Yaklaşık 3,5 yıl önce Beşikdüzü sahilinde otel yapma girişiminde bulunan yabancı iş insanlarına karşı Beşikdüzülü gençlerin tepki göstermesi sonucunda işi üstlenen Arap firması çekilmek zorunda kalmıştı.

Öncelikle sahillere otel yapılmasına sadece Beşikdüzü’nde değil tüm dünya sahillerinde karşıyız. Herkes de karşı olmalıdır.

Sahiller denize girilen, güneşlenilen ve insan ufkunu açan yerlerdir. Buralara sadece tek katı geçmeyen, dinlenme ve hizmet yerleri yapılmalıdır.

Modern ülkelerin sermaye sınıflarının asla aklından dahi geçmeyen böylesi projeler bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin işbirlikçi sermayesinin iştah kabarttığı projelerdir.

Bu anlamda Beşikdüzülü gençlerin bu projeye karşı çıkması çok değerlidir. Ancak bu tepki verme sürecinde kullanılan pankartlar ve yapılan açıklamalar Beşikdüzü sahilini korumanın ötesinde bir Arap karşıtlığına dönüştürülmüş, esas amacın yerini faydasız polemikler almıştır.

Beşikdüzü sahiline 10-15-20 katlı oteller yapma girişimi Almanlar, İsrailliler, Amerikalılar ya da Rusyalılar üstlenseydi tepki verilmeyecek miydi?

Sahilleri korumak gibi ulvi bir amaca milliyetler ya da inançlar üzerinden yaklaşılması bu ulvi amaca hizmet etmediği gibi tepkilerin ortaklaşmasını da gölgelemektedir.

Derelerimize, ormanlarımıza, yaşam alanlarımıza dolar kazanma gözüyle yaklaşanların “buralarda yaşayan insanların hayatı” diye bir derdi yoktur. Şirketleri aracılığıyla kazanacak ve bu kazancı o bölgenin kazancı “o bölgenin kazancı” diye yutturmaya çalışacaklardır.

Şimdilerde şehrimize yoğun olarak gelen Arap turistlere karşı da bazı tepkiler duymaktayız. Otelleri, restoranları ve yaylaları dolduran Arapların yerine Avrupalı turistler geliyor olsaydı buralara gidemeyen bizler açısından ne değişecektir?

Sorun; en temel yemek, gezmek ve eğlenmek olanaklarından mahrum bırakılmış insanlarımızın bu olanaklara nasıl kavuşacağı sorunudur.

Savaşla kazandığımız bu topraklarda uygulanan ekonomik politikalar hepimizi yabancı turistleri seyreder konumuna getirmiştir. Nazım Hikmet’in dediği gibi “Savaştan önce bahçıvandı, savaştan sonra yine bahçıvan…”

Dolayısıyla mücadelemiz ekonomik olanaklarımızı büyütecek bir mücadeleyi sürdürmek ve tüm dünya insanlığıyla paylaşmak olmalıdır.

Bu tartışmalarda Köy Enstitüleri’nin konu edinmiş olması üzücüdür. Köy Enstitüleri’nin tarımsal üretimi artırmaya yönelik projesinin, şimdilerde yaşanan ekonomik kriz sürecinde ne kadar önemli olduğu gözlerimizin önündedir. Köy Enstitüleri gerçeği, köylülüğün önemli oranda tasfiye edildiği bu süreçte, sanayi üretimini artıracak “kent enstitüleriyle” sürdürülmüş olsaydı, Türkiye’nin ekonomik durumu herhalde farklı olurdu.

Tarım ve sanayide üretime yönelik ekonomik politikalarla birlikte halkça yapılacak bir paylaşım, Türkiye halkına mutluluk getirebilir. Böylesi siyasi anlayışların iktidar olması için çaba sarf edilmelidir.

Beşikdüzü’ne sahil yoluyla saplanan hançerin ardından sahili yok edecek her türlü girişime ve şehrin göbeğine gökdelenler dikilmesine karşı mücadeleler her Beşikdüzülünün ve yaşam alanlarının korunması gerektiğini düşünen herkesin vatan borcu olmalıdır.