Trabzonspor bu sezon finale emin adımlarla gidiyor. Hem de o efsane yıllarında olduğundan çok daha rahat bir şekilde. Tabii o yıllarda Trabzonspor liderliği sezon içinde bir defa ele geçirdi mi herkesin gardı düşerdi, şampiyonluktan büyük ölçüde umudu keserlerdi. Mesela 6. Şampiyonluğuna ulaştığı 1983-84 sezonunda İstanbul’da en yakın rakibi Fenerbahçe’yi 1-0 yenip puan farkını üçe çıkardığı zaman, lig sonuna daha 10 hafta olmasına rağmen herkes diz çökmüştü. İki puanlı sistemde toplam 20 puan vardı ve fark sadece üçtü.

Aradan geçen yıllar acı üstüne acı, travma üstüne travma getirince işte bu sezon puan farkı bu kadar açılmış ve İstanbul’un olağan şüphelileri kendi enkazlarının altında kalmışken bile bizim taraftar rüyada olup olmadığını anlamak için boyuna kendini çimdikliyor.

İşin önemsiz bir ayrıntı diyemeyeceğimiz bir boyutu da muhtemel şampiyonluğun kutlamaları. Bunca yıllık hasretin vuslata ermesi cinnet seviyesine ulaşır, bir takım nahoş hadiseler meydana gelebilir mi? Eğer böyle devam eder de Trabzonspor sezon finalinden haftalar önce şampiyonluğunu ilan ederse kutlamaların şiddeti makul bir düzeyde kalır. Yok, yarış foto finişle biterse işler karışır. Fakat halen öyle bir ihtimal görünmüyor. Kısacası bazı taraftarlar keyifsiz buluyorsa da Trabzonspor için görünen köyün kılavuz istememesi daha hayırlıdır.

Bize göre asıl düşünülüp planlanması gereken şampiyonluktan sonraki süreçtir. Şampiyonluk alameti olarak görülen Visca transferine ödenen bedeli kimsenin düşündüğü yok. Üzümünü yiyor, bağını sormuyor bizim taraftar. Hâlbuki çok da uzak olmayan bir geçmişte borcun boydan aştığını, bazı bankalarla “yapılandırma” anlaşmaları yapıldığını unutmuş gibiyiz.

Ortalama taraftar bunları düşünmeyebilir, düşünmeye gerek görmeyebilir. Fakat camianın akil insanları, kanaat önderleri, kulüpte yönetici olma vasfına haiz kesimler düşünmek zorundadır.

An itibariyle ligin profili Trabzonspor’un altın çağının zirvesi olan 1970’lerin sonu, 1980’lerin başına çok benziyor. Takım rahat ve emin adımlarla şampiyonluğa gidiyor, en yakın rakipleri Anadolu şehirlerinin takımları, İstanbul’un büyükleri ise çok gerilerde kalmış. İşte o günlerde biz İstanbul futbolunun bir daha asla iflah olmayacağını, her sene kadrosunda önemli değişiklikler olmasına rağmen zirveyi bırakmayan Trabzonspor’un sürekli şampiyon olacağını, Anadolu futbolunun da şahlanacağını sanıyorduk. Dolayısıyla camia en ufak bir gelecek planlaması yapmadı. Bu rehavetin bize ne kadar pahalıya patladığını ilerleyen yıllarda gördük. Çünkü müesses nizam ülkenin sosyo-ekonomik yapısının futbol topunun keyfine bırakılmayacak kadar hassas olduğunu çok iyi biliyordu, çoğunluğun keyfini kaçıracak bir sürecin ilelebet devam etmesine göz yumamazdı.

Yukarıda dediğimiz gibi şimdi de ortada benzer bir tablo var. Söz konusu müesses nizam simitçiden yayıncı kuruluşun patronuna kadar herkesi etkileyecek bir süreci kendi haline bırakmayacaktır ve şimdiden radikal tedbirler düşünmeye başlamıştır. Onların neler olduğunu önümüzdeki dönemde görebiliriz.

Trabzonspor’un yapması gereken geleceği planlamaktır ve bize göre o planlar Avrupa’ya göre yapılmalıdır. Çünkü Türkiye’deki cendereyle ancak dışarıdan alacağı enerjiyle baş edebilir. Yoksa “Bir şampiyon olduk mu tamamdır. Daha dört-beş sene kimse bizi tutamaz” zihniyetiyle hareket edilirse Trabzonspor’un gelecek on yılları kuvvetle muhtemeldir ki geride bıraktığı on yıllardan daha karanlık olacaktır.