38 yıl aradan sonra Trabzonspor’un ‘resmi olarak şampiyonluğunun tescil edilmesiyle’ birlikte şüphesiz ki çok sevindik.

Meydan Parkı, Uzun sokak, Maraş Caddesi, postane önü, stadyumun dışı ve içerisinde yapılan kutlamalar dünya kamuoyunu etkileyecek büyüklükteydi.

Son olarak Karadeniz’in maviliklerinde gerçekleştirilen şampiyonluk kutlamaları kimin aklına gelmişse çok güzeldi. Trabzon kentinin denizle ilişkisi büyük ölçüde kesilmiş olmasına karşın oyuncular için değilse de Trabzon halkı kendisini ‘Trabzon’un çocukları’ olarak hissediyordu.

Trabzonspor ‘Karadeniz Fırtınası’ olarak yıllardır spor kamuoyunun künyesine kazınmıştı.

Stadyumda ki kutlamalar renkli olup sanatsal katılımlarla desteklenirken müzik etkinliklerine Yunanlı sanatçının çıkarılmaması düşündürücüydü. Yunanlı futbolcular takımın şampiyonluğuna fevkalade katkı verirken, Yunanlı müzik sanatçısının müzik alanında ki katkısının engellenmesini ideolojik görüşle açıklamak mümkün değildi. Son dönemlerde Trabzonspor’un şampiyonluğundan rahatsız olanlar, Ekrem İmamoğlu’nu da tartışmanın içine çekerek, Pontusçuluk suçlamalarından medet umuyorlar. Trabzonluların asla böyle bir derdi olmamasına karşın ‘hassasiyet büyüterek ilgi çekmek’ çabalarına Trabzonluların ve Trabzonsporluların olumlu karşılık vermesi mümkün değildir.

Yunanlı sanatçının engellenmesiyle birlikte Apolas Lermi’nin de arkadaşına sahip çıkarak sahne almaması ise Trabzon delikanlısına yakışır bir davranıştı.

Kaldı ki spor ’un ‘kardeşliği ve halkları birbirine yaklaştırma’ diye bir derdi varken ve Türkiye’de de bunun örnekleri oluşmuşken düşmanlık tohumları ekmenin kimseye bir yararı olmayacaktır.

Trabzonspor’un şampiyonluğun da en büyük pay, bana göre, hiç konu edilmemesine rağmen ‘VAR’ sisteminin varlığıydı.

50 yıldır Trabzonspor’u izleyen birisi olarak duyduklarım ve gördüklerim beni bu kanaate taşıdı. Şüphesiz ki bu sisteme rağmen de onlarca haksızlık yapılıyor. Ancak pozisyonları tekrar inceleme olanağının varlığında haksızlıklara verilebilecek tepkiler haksızlıkların azalmasında önemli bir rol oynadı.

Trabzonspor, büyük sermayenin belirleyici olduğu şampiyonluk yarışında bu büyük tekel’e kendi altyapısı sayesinde son vermiştir. Ancak endüstriyel futbol’un bu alana egemen olması böylesine bir gücün başarılı olması için yeterli olmamış, istemeyerek de olsa Trabzonspor’da endüstriyel futbol’un içine girmek durumunda kalmıştır. Bu durumda ‘VAR’ sisteminin varlığı adaletin gerçekleşmesine olanak sağlamış, Anadolu takımlarının da önünü açmıştır. Şunu da belirtmek gerekir ki endüstriyel futbol anlayışıyla çok büyük oranda borçlanmış olan Trabzonspor’un yapısı sürdürülebilir değildir. Trabzonspor’un başarısının devamı için altyapıyı güçlendirmek ve bölgeden oyuncular yetiştirerek yarışı sürdürmekten başka çaresi yoktur.

Trabzonspor’un şampiyon olma mücadelesin de izlediğimiz karşılaşmalardan beş altı tanesi aklımızda kalmıştır. Bu maçlar Trabzonspor’un hücumda pres yaparak kazandığı maçlardır. Bu anlamda bir Trabzonspor ekolünden bahsetmemiz mümkün değildir. Trabzonspor, takımını yeni takviyelerle güçlendirip her zaman prese dayalı her zaman oynayarak ekol oluşturabilir.

Trabzonspor bu şampiyonluğunu Fenerbahçe ile barışarak ayrıca taçlandırabilir. Her ne kadar Ali Koç’un yaptığı açıklamalar barış dilini ifade etmiyor olsa da Trabzonspor, büyüklüğünü ‘sporun amaçlarını’ gerçekleştirme anlamında taçlandırmalıdır.

Şike nedeniyle UEFA’nın şampiyonlar ligine çağırmadığı Fenerbahçe’nin yöneticileri Türkiye’nin hukuk sistemini aşmış olsa da spor kamuoyunun vicdanında şampiyon değildir. Dr. Mehmet Nuri Durgun arkadaşımın sosyal medyadan bize ulaştırdığı şike yapanlar listesinde Fenerbahçe ismi vardır. Dolayısıyla Fenerbahçe yöneticileri de iki takımın barışması adına ellerini taşın altına koymalıdırlar.

Sonuç olarak, tüm spor dallarında olduğu gibi futbolun da şehirleri, bölgeleri, ülkeyi ve tüm dünyayı kardeşlik içerisinde birbiriyle yarışan bir seviyeye taşımak, sadece spor yapanların değil herkesin sorumluluk alması gereken bir konu olmalıdır.

Trabzonspor’un şampiyonluğunu kutluyoruz.