Mesut Özil bugünlerde gündemimizin birinci maddesi haline “getirilmiştir!” Onun dünya çapında bir futbolcu olduğu konusunda kimsenin şüphesi yok. En azından bir yıl öncesine kadar öyle idi! Gündemimize sokulması, keşke sadece futbol adına olsaydı!

Bana göre Mesut Özil sözde Fenerbahçe kulübü adına transfer edilmiştir ama, gerçekte siyasi iktidarın ve destekçilerinin sırası dışı, diğer kulüpler baz alındığında eşitlik ilkeleri hiçe sayılmıştır! Yıllık 10 milyon avrolardan, 5 milyon avroluk imza parasından söz ediliyor! Ki bu paranın daha fazlasını zaten Arsenal’den hiç oynamasa bile alıyordu! Bonservissiz geldiği söylemi kargaları bile güldürür!!!

Halbuki Futbol Federasyonu özerktir. Bunun için yasalar, yönetmelikler çıkarılmıştır. Bunlar arasında mali fair play, limit aşımı gibi hayati konular olmasına, sezon başında bunların üstüne basa basa açıklanmasına, üstelik Fenerbahçe kulübünün 5 milyar lira civarında borcu bulunmasına rağmen böyle bir transfere izin vermesi onun özerkliğinin sözde olduğunu gösterir!

Ayrıca siyasini iktidarın, cumhurbaşkanının, yardımcısının, bazı bakanların bu transfere çok büyük katkı verdikleri aşikadır. Evet, Fenerbahçe’yi sevmiş olabilirler ama, diğer kulüplere de o şekilde davranmaları gerekmez mi? Bana göre, Mesut Özil her ne kadar büyük futbolcu olsa da siyasi bir figür olarak transfer edilmiştir. Devlet desteği ile bir oyuncu bir kulübe alınıyorsa, o kulübe karşı mücadele edenlerin tutunacağı dal neresi olacaktır? Bu durumda tüm kulüpler karşısında adaleti sağlaması beklenenler nasıl olacak da tarafsız kalacaklar?

Ayrıca daha önce defalarca yazdığım gibi bu ülkede kulüpçülük adına çok az kesim adaletli davranıp, konuşuyor, yazıyor! Trabzonspor’u geçen sezon bir bakanın desteği var diye --ki böyle bir desteği hiç görmedik- linç eden kafalar, transfer edilen futbolculara örtülü ödenekten para aktarıldığını söyleyip yazanlar, şimdi devlet desteği ile alındığı açıkça belli olan Mesut Özil transferini kendilerinden geçercesine alkışlıyorlar. Sağcı, solcu, iktidar karşıtı , muhalif, dinli, dinsiz hiç fark etmiyor. “Devlet desteği” derken devletin bu transfere illa da para aktarmasından değil, görüntüden söz ediyoruz!

Daha önceleri Trabzonspor’un aldığı – ki transferi çok yanlıştı- Obi Mikel’in transfer parasının örtülü ödenekten karşılandığını yazan iktidar karşıtı Cumhuriyet gazetesi şimdi Mesut’un transferine çanak tutuyor! İktidarı yerin dibine sokacak yorumlar yapan, Fenerbahçeli olduğunu gururla söyleyen gazeteci ve yorumcu Sabahattin Önkibar da açıkça bu transfere destek vererek eleştirdiği iktidarı ve onu alan gerçek kişileri değil ama, Ali Koç’u kutluyor!!! Rizeli olması hesabı ile Önkibar’ın Ç.Rizespor’u tutması gerekmez mi? Bu kişi spor yazarı bile değil… Bu iki örnek son derece manidardır. Bunlar genel görüşü temsil ediyorlar. Tıpkı 3 Temmuz şike rezaletinde olduğu gibi…

Sadece bunlar değil; Türk Futbolu adına entel takılanlar, sözde yol göstericiler, sözde duayenler, yazarların birçoğu Hızır çağırır gibi “Yetiş ya Mesut feryatları çekiyorlar! Çoğu konjenktür gereği böyle davranıyorlar! Çünkü, statülerine zarar gelmesini istemiyorlar. Kulaklarının üstüne yatmış durumdalar!!! Şike sürecinde olduğu gibi… Bugün Mesut Özil’in transferinin yapılış şekline söz edebilirler mi? Asla! En azından gerçeği yazamazlar mı? Yazmazlar, yazamazlar, daha önce de yazmadılar…

Özil’ün siyasi görüşü, Almanya’yı tercih edip Alman milli takımında oynayıp, sözde Türk Milliyetçiliği’ne soyundurulması, Çin’de Uygur Türkleri’ne yapılan zulmü kınadığının söylenmesi, diğer tercihleri, osu, busu beni zerrece ilgilendirmiyor. Kaldı ki o kadar derin bir kültür birikimine sahip olduğunu da sanmıyorum. Onu ve onun gibi mimli birçok futbolcunun orada burada konuşup laf yetiştirmesi de değil umurumda… Mesut’u ve diğerlerini sadece bir futbolcu olarak görmek isterdim. Üstelik her Real Madrid ve Arsenal maçını da bizzat onu izlemek için takip eden biri olarak bunları yazıyorum. Ama bunlar gerçeği değiştirmiyor. Bence Mesut, yumuşak karnından yakalanıp kullanıma müsait sıradan bir kişi konumuna getirilmiştir.

