"Ben de bilirdim ATM’den para çekmeyi ama vatanım söz konusu iken bunu yapamazdım!”

15 Temmuz darbe girişimini nasıl duydunuz ve o an neler hissettiniz, neler yaptınız?

AHMET ÇELİK: Trabzon’da yaşıyordum ama İstanbul’da Bağlarbaşı Spor Sarayı’nın elektrik tesisatı işini almıştık. O yüzden 15 Temmuz’dan 5 ay önce İstanbul’a gelmiştik ve 20 Temmuz tarihinde de işimizi bitirip Trabzon’a dönecektik. O gün ben hazırlanıp karşı yakada oturan ablama gidecektim. Tam hazırlandım çıkıyordum ki tank seslerini duydum. Askerliğimi tankçı olarak yaptığım için tank sesini hemen tanıdım ve merak edip dışarı çıktım. Arkadaşımla tanklara doğru gitmeye karar verdik. Biri biz gidene kadar kaçıp gitti fakat diğeri arabaları eze eze ilerlemeye devam ediyordu. Ben hayatımda hiç darbe görmediğim için ne olduğunu hala anlayamamıştım. Tanklar şantiyenin etrafında, arabaları eze eze ilerliyordu. Aklıma darbe ihtimali bile gelmedi. O sırada Cumhurbaşkanımız canlı yayına bağlanıp sokağa çıkma çağrısı yapmıştı. Bu arada motorlu biri köprüden yaralı taşıyordu. Bizde bunun üzerine köprüye gitmeye karar verdik. Boğaziçi Köprüsü’ne vardığımızda saat gece yarısını gösteriyordu ve hiç ateş edilmiyordu. Ateş edilmediğini görünce yaralıların nereden götürüldüğünü anlamak için köprünün gişelerine kadar gittik. Oraya vardığımız an ateş etmeye başladılar, mahsur kaldık. Ne ileri gidebiliyoruz ne de geri dönebiliyoruz. Tepemizde bir keskin nişancı vardı, rastgele ateş ediyordu. Reklam panolarının arasına girdik ve orada sıkışıp kaldık. Saat 01.00-04.00 arası yaklaşık üç defa tankla top atışı yaptılar. Fakat galiba o ses bombası gibi bir şeydi. Çünkü kimseye ve hiçbir yere zarar vermedi. Sabah saat 06.30 sularında gün yeni doğmaya başlıyordu. O saate kadar kah siper aldık kah bekledik. Onlarla aramızda TOMA aracı olduğu için doğrudan muhatap da olamadık. Askerlerin sadece bir kısmını ve iki tane de tankı görebiliyordum. Gişelerin orada iki tane yaralı kalmıştı. Onları kimse alamıyordu. Bir ara ambulans geldi onları almak için ama ambulansa bile ateş ettiler ve fırsat bile vermediler. Biz de artık sabah olduğu için arkadaşımla şantiyeye dönme kararı aldık. Tam bu sırada tanktan bir top atışı yapıldı ve öyle bir ışık saçıldı ki biz ne olduğunu bile anlayamadık. Bir baktık TOMA’yı hedef almışlar ve delip patlatarak aracı düşürmüşler. Ben de tam TOMA’nın arkasında olduğum için tüm şarapnel parçaları, cam parçaları yüzüme girdi. Yanımda arkadaşım ve orada tanıştığım, sabahın o saatlerine kadar muhabbet ettiğim bir ağabey vardı. Patlamadan sonra arkadaşım yaralandığım için beni çekmeye çalışırken, ben kafamı çevirip yanıma baktığımda o ağabeyi göremedim. Az ileriye baktım ki tüm bedeni neredeyse parçalanmış şekilde yerde yatıyor. Ben de arkadaşıma, “Gidip adamı alalım ve yardım edelim.” dedim. Arkadaşım onu alacaklarını söyledi. Meğerse onun o patlamada şehit düştüğünü görmüş. Yüzümde şiddeti bir yanma olmaya başlayınca arkadaşıma, “Ben cesaret edemiyorum dokunmaya yüzüme bir bakar mısın?” dedim. O da bana, “Bir şey yok.” dedi. Oysa yüzümden kanlar akıyordu. Ama korkmamam için bir şey söylemedi. Ben dayanamayıp elimi yüzüme attım ve elim kan doldu. O sırada bir ağabeyimiz bizi hemen arabaya atıp Üsküdar Devlet Hastanesine götürdü. Hastane gittiğimizde içerisi yaralı doluydu. Yatmaya sedye bile bulamadık ve tedavi olmak için yaklaşık iki saat kadar bekledik. Daha sonra serum takıp yüzümdeki şarapnelleri almak için sabahı beklediler. 6-7 tane röntgen çektirdikten sonra yüzümü tedavi ettiler. Hastane çok kalabalık olduğu için orada durmayı tercih etmeyip Trabzon’a döndüm.

