15 Temmuz darbe girişimini ilk kimden duydunuz, neler
hissettiniz?
Mustafa ERTUĞRUL: Biz o gün arkadaşlarımızla mahallede
oturuyorduk. Taksici bir arkadaşım beni aradı. Köprüde bir
şeyler olduğunu, köprünün kapatıldığını ve darbe yapıldığını
söyledi. Biz de, “Ne darbesi, bu saatte darbe mi olur?” şeklinde
cevap verdik. Telefon geldikten sonra silah sesleri duymaya başladık.
Biz zaten Beylerbeyi ile Çengelköy arasında bir yerde oturuyorduk.
Yani Kuleli Askeri Lisesiyle köprünün tam orta
noktasında sayılırız. Saat 22:00 sularıydı. Silah seslerini duyunca
tabii köprüyü gören bir yere çıktık. Daha sonra Kuleli Askeri Lisesinden
silah sesleri gelmeye başladı. Öyle olunca dikkatimizi
çekti. İnsanlar caddeden aşağı Beylerbeyi’ne doğru kaçışmaya başlayınca
iyice gerildik ve ne olduğuna bakmaya karar verdik. Arkadaşlarımızla
organize olup biz de sokağa çıkmaya karar verdik.
Yaklaşık on kişilik arkadaş grubumuzla insanların köprüye doğru
gittiklerini görünce biz de oraya gitmeye karar verdik. Zaten
konum olarak da köprüye çok yakındık. Köprüye ilk çıkan gruplardan
biriydik. Gün içerisinde herhangi bir olumsuz durumla karşılaşmamıştım,
darbe olacağı aklımdan bile geçmemişti.
Köprüye çıktıktan sonra neler yaşadınız? Yaralanma anınız
nasıl oldu?

Mustafa ERTUĞRUL: Bize köprüye çıktığımız ilk anda ateş etmeye başladılar. Benim köprüde kaldığım toplam süre 3
veya 4 dakikadır. Biz gittiğimiz zaman sayılarını tam hatırlamıyorum
ama tahminlerime göre yaklaşık 10 kişi mevzi almış vaziyetteydi.
Çünkü 10’luk sistemde ilerliyorlardı. 10 kişi diz çöker
halde duruyordu. 10 kişi de ayakta onların arkasında duruyordu.
İki sıralı, biri diz çökmüş diğerleri ayakta toplam 20 kişi diye hatırlıyorum.
Arkalarında iki tane tank vardı. Bir tane zırhlı araç
vardı. Zırhlı aracın üstünde otomatik silah vardı. Tanklarda da
yine makineli silahlar vardı. Önce tanktan ve zırhlı aracın üstündeki
makineli silahlardan ateş ettiler. Biz köprüye çıkar çıkmaz
direkt ateş ettiler. Mermi ayağıma gelince tak diye bir ses çıkardı.
Ama ben plastik mermiyle vurulduğumu zannediyordum. Meğer
G-3 mermisiymiş. Ayakta gidiyordum birden yere düştüm. Daha
sonra etrafıma baktığımda vurulanlar artmıştı ve herkes kanlar
içinde yerde yatıyordu. Onları görünce kendimi kontrol etme ihtiyacı
hissettim. Vurulduğumu hissetmiştim ama plastik mermi
diye düşünüyordum. Kanı görünce öyle olmadığını anladım. Yarama
baktığımda kalça kasık kemiğimden vurulduğumu gördüm.
Mermi vücudumda kaldı ve leğen kemiğime saplandı.

Orada yaklaşık
bir 25 saniyelik şok geçirdikten sonra tekrar ayağa kalktım.
Herkes yaralıydı ve yerde yatıyorlardı. O an gerçekten vurulduğumuzu
ve gerçek mermi kullandıklarını anladım. Vurulanların
çoğu kaldırımlara doğru kaçmaya başladı. Ben sürünerek, geldiğim
yöne doğru gitmeye başladım. Çünkü yaram kritik bir bölgedeydi.
Issız bir yere gidersem kan kaybından bayılır, orada öylece
kalırım düşüncesiyle kalabalığa doğru süründüm. Ateş hattından
çıktıktan sonra kalabalık bölgeye ulaştım ve beni oradan alıp hastaneye
götürdüler, sağ olsunlar.
Tedavi süreciniz nasıl ilerledi, hastanede kaç gün kalmışsınız.
Kalıcı bir hasarınız var mı?

