“Türk milleti o gün sokağa çıkmakla tarihin kaderini değişltirdi”

15 Temmuz darbe girişiminden nasıl haberdar oldunuz?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): Gölbaşı’nda oturuyorum. Bizim bakanlığın kampüsü var orada, lojmanlarımız var. Cuma akşamı arkadaşlarla birlikte lokalimizde otururken 21.30 sularında gerek memleketim Trabzon’dan gerek ülkenin çeşitli yerlerindeki bürokrat arkadaşlarımdan telefonlar almaya başladım. Telefonlarda Ankara’daki uçakların alçaktan uçtuğu, birtakım olumsuzlukların olduğu söylendi. Ankara’da olmamız, devlet içerisinde çalışmamız hasebiyle neler olduğunu öğrenmek isteyen çevremiz, eşimiz dostumuz bize ulaştı. İşin doğrusu ben herhangi bir darbe girişiminin olduğuna veya kalkışmanın yaşandığına ihtimal vermemiştim. Ancak telefonlar artmaya başlayınca ve İstanbul’daki Boğaziçi Köprüsü’nün tanklar tarafından tek taraflı kapatıldığını sosyal medyada görünce bir olağanüstülüğün olduğunu, durum değerlendirmesi yapmamız gerektiğini anladık. O dönemin Gölbaşı Kaymakamını aradım ve ne olduğunu sordum. Aynı zamanda mülkiyeden arkadaşımdır. Sıkıntılı bir durum olduğunu söyledi. Üniversitede okuyan oğlum vardı. Onu aradım. Televizyon kanallarını, sosyal medyayı takip etmesini, bilgi sahibi olmasını istedim. Oğlum, “Baba bir şeyler yapmamız lazım.” dedi. Saat 22.00’yi biraz geçiyordu. Kaymakamı tekrar aradım ve nerede olduğunu sordum. Makamında olduğunu söyledi… Tabii ne olacağına dair belirsiz bir durum var, ne olacağını bilemiyorsunuz. Abdest aldım, iki rekât namaz kıldım. Eşimle, kızımla, küçük oğlumla helalleştim. Küçük oğluma, “Bize bir şey olursa evin reisi sensin.” dedim ve çıktık. Saat 23.00 sularında o dönemin Gölbaşı Kaymakamı Şahin Arslan’ın makamına gittik. Onunla durum değerlendirmesi yaparken o esnada Özel Harekâtın vurulduğunu, yaralıların olduğunu öğrendik. Telefonlar artmaya başladı. Jandarma ve Emniyet’le görüşmeler yaşandı. Kaymakam, “Benim Özel Harekâttaki yaralıları görmem lazım, hastaneye gitmem gerekiyor.” dedi. Biliyorsunuz Gölbaşı Ankara’da birçok kritik kurumun bulunduğu yerdir. Özel Kuvvetler, Özel Harekât, Havacılık, TÜRKSAT gibi… Oradan çıktık. Ben kafamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef olacağını düşünüp, onu havaalanında karşılamamız gerektiğini düşünüyorum. Bir yandan da ortada bir kalkışma var ama bunu kim yapıyor? Çapı nedir? Hiçbir bilgimiz yok… Geçmişteki benzer olaylardan hareket ederek şöyle düşündük: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı havaalanında sahipleniriz, halk tepkisini gösterdiği zaman, demokrasi karşıtı güçler de geri adım atar.