O gece hiçbir şey netleşmeden siz sokağa çıkma kararı aldınız. Peki sizi sokağa çıkaran duygu, his neydi? Neden sokağa çıkmanız gerektiğini düşündünüz?
AHMET ÇELİK: 
Biz sokağa çıkma kararını almıştık ama biraz neyin ne olduğunu anlamayı bekliyorduk. Cumhurbaşkanının çağrısından sonra da her şey netleşince bunu eyleme döktük. Cumhurbaşkanımız çağrı yapmasaydı da biz yine çıkacaktık. Beni o gece dışarı çıkaran duyguyu nasıl ifade etsem bilmiyorum. Dışarı çıkmayanlarda vardı. Hatta bizim şantiyenin önündeki ATM’lerden para çekenleri görünce çok şaşırmıştım. 10-15 kişi sıraya girmiş para çekiyordu. Aynı şekilde marketlerde de insanlar erzak depolamak için sıraya girmişti. Daha önce darbe görmemiş biri olarak bir kendime baktım bir de onlara baktım. Diyecek söz bulamadım. O gece insanları sokağa çıkaran cesaretti.

Herkesin de yapabileceği bir şey değildi. 15 Temmuz darbesini önceki darbelerden ayıran sizce neydi?

AHMET ÇELİK: Geçmişte meydana gelen darbeleri bizzat yaşamadım ama okuduğumuz, duyduğumuz kadarıyla insanları direkt öldürme amacı olmamış. O gece ise üzerimize doğrudan ateş edildi. 2 bin küsur gazimiz 251 şehidimiz vardı. Fakat darbeler ile ilgili bilgi sahibi olmadığım için 2016 Türkiye’sinde her şeyin rahatlığı varken neden kalkıp darbe girişiminde bulundular onu bile anlamış değilim.

Darbe girişiminin önlenmesindeki en büyük etki, unsur ya da unsurlar sizce neydi?

AHMET ÇELİK: Darbe girişiminin önlenmesindeki en büyük etki kuşkusuz halkın, biz vatandaşların sokağa dökülmesiydi. Şayet halk sokağa dökülmeseydi ülkemiz daha ağır sonuçlarla karşılaşabilirdi. Gerçi, baktığımız zaman tanka karşı durmamız çok zor oldu. Onlar da isteseydi daha çok kayıp verebilirdik. Demek ki biraz vicdanlı davrandılar. Fakat ölenlere ve şehit olanların sayısına bakarsak vicdanlı davrandıklarını söylemek ne kadar doğru bilmiyorum.

O gece yaşadığınız, şahit olduğunuz ve asla unutamıyorum dediğiniz bir olay var mı?

AHMET ÇELİK: Evet, elbette var. Köprüde sabaha kadar bekledik ve orada hiç tanımadığım biriyle muhabbet ettik, arkadaş olduk. Sabah saatlerine doğru yapılan top atışıyla birlikte ben de yaralandım. Yanımdaki o arkadaşı aradı gözlerim. Yanımda değildi. Biraz daha ileri baktığımda vücudunun parçalanmış şekilde olduğunu ve yerde yattığını gördüm. Düşünsenize sabaha kadar muhabbet edip, arkadaş olduğunuz biri bir anda yanınızda parçalanmış vücuduyla yerde yatıyor. O anı yıllar geçse de unutamıyorum ve unutamayacağım. Mezarının nerede olduğunu öğrenemedim ve bu yüzden gidemedim. Sürekli gözümün önüne geliyor onun o yerde uzanmış hali.