Mustafa ERTUĞRUL: Mermi vücudumda leğen kemiğine
saplanınca hasar büyük oldu. Hastanede de bayağı yoğunluk
vardı. O kadar yoğundu ki beni ameliyata üç gün sonra alabildiler.
Ameliyatla birlikte 10-15 gün hastanede kaldım. Yaklaşık 6
ayımı yatakta tedavi görerek geçirdim. Durumum ağır olduğu için yataktan kalkamıyordum. Bir yıl kadar da bastonla yürüdüm.
Ben hastaneye ilk vardığımda çok yaralı yoktu fakat on dakika
sonra yoğun şekilde yaralı gelmeye başladı, öyle ki her yer kan
olmuştu. Kolu, bacağı kopan insanlar hastaneye gelmeye başladı.
Her yer bir anda yaralılarla doldu. Bu yüzden bize pek zaman
ayıramadılar. Hastanede artık öyle bir kaos oldu ki; gelen hastayı
bir şekilde stabil hale getirip, kenara koyup başka hastalara yöneliyorlardı.
Hastanede tüm personel sağ olsun bayağı bir mücadele
verdiler. Ben 6-7 saat kadar ilk müdahale pozisyonunda kaldım.
Orada bütün ortamı canlı canlı gördüm. Çok kritik durumda olanlar
ve şehit olanlar da hastanedeydi. Bizi sabaha karşı 06.00’ya
doğru tedaviye aldılar. Daha sonra çok kan kaybettiğimi ve yaraya
çok müdahale edemeyeceklerini söylediler. Daha ağır hastalar
olduğunu ve benim beklemem gerektiğini söylediler. Saat
08.00 gibi ambulansla Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesine
sevk edildim. Tedavim orada devam etti. Orada da yine mermiyi
alamayacaklarını söylediler. Ben tabii merminin vücudumda kalmasını
istemedim ve mermiyi almalarını istedim.

Doktor bu
olaya kimsenin karar veremeyeceğini ve vücudun vereceği tepkiye
göre mermiyi alabileceklerini söyledi. Yaklaşık bir hafta
sonra ayağımda iltihap oluştu ve şişti. Bunun anlamı vücudum
mermiyi kabul etmiyordu.
Birkaç gün sonra
mermiyi leğen kemiğimden
çıkardılar. Ben
o dakikaya kadar normal
beylik tabancasıyla
vurulduğumu düşünüyordum.
G-3 mermisi
epey hasar veren bir
mermidir. Merminin
vücudumdan çıktıktan
sonra G-3 mermisi olduğu
anlaşıldı. Benim
şansım merminin leğenkemiğime saplanması veya başka birinden sektikten sonra bana
gelmesi oldu. Uzun yıllar judo yapmış, hayatının her anını aktif
geçiren biri olarak değnekle yürümek, 5-6 ay yatakta yatmak ve
yine bir yıl bastonla yürümek çok zor gelmişti.
Tedavi olduktan sonra devlet yetkililerinden sizi ziyarete
gelenler oldu mu?

Mustafa ERTUĞRUL: Tabii, ziyaretime geldiler. İsimlerini
şu an hatırlayamasam da Vali Yardımcısı, Kaymakam ile Aile ve
Sosyal Politikalar Bakanlığında çalışan kişiler geldi.
Siz arkadaşlarınızla köprüye çıkma kararı aldığınızda
Cumhurbaşkanı sokağa çıkma çağrısı yapmış mıydı?

Mustafa ERTUĞRUL: Ben Cumhurbaşkanımızın sokağa
çıkma çağrısını yaptığı konuşmadan önce çıktım. Fakat Başbakanımız
Binali Yıldırım kalkışma olduğu yönünde bilgiler vermişti,
onu dinlemiştim. Dinledikten sonra da zaten çıkma kararı almıştık.
Hatta vurulduğum sırada Cumhurbaşkanımız daha yeni açıklama
yapıyordu. Ama Binali Yıldırım Başbakanımızın
konuşmasından sonra Cumhurbaşkanımızın açıklamasından da
önce köprüye çıkmıştım. Ben o konuşmaya şahit olmadım, hastanede
izleme fırsatım oldu.
Sizce o gece darbenin önlenmesindeki en büyük faktör
neydi?

Mustafa ERTUĞRUL: 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız
olmasındaki en büyük faktörün sokaklara inen, canları pahasına
mücadele eden halk olduğunu düşünüyorum. O gece öyle bir
ortamda bilinçli bir şekilde darbeye karşı durabilme cesaretini
gösterdiler. Böylece darbeciler meydanı boş bulamadılar ve boş
bulamadıkları için de başarısız oldular. Halk darbeyi bastırdı.
Ömer Halisdemir var, Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanımız var.
Her şeyden evvel halk var. Ordu içinde bir sürü rütbeli veya rütbesiz
er var polislerimiz var, darbeyi millet olarak önledik.
O gece köprüye çıkma anınızda veya hastane sürecinizde
unutamadığınız bir olaya şahitlik ettiniz mi?

Mustafa ERTUĞRUL: Ben köprüde çok kalamadım. Benim
yaşadığım şeyler daha ziyade hastanedeydi. Doktorların can havliyle koşturmalarını, o yoğunlukta birbirlerinin üzerinden geçmelerini
unutamıyorum. O derece bir yoğunluk vardı ve maalesef bu
yoğunluk olumsuz bir yoğunluktu. Her yerde yaralı vardı. Başından,
kalbinden yaralanıp gelenler, kolu ve bacağı kopan hatta iki
bacağı kopan insanlar vardı. O görüntüler hala hafızamda canlılığını
koruyor.

