“Bayraklaçıkyığımız bir yolda kurşunla karşılandık"

15 Temmuz’da güne nasıl başladınız ve devam eden süreçte neler yaşadınız?

Ahmet ÖRNEK: 15 Temmuz günü Trabzonlular Derneğimiz var orada oturuyor, arkadaşlarla muhabbet ediyorduk. Akşam saatleriydi. Önce televizyondan köprünün kesilmesini gördük. Yaşımızın genç olmasından dolayı haliyle ne olduğunu anlamakta zorluk çektik. ‘Darbe oluyor!’ dediklerinde, askerlerin sokağa döküldüğünü gördükçe o heyecan ve panikle önce eve gittik. Saatler ilerledikçe biraz daha kesin bilgilerin gelmesiyle birlikte arkadaşlarımızla telefon görüşmesi sağladık. Yaşı bizden büyük olan arkadaşlarımız sokağa çıkmamız gerektiğini, 80 Darbesi’nde sokağa çıkılsaydı darbenin başarılı olmayacağını söylediler. Daha Cumhurbaşkanımız açıklama yapmadan biz sokağa çıkma kararı almıştık. Yenibosna Dereyolu’nda toplandık. Çok da bir sayımız yoktu aslında 7-8 kişiydik. Ne yapacağımızı konuşmaya başladık, etrafımızda bir hareketlilik olup olmadığına baktık. Ufak çaplı kalabalıklar toplanmaya başlamış, henüz Cumhurbaşkanı açıklama yapmamıştı. Orada toplanan çoğunluk 80 Darbesi’ni yaşayan ve bilen bir topluluktu. Biz de o toplulukla beraber caddeye doğru yani E5’e yürüyelim dedik. Biz E5’doğru yürürken Cumhurbaşkanımızın açıklaması geldi. Biz o sırada zaten havalimanına doğru yürüyorduk. Her şey ondan sonra başladı zaten. Cumhurbaşkanımız açıklama yaptı, “Meydanları doldurun, havalimanlarını doldurun.” dedi. Buralar kritik bölgeler zaten. Biz de Atatürk Havalimanı’na doğru yürümeye başladık. Havalimanına yürürken başta sayı olarak çok azdık. Her şey normal seyrinde ilerliyordu fakat sokağa çıkılması için çağrı yapıldıktan sonra birden kalabalıklaşmaya başladık. Yol kenarlarında tanklar vardı, havalimanının içinde müdahaleler başladı. Havalimanında FETÖ’nün askerleri vardı. Havalimanının içine doğru girdikçe trafik durmaya başladı. Biz o anki heyecan ve adrenalinle birlikte ne yaptığımızı, nereye gittiğimizi bilmiyoruz ama geri de dönmüyoruz. Kalabalıklar bayraklı şekilde çoğalmaya başladı. Her araçtan bayraklar sallanıyordu. Vatandaşların ellerinde bayraklar havalimanına doğru girmeye başladık. Kalabalık arttığı için yolda vatandaşlar bir iki tane tanka el koydu. Bayağı mücadele ettiler, biz bu sırada geri saftaydık. Polis ekipleri vardı, polisler de takviye verdiler bize. Polis takviyesiyle havalimanına vardığımızda sayımız 500 bine yakındı. Ama bizim airport denen yere yani bugün TEKNOFEST festival alanı olarak kullanılan yere girmemize izin vermediler. Çünkü Cumhurbaşkanı oraya inecekti ve kuleye el koymuşlardı. İçimizde öncü dediğimiz ağabeyler vardı, bizi yönlendiriyorlardı. Onlar, ‘Biz şu an havalimanın içine girelim yoksa bir daha girmemiz çok zor.’ dedi. O an etrafta polisler de yoktu. Herhalde polisle halk karşı karşıya gelmesin diye polislerimiz farklı yerde görev yapıyordu. Biz o sırada bir grup arkadaşla birlikte bizleri içeri almadıkları için bir cam bölme vardı o camı kırarak içeri girdik. O camı kırdıktan sonra bir metrelik bir yükselti vardı oradan havalimanının içine atladık ve uçaklar duruyordu havalimanı bomboştu hiç kimse yoktu. Biz de kuleye doğru koşmaya başladık. Kulenin içinde devriye gezen tanklar vardı. Sonradan öğrendik ki onlar land tarzı savaş araçlarıymış. Kule rehin alındığı için onlar kuleyi koruyorlardı. Hatta 17 yaşında şehit olan Mahir Ayabak da bizimleydi. Biz tabii onu tanımıyorduk o zaman. Kuleye el koydukları için Cumhurbaşkanının Atatürk Havalimanı’na inemeyeceğini duyduk. Elimizde ne taş