O gece yaşadıklarınızdan sonra ve gazi olduktan sonra herhangi bir psikolojik destek aldınız mı?

AHMET ÇELİK: Evet, o gece yaşadıklarımdan dolayı psikolojik destek alma ihtiyacı hissettim ve aldım. Ama bu uzun süreli olmadı. Birkaç defa gidebildim sadece. O gece yaşadıklarımın psikolojik yansıması bende uyku problemi olarak kendisini gösterdi. Geceleri uyuyamıyordum. Uyku düzenim tamamen bozuldu ve yıllar geçmesine rağmen bu durum hala devam ediyor. Destek aldım ama işe yaramadı maalesef.

Siz gazi olduktan sonra, devlet yetkililerinin maddi ve manevi destekleri hep yanımdaydı, diyebiliyor musunuz?

AHMET ÇELİK: Gazi olduktan birkaç gün sonra devlet yetkililerimiz şantiyeye ziyaretimize geldiler. Maddi ve manevi desteklerini esirgemediler, diyebilirim. Kaldı ki biz o gece sokağa sonrasında bize maddi ve manevi destek sağlasınlar diye çıkmadık. Hiçbirimiz bunu öngöremezdik. Bize tanınan memur olma hakkı vardı onu bile babamın ısrarıyla kullandım yoksa ben kullanmayı düşünmüyordum.

15 Temmuz darbe girişimi başarılı olsaydı sizce ülke olarak nasıl bir sabaha uyanmış olurduk?

AHMET ÇELİK: Darbe girişimi başarılı olmuş olsaydı açıkçası şu anda yaşıyor bile olmayabilirdim. Neler olacağını pek kestirmek mümkün olmasa bile hemen yanı başımızdaki komşu ülkelere bakmak yeterli olabilir. Suriye, Libya gibi olabilirdik.

Belki de daha vahim ve daha kanlı şekilde sonuçlanacak bir iç karışıklığın ülkesi olacaktık. Böyle bir ülkeye uyanmış olabilirdik. O gece herkes her şeyi ardında bırakarak sokaklara çıktı ve çok farklı bir milli ruhla mücadele verdi.

15 Temmuz ruhu dediğimiz bu ruhun gelecek nesillere aktarılabilmesi ve yaşatılması adına sizce neler yapılmalıdır?

AHMET ÇELİK: 15 Temmuz ruhunun kesinlikle yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü yaklaşık 3.5-4 sene geçmesine rağmen o gece yaşananlar, o gece verdiğimiz mücadele unutuldu. İnsanlarda bir laçkalaşma söz konusu. Sadece 15 Temmuzlarda hatırlanıyor ve sonra unutuluyor. Tabii insanların sürekli akıllarında canlı tutmak da imkânsız ama en azından o ruhun unutulmaması adına bir sinema filmi çekilebilir. Sizin yaptığınız gibi kitaplar basılabilir. 15 Temmuz ile ilgili insanların ziyaret edebileceği müzeler açılabilir. Her şehirde gazilerle ilgili anıt yahut yine müze tarzı şeyler yapılabilir. Bunlar daha kalıcı ve gelecek nesillere ulaşması mümkün şeyler.

15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili yargılananların duruşmalarına müşteki olarak katılım gösterdiniz mi? Oradaki ortamdan bahseder misiniz?

AHMET ÇELİK: 15 Temmuz darbe girişimi davalarına Silivri’de müşteki olarak katıldım. Orada gördüğüm ortam tabii ki hoşuma gitmedi. Mesela yargılananlar çok rahattı. Rahat hareketler içerisindeydiler. Rahatça konuşabiliyorlar, istediklerini söyleyebiliyorlardı ama biz istediğimizi söyleyemiyorduk. Hakimler ve savcılar bile öyleydi. Onlara çok fazla tolerans gösterdiklerini düşünüyorum. Öyle bir ortamdı ki sanki onlar haklı biz suçluymuşuz gibi. Darbeye onlar değil de biz kalkışmışız gibi. Biz doğru ifadeler verdiğimiz halde onların yalan yanlış ifadeleri kadar önem arz etmiyor gibiydi. Mesela güya onlar ateş etmemiş, biz halk olarak onlara kötü şeyler yaptığımız için kendilerini savunmak adına bize ateş etmişler. Bu yönde ve bu şekilde savunma yapanlar vardı.

