Trabzon, Türkiye ve bütün dünya yaklaşık 10 gündür Trabzonspor’un şampiyonluğunu ve en az onun kadar şampiyonluk sonrası kutlamaları konuşuyor. Geçtiğimiz hafta sonu Portekiz’de şampiyon olan Porto’nun taraftarları da Trabzonspor’un post modern kutlamasını örnek aldı. Şampiyonlar belli oldukça belki başkaları da Trabzonspor modasına uyacaktır.
Kutlamaların bu kadar görkemli olması ve dünya çapında büyük bir hayranlığa yol açması herkes kadar Trabzonsporluları da şaşırttı. Neden? Çünkü bırakın cümle âlemi, Trabzonlular bile Trabzon’un nasıl bir varlık olduğunun farkında değil hâlâ. 
Bunun sebebi, bütün vatandaşlar gibi aldıkları eğitim gereği Trabzon’u ülkenin 81 vilayetinden herhangi biri, özelde de “Karadeniz’in küçük ve şirin bir kenti” olarak öğrenmiş olmalarıdır. Hâlbuki Trabzon bilinen 4000 yıllık tarihe sahip bir şehirdir. Bu, devasa bir kültürel zenginliğe sahip olmak anlamına gelir. Bu zenginlik, farkında olunmasa da, doğru dürüst bir araştırma ve geliştirme çalışmasına konu olmasa da yerinde durmakta ve zaman zaman çeşitli formlarda topraktan fışkırıvermektedir. Trabzonspor’un ortaya çıkışı ve takip eden yıllarda elde ettiği büyük başarılar da bu doğal gelişmeye güzel bir örnektir. Tıpkı Trabzon’da şampiyonluk maçı sonrası ortaya çıkan manzaralar gibi. Trabzonspor da ileride şampiyonluğu ilk defa İstanbul dışına çıkarmak, bu başarıyı defalarca tekrar etmek amacıyla planlanmış, tasarlanmış bir proje değildi.  
Trabzon’da yüzyılın başından beri faaliyetine devam eden köklü futbol kulüpleri ve dolayısıyla kadim bir futbol kültürü mevcuttu. Devletin zoruyla bir araya gelip Trabzonspor’u kurdular. Sonrası malum. 
Mecazi anlamda söylersek; Trabzon toprağının altı değerli madenlerle dolu, üstü de en nadide bitkilerin yetiştiği emsalsiz bir coğrafyadır. Artık bunların farkına varılmalı, madenler işlenmeli, bitkiler yetiştirilmeli ve 40 yılda bir kendiliğinden ortaya çıkan güzelliklerle yetinilmemelidir. Bu değerler kalıcı ve kurumsal hale getirilirse (maden ve bitki metaforundan kastımız budur) o zaman 40 yılda bir şampiyonluk kutlamayız. Elimizden kupaları almaya kimsenin gücü yetmez. O zaman Trabzon 19. Asır ve daha öncesindeki gibi bir dünya kenti olur. 1976’da Liverpool futbol takımı Avrupa Kupası’nda Trabzonspor’la eşleştiği zaman İngilizler Çömlekçi’nin perişan halini görmesinler diye kulüp yönetimi kafileyi havaalanından stada farklı bir yoldan götürmeyi bile düşünmüş. Oysa bir asır önce Liverpool’dan Trabzon’a direkt gemi seferleri vardı. Yani Liverpool ahalisi Trabzon’dan haberdardı ve Trabzon onlar için o zamanın şartlarında binlerce kilometreden gelip görülecek bir yerdi. Ne kadar acı, değil mi?
Geçen hafta da dediğimiz gibi, cevher yerli yerinde durmaktadır. Şampiyonluk kutlamaları o cevherin göz kamaştıran pırıltılarıdır. Bu cevher işlenmeli, başta Trabzonsporlular olmak üzere ülkenin ve insanlığın faydasına sunulmalıdır. 
Çok genel ifadeler kullandığımın farkındayım. Fakat bu bir köşe yazısı, bilimsel makale vs. değil. Ben de dâhil olmak üzere bu minvalde düşünenler Trabzon dinamiklerini cevheri işlemek için harekete geçirmeye çalışmalıdır. 
Zaman ve enerjimizi rakip kulüplerin yetkili isimlerinin komik hezeyanlarına cevap yetiştirmek için tüketmekten vazgeçmekle işe başlayabiliriz.