var ne de sopa, Türk bayrakları var sadece. Ve bizim tek yaptığımız tekbir getirerek elimizdeki bayraklarla öncü olarak koşmak. Kalabalık olursak hainlerin bize zarar veremeyeceğini düşünerek kalabalık olmasını bekledik. Yaklaşık iki 200-300 kişi olunca elimizdeki bayraklarla kuleye doğru koşmaya başladık. Bu sırada ateş etmeye başladılar. İl ateş ettikleri zaman havaya ateş ettiler çünkü mermilerin havaya doğru gittiğini görebiliyorduk. Biz kuleye doğru hareket etmeye devam ettik. Mahir kardeşimiz de namazdaki saf gibi düşünün dört beş kişi ötemizdeydi. Biz kuleye yaklaştıkça bu sefer hedef gözetmeksizin bize doğru ateş etmeye başladılar. Ama bayağı bayağı makinalı tüfekler hiç susmuyordu. Biz de yere doğru yatıp siper almaya başladık. O sırada da herkes, ‘Vurulanlar var!’ diye bağırıyordu. Sağımıza dönüp baktığımızda zaten Mahir yerde vurulmuş zor nefes alıyordu. Biz havalimanına girmeye çalıştığımız zaman yanımızda portif araçlardan getirmiştik. O araçlarla yaralananlar olursa müdahale ederiz, tankların önünü kesmeye çalışırız diye düşünüp almıştık. Koşarak tankların önüne geldik ve ben tankın üzerine çıkmaya çalıştım. O sırada tankın üzerine biri çıktı, ateş edecekti. Vurulmayayım diye kendimi aşağı attım. Atlarken tankın paletine ayağımı vurduğum için ayağım epey kesildi. Daha sonra halka karşı bir ateş üstünlüğü sağladılar. Bu defa kendimi yere atayım derken kafamı getirdiğimiz portif araçlara çarptım ve bayıldım. Beni ayılttıklarında köşede oturur vaziyetteydim. Mahir kardeşimiz şehit düşmüş yerde yatıyordu. Her yerde yaralılar vardı. Daha sonra bizi oradan aldılar. Ama vatandaşlar durmuyor tabii, cephe oluşturuyor sonra tekrar üzerlerine koşuyoruz. Hedef gözetmeksizin ateş etmeye devam ettiler. Ellerinde sadece Türk bayrakları olan insanlara doğrudan ateş ediyorlardı. Oysa biz oraya kendi askerimiz bize ateş etmez düşüncesiyle gitmiştik. Çünkü Türkiye’de asker dediğin zaman canın ciğerindir. Sana bir zarar vereceğini düşünemiyorsun. Biz de bu yüzden ellerimizde sadece Türk bayrakları ile gittik ki bizim sadece darbeye karşı olduğumuzu görsünler. Her yer ambulans sesleri ile dolmaya başlamıştı. Bizim için de bir ambulans geldi. Bizi önce havalimanının bekleme yerine adılar. O sırada gelen ambulansta iki ağır yaralı vardı. Biri Mahir idi, yanlış hatırlamıyorsam ona iki kurşun gelmişti. Diğer ağır yaralıda bir kurşun vardı. Farklı yerlerinden yaralanan insanlar vardı. Doktor onları müdahale için ambulansa aldı. O sırada beni de ambulansa aldı ama ambulans tek kişilik olduğu için Mahir’e müdahale edecek alanı kalmadı. Doktor bana, “Seni müdahalenin ardından bırakmalıyım.” dedi. Benim ağır bir durumum yoktu. Başımdaki yaraya baktı ve oraya tampon yapmam için bir bez verdi. Beni korkutmamak için de başımın bir iki yerden çizildiğini söyledi. O sırada amcamın oğlu yanımdaydı. Bize, “Doktora gitmeye çalışın, yahut öteki ambulansı bekleyin.” dedi. Bu geçen süre zarfında havalimanı çok kalabalık olmaya başlamıştı ve tanklı askerler kaçmaya başladılar. Tanklarla insanları ezme pahasına çıkmaya çalışıyorlardı. Özel Harekât polisleri gelmeye başladılar. Biz zaten kulenin etrafında siper almıştık. Özel Harekât gelip kuleye operasyon yapıp, ele geçirdi. Daha sonra amcamın oğlu beni havalimanından çıkarmaya çalıştı ve beni 1.5 saat sırtında taşıyarak çıkardı. Hastaneye gittik ve başıma yaklaşık sekiz dikiş atıldı. Ayağımın tedavisi yapıldı. Çok kötü bir geceydi, Allah bir daha yaşatmasın. Biz bayrakla çıktığımız bir yolda kurşunla karşılandık.