Mesut Özil ve onun gibi kaliteli oyuncular keşke daha başka şartlarda Türkiye’de oynasalardı! Bu tip oyuncular futbolumuza kalite katarlar. Ama arkalarına bağlanmış bir sürü tenekenin gürültüsü hiçbir zaman susmayacaktır. Ve bu transferler siyasetin futbolumuzun kalbine kadar girdiğinin göstergesidir. Başta hangi iktidar olursa olsun, bu tür müdahalenin yapılması zaten yerlerde sürünen adalet duygusunu iyice yok eder! Bu nedenle Mesut Özil’in, iyi futbolcu olduğu için değil, getireceği siyasi çıkarlar için alınmasına devlet tarafından destek verilmiştir. Sponsorlar mı? Geçiniz!!! Fonda bundan başka bir şey görünmüyor!

TAÇLANDIRMA VAKTİ

Trabzonspor bugün, geçen sezon çok yaklaştığı ama, karanlık güçler tarafından çalınan şampiyonluğunu bir nebze olsa da telafi için Başakşehir karşısına çıkacak! Amaç daha önceleri Cumhurbaşkanlığı ve Devlet Başkanlığı adı ile anılan Süper Kupa’yı kazanmak için…

Hem Trabzonspor, hem rakibi geçen sezona rahmet okutuyorlar. Trabzonspor’un sorunu belli… Hem elindeki kaliteli oyuncuları yitirmesi, hem kötü transferler ve hem de çok acemi deneyimsiz bir teknik adamla yola devam etme isteği… Nitekim ilk 8 haftadan sonra Abdullah Avcı’ya dönülmesi ile Trabzonspor da yetersiz kadrosuna rağmen silkindi ve kötü imajını sildi. Üstelik zirveye de yaklaştı.

Trabzonspor’daki bu büyük değişimin mimarı şüphesiz Abdullah Avcı’dır. Bunu defalarca dile getirdik. Bu nedenle Avcı ile bu başarının taçlandırılması için önemli bir maça çıkılacak. Bu tür maçların sonucunu kestirmek kahinlik olur ama, Trabzonspor’un görüntü itibari ile bir tık önde olduğunu söyleyebilirim.

Başakşehir ise geçen sezon 34 maçta Trabzonspor’la birlikte sadece 5 kez mağlup olmuştu. Bu sezon ise ligin henüz yarısında 8 defa sahadan boynu bükük ayrıldı! Kadrosu çok kaliteli oyuncularla takviye edilmiş Başakşehir’in şu an için gazı kaçmış durumda… Küçük bir rüzgar esintisi ile dağılacak gibi… Ama yine de tedbirli olmakta yarar var. Çünkü Başakşehir de bu sezonki hayal kırıklığını telafi etmek isteyecekler.

APTAL TUZAĞI

Gazete, televizyon, haber siteleri ve sosyal medyanın en büyük haber kaynağı yaz ve ara transfer “haberleridir!” Yüzde yüzü yalan olan “emeklilere müjde…” haberleri gibi… Bunların da yüzde 95’i yalandır. Bile bile yalan yazılır ve yalan söylenir. “Müşteriler” yani okuyanlar, bunların tamamına yakınının gerçek olmadığını bilir ama, aidiyet duyduğu ile kulüplerinin isimlerini görünce ve hemen takımlarına yakıştırırlar. Ve devran böylece sürer gider. Ciddi haberler, araştırmalar, incelemeler, uzun yazılar okunmaz. Sadece “uçuran, kanatlandıran, şaha kaldıran” palavra transfer manşetlerine bakılır! Ee, alan razı, satan razı olunca da eskilerde televizyon için “aptal kutusu” denirdi ya, şimdi de bu “aptal tuzağı transfer yalanları” dolap beygiri gibi döner durur.

HALA CEVAP YOK!