Türkiye neredeyse her 10 yılda bir darbe süreci yaşıyor.
Size göre 15 Temmuz’u diğer darbelerden ayıran unsurlar
ne? Darbenin mimarları bu gücü nereden aldılar?
Mustafa ERTUĞRUL: 15 Temmuz darbe girişiminin mimarları
bu gücü dış mihraklardan aldılar. Kaba tabirle Amerika
bu girişimi yaptırıyor. Dost görünüp dostumuz olmayan ülkeler
tarafından yapılıyor. Bizi dizginlemek istiyorlar. 15 Temmuz’u
diğer darbelerden ayrılan yönlerine gelince; bu ilk defa bizim
galip geldiğimiz darbe oldu. Diğerlerinden ayrılan yönü bu. Artık
kimse buna cesaret edemez. Halkın tepkisi açıktı. Silahsız bir şekilde
destan yazdık. Darbe girişimi saat olarak uygun değildi. Askerin
bir kısmı da katılmadı. Bunlar hep 15 Temmuz’u diğer
darbelerden ayıran noktalar. Sosyal medyanın, teknolojik gelişmelerin
iletişimi kolaylaştırması da keza öyle.
O gece halkın sokağa çıkmasındaki en büyük etken neydi
sizce?

Mustafa ERTUĞRUL: Halkımızın bir kısmı kendim de
dâhil olmak üzere, Cumhurbaşkanımızın çağrısından önce sokağa
çıktı. Fakat binlerce insanın sokağa çıkmasındaki en büyük etken,
Cumhurbaşkanımızın canlı yayında ölümüne de olsa halkın sokağa
çıkıp mücadele etmesini söylemesi oldu. İnsanlar da artık
bu ülkede darbe olsun istemiyorlardı. Çünkü ülkede bir sıkıntı
yoktu. Ülkemizde çok fazla problem olsaydı eğer halkımız o gece
tepki bile vermeyebilirdi. Cumhurbaşkanımızın dik duruşu olmasaydı
bence bu kadar insan sokağa çıkmazdı. Ne olduysa saat
23.00 sonrası, onun çağrısından sonra oldu. Halk büyük kitleler
şeklinde sokağa dökülmeye, vatanını korumaya çıktı.
O gece gazi olduktan sonra fiziksel tedavi süreciniz oldu.
Peki o gecenin psikolojik yansımaları ne şekilde oldu?

Mustafa ERTUĞRUL: Şöyle ki köprüden geçerken bazen
duygusallaşıyorum. Tekrar o anlara gidiyorum. Ama yine de
bende çok bir hasar oluşturmadı. Belki darbe gerçekleşmediğinden
dolayı böyle bir sorun yaşamadım. Darbe olsaydı belki de
köprüden her geçtiğimde daha çok etkilenirdim. Aklıma her geldiğinde
ufak tefek sıkıntılarım olurdu. Ben ilaç kullanmayı talep
etmedim, psikolog yardımı almadım. Ama bazen selalar okununca
o geceye dönüyorum. Bu hem manevi hem de farklı duygulara
neden oluyor. İlk etapta mesela eskisi gibi
yürüyemeyeceğimi düşündüm. Daha sonra iyileştikçe bu geçti
çok şükür ama hala koşarken ayağımda problem oluyor.
Sizce 15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı ülke olarak
nasıl bir sabaha uyanmış olacaktık?
Mustafa ERTUĞRUL: Hemen yakındaki komşularımız olan
Suriye’ye, Irak’a bakmak lazım. Bizim onlardan daha kötü olacağımız
kesindi. Bence katliamlar olurdu. Çünkü o ülkelerin vatandaşları
ülkelerini terk etti. Ama bizim halkımız burayı terk
etmezdi. Bu da sürekli direniş ve mücadele demektir. Sürekli kan
akması demektir. Karadeniz’de ve Doğu’da çok ciddi iç çatışmalar
olurdu. Peşmergelerle, DEAŞ gibi terör örgütleri ile bayağı sıkıntılar
yaşardık.
O gece milli birlik ve şuurla ortaya çıkan, 15 Temmuz
ruhu dediğimiz bir ruh vardı. Sizce 15 Temmuz ruhu neden
yaşatılmalı?

Mustafa ERTUĞRUL: Ülkemizde bir daha darbelerin yaşanmaması
için o gece ortaya çıkan, milli birlik ve beraberliğimizi
pekiştiren 15 Temmuz ruhu yaşatılmalıdır. Gençliğimizin
emeklerimizin ve geleceğimizin çalınmaması adına bu ruh yaşatılmalıdır.
Birlik olunması adına, dirlik olunması adına bu ruhu
yaşatmalıyız. Tek bayrak, tek millet, tek devlet oldukça bizim bileğimizi
kimse bükemez. 15 Temmuz’da bunu gösterdik. Bunu
devam ettirmek için bu ruh yaşatılmalı. 15 Temmuz bir dirilişti,
yeniden diriliş destanımızı yazdık.
Teşekkür ederim.
Mustafa ERTUĞRUL:Ben teşekkür ederim.