Hastane ve hastane sonrası süreciniz nasıl devam etti?

Ahmet ÖRNEK: Hastanede müşahede altına alındıktan sonra tedavim gerçekleşti ve beni taburcu ettiler. Eve gittiğimde saat gece 03.30’u gösteriyordu. Evde akrabalar eş dost tekrar toplandık. Ne yapabiliriz diye konuşmaya başladık. Ölmemiştik, bir şeyler yapabiliriz diye karar verdik. Caddeye çıkma kararı aldık. Herhangi bir durumda erken müdahale edebilelim diye dışarı çıkıp beklemeye başladık. Sokaklar da dolmaya başlamıştı zaten. Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle insanlar akın akın sokaklara çıkmaya başlamıştı. 7’den 70’e herkesin elinde bayrak dilinde tekbir nidası vardı.

Eve döndüğünüzde eşinizin ve çocuklarınızın tepkileri nasıl oldu?

Ahmet ÖRNEK: O gece eşim ve çocuklarım evde yoktu. Onlar Trabzon’a tatile gitmişlerdi. Ama benim o gece telefonum hiç susmadı. Eşim aradığında ağlıyordu ve ona söylemek zorunda kaldım. Kendi annemle babam televizyondan olayları izledikleri için ve belli bir süre benden haber alamadıkları için perişan vaziyetteydiler. Annemle babam bir ara öldüğümü bile düşünmüşler. Çünkü ben havalimanına gitmeye karar verdiğim zaman annemi arayıp söylemiştim. Hatta annem bana, “Oğlum gitme, devletimizin polisi askeri var durdururlar.” demişti. “Bu öyle bir şey değil anne.” deyip çıkmıştım. Zaten o gece Allah korkuyu bizim içimizden alıp cesareti yerleştir mişti. Şu an bana desen ki tankın, askerin üzerine koşar mısın? Hayır, koşmam. Ama o gece bayraklarla tankların üzerine koşabildik. Bunu da Allah’ın verdiği bir güç olarak düşünüyorum. Nihayetinde bizler İslamiyet’e inanan insanlarız. Sanki o gece korkuyu bizim içimizden alıp onların içine vermişti. Bizim kalbimize ise cesareti verdi. Rabbim bir daha yaşatmasın böyle bir geceyi.

O gece darbenin önlenmesindeki en büyük etken sizce neydi?

Ahmet ÖRNEK: Bence o gece darbenin önlenmesindeki en büyük pay Cumhurbaşkanımıza ait. Çünkü Cumhurbaşkanımız o gece dik bir duruş sergilemeseydi işler çok farklı gelişirdi. Evet, bizler belki onun çağrısından önce çıktık ama bizi 25-30 tane asker durdurabilirdi ya da Cumhurbaşkanının kendisi başka bir yere kaçabilirdi. Ama öyle olmadı dik duruşuyla halkı motive etti. Havalimanlarını, sokakları doldurun çağrısıyla birlikte insanlar akın akın meydanlara havalimanlarına gittiler. Millet olarak bize güç verdi. Sonradan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin çıkıp açıklama yapması, üst düzey bazı yetkili devlet adamlarımızın açıklama yapması da halkı motive eden unsurlardı. Adeta bir seferberlik çağrısı gibi oldu. Biz, tüm askerlerimizin ve polislerimizin hain olmadığını, içlerinde, içimizde hainlerin olduğunu anladık. Çünkü o gece bazı yerlerde asker askerle veya polis askerle çatışıyordu. O zaman anladık ki bize en büyük desteği veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.

