"O Gece Tarihin Akışı değişti"

15 Temmuz günü darbe girişiminin olduğunu ilk nasıl duydunuz, o an neler hissettiniz ve sonrasında ilerleyen süreç nasıl oldu?

ALAATTİN APAYDIN: 15 Temmuz günü işten geç çıkmıştım. Saat 20.30 civarıydı. Hifa, Hale ve Oğuz Kaan adında üç evladım var. Evde çocuklarla vakit geçirip yemek yedikten sonra, eşim Ankara’da askeri bir hareketlilik olduğu bilgisini benimle paylaştı. Eşim yazar, arkadaşlarından aldığı bilgiyi benimle paylaştı. Ne olabilir ki, diye düşündüm. Sonra İstanbul’da köprülerde terör alarmı diye bir haber gördüm ve televizyonu açtım. Kısa bir süre sonra NTV kanalında Başbakan Binali Yıldırım açıklama yaptı. Saat 23.00 gibiydi yanılmıyorsam, “Bu hareketlilik bir kalkışmadır!” gibi bir açıklaması oldu. Fakat burada dikkatimi çeken bir şey vardı. Binali Yıldırım’ın görüntüsü konuşmada yoktu. Spiker nerede olduğunu sormadı, Binali Yıldırım da söylemedi.

Bazı şeyleri üst üste koyunca bir farklılık olduğunu fark ediyorsunuz. Düşünün Devlet Başkanı ve Başbakan’ın nerede olduğu bilinmiyor, ordu içinde emir komuta zinciri içinde hareket edilmiyor. Böyle birkaç şeyi üst üste koyunca bir tedirginlik oluyor. Ben de medya sektöründe çalıştığım için ne oluyor bir gidip bakayım, dedim. Birkaç arkadaşımla görüştükten sonra arkadaşım bana, “Darbe oluyor!” diye mesaj attı. Evden çıkmak istedim. Tabii doğal olarak o sırada eşim de çocuklarını korumak amacıyla beni durdurmak istedi. “Neyin ne olduğu anlaşılmadan çıkma.” diyerek sakinleştirmeye çalıştı.

“Belli olunca çıkarsın.” dedi. Sonra aradan birkaç dakika geçti. Ben fark ettirmeden bir abdest aldım ve durumu normalleştirerek çıkacağımı söyledim. Kendisine de, “28 Şubat’tan beter bir şey olacak belki, Allah korusun. Ben çıkıyorum hakkını helal et, çocuklar sana emanet.” dedim. Ben Şirinevler’de oturuyorum ve o an aklımda havaalanına gitme düşüncesi vardı. Çünkü Cumhurbaşkanı nerede belli değildi ve ne zaman Recep Tayyip Erdoğan’ın başı sıkışsa hemen İstanbul’a gelirdi. Bunu düşünüp ben de metroyla Atatürk Havalimanı’na gideyim, diye düşündüm. Metro çalışmıyordu ve E- 5 yolu da tek taraflı kapalıydı.

O an insanların yolun neden kapalı olduğundan haberi yoktu. Biz de orada bu konu nedeniyle polislerle tartışmıştık. İleride tanka benzer bir şey gördüm, önce fark edemedim. Oraya doğru ilerledim ve yanına gittiğimde tankın içinde bir asker vardı. Tankın etrafında da 5 kişi vardı. Yollar kapatılmıştı. Orada biraz durduktan sonra, “Ne işin var, niye silahınla burada duruyorsun, gidip silahını teslim et, bak başın derde girer, şu anda darbe yapılıyor ne yaptığınızı biliyor musunuz?” diyerek askeri ikna etmeye çalıştım. Ama adam hiç cevap vermiyor, hedefe kitlenmiş gibi bakıyordu. Sonra orada birkaç arkadaşla slogan atmaya başladık. “Asker kışlaya, asker kışlaya!” diyerek slogan attık. 10-15 kişi vardık.

