Murat İskender, genç yaşta Trabzonspor’daki yöneticiliğinin ardından yine genç yaşta Trabzon iş dünyasının en önemli kuruluşu olan TTSO’da Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. Bu dönem de aynı görevi sürdüren İskender, üniversite yıllarında hem okumuş hem de çalışma hayatının içinde olmuş, yani teori ile pratiği birleştirmiş bir isim.

Onun ticari başarısının sırrı biraz da burada saklı. Babasından devraldığı işleri büyüterek yoluna devam eden İskender, aynı zamanda tam bir Trabzon sevdalısı. İskender, “Ticarette daha büyük hedefl eriniz olursa o zaman açılır gidersiniz.

Trabzon’u bırakırsınız ve büyürsünüz.” diyerek pek çok ismin tercih ettiği bir gerçeğe işaret ederek kendisinin bunu neden yapmadığını da şöyle açıklıyor: “Benim bu şehri bırakıp gitmek gibi bir hedefi m hiç olmadı. Çünkü Trabzon’u çok seviyorum.

Murat Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1971 yılında Trabzon’da doğdum. İlk, orta ve lise tahsilinin ardından üniversite eğitimimi Kıbrıs’ta sürdürdüm. Ancak Doğu Bloku ülkelerinden turistlerin geldiği 90’lı yıllarda üniversitedeki eğitimimi dondurarak Trabzon’a geldim. Burada babamın ortağı olduğu Kıyı Tur Şirketi’yle ticaret ve turizm işleri yaptık. O zamanlar limana ilk gemilerin geldiği, gümrüğün ne olduğunu çok kişinin bilmediği zamanlardı. Aslında önceden İran’a nakliyecilerimiz vardı ama bu bitmişti. Bu ticaret tekrar başladığı zaman ben de işin içindeydim.

Daha sonra eğitimimi tamamlamak üzere üniversiteye gittim. 1997 yılında eğitimimi tamamlayarak tekrar Trabzon’a döndüm. Şu anda bulunduğumuz bu iş yeri daha önceden de iş yerimizdi. Buranın inşaatını yaptık ve bu kadar büyük bir mağazayı ne ile dolduracağımızı düşündük, böylece mobilya işine girdik. İstikbal Mobilya’nın Trabzon bayiliğini alarak işimize devam ettik. Neden işletme bölümünü seçtiniz? Tamamen o günkü şartlar bunu gerektiriyordu. Doktor veya avukat olacağım diye düşünmedim.

Fakat bu tercihimin temel sebebi ticaret yapmak isteyişimdi. Siz okurken bir yandan da çalışmış, teoriyi pratikle birleştirmişsiniz. Şanslıydınız bu anlamda. Evet, aynen öyle oldu. Asıl okul burası, ticaretin ta kendisi. Meslek seçimine gelince, babamın işiyle ilgili oldu tabii seçimim.

Hedefl erinizi ne oranda yakalayabildiniz? Benim temel hedefi m babamın işini büyütmek oldu ama babamı geçmek gibi bir hedefi m hiç olmadı. Çünkü bu bana hep gurur verdi. Onun ismiyle birlikte olmak güzel bir şey elbette.

muratiskender-1

TRABZON’U BIRAKIP GİTMEK GİBİ BİR HEDEFİM HİÇ OLMADI

İş olarak zaten şu andaki çağın gerektirdiği büyümeyi yapmak zorundasınız. Aksi takdirde yok olur gidersiniz. Yoksa ‘benim veya bana ait hedefl erim’ gibi bir şey yok, bunlar zaten olması gerekenler. Çok daha büyük hedefl eriniz olursa o zaman açılır gidersiniz.

Trabzon’u bırakırsınız ve büyürsünüz. Ama bizim bu şehri bırakıp gitmek gibi bir hedefi miz hiç olmadı. Fakat buradan büyümeyi hep istedik ve çok şükür başardık da. İl dışında çalışmalarınız var mı? Evet, birkaç şirketimizle birlikte il dışında faaliyet gösteriyoruz ama bunun için illa da il dışında yaşamaya gerek yok. Bakın bugün iletişim çağında yaşıyoruz ve bu işler buradan da pekâlâ yönetilebilir. Ama temelde Trabzon sevgisi var gibi...

