Bu dünyadan kimler gelip geçmedi ki sen ayrı kalasın! Doğdun, yaşadın ve öldün. Ne yaparsan yap özet bu… Doğarsın, yaşarsın ve ölürsün… Doğdun ve öldün! Minnacık bir “tire” işareti… Esasında doğum ile ölüm arasındaki o tire işaretinin yerini doldurmak kişinin elinde… İşte sen, yani Özkan Sümer, o minnacık tire işaretinin yerini öyle bir doldurdun ki ölümünden sonra bile sana küs olan, sana kin besleyen, aslında seni sevmeyen ve doğrusunu ararsan aslında seni kıskananlar nedamet getirdiler! Veya öyle göründüler! Popülizm!!!

Ah be Özkan Sümer! Ölümünle bile milleti hizaya getirdin. Samimi olanları ayırıyorum. Onlar zaten belli. Sen yaşarken ne idi iseler sen öldükten sonra da aynı kaldılar. İki yüzlülük yapmadılar. Ama bir de sana yaşarken diş bileyen, ölümcül atışlar yapan, aslında seni sevmeyen birçokları ise sen gittikten sonra birden uyandılar! Ya da uyanır göründüler!!!

Ah be Hocam! Sen neymişsin be? Ne çok sevenin varmış! Ne çok hayranın varmış! Ne çok takipçin varmış! Bilsen arkandan ne ağıtlar yaktılar, ne gözyaşları döktüler! Sesini duyar gibi oluyorum “İnanma”! Timsah gözyaşlarıdır!” der gibisin. Sen de biliyorsun ki yaşarken seni hiç ama hiç anlamamışlar!

Ah Hocam ah! Deseler ki “Sümer ölmedi. Sadece şaka yaptı. Yaşıyor!” Gerçekten öyle olsa, kalkar ve elinin tersi ile o meşhur işareti çekip bir sunturlu “Hadi lan, s…… n”i çekerdin, biliyorum. Ne yaparsın ki milletin elinde gazete, televizyon, internet, sosyal medya var! Bilsen yalanın bini bir para, ya da biri bin para mı ne? Sen gittin ya değerini bilenlere sabırlar diliyorum. Kamer Hanım, Cansev, Alev, Elif hiç iyi değiller… Nasıl iyi olsunlar ki?

Beni, bizi sorarsan biz de pek iyi değiliz Hocam! Hemen her gün İsmail’in (Yavuz) işyerinde oturduğun koltuğa bakıp, duvarlarda yankılanan siluetini arıyoruz.. Tane tane anlattıklarını tekrar tekrar dinlemeye, hatırlamaya çalışıyoruz. Her söze cevabını, ince esprilerini, derslerini, tahlillerini… İsmail berbat Hocam! Ben de ondan farklı değilim. Hasan Al biraz daha gerçekçi yaklaşıyor olaya… Sanki daha kabullenmiş gibi… Sedat Tunalı müstear adlı Selahattin Kınalı çok pişman…” Ben ona yazdım, o bana ders verdi” modunda… Elbette gerçek dostların, arkadaşların, çağdaşların da yokluğuna alışamadılar. Yani alışılacak gibi de değil be Hocam

Herkes ölür, hepimiz öleceğiz. Tuhaf olanı da öleceğimizi bilir ama, hiçbirimiz öleceğimize inanmayız! Yok Hocam yok! Belli ki ölümün sırası da yok! Ayrıca kulağını uzat da bir şey söyleyeyim: Hocam siz orada daha çoksunuz be… Acaba bu neyin işareti bilemedim.

Ziyad Nemli’ye, seninle küs olarak senden önce göç eden Mehmet Tan, Orhan Kaynar ve Devrim Sağıroğlu’na, ayrıca Ali Özbak, Kenan İskender, Özdemir Sümer’e, buralarda iken çok takıldığın Ahmet Recep Pirselimoğlu’na, Ruhan Öngür’e, Orhan Çobanoğlu’na, Sabit Sabır’a, Bülent Şahinkaya’ya, Yaşar Kömürcü’ye, Dozer Cemil’e, Kadir Özcan’a, Metin Türel’e, Hüseyin Usta’ya, İlhan Demirel’e, Sabahattin Ahıskalı’ya, hasılı aklıma gelmeyen tüm dostlara selamlar… Buralar aynı be Hocam… Her şey aynı; hamam, kurna, tas… Tellak bile… Yine de yaşadıkça zaman zaman seni haberdar ederim! Kendine iyi bak Hocam!!! Tan, Kaynar, Sağıroğlu, Özbak’la iyi geçin… Oradakilere mukayyet ol… Özellikle de Özdemir Sümer’e…

TATSIZ TUZSUZ MAÇLAR!

