Geliştiriyoruz…

Gelişiyoruz…

Domine ettik...

Sabır gösterip sabredeceğiz...

Futbolun içerisinde var…

Bazen olmuyor…

Eeeee…

Sonrası!

Sonrasını ben söyleyeyim…

Hoplayıver çekirge

Zıplayıver çekirge

Benim canım çekirge

Pıtı pıtı pıtı çekirge

Maalesef hocanın çekirgesi bu kez zıplayamadı!

Yazık oldu…

Hem de ne yazık?

 

 

O Kİ HAVALANDIRDIN SOKSAYDINYA HUGO’YU

 neden teşekkür

Avcı’nın yaptıklarına akıl sır erdirmek mümkün değil.

Avcı yaptıklarını ne düşünerek yapıyor anlamak için de herhâlde kırk hocaya gidip yedi dere ağzı dolaşmak gerek!

Takımı cezası içerisine 35 tane orta yapıyor, her yapılan orta rakip defanstan geri geliyor.

Yahu arkadaş o ki doldur boşalta cevirdin.

Yanında Hugo oturuyor.

Koysana sahaya.

Sürsene forvete.

Bunları yapsan ne kaybederdin ki?

Antalyaspor maçında bu saydıklarımı yaptın, elinde hava topuna ne kadar hakim futbolcu varsa hepsini kullandın.

Peki bu maçta neden aynı şeyleri yapmadın?

Kusura kalma Abdullah hocam inan senin yaptığın uygulamalara akıl sır ermediği gibi bizimde aklımız yetmiyor!

 

 

YAKINDA KOKUSU ÇIKAR!

 

Orhan baba söylüyor…

Gitti de gitti sevgilim gitti,

Ardına bile bakmadan gitti de gitti,

Bu gönül onundu almadan gitti,

En güzel ümidimi en güzel yıllarımı çaldı da gitti,

Evet hocam Orhan babanın bu güzel eserini şöyle uyarlarsak.

Gitti de gitti 25 milyon euro gitti.

Ardına bile bakmadan gitti de gitti.

Bu paralar Trabzonspor’undu almadan gitti.

En güzel ümidimizi en güzel sezonumuzu çaldı da gitti.

Ey gidi Abdullah hocam senin kaybedecek neyin var ki?

Ama Trabzonspor zatıalinizin sayesinde çok şey kaybetti...

Ne kaybettiğini de hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Üstelik pek yakında!

 

 

NEDEN TEŞEKKÜR?

 

 neden teşekkür

Bırakın martaval okumayı!

Bırakın ahkam kesmeyi!

Bırakın işkembeden atmayı!

Bırakın gaz almayı!

Azıcık gerçekçi olun…

Azıcık gerçekleri görün…

Neymiş efendim “Yine de teşekkürler çocuklar, canınız sağ olsun” muş!

Niye teşekkür efendim?

Neden canınız sağ olsun?

Çocuklar oynadıklarının karşılığını almıyorlar mı?

Sorarım aklı evvellere Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi’ne kalacak diye harcanan paranın, yapılan borçlanmanın ne olduğunu acaba biliyorlar mı?

Kulübün iki-üç sezondur borç hanesine yazılan borç miktarından haberleri var mıdır?

Uyanın beyler kulüp batma noktasını çoktan aşmış...

Hani ya güzel bir deyim vardır, “Saldım çayıra mevlam kayıra” diye…

Açık seçik Trabzonspor’un geldiği nokta budur!

 

 

İSYAN, SIRADAN OLAN TAKIMA ELENMEK

 isyan

 

Günlerdir yazıyoruz, “Aman ha Kopenhag maçı Trabzonspor’un olmazsa olmaz maçıdır” diye...

Yediden yetmişe...

Oynayan, oynamayan…

Sahada mücadele edenle, tribünde oturanlara kadar…

Bütün Trabzonsporlular bu maça konsantre olmalıdır, bu maç mutlaka alınmalıdır dedik ve yazdık çizdik.

Sonuç; bu kadar uyarı yapmamıza rağmen tabi ki hüsran!

