Trabzon ticaretini  ve Trabzon Ticaret odasını anlatırken âdeta yeniden yaşıyor geçmişi. Ve ailesi ile ilgili o günleri anlatırken zaman zaman hüzünlü...

O dönemin Trabzon ticaretini  ve Trabzon Ticaret odasını anlatırken âdeta yeniden yaşıyor geçmişi. Ve ailesi ile ilgili o günleri
anlatırken zaman zaman hüzünlü...

Yaşar Temel Aksu,  İlkokulu Cumhuriyet İlkokulunda, ortaokulu da Trabzon Lisesinin orta kısmında, tanınmış isimlerden Kemal Ülker’in müdürlüğü döneminde tamamladı. O dönem kendi anlatımıyla,
‘Okusam ne olur?’ düşüncesi kafasını çok meşgul etmediği ve dönemin şartları çok imkân vermediği için ortaokuldan sonra tahsil hayatını
sürdüremedi.

Gözden kaçırmayın

DEVA Partisi'nden İhsan Günaydın Ekonomi ile ilgili açıklamalarda bulundu DEVA Partisi'nden İhsan Günaydın Ekonomi ile ilgili açıklamalarda bulundu


Babasının çok çalışkan bir insan olduğunu, gerek sahip oldukları
arazilerde, gerekse bakkallarındaki çalışmaları ile hep yeni yerler aldı-
ğını söyleyen Yaşar Temel Aksu, bahçelerinde yetiştirdikleri sebzeleri
satarak da yeni yeni gelir kapıları açtıklarını kaydetti.
Aksu, 1940’lı yıllarda Türkiye’de olduğu gibi Trabzon’da da kıtlık
yılları olduğunu, buna karşın insanların giderlerinin bugünkü kadar
çok olmadığını anlatırken, “Kıtlık dönemiydi ama kimse aç kalmazdı.
3-4 tavuk, birkaç ineğiniz ve bir bahçeniz varsa aç kalmazdınız. Bugünkü kadar da gider yoktu.” ifadelerini kullanıyor.
Otoriter ve çok çalışkan bir baba, evlatlarına düşkün, merhamet
duygusu çok yüksek bir anne ve çalışkan bir ailenin çocuğu olarak
büyüyen Yaşar Temel Aksu; o dönemin Trabzon’unu da ticaretini deanlatırken âdeta yeniden yaşıyor geçmişi. Ve ailesi ile ilgili o günleri
anlatırken zaman zaman hüzünlü, zaman zaman da bir özlemle dalıp
gidiyor o günlere…

trabzon ticaret
Aksular Otel, hizmete girdiği günden bugüne gerek yurt içinden,
gerekse yurt dışından çok önemli misafirleri de ağırladı. Trabzon’un
belki de denize sahili olan en güzel mekânıydı o dönem. Her dönem
kendisini yenileyerek bugünlere gelmeyi başaran Aksular Otel, şimdilerde DOKA’dan onaylanan bir proje ile yüzünü de fiziki yapısını da
yenileyecek ve bu güzel şekliyle artık hizmet verecek misafirlerine.
2’si erkek, 4’ü kız 6 çocuk babası Yaşar Temel Aksu ile çocuklu-
ğunu, çocukluğunun Trabzon’unu, Trabzon’un o dönemki Trabzon ticaret hayatını ve geleceğe dair düşüncelerini konuştuk. Duygulu, özlem dolu,
keyifli bir röportaj olduğu inancıyla…