Etraftaki araçlarda insanlar radyodan haberleri dinliyorlardı. “Size iyi oldu, başınıza bunların geleceği belliydi.” gibi tepki verenlere çok üzüldüm. İlerleyen dakikalarda kalabalık arttı. Sonra bir asker tankın tepesine çıktı. Tabii arkadan muhteşem bir kalabalık geliyordu. Sonradan öğrendim ki Reis-i Cumhur televizyonda açıklama yapmış, ondan sonra insanlar sokaklara çıkmaya başlamış. Bir anda kalabalık oluştu ve biz o tankın üzerine çıkan askeri derdest ettik, aşağı indirdik. Birkaç kişi askere vurmaya başladı. Biz de toplumsal linç olabilir diye yaşlı bir amcayla askeri polis arabasına doğru götürdük. Polisler de neden oradaydı, neden bekliyorlardı bilmiyorum. Biz askeri aldık linç edilmesin diye milletten dayak yedik.

Bir polise bağıra çağıra sesimizi duyurduk. Yanımıza gelip askeri ve tankı teslim aldılar. Ben de orada bir video çekip sosyal medyaya gönderdim. Sonrasında mahalleden arkadaşlarımla havalimanına doğru yürümeye başladık. Havalimanına doğru ilerlerken, yan yoldan 5-6 tane zırhlı askeri araç geçti. Dış hatlar terminaline gittiğimizde ciddi bir kalabalık vardı. Apron tarafında birkaç silah atışı oldu. Kalabalık bir asker grubu geldi ama sonrasında polisler onları çevirdiler. Bu şekilde ortalık biraz sakinleşti. Gece 02.00 gibi olduğunda tekrar silah sesleri gelmeye başladı. Aradan iki dakika geçtikten sonra bir genç arkadaşın vurulduğunu öğrendim. 16-17 yaşında bir genç kardeşimiz o gün şehit oldu. Kendisi bizim mahallemizde Şirinevler’de oturuyordu.

Gece saat 03.00 gibi askerler ZPT araçla geldi ve etrafa, kalabalığa, insanların üzerine doğru sürmeye başladılar zırhlı aracı. Sonra namlusunu çevirdi ve önümdeki birkaç kişiyi vurdu. Aracı üzerimize sürmeye devam ettikleri için biz de kendimizi kenarlara doğru atmaya başladık. O sırada hiç fark edemeden 1-2 metre bir yükseklikten düştük. Sonra ben sol ayağımda bir ağrı hissettim, bir ses geldi ayağımdan. Kırılmadığını anladım ama o heyecandan bir şey anlamıyorsunuz. Havalimanına Cumhurbaşkanının geleceğini söylediler. Sabah saat 06.30 civarı olması lazım. Cumhurbaşkanı orada o tarihi konuşmayı yaptı. Ben o saate kadar oradaydım. Bu sırada ayağım epey şişmeye başladı. Gidip buz alıp ayağıma koydum ve bir iki saat bu şekilde uzanmaya çalıştım. Orada yanımda sırtından yaralanmış genç bir arkadaşa pansuman yapılırken ayağıma baktım. Kırık ya da kanama yoktu sadece şişlik vardı.

Bu sırada uçaklar geçiyor, sonik patlamalar oluyor, camlar sarsılıyor ve kırılıyordu. Yani öleceksek burada ölecektik. Çünkü Cumhurbaşkanımız gelmişti, etrafta tedbirler alınıyordu. Artık havalimanında konuşma yapmaya hazırlanıyordu. Oranın güvenliğini halk sağladı diyebilirim. Cumhurbaşkanımız sabah saat 08.00 gibi konuşması bitince gitti. Bu sırada oradaki insanlardan birkaçı koluma girip beni metroya kadar getirdi. Oradan eve gittim. 1-2 saat sonra ayak iyice şişti, sonrasında hastaneye gittim ve alçıya aldılar. O gece askerlerin hiçbirinin yüzünde ne yaptığını bilmiyor izlenimi yoktu.

Herkes oraya ne yaptığını gayet net bilerek gelmişti. O gün oraya darbe yapmak için geldikleri çok belliydi. Daha öncesinde, “Kışlaya dönün, bu ülkede Talat Aydemir asıldı, siz de mi öyle olmak istiyorsunuz?” diye bağırdığım askeri tanktan indirdiğimizde bize terör eylemi için geldiklerini söylemişti.

