Aslında hepimizin tanıdığı kişiler vardır. Yakından tanımayız onları, ruh hallerini bilmeyiz. Evli midirler?

Evliyse çocukları var mıdır? Ya da hayatları güzel midir, bilmiyoruz. Dolmuşçu deriz onlara… Sesleri gürdür, en çokta çalışırken. Tek cümle ile tanırız onları. Her birinin tek cümlesi de farklıdır. En alışkın olduklarımız, “Varlıbaş’a, valiliğe, numuneye, sigortaya.” diye başlar, kalabalıkta bize kadar gelir. Sonra bir dolmuşa biner, parayı uzatırız. Bazen kızar, bazen sohbet ederiz onlarla.

Peki ya onları hiç düşündünüz mü?

Bazen onlarla konuştuğunuz hiç oldu mu? Çok şeyden yakınırlar. Hele son yıllarda, Trabzon’daki yol çalışmaları bayağı zora sokmuştu onları. Bu arada bir dönüşüm sürecine girdiler, o sırada bir de pandemi illeti… Üzerine gelen yakıt zamları ile keyifleri bir hayli kaçtı. Ama her şeye rağmen “ekmek parası” diye çalışıyor, Trabzonlu dolmuşçular. Çektikleri tüm zorluklara rağmen devam ediyorlar. Onlar çalışırken biz de her zaman ‘müşteri haklıdır’ anlayışı ile yaklaşırız ve hep öyle hareket ederiz. 

dolmus-4

Ama bazen haksız olduğumuz zamanlar da olur. Bu yazıda dolmuşçular gözünden bakmak istiyorum biraz da. Şunu da belirtmek isterim. Yolcu ile dolmuşçu çekişmesi hep olacak. Çünkü onların biri diğerinin varlık sebebi.

İYİ Partili Hüseyin Örs mecliste Trabzon'u gündeme getirdi İYİ Partili Hüseyin Örs mecliste Trabzon'u gündeme getirdi

Ayrıca bu işin tek suçlusu hiçbir zaman olmayacak. Yazın yaşadığımız sıcak günleri de unutmadık. Klimasız, balık istifi dolmuşlar ve serinletmek için açık kapılar… Bunlara başka bir yazıda tekrar değineceğiz. Ama bir günlüğüne kendimizi onların yerine koyalım ve bakalım nasıl bir iştir Trabzon’da dolmuşçu olmak? Bu yazıda daha önce birebir dolmuşçular ile yaptığım röportajlardan da bölümler paylaşacağım ama gizlilik istedikleri için isimlerini paylaşmayacağım.

Konuya öncelikle Trabzon’da trafik sorunuyla başlayalım. Zaten bu sorun, şehrin kangrene dönüşen meselelerinden birisi. Yıllardır çözüm aranıyor ancak bulunamıyor. Belli noktalarda kavşaklar kapatılıyor, geçici çözümler oluşturulmaya çalışılıyor.

Ancak trafik dolmuşçuların en büyük çilesi. Kahramanmaraş Caddesi’nin kapanmasıyla da bu biraz daha arttı. Cadde çok güzel yapıldı. Kapatılmasından memnun olduk, destekledik. Ancak alternatifler oluşturulamadı. Postanenin olduğu bölge depo yapıldı. Belli saatlerde kilitleniyor ve tansiyon burada yükseliyor. Araçlar sıkışıyor, kazanın eşiğinden dönülüyor. Kısa süreli tartışmalarla ortalık bir anda karışıyor.

Bağırtılar, çağırtılar. Ama fiziki kavga çıkmıyor. Yol ortadan ikiye bölünmüş ama yolun sağ tarafına araç park ediliyor. Bu da trafiği iyice sıkıştırıyor. Çözüm ise yok. Bu noktada batı dolmuşçuları ciddi sıkıntı yaşıyor. O sıkıntının gerginliğiyle yola çıkıyorlar. Doğu tarafı ise Tanjant ile uğraşıyor. Üzerine belli saatlerde geliş yönüne göre Değirmendere ve Çömlekçi ekleniyor. Ne yapsın bu dolmuşçu?.. Tesbih çeker gibi, debriyaj, gaz, fren devam ediyor hayatına. Araba sürenler bilir bu çileyi. Onlardan kaynaklanmayan sorunun bedelini onlar ödüyor.

maxresdefault-8

Trafik konusundan biraz çıkalım da, dolmuş saatlerine değinelim. Sabah erken saatlerde başlıyor mesai. Bereketli saatler kimse bir şey diyemez. Millet işe gidecek. Hemen hemen hepsi dolu… Bir de iş çıkış saatleri durakta beklemeden, yolcu alıp gidiyorlar.

Şoförlerin en çok yorulduğu ama en mutlu olduğu saatler. Sonrası ise karanlık sanki. Tur süreleri uzuyor. Yolcu sayısı azalıyor. Zaten pandemi sonra bir türlü eski günlere dönemedik. Sonra artan fiyatlar derken artık akşam saat 20:00’dan sonra bir dolmuşun dolması hayli vakit alıyor.

Böyle olunca dolmuş sayıları azalıyor ve ister istemez saatler geri çekiliyor. Dolmuş bulamayınca da başlıyoruz söylenmeye, peki kim haklı? Bir dükkanız olsa, belli bir saatten sonra hiç müşteriniz olmasa, zararına açık tutar mısınız? Sizi bilmem ama ben tutmam işe birde böyle bakmak gerekli diye düşünüyorum.

Zamlar konusuna da değinmeden geçmeyelim. Güzel ülkemde her gün bir şeylere zam geliyor. Gıda, akaryakıt, giyim vs bu liste uzar da uzar. Buna ulaşım nasıl eklenmesin? Zaten kaliteli hizmet verilecek diye dolmuşlar dönüştü. Araç sahipleri borca girdi. Akaryakıt fiyatları da aldı başını gitti. Nasıl ödenecek bu krediler?

Aslında bu sözler benden çok dolmuş esnafına ait. Sonuçta onların da ailesi, yaşamı ve borçları var. Tabi biz sadece bir yerden bir yere gidecek kadar önemsiyoruz. Peki ya biz indikten sonra? İşte onların hayatı sonrasında da devam ediyor. Mal sahipleri biraz rahat, kazanç bir şekilde onlara yetiyor. Peki ya şoför olarak çalışanları düşündünüz mü? Öncelikle yakıt parasını koymaları gerekiyor. Bir de yemek yediler mi, ne kalıyor onlara sizce? Asgari ücret alabiliyorlar mı? Kışın yolcu azken ne yapıyorlar? Zamları tartışırken bunları da düşünmek, biraz da onların gözünden bakmak lazım.

En güzelini ise sona sakladım, en büyük problem insan ve insanla uğraşmak. Biz hep kızıyoruz onlara, onlar da bize. Peki kim haklı? Her zaman müşteri mi haklı? Bu sorunun cevabı asla tam yanıtlanamayacak ama biraz anlayışlı olmak, belki de bazı şeylere çözüm olacak. İşte dolmuşçuların ağzından yaşanan bazı müşteri gerçekleri:

“Belli yerler var. Orada yolcu almayın diyorlar ama orada yolcu bekliyor. Almazsak yolcu mağdur oluyor sonra durağa geliyor kavga ediyoruz. Alırsak da arkadan ceza yazıyorlar. Durak da yapmıyorlar zaten oralara biz ne yapalım? Bir gün dolmuş sürsünler o zaman anlarlar.” “Yolcular yasak olan yerlerde dolmuşa binmek veya dolmuştan inmek istiyorlar. Dursak bir dert, durmasak bir dert. Ya ceza yiyoruz ya küfür. Bazen arkadan taş atanlar bile oluyor. Ayakta gitmek için işaret edenlerde oluyor. Aldığımız zaman ceza yiyoruz.”

Bu cümleler plansızlığı gösteriyor. Şimdi kim haklı değil sorusunu bir kenara bırakalım. Kim suçlu? Yasak yerde bekleyen yolcu mu, oradan yolcu alan dolmuş mu?

Gelelim bir diğer probleme, “Bazen para geliyor üstünü gönderiyoruz, aracı müşteri cebe atıyor. Asıl müşteri isteyince kalıyoruz öyle. 10 lira bir tane gelmiş, iki kere üstünü veriyoruz. Gönderdim desem işin içinden çıkamayacağız, yaşadık biliyoruz. Bizde mecbur ikinci kez gönderiyoruz.” Bu noktada söylenecek bir söz var mı? Bunu sizlerin takdirine bırakıyorum.

Hep hızlı gitmek istiyoruz. En önce binmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bazen kavga bile ediyoruz. Hep de kendi gözümüzden bakıyoruz bu olaylara. Peki ya onlar ne düşünüyor? Buyurun beraber bakalım, “Bazı yolcular bizle kavga ediyor. Sanki Mercedes arabasının özel şoförüymüşüz gibi davranıyorlar. Bir keresinde hasta birini önce aldım diye tartıştık. Herkes kendini düşünüyor. Kimse umurlarında değil, bir iki dakika erken gidebilmenin hesabını yapıyorlar. Sorsan hepsi dünyanın en iyi insanıdır ama. Bu şehir hele bir başka. Cebinde az parası olan araç onlarınmış gibi hareket ediyor. Burada dakika usulü çalışıyoruz biz, dakikası dolmayan çıkmıyor. İki dakika bir dolmuşun bekleme süresi, ama dolmuşa biniyor biri, saatlerce beklemiş gibi başlıyor söylenmeye. En sevdiğim laf “Yolda doldurursun.”  o dedikleri gibi olmuyor işte. Kendi işleri olsa öyle demezler ama, onlarda yolda halletsinler işlerini o zaman.” O zaman diyoruz kim kazanmayacağını bildiği yola çıkar? Ama biz istiyoruz ki onlar çıksın.

Son olarak da şu sözleri paylaşıyorum sizlerle, “Para verdikleri için bizi küçük görüyorlar, ezmeye çalışıyorlar. Sanki biz onlar ne derse yapmak zorundaymışız gibi. Bizleri dolmuşçu değil, köle gibi görüyorlar. Bakışlarında bazen ezilip, büzülüyoruz. Tiksinir gibi bakanlar oluyor, onlara zarar mı veriyoruz? İnsan değilmişiz gibi davrananlar oluyor.  Müşteri diye çoğu zaman bir şey de diyemiyoruz. Yasak yerde indirmedik diye plaka alıp, şikâyet etmeye gelenler bile oluyor. Yasak olduğunu bildikleri halde inmek istiyorlar, dolmuşta bağırıyorlar. İndirmeyince söylenmeye başlıyorlar, inerken küfür edenler bile oluyor. Çoğu zaman duysak da bir şey diyemiyoruz, ekmek parası sonuçta.”

Bu sözler bir haykırış aslında. Şimdi tekrar soruyoruz, kim haklı? Yolcu mu, dolmuşçu mu? Bu soru uzun bir süre daha cevap bulamayacak ama biraz anlayış ve biraz da empati. Hepimiz insanız, şaşarız ve beşeriz. Ama birbirimizi anlarsak daha az şaşarız. Cümlelerimi de hepimizin bildiği ama son zamanlarda duymadığımız şu sözlerle bitiriyorum.

“At beni Meydan, Beşirli Meydan.”

“Erdoğdu Cami Yanı, bayır aşağı, yokuş yukarı.”

Nurullah Cabri