Haftalardır yazıyoruz, söylüyoruz ama kime? Trabzonspor’un sezon başında yaptığı çılgın transferlerle ilgili iddialı açıklamalara hala cevap verilmiş değil… Neydi bu iddialar? Afobe ve Diabate transferlerinde ödenen uçuk meblağlar! Bu iddiaları biz değil Afobe ve Diabate’ye talip olan iki kulüp yöneticisi ortaya attılar. Birini Karagümrük, diğerini ise Denizlispor transfer etmek üzere iken Trabzonspor araya girmiş ve 2 milyon dolar ya da avroya yakın parayı fazladan vererek iki oyuncu almışlar! Bilinen sadece iki oyuncu… Diğerlerinin nasıl transfer edildiğini bilmiyoruz. Bunun için de sorular soruyoruz ama, sorularımız boşlukta kaybolup gidiyor. Bu iddialara cevap vermemek “kabul” anlamına mı geliyor? Eğer öyle ise durum çok daha vahim! Başkan ya da kulüpten bir yetkilinin çıkıp “Bu iddialar doğru değildir. Gerçek şudur” demesini bekliyoruz.

ÖMÜR VE ÖMER ALİ

Abdulkadir Ömür, Konyaspor’la oynanan maçta rakip oyuncu Ömer Ali tarafından arkadan yapılan müdahale ile ciddi şekilde sakatlanarak sezonu kapattı! “3 aylık süre içinde de iyileşebilir” deniyor ama, böylesine ciddi bir sakatlıktan çıkan oyuncunun kendini toparlaması o kadar kolay değil…

Futbolda sakatlıklar, istenmeyen hareketler ne yazık ki önlenemiyor! Abdulkadir Ömür’ün sakatlanmasına neden olan Ömer Ali’nin bunu bile bile yaptığını söylemek kolay değil… Ancak, oyuncunun ve bu tür oyuncuların profillerine bakıldığında daha önceki vukuatları da incelendikten sonra peşinen “masum, o da çok üzüldü, empati yapın” gibi sözlere de ister istemez şüphe ile bakıyoruz! Üstelik faulu yaptıktan sonra hakeme çıkışıp faul olmadığını sinirli bir şekilde anlatmaya çalışması da o an öfke ile kendinden geçtiğini gösteriyor.

Adı geçen oyuncunun geçmişteki maçlarına bakıldığında hayli hırçın biri olduğu ortaya çıkıyor. Eğer maçkolik’in verileri doğru ise önceki takımı 1922 Konyaspor’da 4 sezonda 11 sarı ve bir kırmızı kart görmüş. Konyaspor’da ise 9 sezonda 46 sarı ve 3 de kırmızı kart görmüş. Sadece 2013-14 sezonunda hiç sarı kart görmemiş. Bunun nedeni de 27 maçın yalnızca 10’unda ilk 11’de yer bulmuş olması… Kısaca 290 maçta 46 sarı ve direkt 3 kırmızı kart görmüş. Sarı kart cezalısı maçlarının da olması muhtemel… Ömer Ali bir savunma oyuncusu değil…

Her şeye rağmen kötü niyetli olmadığını varsayarak, onun ve onun gibi oyuncuların daha dikkatli olmalarını beklemek, hakemlerin ise bu tür hareketlere kesinlikle müdahil olmalarını istemek futbolseverlerin hakkıdır.

PEREİRA VE DİĞERLERİ

Trabzonspor’da 4 yıldan beri aralıksız oynayan Portekizli Pereira takımdan ayrıldı. Bu hırçın ama çoğu maçta faydalı olan oyuncu formasını Serkan Asan’a kaptırmıştı. Her ne kadar Serkan’ın direkt oynaması Trabzonspor adına sevindirici olsa da Pereira’nın katkılarını inkar etmek mümkün değil… Üstelik bu oyuncu takımın birinci kaptanı idi… Abdullah Avcı tarafından kendisine seçenekler sunulmuş. Bunların içinde Trabzonspor’da teknik kadroda yer alması da dahil… Ancak belli ki oyuncu futbol oynamak istiyordu. Ve bu isteği kabul edip karşılıklı olarak sözleşme feshedilmiş… Önce biraz tatsızlık olmuş ama sonu iyiye bağlanmış.

Trabzonspor geçmişte bu konuda büyük hatalar yaptı. Hem teknik adamlar, hem futbolcular nezdinde… 1983-84 sezonunda şampiyon teknik adam Ahmet Suat Özyazıcı’ya kibarca yol gösterilmesi, bir sezon sonra Özkan Sümer’in ligin bitimine 7 hafta kala resmen kovulması, Şenol Güneş’in 1997’de istifaya zorlanıp ayrılması da dahildir. Keza yerine getirilen Yılmaz Vural’ın kovulma şekli de aynıdır. Son yıllarda Tolunay Kafkas, Mustafa Reşit Akçay, Sadi Tekelioğlu, Hami Mandıralı, Ünal Karaman, Hüseyin Çimşir gibi teknik adamların, Burak Yılmaz, Onur Kıvrak gibi oyuncuların ayrılma şekilleri hep tartışmalıdır. Bunlara birçok başka isimler de eklenebilir.