Bir darbe girişiminin yaşandığını anladınız ve yola çıktınız. Neler oldu?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): Yolda Muammer Polat isimli genç bir kardeşimizle karşılaştık. Kendisiyle çeşitli projelerde de yer aldık. O da bizimle gelmek istedi. Ben, oğlum, Muammer Polat beraber yola çıktık. Havaalanına doğru gidiyoruz. Yol açık ama Cumhurbaşkanı ne zaman gelecek, nasıl bir yol izlenecek işte bunları bilemiyoruz. Bürokrat, milletvekili arkadaşları arıyorum, bilgi almaya çalışıyorum. AK Parti Genel Merkezine gidip, sağlıklı bilgi alalım dedik. Gittiğimizde yüz kişiye yakın bir kalabalık vardı. O dönem milletvekili olan Şamil Tayyar Bey orada bir konuşma yapmış. Daha sonra öğreniyoruz ki Etimesgut Zırhlı Birliklerinden orayı kontrol altına almayabir şeyler yapmamız lazım.” dedi. Saat 22.00’yi biraz geçiyordu. Kaymakamı tekrar aradım ve nerede olduğunu sordum. Makamında olduğunu söyledi… Tabii ne olacağına dair belirsiz bir durum var, ne olacağını bilemiyorsunuz. Abdest aldım, iki rekât namaz kıldım. Eşimle, kızımla, küçük oğlumla helalleştim. Küçük oğluma, “Bize bir şey olursa evin reisi sensin.” dedim ve çıktık. Saat 23.00 sularında o dönemin Gölbaşı Kaymakamı Şahin Arslan’ın makamına gittik. Onunla durum değerlendirmesi yaparken o esnada Özel Harekâtın vurulduğunu, yaralıların olduğunu öğrendik. Telefonlar artmaya başladı. Jandarma ve Emniyet’le görüşmeler yaşandı. Kaymakam, “Benim Özel Harekâttaki yaralıları görmem lazım, hastaneye gitmem gerekiyor.” dedi. Biliyorsunuz Gölbaşı Ankara’da birçok kritik kurumun bulunduğu yerdir. Özel Kuvvetler, Özel Harekât, Havacılık, TÜRKSAT gibi… Oradan çıktık. Ben kafamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef olacağını düşünüp, onu havaalanında karşılamamız gerektiğini düşünüyorum. Bir yandan da ortada bir kalkışma var ama bunu kim yapıyor? Çapı nedir? Hiçbir bilgimiz yok… Geçmişteki benzer olaylardan hareket ederek şöyle düşündük: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı havaalanında sahipleniriz, halk tepkisini gösterdiği zaman, demokrasi karşıtı güçler de geri adım atar.

Bir darbe girişiminin yaşandığını anladınız ve yola çıktınız. Neler oldu?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): Yolda Muammer Polat isimli genç bir kardeşimizle karşılaştık. Kendisiyle çeşitli projelerde de yer aldık. O da bizimle gelmek istedi. Ben, oğlum, Muammer Polat beraber yola çıktık. Havaalanına doğru gidiyoruz. Yol açık ama Cumhurbaşkanı ne zaman gelecek, nasıl bir yol izlenecek işte bunları bilemiyoruz. Bürokrat, milletvekili arkadaşları arıyorum, bilgi almaya çalışıyorum. AK Parti Genel Merkezine gidip, sağlıklı bilgi alalım dedik. Gittiğimizde yüz kişiye yakın bir kalabalık vardı. O dönem milletvekili olan Şamil Tayyar Bey orada bir konuşma yapmış. Daha sonra öğreniyoruz ki Etimesgut Zırhlı Birliklerinden orayı kontrol altına almaya gelen iki tank, oradaki kalabalık tarafından püskürtülmüş. Biz havaalanına gitme düşüncesindeyken, kalabalıktan bir kısım Külliye’ye gitmemiz gerektiğini söyledi… Saat 24.00 sularında Jandarma Genel Komutanlığı Külliye Kavşağı’nın oraya aracımı park ettim. 40-50 civarında bir insan topluluğu vardı. O kavşakta da tank ve 4 tane zırhlı araç vardı. Biz tabii şu düşünceyle bakıyoruz. Askerimizin kıyafetini giyen bu kişiler bizim insanımız. Bunları ikna ederiz.

Başlarındaki kişi yarbaymış. O zaman adını bilmediğim ama sonradan öğrendiğimiz, Mamak Zırhlı Birliklerinden gelen “yurtta sulh konseyi” üyesi olduğunu öğrendiğimiz Ertuğrul Terzi’ymiş. Bir ablamız onun yanına gidip, “Oğlum bak yanlış yapıyorsunuz. Kendinizi de ülkeyi de ateşe atıyorsunuz. Vazgeçin bu yanlış hareketinizden.” diyerek anne yaklaşımıyla onu ikna etmeye çalıştı. O ise bu tavra karşılık “Defolun, gidin.” diyerek çok sert bir mukavemette bulundu. Gençler sloganlar atmaya başladı. “Asker kışlaya!” diye… Ben bürokratım, devletin bana verdiği ruhsatlı silahı yanıma almadım çünkü askerin bize ateş edeceğine dair en küçük bir düşüncemiz olmadı. Bir ikincisi tank karşısında silahın bir hükmü olamaz. Biz en fazla bizi alır, hapse atabilirler ama hayatımıza kastetmezler diye düşündük. Bizler sivil vatandaşlar olarak onlara demokratik bir direnç gösterdik.

