenlerin kendilerine paha biçilmez bir araziyi tahsis ettiğini çok rahat bir şekilde kamuoyuna açıklayıverdi. Nezaket gösterip teşekkür etti, etmeyebilirdi de. Çünkü az önce yazdığımız gibi bu onların en doğal (!) hakkıydı.

Anlatmaya çalışmak, adalet beklemek beyhude çabadır

Trabzonspor, ailenin ayrımcılığa maruz kalan çocuklarından biri ve bir istisna olarak isyan ediyor, bu durumun eşitlik değil eşitsizlik ve adaletsizlik olduğunu haykırıyor. Feryadını düzeni tesis edenlere ve kaymağını yiyenlere duyurmaya çalışıyor. Sosyal medya başta olmak üzere her platformda avaz avaz haykırıyor. Ama boşuna uğraşıyor. Düzenin sahiplerinin öyle bir derdi olmadığı gibi şımarık çocuk da ortada bir problem görmüyor. Bu çarpık düzen onlara adil ve eşitlikçi geliyor. Daha beteri, bu feryatları duymuyorlar bile. Sosyal medyayı aktif olarak kullanan Trabzonsporlu arkadaşlar, kendi isyanları karşısında karşı tarafta en ufak bir tavır değişikliği görebiliyor mu? Ne derseniz deyin, hangi argümanları ileri sürerseniz sürün onlar kendi bildiklerini okumaya devam ediyorlar. Zerre kadar sapma yok.

Doğduğundan beri ayrıcalıklı muameleye tabi tutulan, bunu en doğal hakkı olarak gören insana bunun yanlış olduğunu anlatamazsınız. Trabzonsporlular zaman ve enerjilerini bu boş çaba uğruna heba etmemelidir. “Canım ne olacak, oturduğumuz yerden birkaç cümlelik tweet atıyoruz işte” düşüncesi komiktir. Bilimsel açıklamalara göre insan enerjisinin yüzde 90’ını beyin harcamaktadır, bir sosyal medya paylaşımı da öncesi, esnası ve sonrasıyla birkaç cümle yazıp tuşa basmaktan çok daha fazla zaman ve enerji sarfına tekabül eder.

Trabzonsporluların yapması gereken “onlara ağzının payını vermek” değil, kulübü daha güçlü kılmak için ne gibi bireysel ve örgütlü çalışmalar yapabileceğini düşünmek ve uygulamaya koymaya çalışmak olmalıdır. Bunun en önemli unsurlarından biri kendini “dışarıya” tanıtmak ve anlatmaktır, o da şampiyonluk kutlamalarıyla pek güzel bir başlangıç yapmış ve ciddi bir mesafe kat etmiştir. Trabzonspor’un dünyaya anlatacak çok değerli ve ilginç hikâyeleri vardır. Sadece onları anlatmaya çalışsa üç vakte kadar adaletsiz düzeni tuzla buza çevirir. Şımarık çocuğun cıyaklamaları da mizah malzemesi olmaktan ileriye gitmez.