İşimi severek ve yaşayarak yaptım. İnsanlara angarya gelen işleri yapmaktan kaçınmadım. Bu sayede biriktirdiğim bilgi ve tecrübe beni bugün bir yere getirdi.

Servet Mete, kâğıt sektöründe kantarcılıktan başladığı çalışma hayatında önce işletme müdürü, daha sonra genel müdür yardımcısı oldu.
Ona göre bu başarının nedeni, işe ve firmaya duyduğu aidiyet, işi yaşama duygusu...
‘Başkalarına angarya gelen işlerden hiç kaçmadım, böylece bilgi ve tecrübemi artırdım.’ diyen Mete, bilhassa gençlere bu anlamda çok güzel bir örnek teşkil ediyor.
Üniversitede okurken çalışma hayatına başlayan ve okul bitmeden müdürlük pozisyonuna yükselen Mete, “Bir işe ne kadar emek verirseniz, ne kadar bilgi ve tecrübe biriktirirseniz, ne kadar yaşarsanız o
kadar ileri gidersiniz.” diyerek başarıya giden yoldaki süreci özetliyor âdeta.
Mesleki eğitime büyük önem veren ve bu alandaki çalışmaların içinde yer alan Servet Mete, “Eğitim sistemimiz ezbercilikten, çok seçmeliden analitik ve uygulamalı seviyeye geçmeden, mesleki eğitimi de birincil eğitim konumuna getirip öğrencilerin Anadolu Lisesi gibi tercihlerinin önüne çıkarmadan ülkenin üretim, yetenek ve kapasitesini geliştiremeyiz, birinci lige çıkamayız.” diyerek çok temel bir probleme ve çözümüne işaret ediyor.

Servet Bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Servet Mete kimdir ?


1954 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdum. İlkokul ve ortaokulu Of’ta okudum, ardından Trabzon Lisesinden mezun oldum. 1971-72 yılında İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi İşletme İktisadı Bö-
lümü’ne girdim, 1975 yılında mezun oldum. 1973 yılından beri iş hayatının içindeyim. Şu anda Çağlar Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı olarak iş yaşamımı sürdürüyorum.

Neden işletme iktisadı bölümünü seçtiniz?
Ben makine veya elektrik mühendisi olmak için İstanbul’a gittim.
İTÜ’de ikinci bir sınav ve baraj puanı vardı. Ön kayıt yaptırdım ama baraj nedeniyle istediğim bölüme giremedim. Tabii hayat insanları belirli yerlere getiriyor. Ben hayatımın büyük bir bölümünü makine imalatçılığı yaparak kazandım. Lisans eğitimi alamadım ama piyasadan yetişerek makinecilikle ilgili büyük bir bilgi, birikim ve tecrübe elde ettim. 1987 yılına kadar İstanbul’da kâğıt sektöründe çalıştım. Ardından Trabzon’a döndüm. Trabzon’daki ilk işim de bir makine fabrikasının genel müdürlüğüdür. Trabzon’da çalıştığım makine fabrikası bir grev sonucunda kapanmıştı.

EN BÜYÜK ÖZLEMİM BU SEKTÖRE YATIRIM YAPMAKTI


O zamanlar çay sektörüne yatırımlar başlamıştı. Bu sektörde makine yapacak deneyime sahip olmuştum. Kendi adıma makine imalatı yapan bir tesis kurdum. 12 adet anahtar teslimi çay fabrikası kurduk. Bunların en sonuncusunu da kendi ortağı olduğum firmaya yaptık. Böylece çay sektörüne de geçmiş olduk. ÇAYKUR’da çalışırken Çağlar Ambalaj’ı kurma hazırlığındaydık, çünkü benim en büyük özlemim bu sektöre yatırım yapmaktı. Bölgemizde böyle bir işin olmadığını gördük, gelişen bir sektördü. Ortaklarımızla yatırım kararı aldık. 2000 yılından bu yana bölgemizde oluklu mukavva sektöründe tek üretici olarak iş hayatımıza devam ediyoruz.
 

Peki, neden bu sektöre yatırım yaptınız?

servet


Hayatımda gördüğüm ilk iş kâğıt işiydi. Onun kokusuyla büyüdük. Askerlik sonrası yine aynı işletmede çalıştım. Kâğıt sektöründe işe kantarcı olarak başladım, aynı müessesede genel müdür yardımcılığı yaptım. Üniversitede okurken çalışıyordum. Üniversite bitmeden işletme müdürü olmuştum ama bu büyük bir emeğin sonucuydu. Bir işe ne kadar emek verirseniz, ne kadar bilgi ve tecrübe biriktirirseniz, ne kadar yaşarsanız o kadar ileri gidersiniz. Bir işi sevdiğiniz zaman hayat onu sizin önünüze belirli aşamalarda getiriyor. Eğer siz o aşamalarda fırsatı ıskalarsanız bir daha da önünüze gelmiyor.