Biz darbelerden çok çekmiş bir milletin ferdi olarak “asker yetkilerini kullanmak dışında yetkisini gasp edemez” diyerek bu demokratik duruşumuzu gösterip, hatırlatmak istedik… Yukarıdan helikopterler geçiyor ama ışıkları hem kapalı hem de biz o psikolojiyle sesini duysak bile anlayamıyoruz. Bu esnada da gerek Alparslan Türkeş’in mezarının olduğu yerden gerek AK Parti binası tarafından insanlar yavaş yavaş gelmeye başlamış. Daha sonra mahkeme döneminde öğreniyoruz ki, insanların artmasından, çoğalmasından ürkmeye ve korkmaya başlamışlar. Yani vatandaş direnç gösteriyor… Yanımdaki bir sivil vuruldu, yere düştü. Şok halindeyiz ama yine de onları ikna etmeye, kendi açımızdan direnç göstermeye çalışıyoruz. “Dağılın, ateş ederiz.” buna benzer cümleler sarf ediliyor.

Bulunduğunuz yerde kaç kişiydiniz? Nasıl yaralandınız?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): İlk etapta 40-50 kişi vardık fakat saat ilerledikçe insan sayısı, kalabalık artmaya başladı. Sürekli bizim dağılmamızı söylüyorlardı. Yine sonradan duruşma aşamasında öğrendik ki Jandarma Genel Komutanlığının tepesinde sniper ateşi varmış ve yanımdaki kişi de sniper atışı ile vurulup, hayatını kaybetmiş… Gece 01.00 sularında helikopterden üzerimize ateş açıldı. Jandarma Genel Komutanlığının olduğu o kavşakta ve Millet Caddesi boyunca helikopterden 25-30 mermi atışı yapıldı. 20-30 cm civarında, tabii biz bunları teknik olarak bilmiyoruz, sonradan öğreniyoruz. Bir anda orası can pazarına döndü. Bir kısım insan yaralandı, bir kısım insan anında hayatını kaybetti. Mesela eşiyle birlikte dışarı çıkan Cuma Dağ isminde bakanlık mensubu bir mühendis arkadaşımızın kafası parçalandı. İnsanlar kendilerini korumaya, sağa sola kaçışmaya çalıştılar.