O gece unutamadığınız, sizi maddi veya manevi olarak etkileyen önemli bir anınız oldu mu?

Ahmet ÖRNEK:

Şöyle ki o gece maddi olarak hiçbir şey düşündüğümü hatırlamıyorum. Ama manevi olarak şunu unutmuyorum. Mesela bazı vatandaşların 200-300 bin liralık lüks arabaları vardı, o lüks araç sahipleri oradaki arabaların anahtarlarını toplayıp bir köşede sakladılar. Adam şöyle diyordu: “Atın anahtarlarınızı ki gelip arabaları tankların önünden çekmesinler. Tanklar arabaların üzerinden geçsin ve yavaşlasın.” O gece maddiyatı düşünen insanların orada olabileceğine inanmıyorum. O gece maddiyat yoktu bence, o gece herkesin düşüncesi vatandı.Gazi olduktan sonra herhangi bir olumsuz durumla karşılaş1

Gazi olduktan sonra herhangi bir olumsuz durumla karşılaştınız mı?
Ahmet ÖRNEK:
 Beni ve gaziliğimi olumlu ve çok güzel karşılayan bakış açıları da oldu, 15 Temmuz gecesini oyun, senaryo gören de oldu. Kendini bilen ve o gaziliği onuruyla taşıyan biri için çok olumlu dönütler oluyor. Gaziliğin verdiği onuru, gururu, korumak ve taşımak çok önemli. Benim için maddiyat çok önemli değil. Zaten devletimiz sağ olsun her türlü maddi ve manevi desteği sağlıyor.

Gazi olduktan sonra size iş hakkı tanındı mı?

Ahmet ÖRNEK: Ben Allah’a şükürler olsun ki önceden de zaten çalışıyordum. Şimdi de çalışıyorum. Devletimizin bana verdiği en önemli şey benim için gazilik madalyasıdır. Bu da bana yetiyor. Çocuklarıma bırakabileceğim eşsiz bir şey olmuş oldu. Önceden sana gösterilen saygı gazi olduktan sonra daha da artıyor. Bu çok önemli ve güzel bir değer.

Tam da bu noktada gazilerin maaş aldığı iddialarına karşı ne söylemek istersiniz?

Ahmet ÖRNEK: Evet bu konuyu da aydınlatmak isterim. Türkiye Cumhuriyeti’nin belli yasa maddeleri vardır. Anayasa Mahkemesi maddelerinde de vardır. Bugün Kıbrıs gazilerimiz belli bir maaş alıyorlar. Ama öyle yüksek meblağ falan değil tabii ki. Devlet övünç madalyaları var. Devlet onlara devlet memurluğunda çalışma hakkı vermedi. Güneydoğu gazilerimize bakarsak orada gazi olmuş askerlerimiz, polislerimiz hepsi bir uzuv kaybı yaşamış. Kiminin kolu kiminin bacağı yok. Bunlara devletimiz hem iş hakkı hem de maaş hakkı veriyor. Bu çok güzel bir şey. Allah devletimize zeval vermesin. 15 Temmuz gazilerine gelecek olursak, sadece uzuv kaybı olanlar yani kolu bacağı herhangi bir uzvunu kaybedenler, çalışamayacak durumda olan gaziler maaş alıyor. Ben sapasağlamım çok şükür, çalışabildiğim için devlet bana memurluk hakkı verdi. Neden bana bir daha maaş versin ki? Devlet bana, “Senin doğru düzgün bir işin yoktu ben sana 657 sayılı kanundan devlet memurluğu hakkı veriyorum.” diyor. Maaş verilecek diye bir madde yok. Maaş almıyoruz ama devletimizden Allah razı olsun. Bugün ilkokul mezunu gazilerimiz bile 657 sayılı kanun gereğince devlet memurluğu yapıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle 2 bin 180 gazimiz var. Bu 2 bin 180 gazimiz içinde herkes maaş almıyor. Toplasanız belki 30-40 kişi maaş alıyordur. Tam olarak kaç kişi olduklarını bilmiyorum tabii. Ama diğerlerine de devletimiz iş hakkı verdi. Bu çok önemli bir şey. Bugün insanlar bir tane değil, iki tane, üç tane üniversite bitiriyorlar. Kamu Personeli Seçme Sınavı’na giriyor ve atanamıyorlar. Ama devletimiz ne yaptı? Gazilere iş hakkı verdi. Bir de üstüne kalkıp maaş vermesine bence zaten gerek yok. 

