2014 yerel seçimleri yaklaşıyor, adaylar yavaş yavaş tebarüz etmeye başlıyordu. Trabzonspor camiasında da öfke, hayal kırıklığı ve hüzün hâkimdi, çünkü 3 Temmuz 2011’de başlayan süreç hiç de camianın umut ettiği şekilde devam etmemişti. İktidar oralı değildi, muhalefetten de ciddi bir itiraz yükselmiyordu. Hâttâ iktidarı muhalefeti bir olmuş, Meclis’te tartışmalı bir kanunu bir hamlede kabul edivermişlerdi.

İşte o günlerde farklı siyasi görüşten bireylerden oluşan Trabzonlu bir grupta Trabzon’da bağımsız bir büyükşehir belediye başkan adayı göstermek gibi bir fikir tartışılmaya başlandı. Fakat kısa bir süre sonra grubun yazıştığı sanal ortamda “Ee yetti be! Partim CHP’ye zaten beş senede bir oy verebiliyorum, bırakın bu işleri!” şeklinde bir isyan yükseldi. İsyanın sahibi, Trabzonspor kongrelerinde aktif olarak boy gösteren ve kadrajlara giren bir profildi. Öyle futbol ve Trabzonspor’la alakası olmayan bir tip de değildi. Konu kapandı gitti.

Neden bu örnek olayı anlattığıma birazdan geleceğim. Geniş bir kesim, 20 yıldır iktidarda olan siyasi çizginin Trabzon ve Trabzonspor’a hiçbir hayrı olmadığı halde bu çizginin Trabzon’da sürekli yüksek oranda oy almasını kınıyor, eleştiriyor. Hâttâ biraz daha ileri gidip “Bütün bu olan bitenlere rağmen yine bu kadar fazla oy veriliyorsa Trabzon’a her şey müstehak” gibi söylemlerde bulunuyorlar.

Aslında biraz yakından bakıldığında mesele anlaşılır hale geliyor. CHP’li dostumuzun isyanı şifreyi çözüyor. AK Parti’ye oy verenlerin çok büyük bir bölümü, belki de tamamı her şeyin farkında. Fakat sade vatandaşın ülke yönetimine bir köşesinden dokunabilmesi için elinde dört ya da beş yılda bir sandığa atabildiği zavallı bir oydan başka bir şey yok. Trabzonsporlu AK Parti seçmeni, partisine Trabzonspor yüzünden tepki duyuyor ama o zavallı oyla cezalandırmaya kalksa partisinin takdir ettiği futbol dışı icraatından da mahrum kalacağını düşünüyor. Muhalefetten de bu konuda herhangi bir ışık görmeyince bağrına taş basıp tercihini değiştirmiyor. Tabii son dönemlerde ülkenin içinden geçtiği ekonomik kriz ve diğer olumsuz faktörlerden ötürü önümüzdeki seçimlerde Trabzon’da oyların nasıl dağılacağını bilemeyiz. Yani Trabzonsporlu AK Parti seçmeninin Trabzonspor’a reva görülen muamele dışında da şikâyetçi olacağı çok fazla konu birikmiş durumda. Kısmetse sonuçları göreceğiz.

Her fırsatta vurguladığım bir konuya yine değineceğim: Dedik ya, sıradan vatandaşın ülke yönetimine temas edebilmesinin tek yolu dört ya da beş yılda bir tek oy diye. Eğer başka meşru yollar olsa vatandaş sesini iktidara daha sık ve sağlıklı bir şekilde duyurabilir. O meşru yol da sivil toplumdur, sivil toplum örgütleridir. Tabii ki siyasetten bağımsız STK’lardan bahsediyoruz. Vatandaş bu gücün farkında olsa STK’larda örgütlenir, sesini iktidara meşru bir şekilde duyurur. Taleplerini elde etmeye çalışır. Seçimlerde bağrına taş basmasına gerek kalmaz, oyunu daha rahat kullanır. Yoksa bağımsız Trabzonspor adayı gibi garip metotlar teklif edilir, partisinden Trabzonspor tarafına doğru en ufak bir ışığın dahi gelmediğini gören CHP’li dostumuz bile isyan eder.

Ne demek maliyeti yüksek?

Bir önceki yazımızda işlediğimiz Trabzon-demiryolu temalı yazıya yakın zamanda aktif siyasetin içinde bulunmuş bir büyüğümüz, maliyetinin çok yüksek olması nedeniyle devletin gündeminde olmadığı şeklinde bir yorum yazdı.

Burada biraz duralım: Maliyeti çok yüksek tam olarak ne demektir? Maliyet göreceli bir kavramdır, yani bir yatırım makul bir vadede kendini amorte edecekse rakam ne kadar yüksek olursa olsun önemli değildir. Elbet bir yerden bulunur.

İkincisi, kamu yararına yapılan yatırımlarda tek parametre maliyet midir? Zarar ettiği halde vatandaşın ihtiyacına binaen devam eden devlet hizmetleri yok mudur?

Üçüncüsü, acaba yakın zamanlarda yapılan devasa devlet yatırımlarının maliyetleri ne kadardı ve Doğu Karadeniz’in demiryolu ihtiyacından daha mı acillerdi? Mesela İstanbul-İzmir otoyolu. Bu iki şehir arasında ciddi bir ulaşım problemi mi vardı? Ya da yeni yolun yapımıyla ülke ekonomisi büyük bir ivme mi yakalayacaktı?

Bunun gibi başka bir sürü tartışmalı yatırım sayabiliriz ama gerek yok. Osmanlı yıkılırken 1322 kilometrelik Hicaz Demiryolu’nu inşa etmiş, kara tren toplumun türkülerine girmiş; ama gelin görün ki günümüzün iddialı Türkiye’sinin Trabzon’a hızlı tren hizmeti götürmeye gücü yok. Külahıma anlatınız bir zahmet.