Bir taraftan yaralıları hastaneye yetiştirmeye çalışıyoruz. Yine daha sonra öğrendik ki bir halı yıkama aracına 10’dan fazla yaralı konularak hastaneye yetiştirilmiş. O araçtaki bazı kişiler hayatını kaybetti. Benim arabam olduğu için ben ve oğlum da yaralıları taşımak istedik. Ömer Faruk adında bir genç babasını getirdi. Babasının adını da sonradan öğrendik. Eyüp ağabey. Bağırsakları helikopter mermisinden dağılmış durumdaydı. En yakın hastaneye yetiştirmeye çalıştık. O sırada oğlu, “Ağabey biz ne yaptık da bunlar bize ateş etti. Bunlar bizim askerimiz değil mi?” diye, o şok halinde bağırıyor. En nihayetinde oğlum yaşında bir çocuk “Allah büyük, dur bakalım” diyerek onu teselli etmeye çalıştım. Fakat dönüp, Eyüp Ağabey’e baktığımda çok iyi durumda olmadığını anlıyorum. Bunu anlamak için doktor olmaya gerek yok. “Kelime-i Şehadet getir ağabey.” diye telkinde bulunuyorum. Hastanenin aciline gittik. Eyüp Ağabey’i hemen ameliyata aldılar. Bir yandan vücutlarının çeşitli yerlerinden yaralanan insanlar hastaneye getirilmeye devam ediyor. Öte yandan uçaklar alçak uçuş yaptığında hastanenin elektrikleri gidiyor, sanki bomba yemişiz etkisi yaratıyordu. Hatta hiç unutmuyorum kadın bir hekim, “Arkadaşlar çıkın bir bakın, herhalde bomba yedik.” diyerek, görevlilere uyarıda bulunuyordu. Elektrik sonra tekrar geliyor, falan… O şok hali devam ederken; bir süre sonra oğlum, “Baba sen de yaralanmışsın.” dedi. Ben o zamana kadar yaralandığımın farkında değildim. Tamam, üstümüz başımız kan ama yaralıları taşımaktan sanıyorum. Baktığımızda belimden ve omzumdan kan aktığını gördük. Oradaki doktorlara, “Bana bir pansuman yapın, gideyim ben.” dedim. Doktorlar, “Sen şok halinde ne dediğini bilmiyorsun, farkında değilsin, seni bu şekilde bırakamayız.” dediler. Önce acil durumdaki hastalara daha sonra da bana müdahale edeceklerini söylediler. Gece 03.30 sıralarında filmlerim çekildi. 8-10 şarapnel parçası ve bir mermi olduğunu söylediler. Ama çıkarmadılar, sinirlere zarar verme durumu varmış. 3 gün hastanede yattım… O gece yaşananlar, gördükleriniz sizi korkutmuş muydu? Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): O gece, tarihte hiç yaşamayı istemediğimiz farklı bir geceydi. Ama şunu söyleyebilirim, bunu muhtemelen başkalarından da duyabilirsiniz. İnanın, o gece korku diye bir şey kalmamıştı. Yaşananlar “korku duvarı” deyimini aşmak gibi bir şeydi. Oğlum bana sonrasında anlatıyor. “Baba ben sana sakın kalkma, çıkma diyorum yerinden, sen kalkıp yürümeye çalışıyordun.” diyor. Artık orası mantığın bittiği, duyguların yoğunlaştığı, belki de iman gücünün ortaya çıktığı bir andı. O gece insanların ellerinde sadece bayrak vardı, başka hiçbir şey yoktu. Dolayısıyla silahsız insanlar darbeye karşı vücutlarını vatan için ortaya koydular. Türk demokrasisi tarihinde ilk defa 15 Temmuz’da millet iradesine, kendi seçtiği yöneticisine sahip çıktı. Darbelere “durun” dedi. “Siz sivil iradenin emrindesidığını anlıyorum. Bunu anlamak için doktor olmaya gerek yok. “Kelime-i Şehadet getir ağabey.” diye telkinde bulunuyorum. Hastanenin aciline gittik. Eyüp Ağabey’i hemen ameliyata aldılar. Bir yandan vücutlarının çeşitli yerlerinden yaralanan insanlar hastaneye getirilmeye devam ediyor. Öte yandan uçaklar alçak uçuş yaptığında hastanenin elektrikleri gidiyor, sanki bomba yemişiz etkisi yaratıyordu. Hatta hiç unutmuyorum kadın bir hekim, “Arkadaşlar çıkın bir bakın, herhalde bomba yedik.” diyerek, görevlilere uyarıda bulunuyordu. Elektrik sonra tekrar geliyor, falan… O şok hali devam ederken; bir süre sonra oğlum, “Baba sen de yaralanmışsın.” dedi. Ben o zamana kadar yaralandığımın farkında değildim. Tamam, üstümüz başımız kan ama yaralıları taşımaktan sanıyorum. Baktığımızda belimden ve omzumdan kan aktığını gördük. Oradaki doktorlara, “Bana bir pansuman yapın, gideyim ben.” dedim. Doktorlar, “Sen şok halinde ne dediğini bilmiyorsun, farkında değilsin, seni bu şekilde bırakamayız.” dediler. Önce acil durumdaki hastalara daha sonra da bana müdahale edeceklerini söylediler. Gece 03.30 sıralarında filmlerim çekildi. 8-10 şarapnel parçası ve bir mermi olduğunu söylediler. Ama çıkarmadılar, sinirlere zarar verme durumu varmış. 3 gün hastanede yattım…