Özkan Sümer’den sonra bir türlü normale dönemedik. Zaten seyircisiz maçlar tat vermiyor, bizi kesecek, avutacak meşgalemiz de yok. Ne yaparsınız ki maçları mecburen izliyoruz. Ne taraftar baskısı, ne rakip korkusu var! Rakipler helva gibi… Futbolcular sanki zaman öldürüyor. Salgından bir tek etkilenmeyen kesim onlar! Ne şekilde olursa olsun paralarını alıyorlar!

Geçen hafta içinde oynanan iki maçta yapılan geri paslar gündeme oturdu. Bunlar “hata” kategorisine konuyor. Bunlara hata demek fazla iyimserlik olur ama ne yaparsınız ki baskı olmayınca ve futbolcular ipin uçunu kaçırınca peşi sıra bunu yapıyorlar.

Çaykur Rizespor’un yediği 6 golün 4’ünün pasını yeşil mavili ekibin savunma oyuncuları verdi! Fenerbahçe - Alanya maçında Alanyasporlu oyuncu hiç geri kalmadı! Rakibe pas verdi ve iki takım da sahadan yenik ayrıldı. Benzer “hataları” sıkça görmek, komplo teorisi değil ama mide bulandırıyor. Diyorum ya tatsız, tuzsuz, seyircisiz maçlar. Kesmiyor…

SPİKERLERE DİKKAT!

Yayıncı kuruluşun spikerlerine dikkat ediyor musunuz bilmem. Ama ben galiba biraz fazla ciddiye alıyorum. Bir defa spikerler sanki mahalle maçı anlatıyorlar. Bol argolu, rakibi aşağılayan cümleler kullanıyorlar. Özellikle büyük diye tabir edilen takımların attıkları gollerde adeta bir yerlerini yırtıyorlar. Yayıncı kuruluşun haber sunumlarında da aynı nakarat devam ediyor. Muhtemelen kaliteli isimlere çok para alıyorlar diye spikerlik yaptırmıyorlar ve ucuza kaçıp acemileri ekran sesi olarak bize dayatıyorlar. Herkesin gördüğü, izlediği, televizyondan yayınlanan maçı değil sanki dünya savaşının naklen anlatımını yapıyorlar! Herkesin gördüğüne bin katıyorlar.

TFF ÖZKAN SÜMER SEZONU

Özkan Sümer’in vefatından sonra sosyal medyada bu sezon için “TFF Özkan Sümer Sezonu” adının verilmesini teklif etmiştim. Genel kabul görmekle birlikte karşı çıkanlar da oldu! Gerekçeleri haksız sayılmaz: “Bu lig kirlidir, Sümer’in adını kirletmeyelim. Verilecekse gelecek sezona adı verilsin!”

Bu düşüncelere katılmakla birlikte gelecek sezon için ligin bundan daha iyi olacağını, daha şaibesiz kalacağının garantisi yok. Gelecek ve ondan sonra gelecek sezonların bundan daha kötü olma ihtimali var! Bunun için bana göre bu sezona Sümer’in adı verilmelidir.

Gerçi Sümer vefatın ettikten sonra verilecek ismin bir anlamı yok ama, belki onun ismini hatırlayanlar kendilerine çeki düzen verirler. Ayrıca zamanında M.Şamil Ekinci, Ahmet Suat Özyazıcı ve Sümer’den birinin adının yeni stadyuma verilmesini birkaç kez yazdığım halde “ Aman beni adımı bir daha yazma. Ben bu tür işlerden hoşlanmam. Ekinci ya da Özyazıcı olabilir. Ama ben istemem.” demişti.

Trabzonspor Kulübü’nün “Özkan Sümer Futbol Akademisi” tasarrufu doğru bir harekettir. Ama Sümer, hayatta olsaydı adım kadar eminim ki buna izin vermezdi. Benim teklifime de sıcak bakmazdı. Ama Sümer istemiyordu diye onun adını yaşatmamak da bizlere yakışmaz. Bu nedenle teklifimi tekrarlıyorum: TFF Özkan Sümer Sezonu ismi uygun olur…

AHMET METİN GENÇ!