Sektörü değerlendirir misiniz?


Ambalaj sektörü, işi kurduğumuz günden bu yana 7 kat büyüdü. Türkiye’de oluklu mukavva kullanımı konusunda Avrupa’nın yarısındayız. Bir nedeni Avrupa’da sanayi daha gelişmiş, ihtiyaç çok. İkincisi
de ambalajsız ürün almıyorlar. Bizim sanayimiz de giderek büyüyor. Hâliyle ambalaj konusunda da belli standartlar geliyor. Biz de bu yönde kendimizi, teknolojimizi ihtiyaçlar ekseninde sürekli yeniliyoruz. Şu anda da bölgemizin ihtiyacını karşılayacak rekabetçi bir teknolojiyi kurma çalışmalarımız var. Bununla hem bölgemizdeki pazarda genişlemeyi hem de yakın coğrafyada yatırım yapmayı hedefliyoruz. Çünkü teknolojimiz, bilgi birikimimiz orada bizi rekabet edecek hâle getirdi.


ÜRETİM YETENEĞİMİZİ 2,5 KATINA ÇIKARACAĞIZ


Ne kadar kişiye istihdam sağlıyorsunuz?
Şu an imalathanemizde 40 kişi var. Bu yeni yatırımla birlikte istihdam 45-50 aralığında olacak. Hem verimliliği hem de istihdamı artıracak, üretim yeteneğimizi de 2,5 katına çıkaracağız. 

Vali Ustaoğlu, Koruyucu Aile Günü'nde çocuklar ve aileleri ile bir araya geldi Vali Ustaoğlu, Koruyucu Aile Günü'nde çocuklar ve aileleri ile bir araya geldi

Servet Bey, iş hayatında kendinize örnek aldığınız isimler var mıdır?
Ben 18 yaşında çalışmaya başlayan biri olarak işverenimden etkilendim. İşverenim bana her şeyi öğretti, yanlış yaptığımda ikaz etti. Benim işletmeyi yönetecek yetenekte olduğumu hissederek böyle davrandı. Belli bir süre sonra işleri bana bıraktı ve işe gelmemeye başladı. “Neden böyle yaptın?” diye sorduğumda bana, “Sabah işe gelirdin; imalata bakar, raporlama yapardın. Bu, iyi çalışan bir eleman olduğunu gösterirdi. Ama işe geldiğinde yedek parça deposuna girmeye de başladın. Bu, senin gece evde işi düşündüğünü gösterir. Yani işi yaşamaya başladın. İşi çalışan yönetemez, işi yaşayan yönetir. Bu nedenle sana yönetimi bıraktım.” dedi. Ben bunu rehber edindim, ‘bir işi yaşayan yönetir.’ Ama artık insanlar saate bakarak çalışıyorlar. Firmaya aidiyet azaldı.


BİLGİYİ ÜRETMEDİĞİMİZ SÜRECE BİRİNCİ LİGE ÇIKMA ŞANSIMIZ YOK


Neden böyle oldu?
Eğitim sistemimizle ilgili bir durum. Köy enstitülerini maalesef kapattık. Bize bunu kapattıranlar emperyalistlerdi. Çünkü üreten insanları yetiştirmeyelim; ezberciliği, çoktan seçmeliyi öğretelim istediler. Bu eğitim sistemi hayatımızın her aşamasına yansıdı. Dünyadaki eğitim sistemi ise hep uygulama odaklıdır. Bilgiyi üretmediğimiz sürece birinci lige çıkma şansımız yok.
Ben eğitim sisteminin ezbercilikten, çok seçmeliden analitik ve uygulamalı seviyeye geçmesi için çalışıyorum. Şu anda TTSO Mesleki Eğitim Komisyonu’nda görev yapıyorum. Biz mesleki eğitimi birincil
eğitim konumuna getirip öğrencilerin Anadolu Lisesi gibi tercihlerinin önüne çıkarabilirsek ülkenin üretim, yetenek ve kapasitesini dünyanın sayılı ülkelerinin önüne geçirebiliriz.
Trabzon için hedefimiz; bölgemizin millî gelirden aldığı payın dünya standartlarında olmasıdır.


Bunu nasıl yakalayacağız?
Bilgi, sanayi ürünü, hizmet üreteceğiz. Bunun yolu eğitimden geçiyor, başka yolu yok. Bunu yapabilecek yetenek ve güçteyiz.


Servet Bey, iş hayatınızdaki ilkeleriniz ve hedefleriniz nelerdir?
Utanacağımız hiçbir şeyi yapmak istemeyiz. Bilerek kimseye zarar vermeyiz, istemeden verebiliriz ama rahatlıkla özür dilemesini de biliriz. Hangi iş olursa olsun ‘bundan şu kadar para kazanacağım’ diye
düşünmedim. Yaptığım işin en iyisini yapmak için çalıştım.


