Modern futbolda hem savunma, hem hücum birlikte yapılır. Tüm takım sinerjik olarak hareket etmeli… Böyle olursa sonuç alınır. Futbol topuna ayağını sürmemiş kişiler bile bu konuda fikir sahibidirler. Zaten bu yüzden futbol bu kadar çok seviliyor. Mesela her insan leziz yemek yapamaz ama, lezzetli bir yemeği ağzına koyar koymaz anlar! Futbol da aynen böyledir.

Gelelim esasa: Trabzonspor’un tüm şampiyonluklarını gazeteci sıfatı ile gördüm, yaşadım ve yazdım. Necmileri, Ali Kemalleri, Hüseyinleri, Ahmet Ceyhanları, Şenol, Turgay, Necati, Kadir, Cemil, Bekir, Serdar, Güngör, Tuncay Mesci, Ali Yavuz, İskender Günen, Dobi Hasan (Şengün), Hasan Vezir, Osman Denizci, Kemal Serdar ve aklıma gelmeyen diğerlerini bizzat sahada izledim. Ayrıca tümüyle de çok samimi şekilde arkadaşlığım var. Hocaları Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer de dahil…

Bu iki hoca ve saydığım futbolcuların odak noktası olduğu takım 6 kez resmi şampiyonluk kazandı. Bunu 6 defa tekrarlarken çok gol atarak değil, az gol yiyerek başarılı oldu! Ancak futbolu bugünkü gibi tatsız, tuzsuz, yavan değildi.

Evet, 1975-76 sezonundaki ilk şampiyonlukta Trabzonspor 30 maç oynadı, sadece 36 gol attı. Buna karşılık 14 gol yedi ve 2 puanlı sistemde 43 puan topladı. En golcü oyuncusu ise 13 golle Hüseyin Tok oldu. Bir sene sonra 30 maçta 41 gol attı ve bu defa 12 gol yedi. Yine 43 puan topladı. Necmi Perekli 22 maçta 18 gol attı ve gol kralı oldu. Şampiyonluğun geldiği 1978 - 79 sezonunda sadece 34 gol attı. Ancak dikkat edin sadece 7 gol yedi. Bu dönemde kaleci Şenol Güneş tam 12 maç süresince yani binyüzkırkiki (1.142 dk) gol yemedi! Toplanan puan 42. En golcü oyuncu 10 golle Orhan Akyüz.

Gelelim 1979-80 sezonuna… Trabzonspor bu sezonda 30 maçta sadece ve sadece 25 gol attı. Türkiye’de bu kadar az gol atıp da şampiyon olan tek takım! Ve buna karşılık 12 gol yedi. Topladığı puan ise 39!!! Bu kez Serdar Bali 8 golle en fazla gole imza atan oyuncu oldu. 1980 - 81 sezonunda ise 41 gol attı ve 21 gol yedi. Yine 39 puan topladı. Tuncay ve Sinan Ünal 11’er gol attılar.

Ve resmi olarak son şampiyon olduğu 1983 - 84 sezonunda ise bu defa 34 maçta 43 gol attı ve 14 gol yedi. 50 puanla şampiyon oldu. Dobi Hasan 14, Tuncay ise 8 gol attılar.

Bu istatistikler sadece şampiyon olunan dönemi kapsıyor. Şampiyon olamadığı dönemlerde bundan çok daha fazla gol attı Şota, Fatih Tekke, Burak Yılmaz ve Sörloth gibi gol kralları da çıkardı. Ancak çok daha fazla gol yedi. Şampiyon olduğu dönemlerdeki gol atma oranı maç başına 1.19’dur. Gol yeme oranı ise maç başına 0.4 civarı…

Efsane oyuncumuz Ali Kemal Denizci de şampiyon olunan ilk sezonda 21 lig maçında 3 gol, bir sonraki dönemde ise 29 maçta 9 gol atmış.

Bütün bunları bir noktanın bilinmesi için yazdım. Futbolun en güzel yanı gol atmaktır. Ama aynı zamanda sonuç odaklı bir oyun olan futbolda amaç başarılı olmak ise bunun ilk yolu savunmadır. Aslında bütün sporlarda savunma öncelikli gelir. Elbette 3 puanlı sistemde daha çok gol atmak için bir sürü çalışmalar yapıldı, kurallarda gole dönük uygulamalar değiştirildi. Ama işin aslı yine değişmedi. Çok gol atmak maçı kazandırır ama, iyi savunma yapmak şampiyonluk getirir.

Trabzonspor şampiyonluklar döneminde Şenol gibi bir kaleci ve Turgay, Necati, Kadir, Cemil gibi geri dörtlüye sahipti. Kaya gibi sağlamdı bu defans bloğu… Önündekiler de öyle… Bekir, Ali Yavuz, Güngör, Serdar oyunu tek yönü ile değil çok yöne ile oynuyorlardı. Keza hücum hattı da öyle idi. O zamanki klasik diziliş 4-3-3’tü. Ve her oyuncunun bir tek değil, çok fazla görevi vardı. Takım oyunu yani… Bunun için şampiyonluklar geldi. Herkes diğerinin açığını kapatmayı çok iyi bilir ve yapardı. Bir sezonu tek mağlubiyetle ve sadece 7 goy yiyerek kapayan bir takımdan söz ediyoruz.