O gece yaşananlar, gördükleriniz sizi korkutmuş muydu?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): O gece, tarihte hiç yaşamayı istemediğimiz farklı bir geceydi. Ama şunu söyleyebilirim, bunu muhtemelen başkalarından da duyabilirsiniz. İnanın, o gece korku diye bir şey kalmamıştı. Yaşananlar “korku duvarı” deyimini aşmak gibi bir şeydi. Oğlum bana sonrasında anlatıyor. “Baba ben sana sakın kalkma, çıkma diyorum yerinden, sen kalkıp yürümeye çalışıyordun.” diyor. Artık orası mantığın bittiği, duyguların yoğunlaştığı, belki de iman gücünün ortaya çıktığı bir andı. O gece insanların ellerinde sadece bayrak vardı, başka hiçbir şey yoktu. Dolayısıyla silahsız insanlar darbeye karşı vücutlarını vatan için ortaya koydular. Türk demokrasisi tarihinde ilk defa 15 Temmuz’da millet iradesine, kendi seçtiği yöneticisine sahip çıktı. Darbelere “durun” dedi. “Siz sivil iradenin emrindesiniz” dedi.

Sizi o gece sokağa çıkaran ne oldu?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): Türkiye Cumhuriyetinin bir vatandaşı olarak; devlet beni yetiştirmiş, bürokratik bir pozisyon vermiş dolayısıyla tarihi görevimi yapmak anlamında o gece sokağa çıktım. Benim yaptığım sadece sivil direnişti. Onlara sadece karşı durdum. Ne yumruk gösterdim, ne hakaret ettim, sadece tepkimi gösterdim. Yanlış yaptıklarını söyledim. Türk milleti o gün sokağa çıkmakla belki de tarihin kaderini değiştirdi. Aslında o gece sokağa çıkan insanlar ister yara alsın ister almasın benim gözümde hepsi gazi. Bizim inancımıza göre sefere çıktığınız zaman gazisiniz, o yüzden bu millet gazidir. O gece Meclis vuruldu, Özel Kuvvetler vuruldu, Özel Harekât vuruldu, Ankara Emniyeti vuruldu. Cumhurbaşkanlığının olduğu, bizim olduğumuz yere bombalar atıldı. TÜRKSAT vuruldu. Çok şey oldu. O dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı, Meclis’te kim olursa olsun; MHP’lisi, AK Partilisi, CHP’lisi herkes bana göre gazi. Ben Türk milletinin imanını ve iradesini yenebilecek hiçbir gücün olmadığını düşünüyorum.

Biliyorsunuz, şu sıralar Barış Pınarı Harekâtı’nda tarihi günler yaşıyoruz. Allah onlara da yardım etsin… 15 Temmuz gecesi çok farklı bir gündü. Allah öyle bir gün bir daha yaşatmasın. Cengiz Aytmatov'un güzel bir sözü var: “O gün, tarihe bedel, yüzyılı aşan bir gündü. O gece, en uzun geceydi.” Bu milletin bir ferdi olduğum için çok çok iftihar ediyorum. Tarihe baktığınızda, geçmişte yaşanan darbeler var. Yine komşu ülkelere baktığınızda Irak’ta, Suriye’de devam eden bir iç karışıklık var.

15 Temmuz gecesi bu milleti sokağa çıkaran etrafında olup bitenlerin farkında olması mıydı?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): Aslında çok neden var. Adnan Menderes ve iki bakanın asılması olayı Türk milletinin içinde çok büyük yaradır. Biz bunu yaşamadık ama babamızdan ve büyüklerimizden biliyoruz. O dönemin şartları çok farklıydı. Adnan Menderes, “Ben sizin iradenizi kabul etmiyorum. Siz benim emrimdesiniz. Ey millet demokrasiye sahip çık.” deseydi eminim bu millet o zaman da çıkardı. 28 Şubat’ta rahmetli Necmettin Erbakan kendine o zulmü yapanlara karşı, “Ey milletim bana verilen yetki alınmak isteniyor. Haberiniz olsun.” deseydi eminim geri adım atılırdı. Dolayısıyla asker milletin emrindedir. Bakın, mevcut yönetimi beğenmeyebilirsiniz.