Bize ailenizi, annenizi, babanızı ve çocukluğunuzu anlatır mısınız?
Annem beni çok severdi. 1965 yılında, 62 yaşında iken öldü. Anneme doyamadım diyebilirim. Hattâ bana, ‘Ben öldüğüm zaman mezarıma gelip beni öpersin, ben seni duyarım.’ derdi. Ve ben her zaman
mezarına gittiğimde toprağını öperim.
Çok otoriter bir insan olan babam, köyde rençperlik yapıyordu.
Aynı zamanda bakkalı da vardı. Burada çok arazimiz vardı. Yerlerimiz
çok olduğu için 5-6 tane de marabamız vardı. Babam çok çalışkan bir
insandı. Çalıştığı ile hep yer satın aldı. Aldığı yerleri yarıcılara verdi.
Tütün, sebze yaparlardı.
1950 yılında ortaokulu bitirdikten sonra babam bana 4-5 dönüm
yer verdi ve ben de bahçe yaptım. Kereviz ile karnabahar yetiştirdim.
Trabzon’da karnabaharı bir tek biz yetiştirirdik. Tohumu bize İzmir ve
Rodos Adası’ndan gelirdi. Trabzon Limanı’na gemiler gelir, bizden yetiştirdiğimiz sebzeleri alırdı. Ortaokulda okurken de rençperlik yapı-
yorduk. Okuldan geldikten sonra tarlaya gidiyorduk. Akşamları ders
çalışmak için lambamız yoktu. Ortaokuldan sonra okumak istiyordum
ama çok da iyi futbol oynadığım için bunu daha çok yapmak istiyor
dum. Ancak babam izin vermedi buna. Tarlada çalıştıktan sonra eve
giderdik. Beş numara bir lambamız vardı, babam onu da vermezdi bize.
Böyle olunca da ders çalışmak için imkânımız olmuyordu. Askerlik gö-
revimin acemilik dönemi için önce İzmir’e, ardından İstanbul’a gittim.
İzmir’deki askerlik dönemini hiç unutamam. İzmir halkının askere karşı sevgisi çok büyüktü ve asker gördükleri yerde hep alkış ve
tezahürat yapıyorlardı. O günler dün gibi hafızamdadır. Askerde iken
okuryazar olmadığı için akşama kadar arkadaşlarımın mektuplarını
okuryazardım. Ve İstanbul’da iken de motor ustası oldum.

aksu
Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasına girdikten tahsili devam ettirmedim.


Eğitiminizi sürdürme adına sonradan hiç pişmanlık duydunuz mu?
Onu çok hissettim. Özellikle Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasına girdikten
sonra tahsilimi devam ettirmememin eksikliğini çok hissettim. Ancak
hiçbir zaman aşırıya kaçmadım, benden daha yüksek tahsillilerin yanında haddimi bilip sustum. O dönem okusam ne olur diye çok dü-
şünemedim. Yine de kendimi iyi yetiştirdiğimi düşünüyorum. Özellikle Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası ile yurt dışı gezileri bize çok şey kattı. Yurt
dışı iş gezileri insanın ufkunu açıyor, çevreyi tanıyorsunuz. Halde iken
Trabzon’un hepsini tanıyorum zannediyordum, hâlbuki kimseyi tanımıyormuşum. Bunu da Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasına girdikten sonra
öğrendim. Çünkü komiteler, meslek grupları ile toplantılar yaptık ve
herkesle çok iyi diyaloglarımız oldu. Hâlen de oradaki arkadaşlarla gö-
rüşmeye devam ederiz.


KITLIK ZAMANLARINI ÇOK İYİ YAŞADIM


O dönemin Trabzon’una dair ne hatırlıyorsunuz?
1945-46 yıllarının kıtlık zamanlarını çok iyi yaşadım. 15 yaşlarındaydım o zaman. Yokluk vardı ama insanlar arasında müthiş bir yardımlaşma, birlik-beraberlik vardı. O zaman insanların çok masrafı da
yoktu. Herkesin kapısında 3-4 tavuğu, birkaç ineği, birkaç dönüm de
yeri oldu mu kendisini ve ailesini çok iyi bakardı. İnsanların gelecek
adına çok endişesi yoktu. Balık tutulurdu ki o zaman çok balık çıkıyordu denizden. Şimdi anlatsam şaşırırsınız.
Yunus balığı palamudun peşine, palamut hamsinin peşine düşerdi.
Hamsi de karaya vurunca biz de sepetlere hamsileri doldurur eve gö-
türürdük. Yunus balığı palamudun peşine düştüğünde palamut havada
takla atardı, yunus da onu havada yakalayıp yerdi. Biz de sahilde bunlara şahit olurduk.
Tabii ailelerin bahçe işleri vardı. Elektrik, su gibi masraflar da yoktu. Hükümet o zaman giyecek verir; buğday, şeker ve tuzu 10 kuruşa
dağıtırdı. Trabzon’da eskiden en iyi gelir kaynakları fındık ve tütündü.
Şimdi ikisi de yok.
Eskiden nüfusun yüzde 80’i köyde, yüzde 20’si şehirde yaşarken
bugün köyde yaşayan insanların oranı yüzde 10. 1973 yılında bir ton
tütün 70 bin lira ediyordu. O yıl 69 bin 500 liraya bir Renault arabası
aldık. 1988-1989 yıllarında bir ton tütünle bir tane araba lastiği alamıyorduk. Köylerde kimse kalmadı. Üretici iken hep tüketici toplumu
olduk. Şimdi köylerde sadece emekliler kaldı.