Günümüze dönersek; Abdullah Avcı’nın önce savunma anlayışını doğru buluyorum. Ama iş bununla bitmiyor. 2 değil, 3 puanlı sistemdeyiz ve 3 gol attığınız bir maçı bile kaybedebiliyorsunuz. (Kasımpaşa) Bunun için sabır ve zaman gerekli… En büyük sıkıntı ise geçen sezonu öyle veya böyle başarılı bir şekilde kapayan bir takım yaparken diğer bölgeler için de aynı çalışmalar olmalı… Ama bunun için de kadro lazım! Camia ve taraftar bu günleri yadırgıyor. Onları da anlamak gerek.

IRKÇILIK VE İKİYÜZLÜLÜK!

Irkçılık; insanlık suçudur, ahlaksızlıktır. Bunun için hiçbir mazeret olamaz ve yoktur da… Ama pardon, bir dakika durun! Irkçılığa belki dünyada değil ama Türkiye’de “mazeret” vardır!!!

Buraya nereden geldik? Şuradan: Şampiyonlar Ligi’nde oynanmakta olan PSG - Başakşehir maçında 4’üncü hakem Türk temsilcisinin antrenörü Webo’ya ırkçı söylemlerde bulununca maç yarıda kaldı ve haklı olarak Başakşehir maça devam etmek istemedi. UEFA da bunu uygun görüp maçı bir gün sonraya, kaldığı yerden devam etmek kaydı ile erteledi. Ayrıca maçın başhakemi dahil yan ve 4’üncü hakemleri de değiştirdi.

Bu ırkçılık olayına dünyadan da hatırı sayılır tepki gösterildi. Türkiye’den de çok büyük itirazlar ve tepkiler yükseldi. İlgili, ilgisiz herkes, sadece spor kulüpleri değil, sivil toplum örgütleri, aklınıza kimler geliyorsa tepki koydu! Hepsi doğru idi ve haklı idiler!!!”

Aklıma gelmişken tekrar pardon!!! Rumen hakemin ırkçılık söylemine elinde tuzlukla koşan bizim Türkler, sahi şu geçtiğimiz günlerde “futbolda üstün hizmet madalyası” verilen Emre Belezoğlu’nun 2012 yılında oynanan bir Fenerbahçe - Trabzonspor maçında Trabzonsporlu Zokora’ya söylediği “F……g Negro!” sözünü niye hiç hatıra getirmediler? Özellikle medya kuruluşları, eğer haberde takip kuralı varsa veya hatırlatma babında neden Emre Belezoğlu’na hiç atıfta bulunmadılar?

Emre Belezoğlu üstelik sadece Zokoro’ya ırkçı söylemde bulunmadı, daha evveli de var! Avrupa’da sanırım İskoçya’da da bu ifadeyi yine siyahi bir oyuncuya söylemiş ve yine tepki almıştı! Kaldı ki Emre Belezoğlu’nun bu vukuatı futbol yaşantısındaki onca çirkin olaydan sadece birkaçı idi!

Mesela Emre Belezoğlu’nun 2 ay 15 gün mahkümiyet cezası alması, TFF Profesyonel Disiplin Kurulu’nca 2 maç cezaya çarptırılması, bunun sonrasında 3’maça yükseltilmesi hiç kimsenin mi aklına gelmedi? Dünyada ırkçılık yaptığı için bırakın sportif cezayı, mahkemece cezaya çarptırılan tek futbolcudur Emre Belezoğlu… Üstelik üst mahkeme de bunu onaylamıştır. Bunu ben söylemiyorum, iddia da etmiyorum. Mahkeme kayıtları orada… “Emre Belezoğlu, Zokora, ırkçılık…” yazıp internete girip bir dolanın. Bakalım karşınıza neler çıkacak?

Hayır, özellikle medyamız hepsini biliyor ve arşivinde bunların tümü var. Ahh, içlerinde kim bilir kaçı Emre Belezoğlu’nun bu sabıkalarını yazmak istedi ama, bağlı bulunduğu kurumu düşünerek vazgeçmiştir?

Ve bu olay da göstermiştir ki bizim toplumumuz çifte standardı çok seviyor! Aynen şike olayında olduğu gibi… Herkes her şeyi biliyor ama, kimse sesini çıkartmıyor! Herkes her şeyi duyuyor ama kimse konuşmuyor… Resmen 3 maymunu oynuyorlar. Emre Belezoğlu’nu bu olaydan sonra televizyonlara çıkarıp, kendini savunmasına bile çanak tuttular! Irkçılığın nesi savunulacaksa? Sonra da “Irkçılığa karşıyız” öyle mi?

Bu ülkenin statlarında birçok takıma ve kişiye, özellikle Trabzonspor’a “Rum p….i.!” diyerek ağza alınmayacak hakaretler, küfürler edildi. Bunlar ırkçılık değil mi? Ama bir Türk takımına bir yabancı ekip tarafından en küçük taciz yapıldığında kıyameti koparıyorlar.