Fakat bu yönetimi demokratik yönden, oy verip vermeyerek değiştirebilirsiniz. Kanun, mevzuat çerçevesinde hareket edersiniz… Bu dönemin farklılığı sosyal medyadan, basından ne olup, ne bittiğini anlıyorsunuz. Daha da önemlisi dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı, 1. Kolordu Komutanı çıktı o zaman dedi ki: “Biz sivil iradenin emrindeyiz.” Bakın, darbenin başarısız olmasının birkaç sebebi var. Bunlardan biri Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın çıkıp, yapılanların illegal olduğunu söylemesidir. Bir ikincisi Semih Terzi ve ekibi Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetlere gelmek istiyor. Eğer onlar tugay olarak gelselerdi, Ankara çok daha kanlı bir geceye sahne olurdu. Şehit Ömer Halisdemir'in Semih Terzi’yi vurması çok kritik bir eşikti…

Sonuç olarak millet iradesine sahip çıktı. Biz askerimizi seviyoruz. Ama askersen milletin emrindesin. Sana biçilen rolün ötesine geçme! 15 Temmuz gecesi milli bir irade ortaya kondu. Siz de o gece dışarıdaydınız, o gecenin atmosferini soludunuz.

Ortaya konulan bu irade, bu duruş size ne hissettirdi?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): Türk milletinin iradesi karşısında hiçbir silahlı güç duramaz. Bakın, Barış Pınarı Harekâtı’nda Amerika 30 bin TIR silah verdiğini açıklamasına rağmen bizim önümüzden kaçtılar. “Ölürsek şehit kalırsak gaziyiz” diyerek en değerli varlığını, canını feda edip; ailesini, çocuğunu bile feda etmeyi göze alıyorsa bir insan, bundan daha değerli bir şey yok. Bu millet çok bilmeyebilir, çok âlim olmayabilir ama bu milletin basireti ve feraseti vardır. Bu millet, tarihin yürüyüşü içerinde kendi konumunu bilir. Bu millet imanlı bir millet, bu milletin karşında hiçbir güç duramaz çünkü yeri geldiğinde tepkisini ortaya koyar. O gece için şunu net olarak söyleyebilirim; belki ibadetini hiç yapmayan, hayat şartları olarak farklı tercihleri olan insanların konu vatan sevgisi, demokrasi olduğunda sokağa çıkıp, her şeyini feda edebileceğini gördüm.

Siyasi düşüncesi ne olursa olsun o gece herkesin düşüncesi vatanına sahip çıkmaktı. O gece herkes yekvücut oldu. Bakın Mısır, Irak, Suriye ve başka ülkelerde yaşanan iç savaşlar karşısında ne olacağını bu millet biliyor. Osmanlı’dan sonra evet savaş yaptık ama hiç esir olmadık. Gelenleri hep püskürttük. Bu milletin genleri esareti kabul etmez. Ve çok şükür ki biz devletsiz kalmayan bir toplumuz. Bakın, insanlar o gece bile darbecilere “Sen bizim askerimizsin!” şefkatiyle yaklaştı. İkna etmeye çalıştı. Tekrar söylüyorum, bu milletin feraseti karşısında hiçbir şey duramaz. Kıyamete kadar bu millet bu topraklarda payidar kalacak. Allah bu millete zeval vermesin. Bu tip ihanetleri de artık hiç kimse aklından geçirmesin.

15 Temmuz gecesini nasıl tanımlarsınız, nasıl ifade edersiniz?

Ahmet ÇAYKARA (KANSIZ): 15 Temmuz gecesi hayatımda bir yanıyla iftihar tablosu bir yönüyle kutsalım olan ordunun bir kısmının kandırılmış olması, aklını kiraya veren insanlar anlamında çok büyük bir travmasıdır. Biz inanç olarak peygamberlerin bile hata yapabileceğini bilen ama Allah’ın onları uyardığına inanan bir itikat yapısına sahibiz… 15 Temmuz gecesi milletin kaderine sahip çıktığı, benim de vatandaş olarak yanlışa karşı durabildiğim bir gündür. Daha önce de ifade ettiğim gibi bir yüzyıla değer bir gecedir. Ben, hayatımın en önemli gecesi olarak bakıyorum. Biz o gece büyük bir imanın tezahürünü yaşadık. Ben de kırıntıda olsa imanım varmış diye Allah’a şükrediyorum. O gecenin imanı ile devam edersek sorun yok. O gece milletin korkusunu yendiği, hayatını bu ülke için feda edebileceğini ortaya koyduğu bir gündür. 15 Temmuz gecesi Türk demokrasisi tarihinde belki de bu milletin en önemli kırılma noktasıdır.