15 Temmuz gecesi ve sonrasında medyanın tutumu sizce nasıldı?

Ahmet ÖRNEK: O gece bazı milli kanallar dışındaki televizyon kanallarının tutumu başta iyi değildi. Ne zaman ki Cumhurbaşkanımız çıkıp açıklama yaptı, halk sokağa döküldü, gücümüzü gördüler işte o zaman onlar da darbeye karşı yayın politikasına geçmeye başladılar. O gece zaten CNN Türk kanalından kimse öyle bir çıkış beklemiyordu. Hande Fırat’ın Cumhurbaşkanımızla Face- Time görüşme yapmasıyla birlikte diğer tüm kanallar da aynı şekilde darbe karşıtı yayınlara geçtiler.

15 Temmuz’u halk açısından nasıl nitelendirirsiniz?

Ahmet ÖRNEK: 15 Temmuz’u sadece halk açısından değil bütün dünya halkı açısından ben şöyle nitelendiriyorum. Türkiye için hep ‘böldük, parçaladık, Türkiye zayıf bir ülke, 15 Temmuz’da da bunu kanıtlayacağız’ şeklinde düşünüyorlardı. Halk olarak da biraz birbirimize uzaktık. Çanakkale Savaşı’ndan sonra halk olarak bu tarz bir şey görmedik. 1980 İhtilali oldu ama o zaman çok fazla bir direnme olmadı. Ben okuduğum kadarıyla insanlar çok fazla direnememiş. Ama 15 Temmuz bizi kenetleyen ve dünyaya Türk’ün gücünün gösterildiği, bir bütün olduğumuz, sağcısıyla-solcusuyla o gece tek bayrak, tek millet olduğumuz bir geceydi. Bu yüzden savaşlara ve dış mihraklara karşı halkımız hala bir bütündür ve birbirine kenetlenmiştir.

O gece yaşadıklarınızdan sonra psikolojik tedavi gördünüz mü?

Ahmet ÖRNEK: Ben bir psikolojik destek görmedim ama gören arkadaşlarım oldu. Kendi alanımda yıllarca çocuk kurumlarında ders verdim. Engelli, psikolojisi bozuk çocuklarla çalıştığım o geceden sonra kendimi terapi edebildim, daha çabuk toparlandım. Ben hayatımda hiç o kadar alçaktan giden F16 görmemiştim, bomba sesi duymamıştım. Askerlik yaptım, yakın mesafe silah da kullandım ama çatışma içinde olmadım. Bu yüzden o gecenin verdiği psikolojik bir sarsıntı, rüyalara girme durumu oldu elbette.

Darbe gecesinden sonra tedirginlik var mıydı?

Ahmet ÖRNEK: Hayatımızda tedirginlik her zaman var olan bir durum. Bugün, yarın ne olacağımız belli değil. Her şey olabilir, burası Türkiye. Ben 15 Temmuz’da bayrağımla çıkıp en iyi şekilde ülkemi savunduğumu düşünüyorum. O yüzden vatanım ve milletim adına içimde hiç tedirginlik olmadı. Tedbir açısından bizler Cumhurbaşkanımızın sokaklarda, meydanlarda nöbet çağrısına uyarak aylarca nöbet tuttuk. Hatta Cumhurbaşkanımız, “Nöbetler bitebilir” dedikten sonra bile biz 15 gün nöbete devam ettik. O tedirginlik aslında hep var, şimdi bile içimizde kriptocular var. Ama devletimiz çok güçlü. Bunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Ben inanıyorum ki bu saatten sonra bir daha böyle bir şey olamaz, böyle bir şeye kalkışamazlar.

Sizi ziyaret eden devlet görevlileri oldu mu?

Ahmet ÖRNEK: Evet, çok sayıda üst düzey devlet görevlisi gazi olduktan sonra ziyaretime geldi. Çok sayıda alt düzey devlet görevlisi de ziyaretimde bulundu. Hepsinden Allah razı olsun. Maddi ve manevi desteklerini eksik etmediler. Bunu kimse inkar edemez. Devletimiz Güneydoğu, Kıbrıs, 15 Temmuz gazilerine de tam destek veriyor. Sürekli ziyaretler yapıyor. İlla üst düzey bir bakan gelecek diye bir şey yok. Bir müdürü, bir memuru görevlendiriyor. Devletimiz gazilerin, şehit yakınlarının arkasındadır. Allah razı olsun.

15 Temmuz’u önceki darbelerden ayıran sizce nedir?

Ahmet ÖRNEK: 15 Temmuz diğer darbelerden daha farklıydı. Diğer darbeleri bizzat yaşamadım ama okudum, biliyorum. Eskiye göre cumhurbaşkanları bu kadar dik durmuyordu. Cumhurbaşkanımızın dik duruşu, insanları sokağa çağırma politikası, kamuoyu oluşturması bunlar çok önemliydi. 15 Temmuz’u diğer darbelerden ayıran şey de millet olarak birbirimize kenetlenmemiz oldu. Kim olursa olsun Türkiye’yi bölemeyeceklerini ben 15 Temmuz’da çok iyi anladım.

Soru: Sizce darbenin önlenmesinde halk etkisi nasıldı?

Ahmet ÖRNEK: Darbenin önlenmesindeki en büyük paya Cumhurbaşkanımız sahip olsa da Cumhurbaşkanımızla birlikte 80 milyon Türkiye halkı bu darbeyi önledi aslında. Ben belki gazi oldum ama ön safta askerlerden, tankların üzerine yürürken arka saflardaki insanlardan güç alıp gazi oldum. O 80 milyon sokakta olmasaydı ben tek başıma hiçbir şey yapamazdım. Veya ben 10 bin kişi ile bir şey yapamazdım. Darbenin önlenmesindeki en büyük paya, başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve 80 milyon Türk halkı sahiptir, en azından ben öyle düşünüyorum. Cumhurbaşkanımız dedi ya: “Keşke herkese gazilik unvanı verebilsek…” Gerçekten hepimiz aslında gaziyiz. Bazılarına nasip oldu yaralanmak ama ben daima söylüyorum, milletimiz, vatandaşlarımız arkamızda olmasaydı biz bugün belki burada olamayacaktık. Belki de 15 Temmuz onlar açısından başarıya ulaşacaktı.

15 Temmuz hainler açısından başarıya ulaşsaydı Türkiye nasıl bir sabaha uyanacaktı?

Ahmet ÖRNEK: Şöyle bir şey, daha önce birçok ülkede bu tarz darbeler oldu en yakınımdan örnek verecek olursak Mısır’da oldu. Ben bu tarz şeyleri yakından takip ederim. Türkiye’yi çok zor bir süreç bekliyor olurdu. Ekonomi en alt safhaya düşecekti. Ülkemizdeki yetkililer gözaltına alınacaktı. On binlerce insan ölecekti. O gece sokağa çıkanların en az bini gözaltına alınacaktı. Türkiye için çok kötü bir süreç başlayacaktı. Türkiye’yi dışarıdan Suriye gibi bölmeye başlayacaklardı. Örneğin yakın komşumuz Yunanistan. O bile bizi bölmek için fırsat kolluyor. Bugün Suriye’den PKK ayrı girecekti, DEAŞ ayrı girecekti ve ülkemizi bölmeye çalışacaklardı. Biz iç savaşla uğraşırken onlar dışardan bizi vuracaktı ve bizi kötü bir şey bekleyecekti. Ama 80 milyon vatandaşın sokakta olduğunu gören dünya devletlerinin hiçbiri buna cesaret edemedi. Sınırdaki o gerçek asker ve polislerimiz milletini en iyi şekilde korudular. Hainlere fırsat vermediler.

Sizce o gecenin müsebbibi hainlerin bu kalkışmayı gerçekleştirmesinin sebebi neydi?

Ahmet ÖRNEK: Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız çok güzel şeyler yapmaya başladı. En küçük ülkelerin bile silah ve ekonomik gücü var iken Türkiye bu refaha 2002 yılı itibarıyla sahip olmaya başladı. Önceden böyle bir refah seviyesi yoktu. Ben yaş itibariyle 90’lı yıllarda çocuktum ve her sabah sürekli şehit haberleri, “IMF doları şu kadar düşürdü şu kadar çıkardı, borcumuz şu kadar” tarzı haberlerle uyanırdım. Ben bunları çocukluğumda çok iyi hatırlıyorum. Recep Tayyip Erdoğan’ı önce kullanabileceklerini düşündüler. Cumhurbaşkanımızı kullandıklarını zannettiler. Cumhurbaşkanımız kendi güçlenene kadar bazı kişilere eyvallah demek zorunda kaldı. En son Cumhurbaşkanımızın çok güçlendiğini düşündüler ki öyle zaten. Ekonomimizle, silahımızla, hava savunmamızla, kara birliklerimizle çok güçlendik. ‘Ülkede ekonomik kriz var.’ diyorlar. Asgari ücretle çalışanların elinde 6 bin liralık telefon var. Bugün bunu kimse görmüyor. Bugün ülkemizde bence kriz yok, ülkemiz bugün çok iyi bir konumda. Bunu görenler Sayın Cumhurbaşkanımızı indirmek için ellerinde olan çoğu şeyi kullandılar. Ama milletin onların elinde olmadığını unuttular. O yüzden Cumhurbaşkanını indirmek ve Cumhurbaşkanının ekibini yok etmek için böyle bir şeye kalkıştılar. Ama unuttular ki Türkiye Cumhurbaşkanlarının yanındaydı. Ve başaramadılar da. En büyük etkenlerden birisi bence Cumhurbaşkanımızın yol haritasıdır. Bir diğeri ülkemizi çok iyi şekilde temsil etmesi, ülkemizin çok iyi silahlara sahip olmasıdır. Dış devletler bunu kaldıramıyorlar. Bugün S400’ler için bile neler söylüyorlar. Bugün çıkıp diyorlar ki: “S400’lere ne gerek var, savaş mı var, 15 Temmuz’da savaş mı vardı?” Ama ne oldu birdenbire saldırdılar bize. Demek ki her zaman güçlü ve hazır olmamız gerekli. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu yapıyor. Allah ömür versin. Bu kalkışmayı gerçekleştirenler neden başarısız oldu?

Darbe girişimini erken saatlere çekmelerindeki amaç neydi sizce?

Ahmet ÖRNEK: Tam olarak bilmesek de 15 Temmuz’dan sonra takip ettiğimiz kadarıyla ve görüşlerimiz doğrultusunda birtakım sızmaların olduğunu duyduk. Sayın Cumhurbaşkanımız, MİT Müsteşarımız da o gece darbenin planlandığını ve eğer gece olsaydı başarılı olacağını anlattı. Sızmaların olduğunu anlayan FETÖ’cüler saati erkene çekmek zorunda kaldılar. Erkene çektikleri için de uyanık bir halk vardı. Uyanık halkı durdurmak da zor olur. O yüzden başaramadılar. Çünkü darbeler gece olur, üst düzeyler ele geçirilir, çıkıp bir tane general yönetime el konulduğuna dair açıklama yapar. Kimsenin de sesi çıkmaz. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın, MİT Müsteşarımızın ve bakanlarımızın dikkatiyle önceden fark edildi. Hainler saati öne çektiler. Bu yüzden de başarısız oldular.

TRT spikeri Tijen Karaş’a okutulan bildiriyi izlediniz mi? O an neler hissettiniz?

Ahmet ÖRNEK: Evet bildirinin okutulduğunu izledim. İlk başta her şeyin bittiğini düşündüm. Ama öyle bir halk vardı ki dışarda, insanların akın akın sokağa dökülmeleri o bildiriyi sadece bir reklammış gibi görmeme vesile oldu. Zorla okutulan, tamamen provokasyon amaçlı, halkın sokağa çıkmasını engellemek amaçlı bir bildiriydi. Başaramadılar. Vatan, millet, bayrak sevdası olanlar zaten içeriye girmediler. İçeri girenler ellerimizdeki bayraklarla bizi dışarda görünce onlar da bayrakları ile dışarı çıktılar.

