Trabzonspor’a son yıllarda bir haller oldu. Şampiyonluk kovalamaktan çok, futbolcu yetiştirip satmak yolunu seçti. Bazılarını da hiç yoktan sebeplerle elinden kaçırdı. Ya sözleşmeleri doğru dürüst yapamadı, ya ekonomik zorluklar, ya da popülist yaklaşımlar…

Trabzonspor bir şekilde kadrosuna hatırı sayılır oyuncular kattı. Bunların yurt içindeki takımlara bedelsiz giderken bazılarını da yüksek ücretlerle yurt dışına sattı. Fatih Tekke, Gökdeniz Karadeniz, Tolga Seyhan, Burak Yılmaz, Selçuk İnan, Egemen Korkmaz, Okay Yokuşlu, Yusuf Yazıcı gibi… Yabancıları bu kategoriye katmıyorum. Çünkü onların sözleşmeleri farklı idi.

Şimdi de bu satılıklar listesine Uğurcan Çakır ile Abdulkadir Ömür de eklendi. Sanıyorum başkan Ahmet Ağaoğlu ellerini ovuşturuyor! Bu oyunculara müşteri çıksa da, satsa… Aslında müşterileri vardı ama, ya cesaret edemediler, ya da aç gözlülük yapıp biraz daha yüksek bedel beklediler. Her ne ise…

Benim düşünceme göre Trabzonspor’un amacı satmak olmamalı… Bence bu tür oyuncuları elde tutmak, daha doğru bir politika olmalıdır. Mesela Sörloth, Trabzonspor’la kiralık da olsa 2 yıllık sözleşme imzalamıştı. Aslında alınması o zaman dilimi içinde büyük kumardı. Ancak futbolcu patlama yapıp tutunca değere bindi. Trabzonspor ikinci yıla başlamadan bu oyuncunun değeri düşer düşüncesi ile bir an önce elinden çıkarma yolunu seçti! Bana göre yanlıştı. Düşünün Sörloth, Yusuf Yazıcı gibi oyuncuları satmak değil de yanlarını en az iki, üç kreatif nokta oyuncu alınsaydı Trabzonspor şampiyonluğa daha kolay oynamaz mıydı? Sosa ve Novak da kadroda tutulabilirdiler. Sörloth’u 2 yıldan fazla tutma imkanı yoktu ama en azından şampiyonluk hayali gerçekleşebilirdi.

Elbette ekonomik durumu göz ardı etmiyorum. Ama her gelen yönetim bunu bilmiyor mu? Bu takımı bir daha resmi şampiyon görmeden ömür tüketmek insanın zoruna gidiyor. Bunları kime söylüyorum? Heeeyyy, duyan var mı?

TEHLİKE GELİYOR!

Trabzonspor iyi değil. Her bakımdan zor dönem geçiriyor. Ekonomik sıkıntı had safhada… Salgın hastalık nedeni ile maçlar seyircisiz oynandığı için tribün geliri yok. Reklam girdileri azalmış durumda. Ama yüklü ödemeler bir şekilde yapılmak zorunda… Bunlara saha sonuçlarının berbat oluşu da eklenince dert bini aşıyor!

Böyle olunca ortaya büyük bir beklenti çıkıyor: Transfer!!! Şimdi kulübün durumuna bakmayan hemen herkes “ İlla da transfer” diye tutturmuş gidiyor! Buna yerel basının gazı da ilave edilince başkan Ağaoğlu ile yönetimi sıkıntı basıyor! Abdullah Avcı da muhtemeldir ki takımın başına “transfer şartı” ile gelmiştir! Takımın durumunu bilmiyor olamazdı. Onun transfer isteğini normal karşılarım ama, camianın değil!

Bir teknik adam elbette başarılı olacağı bir takım ister. Bunun için kulübün mali yapısına bakmaz! Aslında Trabzonspor’un transfere ihtiyacı var. Çünkü alınanlardan şuana kadar fayda yok. Bu da çok kötü bir transfer döneminin geçirildiğini gösteriyor. Bu oyuncuları kimler almış, kimler tavsiye etmiş sorgulanmalı… Hoş sorgulansa kimin umurumda… Tüm bunları sezon başından beri yazıp çiziyoruz ama, bizden başka dikkate alan yok! Öyle olunca da “Böyle başa böyle traş” durumu meydana geliyor. Şekilde zaten görünüyor!

Kısaca kulübün kasasının durumuna bakılmadan, mali fair play kuralına rağmen transfer yapılacak ve takımın yükü daha ağırlaşacak, haberiniz ola… Bakalım yaz döneminde Sosa ve Novak için “O paraları vermeyiz” diyen başkanımız nasıl bir tutum takınacak? Sizler de yarın “Yaa öyle miydi?” demeyin!

TATSIZ, TUZSUZ, RUHSUZ!

Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de spor müsabakaları korona virüs belasına rağmen devam ettiriliyor! Özellikle futbol, basketbol, voleybol ve hentbol gibi takım sporlarında karşılaşmalar hız kesmiyor. Çünkü bu işte astronomik rant var! İnsan sağlığı için her şey söyleniyor, tedbirler alınması isteniyor, yasaklar uygulanıyor ama, iş futbola ve spora gelince rant hepsinin önüne geçiyor!

Seyircisiz futbolda hiçbir tat yok! Yayıncı kuruluşun ses efekti bile trışkadan tayyare… Sizleri bilmem ama, ben genellikle basketbola daha çok ağırlık veriyorum. Hatta Trabzonspor’un maçları dışında hangi futbol karşılaşması olursa olsun Eurolig’de rastladığım hangi basketbol maçı varsa onu izliyorum. En azından bazı maçlar seyircili oynanıyor.

Demek ki futbol ve sporda en büyük unsur, maçların seyircili oynanması imiş! Bu covit veya korona virüs belası yüzünden bunu da öğrenmiş olduk. Ancak futbolda tribünlerde gerilim olmasa da saha içindeki futbolcular çoğu zaman bunu lehlerine çevirip, hakemleri baskı altına almayı bir şekilde beceriyorlar. En son Denizli - Fenerbahçe maçında iki takım oyuncularının bunu çok bariz şekilde yaptıkları, hatta Fenerbahçeliler’in hakemi bir ara neredeyse dövmeye kalktıklarını da görmüş olduk.

Kısaca özellikle futbolun nereye gittiği meçhul! Bu sektördeki hemen herkes “Aman ligi mayıs ayında bitirelim. Avrupa şampiyonası finalleri var” havasındalar. Hatta önümüzdeki haftalarda lig daha da sıkışacak. Kupa ve hafta için maçları başlayacak. Yani sporcuların teması daha çok sıklaşacak! Ne olursa olsun bana göre ligin tadı da yok, tuzu da… Hatta ligler “ruhsuz” bir şekilde oynanıp gidiyor. Kim zevk alıyorsa…

“GÖNÜL” ADAMI: ATAMAN

Trabzon’un sosyal hayatının hemen her alanına imza atmış Ahmet Celal Ataman’ın hayatı nihayet kitaplaştırıldı. Genç üniversiteli kardeşimiz Cumali Yardım, spor, san’at, ticaret dallarında iz bırakan Ataman’ı “Gönül” Adamı isimli 400 sayfalık büyük boy kitabında “Ölümsüzler Kervanı”na kattı! Buradaki “Gönül” hem gerçek, hem mecazi anlamlıdır! Çünkü “Gönül” Ahmet Celal Ataman’ın aynı zamanda iki yıl önce yitirdiği sevgili eşinin adıdır da…

Ahmet Celal Ataman, öncelikle başarılı bir iş insanıdır. Eczacıdır, girişimcidir. Sporcudur. Yöneticidir. Trabzonspor Kulübü’nün şampiyonluk kazanmış 3 efsane başkanından ikincisidir. Ataman, aynı zamanda hatiptir. Ama öyle böyle değil, davudi sesiyle şiire ya da söyleve başladığı zaman ağızlar açık, kulaklar ona verilmiş şekilde, “hiç bitmesin” modunda dinlenen bir hatip… Şairdir de… Yerli yabancı her türlü kültüre açıktır. Alıcı ve vericidir. Onun için Shakespeare nasıl dünya edebiyatına adını yazdırmışsa, Yaşar Kemal de Türk Edebiyatı’nın devidir. Onu da sever, bunu da… Tüm özelliklerini yazmama imkan yok. Bunun için en büyük referans bu kitaptır. Sadece şunu ilave edebilirim: Ataman, kitabında kendini anlatırken bile oldukça mütevazi davranmış…

Onunla aynı mahallede bulundum ama, nedense benim çocukluk ve gençlik dönemlerimde pek rastlaştığımız olmadı! Ya da çömez, sefil çocukluk döneminde onun dikkatini çekmedim. Veya ben kim olduğu konusunda fikir sahibi değildim. Ama hatırladığım kara, esmer, yağız bir delikanlı idi… Belki Trabzon’da o zamanlar çok kalmamıştı. İstanbul, Ankara daha çok kaldığı mekanlardı. Kim bilir belki de Of’a ben erginliğe kavuşmadan taşınmıştı. Öyle ya da böyle, ne zaman ki gazeteciliğe ve de spor muhabirliğine başladım işte o zaman kim olduğunu da anladım!