KARDEŞLERİM MEMUR OLDU, BEN DE BABAMIN İŞİNİ SÜRDÜRDÜM
Askerlik dönemi sonrası hayatınız nasıl şekillendi?
Askerlik dönüşü evlendim. Babamın halde bir dükkânı vardı. O
dükkânı bana bıraktı. Bakkalcılık, bakkaliye toptancılığı, sebze ve meyve komisyonculuğu yaptım. Benden sonraki kardeşim belediyede çalışıyordu, en küçüğümüz okudu ve tekniker oldu. Yani onlar memur
oldu, ben ticarete atıldım. Bir bakıma babamın işini ben sürdürdüm.
Bir süre sonra hal yıkıldı, yeni dükkânlar yapıldı. 1992 yılına kadar da
aynı işlerimi sürdürdüm. 1992 yılından sonra da Aksular Otel’i açtık.
2000 yılından beri de otelde genel müdür olarak çalışıyorum.


Aksular Otel’in öyküsünü anlatır mısınız bize?


1971 yılında otelin bir bölümünün olduğu yerde 5 katlı evimiz vardı. Biraz ileride bir arsamız vardı, oraya da 12 daireli daha geniş bir
apartman yaptık. Orası geniş olunca hanımlar buradaki evden hemen
oraya geçti. Burası boş kalınca biz de ne yapalım diye düşündük.
O arada birisi kız öğrenci yurdu yapmak için burayı bizden istedi.
Biz de kiraya vermek yerine ‘kendimiz öğrenci yurdu yapalım’ dedik.
Yaptık ve bitirmek üzereyken, dönemin Belediye Başkanı Atay Aktuğ
ile İl Kültür ve Turizm Müdürü Volkan Canalioğlu bizi ziyaret edip ne
yaptığımızı sordu. Biz de durumu anlatınca, onlar da “Yurdu bırakın,
burayı otel yapın.” dediler. Bunun üzerine bozduk ve yıkıp yeniden
burayı otel yaptık. İki kere masraf yapmış olduk. İlk etapta 33 oda ki
her gün dolup taşıyor, yetmiyordu. Burada iki katlı bir evimiz daha vardı, onu da yıkıp 35-40 oda daha ilave edip 70 odaya çıkardık. Üç kardeş
hep ortaktık, müdürlüğünü ben yapıyorum.
Meyve-sebze komisyonculuğu yaptığımız dönem Adana’dan, Mersin’den, Dörtyol’dan sebze gelirdi ve navlun iki katıydı. Kamyonlar buradan boş dönüyordu. 1990 yılında Sarp Sınır Kapısı açılınca buraları
canlandı ve otele ihtiyaç oldu.


2000’Lİ YILLARA KADAR CİROMUZUN YARISI BİZE KALIRKEN, ŞİMDİ YÜZDE 10’U BİLE ZOR KALIYOR


Turizm ve otelcilik nasıl bir sektör? Geçmişten bugüne bir değerlendirme yapar mısınız?
Otelcilik hakikaten çok farklı bir sektör diyebilirim. Devletin en üst
temsilcileri bile şehre gelen misafirler için sizinle temasa geçip ihtiyaç
hâlinde talepte bulunabiliyor. 2000’li yıllara kadar ciromuzun yarısı
bize kalırken, şimdi yüzde 10’u bile zor kalıyor. Gelirlerin artmasına
karşın masraflar daha çok arttı. Bu otelcilik öyle enteresan bir sektör
ki her yıl yenilenmek için bir fon ayırmak zorundasınız. Eğer bunu
yapmazsanız elinizden kolaylıkla çıkabilir. TTSO’da olduğum dönem
otellerle ilgili bir toplantı yapıldı. Otelcilikte siz çalışanı memnun edeceksiniz ki o da misafirlerinizi memnun etsin.
Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasına girme düşüncesi nasıl oluştu?
Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasına 1987 yılında girdim. Oraya girdiğimde
halde bizim derneğimiz vardı ve ben o derneğin de başkanıydım. Belediyeden işletmemizle ilgili bazı sorunlarımız oldu. Üstelik okuldan sınıf
arkadaşım olan Orhan Karakullukçu, belediye başkanı idi. O dönem,
Karakullukçu’nun belediye başkanlığı değil bakanlık yapacak bir insan
olduğunu söylüyordum. Hiçbir zaman yanlış bir iş yapmamıştır ama
biz biraz ters düştük onunla. İşletmemizle ilgili sorunu aşamayınca da
Trabzon Ticaret ve Sanayi Odasına girdim. Tayfun Bey’in başkanlığında orada
bulunduk. Adnan Sağlam muhasip üye oldu ve o dönem çok büyük
değişiklikler yaptık. Oda’nın binası bizim dönemimizde yapıldı. Oda’da
bulunduğum süre içinde başkan vekilliği de yaptım. 2 dönem yönetim
kurulunda kaldım ve o dönemki yönetim kurulumuzdaki zevki hiçbir
zaman unutamam. Rahmetli Mazhar Afacan başkanımızdı ve o zamanki
yönetimde çok güzel işler yapıldı.