Burada büyük, ağabey olan kulüptür. Bu nedenle kulübe bir şekilde hizmet etmiş olanlar bunun karşılığını almış olsalar dahi ayrılma şekillerinin geldikleri gibi olması, yani daha medeni bir şekilde, dostça sonlandırılması gerekir. Şükür ki Trabzonspor aynı hatayı yapmadı ve Pereira’yı plaketle uğurladı.

MUSTAFA ÖĞRETMENOĞLU!

Hakemler için böyle ayrıcalıklı yazılara başvurduğum pek sık değildir. Ama kimin iyi hakem, kimin kötü hakem, kimin art niyetli hakem olduğu konusunda az çok bilgim ve görgüm var. İyi hakem, kötü hakemler var. Hata yapanlar da… Bunlar her zaman olacak ama, art niyetli, kötü niyetli, içten pazarlıklı hakemlere de artık eskisi gibi yine sık rastlanır oldu.

Trabzonspor’un 2 – 1 kazandığı Gençlerbirliği maçının hakemi Mustafa Öğretmenoğlu’nu dikkatle takip ettim. Birincisi iyi bir hakem değil! İkincisi hatalı da değil, sadece kasıtlı düdükler çaldı! Nereden mi anladım? Maçta tam 6 kez Gençlerbirliği oyuncuları Trabzonsporlu oyuncuların bileklerine bastılar. Bunlardan ikisine kart gösterdi, ikisini es geçti. Kartlı olan bir oyuncu iki dakika sonra aynı hareketi yaptığı halde ne faul çaldı, ne kart gösterdi!

Maç 2 – 1 duruma geldikten sonra uzatmaların da son dakikası içinde Trabzonspor’un sağ kenarında Kamil Ahmet rakibi ile ikili mücadeleye girdi. Rakibe en küçük teması bile yok. Top auta çıkıyor ama, hakem koşup önce faul veriyor, sonra da sarı kartı gösteriyor!!! Akıl alır gibi değil. “Bir faulden ne olur ki?” demeyin! Maçın son anı, o faul atışı tehlikeli bir yerde, gol olsa telafisi yok ve 2 puan gitti. Defalarca izlendikten sonra bile faul olmadığı açıkça belli olan pozisyona neden düdük çalındı o zaman? Art niyetten!

Sarı kartı göstermesi de faule meşriyet kazandırmak içindi. Uyanık ya… Ben Trabzonspor yönetiminin yerinde olsam bu hakemi takibi alırım. Benim midem çok kötü bulandı doğrusu… Bu hata değildi. Böyle bir nüans bana göre irdelenmeli… Hem de çok boyutlu olarak… Eğer bu hakem tanımıyor ise ya da bu yazımı bir şekilde bulup okumuşsa Cüneyt Çakır ile Bülent Yıldırım’dan beni öğrenebilir!!! Yoksa ben onun nasıl biri olduğunu tek maçla öğrendim derim!

ELELE SÜPER LİGE…

Birinci ligde Giresunspor ile Samsunspor iki Karadeniz takımı olarak bizleri gururlandırıyor doğrusu… Karadeniz’de bugünkü adı Süper olan ligimize ilk çıkan kulüp Giresunspor’dur. Çotanaklar bu sezon büyük bir ivme yakaladılar ve şuana kadar liderlik koltuğundan da inmediler. Sezon başından beri Hakan Keleş’le teknik adam olarak çalışan Giresunspor, uzun yıllardır hasret kaldığı süper lige çıkacak gibi görünüyor. Umarım kent bundan sonra desteğini daha da artırır. Üstelik Giresunspor yeni sezonda yeni stadında oynayacak.

Süper ligin eski gediklisi Samsunspor da merdivenleri ikişer ikişer atlıyor. Geçen sezon 2.ligden birinci lige açık ara ile çıkan Samsunspor, hız kesmedi ve Giresunspor’un arkasında 3.sıraya yerleşti. Sevgili Ertuğrul Sağlam, sağlam bir şekilde takımını sevk ve idare ediyor.

İki takımın süper lige çıkması demek Karadeniz’deki takım sayısının 4 olması anlamına geliyor. Bu ayrıca Karadeniz kentlerini birbirine daha çok yakınlaştıracak, ekonomiye canlılık getirecek ve bu kulüplerin deplasman masraflarını da hayli azaltacaktır. Haydi bakalım Giresunspor – Samsunspor, elele Süper Lig’e…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasa dışı, tehdit ve rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, ahlâka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü malî, hukukî, cezaî, idarî sorumluluk içeriği gönderen üye/üyelere aittir.