Başakşehir’in başkanı da çıkıp ırkçılığa karşı güya tepki gösteriyor!!! İyi de başkan efendi, ırkçılığın dik alasını yapan Emre Belezoğlu’nu Başakşehir’e Zokora’ya ırkçı söylemlerde bulunduktan sonra transfer eden kimdi? Türk Spor kamuoyu bu konuda samimi değildir! Samimi olsalar aynı olaylara karşı aynı tepkiyi gösterirlerdi! Bundan tek anlam çıkıyor: Evet, “Senin ırkçın kötü, benimki iyi” Hadi oradan iki yüzlüler sizi!!!

“EVİ BULUN SİZİN OLSUN!”

Bizim basın camiasından Bülent Deveci, geçtiğimiz haftalarda korona belasına yakalandı ve atlattı. Hayli sıkıntılı günler geçirdi. Şimdi iyidir. Geçmiş olsun. Ama haber bu değil… Şimdilerde koronaya yakalananlar değil, yakalanmayanlar haber oluyor! Yani o kadar yaygınlaştı.

Gelelim başlığa: Bizim Bülent’in geçmişte Bahçecik Mahallesi’nde bir evi vardı. Burası geri dönüşüm programı çerçevesinde istimlak edildi ve Bülent de oradan aldığı istimlak bedeli ile Erdoğdu’da başka bir ev satın aldı. Ama gel gör ki iş bununla kalmadı. Erdoğdu’da aldığı ev de bu kez Kanuni Bulvarı nedeni ile istimlak edilince yine ortada kaldı.

Durun bitmedi: geçtiğimiz günlerde belediyeden vergi memurları dayandı: 2 yıl önce istimlak edilip yıkılan evin iki yıllık vergisini istiyorlarmış!!! Bülent Deveci, gırgır şamata ve şakayı da seven biridir. “Tamam” demiş, “ Evi bulun değil vergisini, evi de alın. Ama önce bulun ondan sonra gelin.” Bizim Bülent koronayı atlattı da bu vergi işini nasıl atlatacak şimdi onu kara kara düşünüyor!

A.DEMİRSPOR

Trabzonspor Ziraat Türkiye Kupası’nda Adana Demirspor’la eşleşti ya, bu takımda Trabzonspor forması giymiş Erkan Zengin, Volkan Şen, ayrıca Mehmet Akyüz, Gökhan İnler gibi kaşarlı birçok oyuncu var. Son iki haftada kötü oynamalarına rağmen geçen sezonun kupa şampiyonu Trabzonspor’a bir azizlik yapabilirler! Hiç abartmıyorum, Trabzonspor, yaşlı oyunculardan kurulu Adana Demirspor’a karşı aşırı bir rotasyon saçmalığı yaparsa tek maçta tur gider. Demedi demeyin. Sadece uyarıyorum.

USTA’YA ÜZÜLÜRKEN…

Hüseyin Usta’yı da yitirdik. Artık köşemiz cenaze ilanları ile yarışır hale geldi. Her gün, her hafta bir değeri yitiriyoruz. Şimdi bunlara Hüseyin Ağabey de eklendi. “Azrail’in yeni adı” korona belası yüzünden hayata veda etti. Daha çok yakın zaman önce kaybettiği sevgili oğlu Şeref’in yanına gitti. Hüseyin Ağabey böbrek yetmezliği çeken Şeref’e kendi böbreğini de vermişti. Ama yorgun vücutları bu yükü daha fazla çekemedi. Sadece bununla kalsa belki “yeter” diyeceğiz ama, Hüseyin Ağabey’in eşi de kendinden bir gün sonra aynı belanın gadrine uğradı.

Hüseyin Ağabey, Trabzon’un en güzel simalarından biri idi. Usta Hoteli onunla isim yapmıştı. Trabzonspor’da yöneticilik yapmış, Divan Kurulu’nda bulunmuştu. Yardımseverdi. Herkese kucak açan biri idi. Ağzından kötü söz duymadım. İşyeri tekke gibi herkesin uğrayıp çay, kahve, yemek yediği bir yerdi.

Bu haberi yazdıktan sonra Trabzon’un ünlü rahmetli Cafer Hoca’sı (Günaydın)’ın, oğlu Hikmet Nuri Günaydın’ın kardeşi Mustafa Şerafettin (Şero) Günaydın’ın ve nerede ise tüm ömrü KTÜ’de geçmiş, KTÜ Sahil Tesisleri eski müdürü Metin Kalmuoğlu kardeşimizin de aynı lanet hastalıktan dolayı aramızdan ayrıldıklarını öğrendim.

Tükenişimiz ise devam ediyor. Yine Trabzonlu ünlü gazetecimiz sevgili İlkay Somel de ikamet ettiği İzmir’de kalp yetmezliğinden dolayı vefat etti ve Urla’ya defnedildi. Ölenlere rahmet, aileleri, yakınları ve sevenlerine sabırlar diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.