Kopenhag maçının kaybedilmesinin Trabzonspor’a neler kaybettirdiğini belki maçın yarattığı şoktan ya da sıcaklığından kimse anlamamıştır.

Ancak iş soğuduğu zaman bir maçla nelerin kaybedildiğini Trabzonspor’a ne yaralar açacağını hep birlikte göreceğiz. Tabi ki yaşananlar dünyanın sonu değildir.

Ne var ki Avrupa’da sıradan bir takım olan Kopenhag gibi bir takıma kaybedilince insanın isyan edesi geliyor…

Elbette maç kazanılır ya da kaybedilir…

Futbolun içerisinde olağan şeylerdir bunlar.

Burada asla bir sıkıntı yok.

Sıkıntı olan yer sıradan bir takım karşısında sahadan boynu bükük

Ayrılıp guruba kalamamaktır.

Sorarım bütün Trabzonsporlulara, Trabzonspor’un bütün hedefi Şampiyonlar Ligi’ne katılmak değil miydi?

Hani hep birlikte hayaller kuruyorduk ya, “Şampiyonlar Ligi’ne kalındığında, kasaya bu kadar para girecek, Trabzonspor’un eli ekonomik olarak çok rahatlayacak, borçların bir kısmı ödenecek” falan filan…

İşte üzüntümüz bu hayallerimizin gerçekleşmemesinedir.

Yine her şey hayallerde kaldı…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

HOCA AVRUPA’DA ZATEN YOKTU!

 bir sonrası ne acaba

Demek ki Abdullah hoca Avrupa Kupası maçlarını oynayamıyor.

Demek ki Avrupa Kupası maçlarında bir yerlerde sıkıntı yaşıyor.

Ne biliyim belki de müsabakalara iyi konsantre olamıyor.

Veya rakip takımları iyi analiz edip çözemiyor.

Baksanıza Abdullah Avcı için istatistikler ne diyor?

Avcı, kulüp takımları kariyerinde Medipol Başakşehir, Beşiktaş ve bordo-mavili takımın başında Avrupa kupalarında çıktığı 30 maçta sadece 4 galibiyet alabildi.

Abdullah Avcı, kulüp kariyerinde Medipol Başakşehir, Beşiktaş ve Trabzonspor'un başında Avrupa kupalarında  30 maçın 26'sında galibiyet sevinci yaşayamadı.

Bu karşılaşmalarda Avcı, 16 mağlubiyet, 10 beraberlik ve 4 galibiyet gördü.

Tablo böyle olunca Abdullah Avcı da ne yapsın? Zorunlu olarak herkesten hoşgörü istiyor…

Avcı hoca hoş görü olayını bana göre kendisine dert edinmemeli.

Üç-beş kişi istemiyor diye de bırakıp gidecek hali yok…

Lig devam ediyor…

Galatasaray karşısında alınacak bir galibiyetle her şey eskisi gibi süt liman olabilir...

Hocamız sabır diyor ya, mecburen hep birlikte sabredeceğiz…

 

 

 

DÜŞÜN YAKALARINDAN

 düşün yakalarındann

Nwakaeme’de Nwakaeme…

Ne oluyor Allah aşkına?

Adam çekip gitmiş.

Trabzonspor ile işi bitmiş.

Sizler hala Nwakaeme diyorsunuz.

Nwakaeme konusunda bırakın Trabzonspor’un, dolayısıyla yönetim kurulunun yakısını…

Artık düşün yakalarından.

Nedir ikide bir her maç sonrası sizde depreşen Nwakaeme sevdası?

Nwakaeme konusunda sonuna kadar yönetim kurulunun yanındayım.

Ve aldıkları kararı sonuna kadar da destekliyorum.

Daha düne kadar Nwakaeme’yi Trabzonspor’un freni olarak dillendiriyordunuz.

Bugün kalkmışsınız ille de Nwakaeme diyorsunuz, Nwakaeme vazgeçilmeniz olmuş!

Son söz; kimler geldi kimler geçti, Nwakaeme de geçenlerin sınıfına dahil olmuştur.

 

 

 

 

GAZOZ KAPAĞI, KAHRAMAN VE EFSANE AYRIMI

 

Sosyal medya hesabında Prof.dr. Halis Demir paylaşmış.