Şike konusu artık kapanmak üzere… Belli ki bazı Trabzonspor ve Trabzonlu görünenler de bunu sabırsızlıkla bekliyor! Kısaca biran önce şike süreci sonlansın!!! Çünkü kası adı AİHM olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru için zaman aşımı dolmak üzere… Trabzonspor Genel Sekreteri sevgili Ömer Sağıroğlu, İsviçre’de kulüp olarak daha önce anlaştıkları bir hukuk bürosunun bu konuda görevlendirildiğini ve başvuru için son tarih olan 17 Şubat’a kadar süreleri olduğunu söyledi. Sağıroğu, ayrıca Trabzonspor’un Avrupa Kupaları’ndan men edilmesi üzerine de yine aynı kuruma eşzamanlı olarak başvurulacağını ifade etti. Umarım, bu başvuru vakit tamamlanmadan yapılır ve sonuç alınır.

Ama benim yazmak istediğim başka: 3 Temmuz Şike Operasyonu konusunda çok şeyler yazıldı, konuşuldu. Trabzonsporlular’ın büyük çoğunluğu bu konuda duyarlı davrandı. Az ama etkin bir kesimi ise konuya burun kıvırdı. Zamanında iktidar ve muhalefetin görmezden geldiği şike olayının kapatılmasını istediği gün gibi aşikar hale geldi. İktidar konusunda siyasi ikballer söz konusu idi. Zamanın başbakanı, şimdinin cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a -ki şike konusunda “Kişilerle kurumları ayıralım” diyordu- kimse ters düşmek istemedi. Bazı Trabzonlular için Trabzonspor söz konusu olduğu zaman bile… Muhalefet de farklı davranmadı… Herkes biliyor ki iktidar da, muhalefet de haklının değil, gücün yanında yer aldılar. Sadece gerçekler örtbas edilmeye çalışıldı. Ama ne yaparsanız yapın gerçekleri örtbas edemezsiniz.

Bu konuda iktidar kanadından Trabzonlu sadece bir kişi başından sonuna kadar farklı davrandı: Ahmet Metin GençOrtahisar Belediye başkanı olmadan önce ne tavır takındı ise, başkan olduktan sonra da bunu değiştirmedi. Şike konusunda düşüncelerini partisinin aksine açıkça söyledi. Hem o zaman, hem bu zaman… Bunu her platformda, partisinin görüşüne karşılık dile getirmekten çekinmedi.

Bu nedenle Ahmet Metin Genç’i bu samimi tutumundan dolayı kutlamak gerekir. Bunu geç kalmış bir hakkın teslimi olarak da kabul edebilirsiniz. Genç’in bu konudaki “ 2010 - 2011 Futbol Sezonu’nun lig şampiyonu fiilen de, vicdanen de, hukuken de Trabzonspor’dur. Dünya durdukça, hatta ahrette bile bu böyledir. Benim için Trabzonspor’un önceliği önde gelir. Kanaatim hiç değişmeyecektir. Çünkü bu benim hissiyatım değil gerçeğin ta kendisidir.” sözlerini de bir kenara yazılım… Umarım Ahmet Metin Genç’in bu dik duruşu bazıları için ders olur!

ÖNCE CEVAP VERİN!

Trabzonspor yönetimi, daha doğrusu başkanı Ahmet Ağaoğlu, belli ki Abdullah Avcı’nın isteği üzerine harıl harıl transfer arayışında!!! 7 maçta alınan sadece 5 puandan sonra Avcı ile yakalanan çıkış sürecinin zirve için haberci olduğunu varsayan ve mutlu sona ulaşılması için ayranı kabaran yönetimin, bu arayışı normal kabul edilebilir! Ancak, bana göre öncelikle herkesin dilinde olan Afobe ve Diabate transferlerinin dedikodularına cevap verilmesi daha mantıklı olmaz mı? Bunlar gerçek mi, dedikodu mu? Dedikodu ise “ Hadi oradan yalancılar!!!…” der,oyunu bozarsınız! Ama ya gerçekse? Gerçekse bunun hesabının verilmesi gerekmez mi? Biraz şeffaf olun ve transferden önce bu sorulara cevap verin: Süleyman Hurma ve Denizlizporlu yöneticiler mi yalancı, yoksa??? Yoksa, Diabate için fazladan ödendiği söylenen 850 bin avro ile Afobe için de fazladan ödenen bir ona yakın para nereye gitti?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.