Her tarafta insanlar varken tankla ve G3 silahıyla bizi nasıl bir terör eyleminden koruyor olabilirsiniz ki? O gece sizin dışarı çıkıp mücadele etmenizi sağlayan şeyi nasıl tanımlarsınız?

ALAATTİN APAYDIN: O gece beni dışarıya, havalimanına çıkaran şeyi size anlatayım. Ben 28 Şubat döneminde Cerrahpaşa’da yaşıyordum. Türkiye’de ilk başörtüsü olayları Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin önünde başladığı yıllarda ben oradaydım. O dönem başörtülü arkadaşlarımızın eylemlerine destek verirken gerek orada gerekse Beyazıt olaylarında birkaç sefer polis tarafından darp edildim. O dönem yaşanan sıkıntıların üzerine çarpı koyup 10-15 yılı eklersek ve darbe şiddetini düşünürsek nasıl sonuçların olacağını tahmin edebilirsiniz. Benim çocuklarım var ve yarın öbür gün bu çocuklara nasıl bir ülke bırakılacağı belli değil. 1980 Darbesi’ni gördüm, çocuktum. 28 Şubat Darbesi’nde genç delikanlıydım ve bizzat yaşadım.

Bazı fikirlerimiz vardı ve orta yaşa geldiğimizde artık bu fikirlerimiz olgunluk kazanmış oldu. Ya o gece dışarı çıkarak seçtiğim yolda olacaktım ya da yine o yolda olacaktım. Bir şey olsa bile nerede olduğum belli olsun diye düşündüm. Cumhurbaşkanı bu ülkenin başkanı. Bir ülkede Başkan düşerse millet de düşer. Bir şey olacaksa da havalimanında onun yanında olacağız ve insanlar ondan cesaret alacaklar diye düşündüm. Arkanızda bıraktıklarınızı düşünmüyorsunuz bile. O gece evden çıktım ve bir sonraki gün eve dönebildim. Aradaki süre hem çok kısa hem çok uzun. O gece havalimanında mahşeri bir kalabalık ve vicdan vardı. Her yerden insanlar akın akın oraya geliyordu. O geceden sonra arkadaşlarımla konuştuğumda hiç kimsenin plan yapmadan evden çıktığını anladım. Bilinçli, organize olmuş bir insan kitlesi yoktu orada. İşte Allah’ın yardımı. İnsanlar yollara çıktılar, hasbelkader orada oldular.

Ben kendimi de farklı bir yerde görmüyorum. O gün hasbelkader bizim başımıza bir şey geldi, gelmeye de bilirdi. Gelmesinin de bize bir şey kattığını düşünmüyorum. Bir gaziler var bir de diğerleri, demeyi doğru bulmuyorum. Orada olan herkes gazi oldu. Kimisi evinde dua ederek, kimisi yolda yaralanarak kimisi şehit olarak bu mücadelede bulundu. Bu yüzden tüm millet benim nazarımda gazidir. O gece evden çıkarken eşim bana, “Evde çocukların var. Dikkat et, bir sıkıntı olmasın.” demişti. Aslında ben bir sıkıntı olabileceğini zaten hissediyordum. İçimde uhde kalan şöyle bir sahne oldu.

Ben evden çıkarken eşim kapıdan uğurluyordu. Şöyle bir geri dönüp ona veda etmek istedim. Çünkü gidip de geri dönmemek vardı. “Kapıdan dönüp hakkını helal et.” diyemedim ona. Bunu deseydim eminim ki ben dönene kadar içi içini yiyecekti. Bu yüzden evden gidişimi çok normalleştirmeye çalıştım. Çocuklara iyi bak, diyebildim sadece. Dışarıya çıkarken de amacımda ve aklımda çocuklarımıza, gelecek nesillere bizim yaşadığımızdan daha güzel bir ülke bırakabilmek vardı. Bunu bir hak ve batıl savaşı olarak da gördüm ve o gece tarihin akışını değiştirdik.

15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesindeki unsurlar sizce nelerdir?

