Öğretmen Okulunda ortak yaşayan canlılara yönelik konulardan birisi de deniz canlılarından deniz kestanesi ve deniz yıldızının hayatıydı.

Eti çok lezzetli olan deniz yıldızının düşmanı çok olduğu için hayatı da çok kısa olurdu. Bu nedenle bir deniz kestanesi bulmak ve onun altına sığınarak güvenliğini sağlamak zorundaydı. Ancak dikenlerle kaplı olan deniz kestanesinin de ayakları olmadığı için yiyeceklere ulaşabilmesi, birisinin onu taşımasına bağlıydı. Deniz yıldızıyla buluştuğunda onun üzerine çıkar, deniz yıldızı onu taşırken, buldukları yiyecekleri paylaşırlardı. Böylece ikisi de hayata tutunup yaşayıp giderlerdi.

Bir ömür boyu birisini sırtında taşıyarak yaşama ortaklığını her hatırladığımda, kapitalizmin acımasız gerçekliğini düşünürüm. Sermaye sınıfı, emekçileri bazen karın tokluğuna da değil, sefalet ücretine mahkum ettiği gibi ayrıca tüketim mallarına yaptıkları zamlarla ürünlerin satın alamaz hale getirildiği bir hayatı onlara reva görürler.

Sermaye sahipleri ve emekçiler böylesi bir ortak hayatı yaklaşık 200 yıldır sürdürmüş olsalar da bu yük artık taşınamaz hale gelmiştir. Emekçiler her şeyi üretenlerin kendileri olduğunu fark ederek, silkelenip bu yükten kurtulmayı denerler. 1871 Paris Komünü böyle bir iktidardır. Sadece iki ay yaşayabilmiş olan bu değişim sermaye sınıfının burjuva devleti tarafından şiddetle bastırılmıştır.

1917 Ekim Devrimi ile kurulan emekçi devleti 70 yıl kadar dayanarak bu deneyimi daha uzun süre geliştirmişti. Özellikle Latin Amerika’da bu deneyimler zaman zaman başarılı olmaktadır. Ancak dünya sermaye sınıfı bu devrimleri bastırmak ve kendi iktidarlarını kurmak için bu girişimleri gerçekleştiren ülkeleri kuşatmakta, sosyalist rejimlere son vermek için elinden geleni yapmaktadır.

Sermaye sınıfı için çalışanlar, deniz yıldızı konumunda olup, sömürülecek varlıklar olarak görülmektedirler. Aklı olmayan hayvanlar alemi için, deniz yıldızı-deniz kestanesi ortaklığı doğal bir hayat olarak yaşanırken, insanlar açısından deniz kestanesi rolündeki sermaye sınıfından bir silkinişle kurtulma aklı vardır. Bu bilinç işçi sınıfına ve yoksullara düşünürler, aydınlar ve yazarlar tarafından taşınabilir. Ancak nihayetinde silkinmesi gereken çalışanlar ile birlikte hayatını çalışarak kazanmak isteyenlerin bizzat kendileridir.

Bu gerçeklik bana yıllar önce Tunceli’de katıldığım bir konferansı hatırlattı.

Kürt sorununa yönelik konuşmalarımızın ardından 50’li yaşlarda bir kadın söz almıştı.

Hoş geldiniz” dedikten sonra Türk aydınlarına teşekkür ederek sözlerini sürdürdü. “Sizin gibi bir Türk aydını bir Kürt’ün omuzuna üst üste çıkmış olan üç Kürt’ü taşıyormuş.” Türk aydını Kürt’e, “Şu anda mutlu olmak için ne istersin” diye sormuş. Kürt, “En üstteki inerse mutlu olurum” demiş. Türk aydını da en üstteki kişiyi indirmiş. Bir müddet sonra “Şimdi mutlu olmak için ne istersin” diye sorunca Kürt, “İkinci kişinin de inmesi durumunda mutlu olurum” demiş. Artık Kürt’ün omuzunda tek kişi kalır. Türk aydını Kürt’e “Şimdi mutlu olmak için ne istersin” diye sorunca o da son kişini indirilmesiyle mutlu olacağını söylemiş. Sözünü alan kadın “Olmaz gardaşlar olmaz. Son kişinin inmesi için artık Kürt’ün silkinmesi lazımdır” diyerek konuşmasını tamamladı.

Kürt’lerin silkinmek için uluslararası kapitalist-emperyalist sistemle yol alması düşüncesi öne çıkarken, Türkiye emekçilerinin ve yoksullarının kendilerini silkinmesi dışında bir seçeneği yoktur.

Seçimlere altı aylık bir sürenin kaldığı gerçeğinin karşısında muhalefetin yapması gereken silkinmesi gereken mağdurlara ulaşmak olmalıdır.

AKP’nin politikalarını daha çok eklemlenme yerine, sistemin mağdurlarına çözüm yolları sunulmalıdır. Ekonomik kriz altında hayattan kopan milyonlara ‘başka bir hayatın mümkün olduğu’ gerçeği çözüm önerileriyle birlikte aktarılmalıdır.

Aksi durumda Türkiye’de siyaset, uluslararası güçlerin kendi çıkarları doğrultusunda yöneteceği bir iklime terk edilmiş olacaktır.

Bu iklimin emekçi kesimlere bir yararı olmayacağı gibi daha çok gözyaşı ve yoksullaşma sonucunu oluşturacaktır.

Muhalefet; kimin cumhurbaşkanı olacağı gündemi yerine halkın sorunlarının nasıl çözüleceği gündemine odaklanmalıdır.

Aksi halde ‘deniz yıldızı-deniz kestanesi’ türünde bir hayat sür-git devam edecektir.