Hayatınızın akışını değiştiren önemli olaylar yaşadınız mı?
Bölgemizde ortaklık kültürü yok. Çay sektöründeki otomasyonlara bizim atölye büyük katkılarda bulundu. Bu işleri yaparken ortaklık yapmak durumunda kaldık. Bunu yaparken hissemi sorgulamadım.
Bir müddet sonra baktım ki ortaklık payınız az olunca işin tümünü siz yapıyor olsanız bile buradaki payınız bilgi, tecrübe ve çalışmayla değil hissenizle ilgili. Lider olmaya yatkın insanlar olduğumuz için sermaye ve güç bölünüyor. Bu ortaklık yapısı içinde bu kadar çok çalışırken kırılmamı sağlayan olay; ortaklıkta hiçe sayılmak oldu.


BÜTÜN İŞLERİMDE AİDİYET DUYGUSUYLA ÇALIŞTIM


Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?
Dünyada başarılı olan ülkelerin tümünde insanların firmalarına ve
işlerine aidiyet duygusu var. Ben de bütün işlerimde bu aidiyet duygusuyla çalıştım. İnsanlara angarya geldiği için yapmadığı işleri yaptığım için biriktirdiğim bilgi ve tecrübe beni bugün bir yere getirdi. Gençlere önerim de budur. İşinizle ilgili hiçbir şeyi angarya saymayın. O küçük nüanslar sizin farkınız olacak. Bölgemizde herkes iş arıyor ama hiç kimse iş beğenmiyor. Herkes her şeyi biliyor, hiç kimse bir şeyi bilmi
yor. Ezberci bir öğrenim gördük, sadece teorideyiz. Hayatın içinde yeniden eğitime ihtiyacımız var. Sizin okulda harcadığınız vakti, bir kişi uygulamada geçirince sizin önünüze geçiyor.


TTSO Meclis Üyesi olmaya nasıl karar verdiniz?
Bulunduğumuz sektörde arkadaşların teklifi oldu. Gittik, seçime girdik. Kıran kırana bir seçim. Şaşırdım, pişman da oldum. Zaten iş yoğunluğum var, gönüllü STK’larda varım. Seçimi çok az bir farkla
da kazandık. Seçimin ardından ise Oda’ya ve çalışmalara büyük bir ilgisizlik olduğunu gördük. Bu ilgisizlik bütün yükü yönetimin üzerine bırakıyor.


Neden böyle oluyor?

Ben bunu çözemedim. Şunu vurgulamak isterim; eğer oturduğunuz sandalyeye bir şey katmayacaksanız, bu mevki sizin için sadece kartvizit olacaksa inanın orada zaman kaybedersiniz. TTSO üyesi olmak, şehrin en büyük STK’sının meclisinde olmak elbette önemli. Bu size bir vizyon katıyor ama biz de oraya bir şey katmak için bir gayret sarf etmeliyiz. Odamız Türkiye’nin en eski odalarındandır. Bugün bulunduğu şehri uçuran odalar var ama bunları yönetimler değil meslek komiteleri, meclis üyeleri yapıyor. Yönetimler zaten görevlerini yeteri kadar yapıyor. Gaziantep’i, Kayseri’yi, Manisa’yı, Denizli’yi hep ticaret odaları uçurmuştur. Biz bunları burada yapamadık. Bunu sorgulamalıyız. TTSO’ya gelen arkadaşlarımızın bu şehrin geleceğini planlaması lazım.

    Önemli projelerin konuşulduğu, planlandığı bir kent Trabzon. Bunu gençler planlayacaklar. Ben bu konuda bulunduğum yeri gençlere bırakma noktasında cömert bir kişiyim. TTSO’dakiler de böyle
düşünüyor. Bulundukları yerlere gençleri yetiştirerek bırakmalılar, o zaman göreceğiz ki Trabzon 30 km. ile giderken 50 km. ile gitmeye başlayacak. Bunun önünü açmak bize düşüyor.


TRABZON MARKASINI TÜKETMEK YERİNE ONA KATKI SAĞLAMALIYIZ


Trabzon küçük bir şehir ama dünyanın her yerinde tanınıyor. Bu,
bizden kaynaklanmıyor. Trabzonspor’dan veya üniversiteden de kaynaklanmıyor. Bu, 4 bin yıllık tarihimizden; bilim, sanat ve ticaretten kaynaklanıyor. Bir sürü değerimiz var, Trabzon markasını bunlar oluşturdu. Biz bunların arkasına sığınarak her alanda bu markayı erozyona
uğratıyoruz. Bu marka değerini düşürerek gelecek kuşaklara borçlu hâle geliyoruz. Biz de bizden öncekiler gibi bunu ileriye taşıyabilmeliydik.