ALAATTİN APAYDIN: Burada iki kanaatim var. Cumhurbaşkanı çıkıp konuşmasaydı da bu darbe başarılı olamazdı ama kesinlikle çok daha kanlı olurdu. Çünkü Başbakan Binali Yıldırım konuşmasını yaptığında hiç kimsenin haberi yoktu. İnsanlar araçlardan radyodan haberleri takip ediyordu ama darbe olduğunu öğrendiklerinde, “Evlerimize nasıl gideceğiz?” diyorlardı. Cumhurbaşkanımız konuşma yaptığında eşim beni aradı. Önce beni merak etti diye düşündüm. Telefonu açınca ona direkt, “Merak etme burada çok asker yok. Bu iş 1-2 saate bastırılacak bir şey.” diyerek rahatlatıyordum. O da Cumhurbaşkanımızın açıklamasını izlemiş beni, “Reis havaalanına gelecek. Oraya git.” demek için aramış.

Ben bunu duyduğumda, “Çok şükür Reis yaşıyor.” dedim. Devlet Başkanının dik duruşu insanlara daha faza güç veren bir unsur oldu orada. Benim birinci kanaatim bu. Diğeri ise; zannediyorum henüz olay ne oldu ne bitti anlamayan polis ve askeriyedekiler organize olamadılar ve vatanını milletini seven asker ve polislerin o geceki mücadeleleriyle zafere ulaşıldı.

O gece medyanın tutumunu nasıl buldunuz? Halkı bilgilendirme görevini yeterince yaptığını düşünüyor musunuz?

ALAATTİN APAYDIN: Medya o gece bence görevini yaptı. Ben NTV’de Başbakanın konuşmasını izledim arkasından CNN’de Cumhurbaşkanımız konuşmuş. Birçok kanalda devlet büyükleri tarafından yönlendirme yapıldı ve bence medya o gece görevini yerine getirdi. Özellikle merkez medyanın duruşu önemliydi çünkü FETÖ ciddi medya gücüne sahipti. Ülkemiz deyim yerindeyse her 10 yılda bir darbe yaşıyor.

Sizce 15 Temmuz darbe girişiminin sebebi neydi?

ALAATTİN APAYDIN: 1980 Darbesi’ni çok iyi hatırlıyorum çünkü benim babam sürekli anlatırdı ve ben o zaman 9 yaşındaydım. Babam lokantacıydı ve bir gün işe gittiğinde 1- 2 saat sonra eve gelmiş, “Darbe olmuş, asker yolları kesmiş. Dışarı çıkamıyoruz.” demişti. Tabii bizde çocuğuz 1 saat sonra sokağa çıktık mahalle aralarında polis yok ama ana caddelerde polis vardı. Bizde çocuğuz daha asker bizi kuşatacak diye korkuyoruz. Önceden köye bir jandarma gelse herkes saklanacak yer arardı. O dönemdeki şartlar kendi içinde değerlendirilirse bazı insanlar buna hak verebilir.

O yıllarda sağ-sol diye kardeşin kardeşi vurduğu bir atmosfer vardı. Ama mesela 28 Şubat bambaşka bir şeydi. 28 Şubat’taki darbe girişimi başarıya ulaşmıştı aslında. Çünkü önce İmam Hatipler kapatıldı, sonra başörtüsü yasaklandı. Türkiye’nin bir nesli kaybolmuştur. Toplumun genelinde büyük zararlar oluşmuştur. Ama 15 Temmuz’daki olay Arap Baharı ile birlikte Türkiye’nin Suriyeleştirilmeye çalışmasıydı. Eğer gerçekten yönetime el koyma düşüncesi olsaydı çevremizde olup bitenler daha farklı olurdu. Adeta biz bir darbe yapalım ve bu kargaşaya neden olsun bu kargaşadan istifade ederek biz Cumhurbaşkanından kurtulup ortaya yeni bir sömürge doğuralım, düşüncesi vardı.