Kendi sektörünüzle ilgili sorunları çözme konusunda Trabzon Ticaret Odasının katkısı oldu mu?
Evet, oldu diyebilirim. İş yaptığımız hal o zaman şimdiki Kadınlar
Pazarı’nın olduğu yerdeydi ve yerini değiştirip Ayvasıl tarafına taşınması söz konusuydu. Trabzon Ticaret Odasında bulunmamız dolayısıyla bugün
bulunduğu yere alınması konusunda epey gayret sarf ettik ve bunu ba-
şardık da. Allah razı olsun, Orhan Karakullukçu’nun da bu konuda bize
desteği oldu.

Trabzonda ticaret bambaşkaydı.


O günlerden bugüne Trabzon’un gelişimini nasıl görüyorsunuz?
O zaman Trabzonda ticaret bambaşkaydı, şimdi daha başka. O zamanlar ticaretin bir kuralı, bir adabı vardı. Neydi o kural? Müşteriyi memnun et
mek… Şimdi ise tam tersi, müşteriyi nasıl kandırabilirim düşüncesi var.
Zengin zengin gibi yaşardı, fakirler de kendilerine göre giderdi. Şimdi
fakirler de zengin gibi yaşamak için gayret sarf ediyor. Eskiden böyle
değildi. Türkiye geneli için olduğu gibi Trabzon’da da geçerli olan bir
sıkıntı var, imar yapılaşmaları çok kötü kurgulanmış.

Trabzon’da turizm özellikle son dönemdeki gibi devam ederse biter


Turizm sizinle çok ilintili bir sektör ve size göre Trabzon’u geleceğe
taşıyacak sektör mü? Bu konuda neler yapılmalı?
Trabzon’da sanayi yok, deniz taşımacılığı yok. Bir tanıdık organize
sanayi bölgesinde sunta fabrikası kurdu; keresteyi gidip İstanbul’dan
alıyor, burada işliyor ve tekrar İstanbul’a satıyor. Bu hep zarardır. Turizm bacasız bir fabrikadır. Trabzon’da kültür ve yayla turizmi var.
Ancak Trabzon’da turizm özellikle son dönemdeki gibi devam ederse biter. Özellikle Körfez ülkelerinden gelen turistlere bakışımızı ve
davranışlarımızı düzeltmemiz gerekiyor. Aksi hâlde hasret kaldıkları
bu şehre gelmekten vazgeçeceklerdir. Bir başka sorun ise Trabzon’da
özellikle bizim gibi turizme hizmet eden otelcilik sektörüne destek olmak yerine âdeta köstek olunması. Zaman zaman Trabzon’da gerçekle-
şen büyük organizasyonlarda otellere rezervasyon yaptırıldıktan sonra gelen misafirlerin devlet yurtlarına yerleştirilmesi ile bizlere büyük
darbe vuruluyor. Bu yanlıştan da dönülmeli ve tekrarlanmamalı.


Babanızdan esnaflık adına ne öğrendiniz?


Benim babam yalan konuşan insanı defterden silerdi. Dürüstlük,
doğruluk en önemli ilkeleriydi ve sözünü yerine getirmek en önemli
düsturlarındandı. Biz babamızdan öyle öğrendik, öyle devam ediyoruz.
Ama hakikaten devir değişti diyoruz ya işte öyle. Devir değişti, çok şey
değişti.
Temel Bey teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.