Olmaz olur mu, elbette var. Biz bu şehre aşığız. Bu da çok önemli bir etken tabii. Hayatınızda önemli kırılma anları var mı?

Babamın 2001 yılında geçirdiği kaza hepimizi çok etkiledi.

Sorumluluğumuz çok daha arttı. Bir de evlilik için kırılma ânı diyebiliriz çünkü insan evlenince gerçekten hayatı çok değişiyor, etkileniyor. Aile şirketlerini yönetmek zor mu? Gerçekten de çok zor. Çünkü farklı kuşaklar geliyor ve işe dâhil oluyor. Her birey aynı değil. Bir elin parmakları hep aynı olmuyor. Ama burada herkese, düşüncesine saygı duymalısınız. Bunu kabul ederek yönetim uygularsanız problem çıkmaz.

Yoksa ‘Burada tek karar verici benim, herkes bana uyacak.’ derseniz bu gerçekleşmez. Özellikle bu çağda, bu nesilde böyle bir yönetim anlayışı olamaz ve olmamalı da.

PATRONLUK DEĞİL YÖNETİCİLİK VARDIR Yani patronluk değil, yöneticilik mi? Kesinlikle. Ben hayatta da zaten patronluk diye bir şey olduğuna inanmıyorum. Yöneticilik vardır. Şirketlerin başarısı için en temel kriterlerden birisi de sanırım kurumsallaşma.

Zaten günümüzde kurumsallaşmayı sağlayamadan şirketlerinizi düzgün yönetmeniz ve büyümeyi sağlamanız mümkün değil. Bu açıdan kurumsallaşma da olmazsa olmaz. TTSO’ya gelelim. Siz ikinci döneminizde ve ikinci kez yönetim kurulu üyesisiniz.

Üstelik de genç yaşta… Bu benim ikinci dönemim. Şu anda 6 yıl oldu. Genç yaşta yönetim kurulu üyesi olmak nasıl bir duygu derseniz, şunu söyleyebilirim; biz önceden ‘Oda’da hep aynı yüzler var. Bu abilerimizin, büyüklerimizin artık değişmesi lazım.’ derdik. Bu birkaç kez denendi ama olmadı. Ben de böyle bir tecrübenin içinde oldum ama o zaman tecrübesizdik. Meğerse bunlar 3-4 yıl önceden yapılan çalışmalarla oluyormuş.

Doğrusu da o. Biz de ondan sonraki dönem için hazırlık yaptık ve geçen dönem mobilyacılar iş kolundan meclise girdim. Daha önceden yaptığımız çalışmalarda da mevcut başkanımızla birlikte olacağımızı biliyorduk ve seçime girerek kazandık. Ama kesinlikle hazırlık gerekiyordu. 4 yılın sonunda yeniden girmeyi düşünmüyordum.

Artık başkaları da bu görevi yapmalı diyorduk. Yine dedik ama yönetime girince ve belli bir sorumluluk alınca baktık ki işin rengi böyle değil. Başkanımız bir dönem daha devam etmemiz gerektiğini söyleyince kendisine, ‘Ben arkadaşlarıma söz verdim, devam edemem.’ dedim ama başkanımız diğer şirketlerimizden girmemi istedi.

Bu kez basın sektöründen girdik ve seçildik. Şu anda sizi temsilen ben oradayım. Yönetim kurulu üyesisiniz. Böyle olunca sorumluluk daha bir artıyor sanırım… Evet, bunun ayrı ve ağır bir sorumluluğu var. Benim bir sorumluluğum da sayman üye olmamla ilgili.

Ancak liderlik vasıfl arı ve yöneticilikten geliyor olmak burada işi rahatlatıyor. Bunu beceremiyorsan her şey birbirine karışır, sorumluluğunuzun gereğini yerine getiremezsiniz. 2003 yılında genç yaşta Trabzonspor Kulübünde yöneticilik yapmamın da verdiği tecrübeyle çok sıkıntı yaşamadım.