Darbe öncesinde de Cumhurbaşkanımıza yönelik diktatör ifadeleri kullanılmaya başlanmıştı. İnsanları bir sözün bir idealin etrafında toplamakla, bir düşünceye karşı gelip mücadele etmek için toplamak arasında bir tercihte bulunacağınız zaman insanlar hep karşı çıkmaya ve mücadele etmeye meyillidir. Çünkü bir ideal için uzun zaman çalışmanız gerekir. Daha meşakkatlidir ve bilgi birikim ister ama bu karşı çıkanlarda öyle değildir. O anda sadece karşı çıkarsınız ve mücadele edersiniz. Türkiye’de bir iç savaş olsaydı şu an biz en az 50 sene kaybeder ve Suriye’den daha beter olurduk.

Peki sizce 15 Temmuz darbe girişimi neden önceki darbelerden daha farklı?

ALAATTİN APAYDIN: Diğer darbeler hep dış kaynaklıydı bu darbede öyle. Bir yerde darbe varsa iç kaynaklı olacağını zannetmiyorum. Belki Afrika’da muz cumhuriyetlerinde olur. Türkiye’nin coğrafi konumuna baktığınızda Avrupa Birliği, Rusya, İran, Araplar var. Diğer darbelerde zaten halk köyde yaşıyordu kolayca müdahale edilebilirdi. Kentleri almak yeterliydi. Önceki darbelerde köydeki adamın telefonu yoktu, televizyonu yoktu, haber alacağı bir yer yoktu. O yüzden eski darbeler daha kolay yapılmıştı ve arka planları hazırlanmıştı.

Ama 15 Temmuz’a baktığımızda insanlar artık şehirlerde yaşıyor ve sosyal medya gibi devasa bir haber mecrası var. İletişim kanalları ve araçları, ulaşım imkânları kuvvetli. Bir şehirde böyle aniden bir müdahale olmadan yönetimi ele almak mümkün değil ancak balyoz gibi aniden inip o şekilde ele alabilirsiniz.15 Temmuz’da eskisi gibi Batı’nın her dediğini yerine getiren bir Türkiye amaçladılar. Hükümet yanlış yaptığında eleştirilmeli ama ne yoktu da onlar getirecekti. Darbenin hiçbir getirisi olmadı, olmayacaktı zaten. Bence en önemli etken bu ülkede artık sosyolojik yaşam tarzının değişmesidir. Artık insanlar evlerde oturmuyorlar. Herkes dışarıda vakit geçiriyor, dışarıda yemek yiyor, dışarıda oturup kalkıyor.

Bundan dolayı insanlar darbe gecenin 02.00- 03.00 saatlerinde dahi olsaydı karşı çıkardı. Hafta sonu ve yaz olması nedeniyle insanlar hep sokaklardaydı. Saat kaç olursa olsun bu ülkede birçok şey değiştiği için herhangi bir darbe başarılı olamazdı.

15 Temmuz darbe girişiminde yaşadıklarınızdan sonra herhangi bir psikolojik destek aldınız mı?

ALAATTİN APAYDIN: Psikolojik olarak herhangi bir desteğe ihtiyacım olmadı ama evde biraz sorun oldu. O gece bütün uçaklar tepemizden geçti. Benim telefonumun şarjı bitmişti. Eşim arıyor, ulaşamıyordu. Havaalanında olduğumu biliyor ve çocuklar için tedirginlik yaşıyordu. Eşimde bundan kaynaklı olarak panik atak bozukluğu oluştu ve 1 sene kadar tedavi gördü. O gece sizin ve binlerce insanın destansı mücadelesine ve milli ruhuna şahit olduk.

15 Temmuz ruhu dediğimiz bu ruhu yaşatmak adına sizce neler yapılmalıdır?

ALAATTİN APAYDIN: İnsanlar bir şeyi unutmak istiyorlarsa unuturlar ama unutturulmak istenmiyorsa da unutturulmaz. Ancak birde gerçek vardır. İnsanlar nisyan eden varlıklardır. Fıtratımızda var ama acılar unutulmamalı yanlışlardan ders almalıyız ve eksikleri tamamlayabiliyorsak unutturulmamalıdır. Eğer hiç unutmayıp hiçbir şey yapmıyorsak da bence unutmakla unutmamak arasında fark yoktur.

Bir kazanım yoksa şehit olan insanların haklarını nasıl ödeyeceğiz? Samimi açıklamalarınız için teşekkür ederiz.

ALAATTİN APAYDIN: Ben teşekkür ederim.