Demirin yazısı benim ilgimi çekti…

Sizin de ilginizi çekeceğini umarak Halis Demirin  paylaştığı bu yorumun noktasına virgülüne dokunmadan aynen sizlerle paylaşıyorum…

"Teorisyen söz konusu olan konuyu zorlaştırır. Sanatçı ise kolaylaştırır"

Avcı, teorisyen olmayı seçti… Sürekli oyuncu grubundan ve oyundan bahsediyor... Oyunun eyleyeni olan oyuncu ismi vermekten ısrarla kaçınıyor... Oyuncu ismi vermeyerek oyuncuyu değersizleştiriyor ve aşındırıyor farkında değil... Teorisyenliğine gölge düşürecek her noktaya aşırı dikkat gösteriyor…

Bilinenler ise şöyle diyor: Sistem mantığı kusursuz çalışsın diye eyleyeni yok sayar... Eyleyenin yani sporcunun hiçbir değeri yoktur... O sporcu gider bu sporcu gelir... Sporcunun futbol topu kadar değeri yoktur... efsane olmanın yolu sistemden geçer...

Sistemin batsın Avcı... Evet sistemin uzun vadede işe yarayacaktır... Hiç şüphe duymuyorum... Ama bugün bize tur atlamak lazımdı... Sayın Avcı bu maçta sanatçı olmalıydın... İşi kolaylaştırmalıydın... Olmadı, zor olanı; uzun dönemli sonuçlar üretecek olan teorisyenliği seçtin... Oysa bu maçta araç olacak olan teorisyenlik değildi…  Bu maçta futbol sanatçısı, kolaylaştırıcısı olmalıydın… Çünkü telafisi  olmayan bir maç ve sadece 90 dakikan vardı...

Lider strateji seçerken zaman, mekân ve kısaca koşulları dikkate almalıdır... Avcı, 90 aylık stratejiyi seçerek en büyük yanlışa imza attı... ve hem kendini hem de bizi üzdü... Hiç kuşkum yok, kahramansınız fakat efsane olamazsınız…

Üzgünüm Avcı, liderlik, teknik adamlık kumaşınız elbette gazoz kapağı değil, kumaşınızda kahramanlık var ama efsanelik yok...

 

 

ÇAMUR AT İZİ KALSIN

 çamur at izi kalsın

Dün meslektaşım Fatma Yavuz ile bir telefon sohbetimiz oldu…

Kendisine hal hatır sorduktan sonra, konuyu çalıştığı gazeteden ayrılma nedenine getirdim.

Fatma Yavuz çalıştığı gazeteden neden ayrılık yaşadığını kelimesi kelimesine anlattı...

Yavuz’un anlattıklarının tümünü burada yazacak değilim.

Ama piyasada söylendiği gibi çalıştığı kurumla bir ayrılık yaşamadığı konusundaki sohbetimizi burada yazmazsam kendimce eksiklik yapmış olurum.

Neyse ben iki kelam Fatma Yavuz için yazmak istiyorum.

Diyorlar ya Yavuz’un ayrılmasının arkasında akçeli işler var…

Ben Fatma Yavuz’un akçeli işin içerisinde olduğu için ayrıldığını duyduğum andan itibaren söylenenlere ne itibar ettim ne de inandım?

Çünkü bildiğim, tanıdığım Fatma Yavuz öyle bir kişiliğe sahip değil.

Hayatta akçeli işlerle işi olmamıştır.

Olmasını bırakın, yanından geçmemiştir.

Daha ileriye gidiyim… Beraber çalıştığımız dönemlerde bile gazeteden ücret almadan çalışıyordu.

Zaten Fatma Yavuz’un ekonomik anlamda hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını yakın çevresi çok iyi bilir.

Bana göre Yavuz için piyasada konuşulanlar “Çamur at izi kalsın dan” ibarettir.

Ya da itibarsızlaştırmaktan başka bir şey değildi.

Bu konularla meslekte en son ilişkilendirecek isimlerin başında Fatma Yavuz gelir…

Bu kadar da iddialıyım bu konuda…