Almış olduğumuz sorumluluğun gereğini layıkıyla yerine getirmeye çalışıyoruz.

Mühim olan; şehre ve üyelerimize hizmet etmektir, biz de bunu yapmaya gayret ediyoruz. TTSO PARA VERMEZ, İŞ DE VERMEZ AMA İŞ BULUR Biraz da TTSO’yu konuşalım...

TTSO para vermez, iş de vermez ama iş bulur. Çünkü TTSO her şeyden önce bir sivil toplum kuruluşudur. İlk görevi temsildir ve ilimizi tanıtmaktır.

Bunu yapınca ilimize gelecek iş ve yatırım imkânları ile beraber 7 bin kişiye yakın üyemiz bundan faydalanıyor. Eğitime ve bil- Trabzon Ticaretine Yön Verenler 106 gilendirmeye yönelik toplantılar düzenliyoruz. Burada Suat Başkan’ımızı takdir etmek istiyorum, inanılmaz bir çalışma temposu var. Bizler de kendisine yardımcı oluyoruz yönetimde. Biraz da Trabzon’a dair konuşalım. Şehrin gelişip kalkınması için sizce neler yapılmalı?

Trabzon şehri aslında nüfusu 1 milyona yaklaşan bir şehir bütün olarak bakıldığında. Bu bölgenin de merkezi Trabzon şehridir. Ticaretin döndüğü yer burasıdır çünkü. Trabzon şehri turizmle gelişebilir. Bu, birinci önceliğimizdir. Güler yüzle birlikte para kazanıyorsunuz. Ne kadar kolay değil mi? Sanayi bölgeleri de olmalı. Buna ille de ihracat anlamında bakmamalıyız. Bizim ihtiyacımız olan üretimi yapacak küçük, gerekirse büyük ölçekli sanayiler burada pekâlâ olabilir.

Çevremize satılabilecek üretimi burada gerçekleştirebiliriz. Yer sıkıntımız var elbette ama bu, sanayi olmaz anlamına gelmemeli. Dünya var oldukça ihtiyaçlar bitmeyecek, bunun için de üretim olacak.

TİCARET VE TURİZM ÖNCELİĞİMİZ OLMALI

Peki ya diğer sektörler… Bazı araştırmalardan dolayı bildiğim için söylüyorum; Mısır’ın İskenderiye şehrinde çok büyük bir sanayi yoktur ama ticaret vardır. Alırsınız, satarsınız. Bu kadar basittir. Şehrimiz de bunu senelerce yapmış. Bu kadar para bu şehre neden giriyor sanıyorsunuz? Adam Antep’te, Maraş’ta çalışıyor; fabrikalar var ama para Trabzon’a geliyor.

Burada aklımızı kullanacağız. Dolaşacağız. Bize niye her yer Trabzon? İşte bunun için. Dolaşıp pazarlayacağımız ürünü bulacağız.

Bunu yapan firmalarımız var. Ticaret zaten turizmle bağlantılı. Biz bu konuda da Oda olarak çok şeyler yaptık. 20 yıl önce Doğu Bloku’ndan insanlar geliyordu, şimdi Körfez ülkelerinden burayı tercih ediyorlar.

Avrupalı turist de gelir, kültür turizmi kapsamında. Çünkü bizim çok güçlü bir kültürel mirasımız var. Turizmin ticareti geliştiren bir özelliği de var. Unutmayalım ki buraya Körfez ülkelerindeki yüksek gelir grubundan turistler henüz gelmedi. Buna göre hazırlığımızı yapmalıyız. Ticaret, turizm derken, Trabzon şehrinde başka ne yapılabilir diye bakınca ben şunu söyleyebilirim; burada futbolcu satılabilir. Bunun gerçekliği ne kadardır, şehre katkısı ne olur? Şu anda profesyonel liglerde çok sayıda takım var.

Ne kadar Trabzonlu oyuncu var burada? Birçoğunu tanıyoruz. 100 futbolcu 100 bin lira kazansa şehre 10 milyon lira girer. Bu çok önemli bir fırsattır, bunu değerlendirmek gerekir.