1981 yılında Ataman’ın başkanlığında Trabzonspor Kulübü resmi bir dergi çıkarmaya karar vermişti. Ataman kulüp başkanı olma vasfı ile derginin sahibi konumunda idi. Merhum Av.Orhan Çobanoğlu yazıişleri müdürü, merhum Ahmet Recep Pirselimoğlu, Faruk Nafiz Özak, merhum Suavi Kaptan, Ömer Olcay, merhum Mehmet Tan ile abd-i aciz bendiniz yani, İhsan Öksüz de yazı kurulunu teşkil ediyorduk. Ancak derginin tüm işlerini Tan’la ikimiz yürütüyorduk. İşte o dönemden sonra Ataman’la gerçek anlamda tanışmış olduk.

Ondan sonra hayatta tanıdığım, konuşmaktan, beraber oturup, sohbet etmekten, dinlemekten keyif aldığım birkaç iyi adamdan biri oldu Ataman… Hep de öyle kalacak.

Bence insanları onere etmek, onlara hayatlarında iken değer vermekle olur. Ne mutlu ona ki, Ataman bunlardan biri olmayı geç de olsa yaşarken görebildi. Serander Yayınevi’nce basılan “Gönül” Adamı: Ahmet Celal Ataman kitabını Cumali Yardım hazırladı. Nehir Söyleşi şeklinde hazırlanan kitapta Ataman’ın anlatımının dışında çok yakınlarının da görüşleri bulunuyor. Bana göre çok hoş bir kitap olmuş. Hazırlayanları, düşünenleri ve de Ataman’ı kutluyorum. Darısı kıyıda, kenarda kalmış birkaç iyi adamı daha bu kervana katacaklara…

CELAL GENÇ!

Artık demir almak günü gelmişse zamandan

Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan…” diye başlamıştı şair… Bu kervana Celal Genç hocamız da katıldı. Ne çare gemi sürekli kalkacak ve yolcuları hiç eksik olmayacak. Biz istemesek de böyle olacak. Son zamanlarda o gemiye çok kişiyi bindirdik. Kim bilir bizi kimler, ne zaman gemiye bindirecek!

Futbolun Evliya Çelebi’si Celal Genç gençliğinde hem futbol oynadı, hem 30’un üzerinde takım çalıştırdı. Hangi takımın ihtiyacı oldu ise göreve giderdi. Pro lisanslı idi. Birçok futbolcu ve teknik adam yetiştirmişti. Ama her şeyin bir sonu vardır ve nihayet o narin vücudu bu kadar yükü kaldıramadı ve aramızdan ayrılıp gitti.

Celal Hocam’a rahmetler, yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

COVİD’İN ŞAKASI YOK

Birçok ülke gibi bizde de bu kornavirüs ya da covit 19’un şakasının olmadığı geç anlaşıldı!!! Daha doğrusu çokları ciddiye almadı. Eh ne de olsa özellikle biz Türkler’de “Bana bir şey olmaz” düşüncesi hakimdir ya, her şeyi iyi bilir, hiçbir şeyden korkmayız ya… En lanet işler için bile “ Atın ölümü arpadan olsun” laflarımız meşhurdur ya, o hesap… Halbuki “Bir musibet bin nasihatten iyidir!” diyen de bu milletin atalaradır.

Nasıl oldu da böyle umursamaz bir millet haline geldik, anlamak zor. Bunu sadece halkı sorgulamak için değil, bilgi kirliliği yaratan, gerçekleri açıklamayan her kim varsa onlar için de söylüyorum. Mesela, koronavirüs konusunda halk, bizleri yönetenlerden daha duyarlı diyebilirim. Yasaklara ve kurallara halk daha fazla riayet ederken, “böyyüklerimiz” kendi havalarında, düğün, dernek, toplantılarda fink atıyorlar!

Şu günlerde özellikle Trabzon’da birçok tanınmış iş ve spor adamı bu bela ile uğraşıyor. İçlerinde sıradan insanlar da var, ünlüler de… Bazıları bu hastalığa kendilerinin de yakalandığını ilan ederken, bazıları sessiz kalıyor. Hasta hakları nedeni ile yine de kimsenin ismini yazmıyorum. Ama artık yetkili, yetkisiz herkes anlamalı ki bu işin şakası doğruca mezarlıklardır. Ona göre…

OFSPOR’U UNUTMAYIN!

3.Ligde Trabzon’u temsil eden takımlardan Ofspor, son haftalardaki çıkışı sessiz sedasız zirve mücadelesine ortak oldu. Deplasmanda lider Diyarbekirspor’la berabere kalan Ofspor bir puana sevinemedi. Aksine kaçan 2 puana üzüldü. Mali ve kadro olarak kendinden güçlü ekiplerle mücadele eden Ofspor’un amacı sonuna kadar zirve yarışını sürdürmek. Eğer bunu gerçekleştiremez ise ilk 5’e girip play off oynamak. Bunun için de Ofspor Kulübü, söylemlerden çok eylem istiyor ve ilçe halkından her türlü destek bekliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.