Kendileri gibi avukat tutmuş, onlar ne söylerse onlar da öyle yapıyordu. Onların anlattıklarına bakarsak onlar haklı güya ama yaşananlara dönüp baktığımızda bizim haklı olduğumuz gün gibi aşikar. 15-20 gün boyunca katıldığım duruşmalarda oradaki ortamı gördükten sonra bir daha gitmek istemedim ve gitmedim. Çünkü oraya giden adamın psikolojisi iyice bozuluyor. Bize katıldığımız mahkemelerin CD’lerini gönderdiler. Orada savunma yapanların içerisinde rütbeliler de erler de vardı. Hem rütbeli hem de erler kendilerine emirlerin bu yönde geldiğini söylüyor mesela. Baktığınız zaman askeriyede emir komuta şekli uygulanır, hak veriyorsunuz adamlara. Fakat sadece oraya gelene kadar hak veririm. Gelip orada savunmasız halkı gördükten sonra ateş edenlere hak veremem. Ben oraya, “Tatbikat var.” deyip getirilen ve ağlayan, bitik halde olan askerleri de gördüm.

Siz yaralandıktan sonra aileniz size destek oldu mu? Herhangi bir olumsuz tepki söz konusu oldu mu?

AHMET ÇELİK: O gece sokağa çıktığımda aileme haber vermeden çıkmıştım. Onların yaşananlardan haberi bile yoktu. O zamanlar ablam Çekmeköy’de oturuyordu ve küçük kardeşim de buradaydı. Onları arayıp yaralandığımı ve hastanede olduğumu söylediğimde bana inanmadılar ve şaka yaptığımı düşündüler. Eve gittiğimde yüzümü komple morarmış ve yaralı halde gördükleri zaman inandılar. Olaylar sıcakken anneme ve babama da haber vermemiştim. Babam da Trabzon’da yaz sezonu olduğu için Arap turistleri getirip götürüyordu. Gece yarısı her şeyden habersiz eve döndüğünde annemin televizyon karşısında uyuyakaldığını görmüş. Kardeşim arayıp babama, “Darbe oluyor.” dediğinde bile inanmamış ve “Ne darbesi! Kapat telefonu sabah erkenden işe gideceğim.” demiş. Sabahında her şey netleşti. Babamı arayıp durumumu anlattım. Bana, “Nasıl yani, sen de mi oradaydın?” dedi.

Köprüye yakın bir yerde çalıştığımı ve o gece oraya gidebileceğimi hiç düşünmemiş. Tabii yaralandığımı söyleyince bir şok hali yaşadı. Kardeşim herkesi arayıp benim durumumu anons gibi geçtiği için annem duyar duymaz beni aradı. Aradığında ağlıyordu ve duyduğum kadarıyla çok ağlamış. Anne olduğu için benim durumumdan epey etkilendi.

15 Temmuz gazisi olarak, bir vatandaş olarak bu kitabı okuyacaklara neler söylemek istersiniz?

AHMET ÇELİK: Bir daha 15 Temmuzların yaşanmaması için insanların sadece kendilerini düşünmekten vazgeçip vatanı için de yaşamalarını, vatanını düşünmelerini istiyorum ve diliyorum. Yoksa o gece ATM kuyruklarına girmeyi, marketten erzak depolamayı biz de bilirdik. Sağda solda yatmak yerine mücadele etmeyi, karşı durmayı bilmeleri lazım. En azından bir daha bu kadar ağır sonuçlar yaşanmamış olur. Zaten bir daha böyle bir olay yaşanırsa halk savunmasız bir şekilde gitmeyecektir. Bu bizim için tecrübe oldu. Bu sefer karşı taraf çok kayıp vermiş olur. Tekrar böyle bir şey olacağına ihtimal vermiyorum ama ola da bilir. Çünkü ülkemizde bu tarz şeyler on yılda bir yapılıyor maalesef.

Hatta bu sefer ATM kuyruklarında bekleyenler, marketten erzak depolayanlar bile sokağa çıkacaktır. Röportaj için teşekkür ederiz.

AHMET ÇELİK: Ben teşekkür ederim.