TRABZONSPOR’UN KULÜPLE BÜYÜYENLERDEN UZAK TUTULMASI LAZIM Murat Bey, siz genç yaşta Trabzonspor’da yöneticilik yaptınız ve önemli bir sorumluluk aldınız. Bu size ne kattı? Biz tabiri caizse kulübün içinde doğduk, büyüdük.

Fakat biz kulübü büyütmeye çalışanlardanız, kulüple birlikte büyümeye çalışanlardan değiliz. Burada sanki bir dokundurma var gibi... Evet, şu anda böyle bir sıkıntı var. Kulüple, kulüp üzerinden büyümeye çalışan insanlardan Trabzonspor’un uzak durması, uzak tutulması lazım. Bu çok net. Başka hiçbir şeye ihtiyacı yok bu kulübün. Bizim kulübümüz bir dünya kulübü. Her yerde taraftarımız, sevenimiz var ama şu gerçeği unutmamalıyız; bu başarıyı kim yapmış? Bu başarı bu kulübü büyütenlere aittir, kulüple büyüyenlere değil. Bu noktayı asla gözden uzak tutmamalıyız. Medya yöneticiliğinize geçelim.

Trabzon’da güçlü bir medya altyapısı var, siz de bir yayın organı sahibisiniz. Bir yayın kuruluşu sahibi olmak nasıl bir şey? Çok zor gerçekten de. Eğer tanınmış bir kişi iseniz bu daha da zorlaşıyor. Çünkü çok kişiyi tanıyorsunuz. Haberci her şeyi yazmak zorunda, bununla ilgili telefonlar alıyoruz. Biz bu işe nasıl girdik?

Küçük yaştan itibaren gazeteci ağabeylerimizin, büyüklerimizin yanında, onları tanıyarak büyüdük. 2002 yılında İngiltere’de idim, o zaman internet vardı ve acaba şehrimizle ilgili ne buluruz diye bakıyorduk. Karadeniz ve günebakış gazetelerini arıyorduk ama güncel olmayan haberleri görüyorduk. Geri dönünce Tanju Akıncıoğlu ile birlikte bu fi kri paylaştık ve ‘Haber sitesini kurarsak çok önemli bir hizmet yapmış oluruz.’ dedik. Gerçekten de öyle oldu. Çünkü gurbetteki hemşehrilerimiz buradan haber almak istiyor.

Bu fikri hayata geçirdik ve başarılı da olduk. Bizim sitemiz yerel olarak yayın yapıyor olsa da ilk 100-150’ye giriyoruz ki bu çok önemli bir başarıdır. Hep gelişen bir ivmeyle hareket ediyoruz. Haber61 artık bir marka oldu. Hiç hayal edemeyeceğimiz tıklanmalara, takip oranlarına ulaştık çok şükür. Ama ben bunu sürpriz olarak görmüyorum. Şimdi bir projemiz daha var. E-ticaret sitesi kurduk, trabzondangelsin. com isminde. Evet, e-ticaret geleceği olan bir alan. Giderek daha işlevsel hâle geliyor. Biraz bununla ilgili konuşalım. Bizim sitemiz şu an faal durumda. Yapılacak her şeyin yasal dayanağı olması gerekir, biz de bu yönde hareket ediyoruz. Evet, potansiyel var ama burada reklam çok önemli. Bunu başarmanız lazım.

Ayrıca güvenlik ve hız gibi konular da arkasından gelirse başarılı olmamak için hiçbir sebebiniz yok. E-ticaret dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ilimizde de büyüyecektir. Bu anlamda ticarette de gelişen trendleri, eğilimleri takip etmek çok önemli. Dünyayı takip etmek şart. Sektör olarak bakarsak şunları söylemek mümkün; iyi gazetecilerimiz var, büyüklerimiz var. Tabii bunda Trabzonspor’un da etkisi var ama onun öncesi de var.

Trabzon'daki rekor kira artışlarına vatandaş tepkili! Trabzon'daki rekor kira artışlarına vatandaş tepkili!

Bu şehirde geçmişi eskiye dayanan çok güçlü bir basın ve yayın hayatı var. Trabzon bölgenin merkezi, sanat ve kültür şehri; bu anlamda sıkıntı yok. Potansiyelimiz çok yüksek. Ama büyümek gerekiyor. Bunu mutlaka yapmalıyız, zor olsa da yapmalıyız. Bu anlamda belki güç birliği yapılması gerekebilir. Ama bizim Karadeniz insanında bu zor oluyor. Aslında böyle bir imkân ve kabiliyet var ama nedendir bilmiyorum olmuyor.

ZORUNLU OLARAK BİR ARAYA GELMELİ VE GÜÇ BİRLİĞİ YAPMALIYIZ Murat Bey, bu ortaklık anlayışı son yıllarda artık değişiyor sanırım? Değişmeli zaten. Düşünün birisinin 100 lirası, diğerinin 100 lirası, bir diğerinin 100 lirası…

Bu sayı artıyor ve bu miktar 5 bin lira oluyor. Ama diğer adamın zaten 5 bin lirası var. Biz zorunlu olarak bir araya gelmek ve güç birliği yapmak zorundayız. Bunu yapabilirsek büyüyebiliriz. Bu, medya sektöründe de böyle olmalı, diğer sektörle Boş vakitlerinizde neler yaparsınız? Spor yapmayı çok severim. Arkadaşlarımla sohbeti çok severim. Akşamları artık kimse dışarı çıkmıyor, bizim aslında yaşatmamız gereken bir de restoran kültürü var. Fakat ne yazık ki bu, köfteciye gidip yemek yemeye dönüştü. Kimseyi rencide etmek için söylemiyorum ama böyle olmamalı. Trabzon şehrine dışarıdan çok sayıda insan ve iş adamı geliyor. Biz onları yemeğe götürmeliyiz ama köfteciye gidip de adam şarap istediği zaman yok, bulamıyor. Bununla da ilgili restoranların olması gerekiyor, sen içmezsen o içiyor.

Tabii son dönemlerde açılan 5 yıldızlı otellerle bu ihtiyaçlar aşılıyor. İnsanlar artık bu yoğun yaşamda kendilerine zaman ayıramıyor mu? Aslında vakit çok. Bu anlamda sıkıntımız yok. Akşam sekizden sabah sekize bir 12 daha var. Bakın biz çok fazla uyuyoruz, bence bunu az yaparsak her şeye vakit ayırabiliriz. 4-5 saat uyku çok ideal uykudur. Ama akşam 10’da yatıp sabah 8’de kalkarsanız olmaz tabii. Fazlasına gerek yok. Sabah kalkıp spor yapan insanlar olmalı, bunu herkes yapmalı. Bu bir yaşam felsefesi olmalı. Çok şükür bizde var.

TRABZON’U DAHA KALİTELİ BİR ŞEHİR YAPMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ

Murat Bey, son olarak neler söylemek istersiniz? Ben bu şehri çok seviyorum. Bakın iki tür yaşam biçimi vardır. Ya büyük şehirde yaşarsınız ya da daha küçük bir şehirde ama kaliteli bir yaşamınız olur. Büyük şehirde yaşamak kolay. Sabah uyanırsın işine gidersin; kimseyi görmezsin, kimseye selam vermezsin, tebessüm etmezsin. Akşam olunca da aynı şekilde döner evine gelirsin. Ben işin bu tarafını seçmedim.

Küçük şehirde daha kaliteli bir hayatı tercih ettim. Bunun için de mutluyum. Sabah işe gidip gelirken belli insanları görmek, selamlaşmak, hal hatır sormak, ailenize zaman ayırmak, ziyaretlerde bulunmak, dostlarınla görüşebilmek... Ne güzel değil mi? İşte kaliteli hayat bu. Bunun için gülümsemek lazım. Kimsenin hakkında kötü düşünmeyeceksin. Bizim şehrimiz de bu anlamda korkarım giderek bu büyük şehir havasına giriyor, kozmopolit bir yapıya dönüşüyor. Bu beni üzüyor. Şehrimizi daha kaliteli şehir yapmak için uğraşmamız lazım. Murat Bey teşekkür ederiz. Bana bu fırsatı verdiğiniz için ben de size teşekkür ederim.