Ülkemizde siyaset yapmanın düzeyi sıfıra düşmüş diyemiyorum. “Sıfır” sayısı sonsuz eksiden ileride.

Neymiş? AKP heyeti HDP heyeti ile görüşmüş!

HDP’ye kapatma davası açılmış olsa da kapatılıncaya kadar yasal bir parti değil mi?

Ancak AKP’nin de bu konuda karnesi zayıflarla dolu. Bayramlarda bayramlaşılamayacak kadar “terör destekçisi” olarak konumlandırmış bu partiyi.

Başörtüsü ile ilgili oy ihtiyacı olunca “terör destekçisi parti” bir anda Mecliste “görüşülebilecek” bir parti konumuna yükselebiliyor.  Oy oy oy!

Altılı masanın Cumhurbaşkanlığı seçimi kazanmak için HDP’yi destekleyen Kürt oylarına ihtiyacı olduğu gibi AKP -MHP bloğunun da aynı oylara ihtiyacı var.

Bu nedenle HDP ile kurulmuş ya da kurulacak olan ilişkilere “PKK işbirlikçisi” suçlamasıyla yaklaşılabilir mi? Böyle yaklaşmak, siyasetin düzeyini sıfırın fersah fersah aşağısın düşürmekten başka ne işe yarar?

Toplumun “PKK yandaşları ve karşıtları” olarak ayrıştırılması siyaset iklimine verilen ve verilecek olan en büyük zarardır. Ne yazık ki oy oy oy!

Hedeflenen Kürtlerin oyları olduğuna göre Kürtlerle ilgili onları etkileyecek şeyler söylemek lazımdır ki “bu oy”lar alınsın.

CHP, “Kürt sorunu TBMM’de çözülmelidir” diye bir adım atmıştır.

Demokratik açılım sürecini bizzat yürütmüş olan AKP ise “Kürt sorunu yoktur” çizgisine gelmiştir.

Yeni gelişmeler yaşanmazsa AKP’nin Kürt oylarını kendine dönüştürmesi mümkün gözükmemektedir.

AKP içerisinden bazı milletvekilleri yeniden bir “açılım” sürecinden bahsetse de AKP’nin resmi duruşunu Cumhurbaşkanı belirlemektedir. Bu konuda İmralı ve Kandil’in yaklaşımları yeni gelişmelerin seyrini belirleyecektir.

Daha da önemlisi Kürt sorunu konusunda ABD ve müttefiklerinin duruşunun belirleyici olacağıdır.

Uzun yıllar bu konuda çaba harçmış birisi olarak benim söyleyebileceğim “Kürt sorununun” bizzat Türkiye’de siyaset yapanlar tarafından çözülmemesi durumunda “emperyalistlerin istediği biçimde” çözüleceğidir.  

İnsan Hakları Derneği yöneticiliğim döneminde ziyarete gelen İngiliz heyetine “AB müktesebatında on binlerce insanımızın ölümüne neden olan Kürt sorunuyla ilgili bir başlık neden yok?” diye sorduğumda “Türkiye Cumhuriyeti ile PKK savaşır. Sonunda bize gelirsiniz. Biz de çözeriz.” diyerek pişkin pişkin yanıtlamıştı.

On binlerce insanın yaşama hakkının ortadan kaldırılıyor olmasının “insan haklarını önemseyen batı dünyası” açısından gerektiğinde hiçbir anlamı olmadığına bir kez daha tanıklık etmiştim.

Eşit yurttaşlık temelinde var olan farklılıkların ve taleplerinin dikkate alındığı bir demokratik çözüm “emperyalistlerin girişimlerini” de boşa çıkartabilir kanaatindeyim.

Ancak Türkiye’de siyaset “toplumu terör üzerinden ayrıştırmaya” mahkum edildiği için toplumun ekonomik, demokratik ve adalet adına taleplerin üzerini örtmek en kolaycı ve sonuç alıcı yöntem olarak görülmektedir. Böyle olunca da HDP ile iyi ilişkiler kuran Altılı Masa ve ziyarete giden AKP adeta “tef”e konmaktadır.

Buradan; yoksullukla boğuşan iktidar ve muhalefet taraftarlarına hiçbir olumlu kazanım çıkmaz. Kazançlarına kazanç katan çok az bir kesimin sömürüsü katlanarak devam eder.

Buradan adalet ve özgürlük çabalarının büyümesi çıkmaz.

Buradan emeği ile geçinmek isteyenlere iş olanağı çıkmaz.

Buradan üniversiteli işsizlere bilim üretecek alanlar çıkmaz.

Buradan üretimi artıracak bir fabrikalaşma uygulaması çıkmaz.

Buradan iş güvencesi ve düşünce özgürlüğü konularında olumlu adımlar çıkmaz.

Dolayısıyla buradan doğru enflasyon düşmeyeceği için hayat pahalılığı da ortadan kalkmaz.

Siyasetçilerin tek yaptığı da “oy oy oy”dan ileri gitmez.