Trabzon Günleri gerek kamu kuruluşlarının gerekse halkın ilgisini çekmeye devam etmesine ediyor, ancak tartışmalar bitmek bilmiyor. “Peynir-tereyağı festivali” yakıştırmasını ben kaba ve yakışıksız buluyorum. Bana göre iki ve daha fazla hemşehriyi bir araya getirmek her halükârda bir hizmettir, TDF yüzbinlerce hemşehriyi ve misafiri aynı ortamda bir araya getiriyor. Peynir-tereyağı diyenler ne yapıyor?

Trabzon Günleri’ne gittiğim zaman memlekete gitmiş gibi oluyorum. Hatta belki de memlekette bu kadar dost ve ahbabı bir arada göremem. Herhalde sadece benim için değil, birçok Trabzonlu için bu durum böyledir. Yani Trabzon Günleri’ne giden hemşehrilerimiz orada çok sayıda dostunu, ahbabını görüyor ve doğal olarak bundan büyük keyif alıyorlardır. İşin bu boyutunda bir sıkıntı yok. Sırf bu duygu atmosferi için bile oraya koşa koşa gidilir. Ancak Trabzon’un İstanbul’daki en büyük sivil toplum kuruluşunun en önemli misyonu hemşehrileri buluşturmak mı olmalıdır?

En önemli ihtiyaç eğlenmek mi?

Sürekli tekrar ediyoruz: STK’ların amacı hedef kitlesindeki insanların ihtiyaç ve taleplerine yönelik faaliyetler yapmaktır. Eğer bu prensipte mutabık isek, ortaya şöyle bir durum çıkıyor. Demek ki Trabzonluların tek ve en büyük ihtiyacı eğlenmek. Trabzon’un en büyük hemşehri STK’sının en büyük etkinliği Trabzon Etkinliği olduğuna göre bu sonucu çıkarmamızda hiçbir mahzur görünmüyor.

Geçen haftaki (dünkü değil, ondan önceki) yazımızda TDF’nin görünür faaliyetlerini sıralamış, bu çapta bir kuruluş için bunların çok küçük işler olduğunu ifade etmiştik. Trabzon ve Trabzonluların büyük ihtiyaçları ve ciddi problemleri olduğunu, TDF’nin de sorumluluk alarak sivil toplumculuk çerçevesinde bu ihtiyaç ve problemlere müdahil olması gerektiğini vurgulamıştık.

Sayın başkan İsmail Şatıroğlu ile etkinliğin son günü ayaküstü de olsa sohbet imkânı bulduk. Hâlihazırdaki formattan kendisinin de çok memnun olmadığını, bazı yeniliklere gitmek istediklerini ama imkânların elvermediğini, Trabzon’da en önde gelen STK’lardan ünlü köfteci markalarına kadar davet ettikleri halde duyarsız kalıp gelmek istemediklerini başka ayrıntılarla birlikte anlattı.

Burada biraz duralım. Bu kurum ve kuruluşların neden gelmek istemedikleri araştırılmalı ve anlaşılmalıdır. Sebepler ortadan kaldırılabiliyorsa kaldırılmalı, olmuyorsa başka alternatiflere bakılmalıdır. İstanbul’da da Trabzon mutfağının kaliteli temsilcileri var, irili ufaklı. Onlarla görüşülür, imkân verilir, onore edilir.

Trabzon’a yatırım yap ama işimize karışma (!)

TDF Trabzon’un ekonomisine ve sosyolojisine müdahil olmalıdır. Mesela yakın tarihte Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nın seçimleri var. TDF en basitinden bir basın açıklaması yaparak adaylara başarılar dileyebilir, kazanan kim olursa olsun Trabzon’un menfaatleri doğrultusunda kendilerine ellerinden gelen her türlü desteği verecekleri, işbirliğine hazır oldukları ifade edilebilir. Gündemde olduğu için TTSO örneğini verdim, başka benzer kurumlarla da benzer ilişkiler kurulmalıdır.

İstanbul’daki Trabzon’un bu müdahil olma iradesine Trabzon’dan tepki gelmesi kuvvetle muhtemeldir. Yani “Siz buraya karışmayın. Biz böyle iyiyiz. Başımızın çaresine bakarız” anlamına gelen tepkilerden bahsediyorum. Geçmişte örneklerine şahit olduk. Yıllardır Trabzon Günleri’ne katılan Trabzon Belediye Başkanları ya da temsilcileri her konuşmalarında İstanbul’daki hemşehrilerini Trabzon’a yatırım yapmaya davet ediyorlar. Gel yatırım yap, kalkınmamıza yardımcı ol ama buradaki işleyişe karışma. Gurbetteki Trabzonlular memlekete yatırım yaparlarsa elbet Trabzon’un sosyo-ekonomik hayatında da söz hakları olacaktır.

Meseleyi köşe yazısı formatında iki yazı halinde özetlemeye çalıştık, gelen yorumların da teyit ettiği üzere doğal olarak eksik kaldı. Bundan ötesi ancak istişare toplantılarında uzun boylu masaya yatırılır. Tabii ilgili, yetkili ve sorumlu kişiler buna gerek görür ve gerçek anlamda istişare olursa.