15 Temmuz ruhunun yaşatılması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Ahmet ÖRNEK: Elbette. Çok güzel bir soru. Benim bir tane 7, bir tane 5, bir tane de 3 yaşında oğlum var. Ben ise 1983 doğumluyum. Çok hatırlamasam da hep sıkıntılar içinde büyüdüm. Sadece ben değil, akrabalarım, etrafımdaki insanlarda sıkıntılarla büyüdü. IMF, kriz, dış devletler, hor görülmemiz… Bizi emperyalizme sıkıştırmışlar, biri oradan vuruyor biri buradan vuruyor. Tükürüğümüzde boğacağımız İsrail bile kafa tutuyor. Ama 2002 sonrasında işler değişti. Burada tekrar Cumhurbaşkanımızın etkisini vurguluyorum. Çünkü biz ondan daha etkili ve güçlü bir lider görmedik. Türkiye için çok iyi bir lider. Onu bitirmeye çalışanlar bunu başaramadılar. Ve bizi çok güçlendirdi. Onun gelişiyle birlikte saydığımız problemler ortadan kalktı. Bu yüzde biz IMF’leri, ülkece hor görülmeyi, ihtilalleri istemiyoruz. 15 Temmuz’da bu yolu kapattığımızı düşünüyoruz. Bu yüzden 15 Temmuz tarih kitaplarında yer almalı ve ders olarak okutulmalıdır. Belki de böyle bir proje yapılıyordur, bilgim yok. Bu bizim bütünlüğümüzü sağlamaya yönelik önemli bir adım olacaktır. Çanakkale’de Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i yoktu. 15 yaşındaki gençler oradaydı. 15 Temmuz gecesi de Türk’üyle, Laz’ıyla Çerkez’iyle 15 yaşındaki genciyle oradaydı. Bu yüzden Çanakkale destanımız nasıl unutulmadıysa, unutturulmadıysa 15 Temmuz da unutturulmamalı. 15 Temmuz’u her fırsatta anlatmalıyız. 2 bin 180 gaziyle değil 80 milyon vatandaşla birlikte anlatmalıyız.

15 Temmuz’u halk açısından özetleyecek olursanız neler söylemek istersiniz?

Ahmet ÖRNEK: Zor ve sanki sabah olmayacak gibi bir geceydi. Sanki o gece hiç aydınlanmayacak gibiydi. Bizim için o gece bir felaketti. Nasıl anlatsam size, bugün Suriye’deki savaş gibi o gece de İstanbul’da savaş vardı. O gece İstanbul’da olmayan bunu bilemez. Anadolu’da, Doğu’da bazı batı illerinde ufak çaplı olaylar oldu. Oradaki askerlerimiz, vatan evlatlarımız bu tarz bir saldırının önüne geçtiler. Ama İstanbul ve Ankara zor elde edildi. Çatışmalar sabaha kadar sürdü. İçimizde korku oldu mu, evet oldu. Ama diyorum ya Rabbim o korkuyu içimizden alıp cesaret yerleştirdi. Sanki sabah olmayacaktı, sabah da oldu. Aydınlık bizim oldu, biz kazandık. Sayın Cumhurbaşkanımız ve millet olarak 80 milyon kazandı. Devletimizden, milletimizden, Cumhurbaşkanımızdan, o dönem dik duran herkesten Allah razı olsun. Bizi başka ülkelere esir etmediler. 15 Temmuz başarılı olsaydı belki bugün istediğimiz gibi rahat hareket edemiyor olurduk. Belki de başındaki örtüyü takanlar bugün onu rahatlıkla takamıyor olacaktı. Çünkü geçmişte üniversitelerde başörtü yasağının sorunsuz şekilde sürmesi için ikna odaları kurulmuştu. Benim perukla okula giden akrabalarım vardı. Bu yüzden Cumhurbaşkanımıza sahip çıkmalıyız. Kim ne derse desin iyi giden, durdurulamayacak bir Türkiye var. Biz millet olarak devletimize sahip çıktıktan sonra bizim önümüzde kimse duramaz. 15 Temmuz bir daha yaşansa bu millet cevabını bir daha devletiyle beraber verir. Bayrağımız dalgalandığı sürece her şey çok güzel olacak.

Yaşadığınız zor süreci bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim.

Ahmet Örnek:

Ben teşekkür ederim.