 

TRABZON’UN OLMAZSA OLMAZI TARIMA DAYALI SANAYİLERDİR


Trabzon’un geleceğini nerede görüyorsunuz?


Trabzon’da sanayiden turizme, ticaretten eğitime, sağlıktan altyapıya kadar her şeye ihtiyacımız var. Turizmi birinci öncelik hâline getirip yatırım yapabiliriz ama şunu unutmayalım, turistler gelmediği
gün o yatırım âtıldır. Turizm bir modadır, parası olan insanlar yaşar ve hep aynı yere gitmezler. Her sezon değişik bir müşteri profiline ihtiyaç vardır. Ticaret de öyledir. Tarihten gelen böyle bir misyonu var. Ama biz üretmezsek başkasının ürettiği malı satarız. Katma değeri üretene, bize ise sadece hamallığı kalır. Hepsini harmanladığımızda bize katma değeri kalan iki tane dünya ölçeğinde çok güçlü ürünümüz var; ‘fındık ve çay.’ Tarıma dayalı sanayilerin olmazsa olmaz olduğuna inananlardanım. Bunlar desteklenmeli. Ama diğer sanayi kuruluşları da olacak tabii. Herkes ‘sanayi para kesiyor’ diye düşünüyor. Bütün kurumlar sanayinin üzerinde, herkes vergiyi oradan almaya kalkıyor. Aslında
verginin üretimden değil de tüketimden alınması lazım. Üreteni vergiyle engellersen üretmekten vazgeçiyor. Üretimi engellersen enflasyon artar, tüketimi engellersen enflasyon düşer. Ekonominin çok basit bir kuralı bu. Üretim vazgeçilmezdir; gerek tarım, gerek sanayide. Bu bölgeyi ayakta tutabilmek için çaya ve fındığa dayalı sanayilerin geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.


Bu potansiyel var mı?


Ben ülkenin yöneticisi olsam, Türkiye’den iki firmaya 300-400 milyon dolar verir dünya markası yaparım, fındığımı çikolata yapar satarım. Devlet yapıyor, destekler var ama o kadar küçük sıkıntılarla
uğraşıyoruz ki fotoğrafın büyüğünü göremiyoruz. Burada görev TTSO, TTB, DKİB gibi ekonomi ağırlıklı STK’lara düşüyor. Bütün sektörlerin dengeli desteklenmesinden yanayım. Sadece santraforu geliştirip kaleciyi boş bırakırsak gol yeriz. Bir tarafa yüklenirsek diğer tarafı kaybederiz.


SANAYİYİ GELİŞTİRECEK KİŞİLERE DESTEK OLMALIYIZ


‘Trabzon’da sanayi olmaz’ gibi ağırlık kazanan bir görüş var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu kentten üç tane firma, ilk 500 büyük sanayi firması arasına girebiliyor. Her ne kadar bazı kesimler tarım, ticaret, turizm dese de sanayi kuruluşlarımız ilk 500 arasına girebiliyor. Sanayinin eleştirilmemesi, üretimin eleştirilmemesi adına bize bir ışık tutmalı. Biz sanayiyi geliştirecek işler yapmalı, bu konuda girişimlerde bulunacak kişilere destek olmalıyız.


Bunu neye dayanarak söylüyorlar peki?
Sadece şu var; çok uzaktayız diyorlar. Aslında çok yakındayız. Trabzon Limanı 20 km. mesafede. Yeter ki üretelim. Olmaz dememeli; şunlardan dolayı olmuyor, bunları düzeltmemiz lazım demeliyiz. İleri
teknoloji içeren, katma değeri yüksek ürünler üretelim ve herkes gelsin alsın. Bunu yapabiliriz.


Servet Bey, işinizden kendinize zaman ayırabiliyor musunuz? Bu
zamanlarda neler yaparsınız?

Foto Forum Derneğine üyeyim, fotoğraf çekerim. TEDAK üyesiyim, dağlara giderim. Yelken eğitimi aldım, kaptanlık belgem var. Bahçe işlerini çok severim. STK’larda sosyal sorumluluk projelerinde çalı-
şıyoruz. Bu etkinliklere katılıyoruz. İşim dışındaki zamanımı dolu dolu geçiriyorum. Aileme, çevreme, arkadaşlarıma zaman ayırmayı seviyorum. Arkadaşlarımızın iş ve sanayi problemleriyle ilgilenirim. Hiçbir bilgimizi kıskanmıyoruz, ömrümüzün kalanında yapacağımız çok fazla
zamanımız yok. Onun için yapılabilecek işleri gençlerle paylaşıyoruz. Onlar yapsın. Yapmak isteyene yol gösteriyoruz, destek oluyoruz.


Servet Bey teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim