Çözülmeyecek sorun değil.

Çözümlenmeyecek konu da değil.

Yeter ki taraflar istesin.

Yeter ki bir araya gelinsin.

Yeter ki ortak akılla hareket edilsin.

Bakınız sonunda sorun çözülüyor mu çözülmüyor mu?

Yıllardır Beşirli, Akyazı, Yıldızlı ve Söğütlü balıkçı barınakları için defalarca güzel hikayeler yazıldı.

Gün geldi ‘Yıldızlı balıkçı barınağının projesi hazır’ söylendi.

Gün geldi ‘Söğütlü balıkçı barınağının temeli atılacak’ dendi.

Gün geldi ‘Akyazı balıkçı barınağıyla Beşirli barınağı birleştirilip büyük bir barınak yapılacak ve iki tarafın hizmetlerine sunulacak’ algısı yapıldı.

Maalesef geldiğimiz noktada bu söylemlerin hiçbiri hayat bulmadı.

Barınaklar için yapılan söylentiler adeta Nasrettin Hoca’nın göle maya çalmasını bizlere çağrıştırdı; “Ya tutarsa”

Böyle devam etmesi halinde ise yukarıda saydığım hiçbir balıkçı barınağının yapılıp hayata geçmesi mümkün görülmüyor.

Peki o zaman ne yapılmalı?

Dediğim gibi olay çok basit.

Beşirli, Akyazı, Yıldızlı ve Söğütlü balıkçı barınaklarının kooperatif başkanları bir araya gelip, hep birlikte yeni bir yol haritası çizip o çizilen yeni yol haritasını kendilerine minber ederek icraatlarını öyle yapmalıdırlar.

Bana göre bu işin tek çıkar yolu budur.

Eğer ki dört kooperatif başkanı bir araya gelip, Yıldızlı deresiyle Beşirli deresi arasını yeniden planlayıp projelendirmeyi başarabilirseler, iş bana göre kökünden çözülmüş olacaktır.

Ahan seçim sathına girildi.

4 kooperatif başkanından gelecek böyle bir talebe siyasi iradenin ‘hayır’ diyebileceğini ben hiç düşünmüyorum.

Ya siz düşünebiliyor musunuz?

Son söz, balıkçı barınaklarınızı yapabilmeniz için mutlaka 4 başkanın bir araya gelip ortak akılla hareket etmeleri gerekmektedir.

Aksi takdirde çok daha beklersiniz balıkçı barınaklarınızın yapılmasını!

KANAYAN YARADIR

Elbette ki aşağıda yazacak olduklarımla bütün Uzungöl esnafını töhmet altında bırakmak istemiyorum.

Ne var ki yaşanan ve oluşan bir realiteyi de görmemezlikten gelip de yazmamak istemiyorum.

Yazacağız arkadaş.

Gerçekleri de kamuoyuyla paylaşacağız.

Turizm sezonu boyunca kanayan yaraydı yemek sektöründe yaşananlar.

İşte adam sosyal medya hesabında babalar gibi paylaşmış.

Vallahi de billahi de yapılan paylaşım tam bir ibretlik vesikası.

Bakın adam kitabın ortasından nasıl yazmış?

“Uzungöl’de faaliyet gösteren Mucca Coffee’de dün, eşim ve çocuğum ayak üstü birer limonata içti. Eşim Limonataları içtikten sonra ‘borcumuz kaç para?’ diye sorunca personel ‘150.00TL’ diye cevap vermiş.

Bunun üzerine eşim, ‘Olur mu evladım böyle bir fiyat’ diye tepki verince, personelden ‘Abla biz burada çalışanız, bizim yapabileceğimiz bir şey yok’ cevabını aldı.

Sonrasında ise ödeme yapılır ve oradan ayrılırlar.

Eve gelince eşim bana ‘senin Uzungöl’ünde bize yapılana bakar mısın’ deyince, ‘hayırdır’ dedim ve konuyu bana anlattı.

Hayatım boyunca paraya hiç değer vermedim ancak böyle aptalca bir para da ödemedim.

Be vicdansız herifler, bu nasıl bir ticari kafa. Bir limonatanın maliyeti kaç para. Ben bu limonatayı senin hayal bile edemeyeceğin mekanlarda içtim ancak böyle bir para hiç ödemedim. Siz nasıl bir kafaya sahipsiniz? Sizi anlamakta zorlanıyorum. Her ticarethanenin birinci derecede amacı para kazanıp işletmesini ayakta tutabilmektir. Bu kadarına da pes doğrusu. Bu limonatanın Türkiye genelinde bir karşılığı vardır. Bu denli bir fiyat politikasıyla yarın avucunuzu yalamak zorunda kalacaksınız. Oraya gelip o mekanın altını üstüne getirmek noktasında hiç aciz değilim ancak bize yakışmaz. Serbest piyasa ekonomisinin de bir sınırı ve ölçüsü olmalıdır. Bu gün kaz gibi yolduğunuz Arapların bu fiyat politikanızla farklı bölgeleri tercih etmeyeceğini kim garanti edebilir. Şahsen ben Uzungöl’e gelmek isteyen biriyle karşılaştığımda engel olabilmek için tüm gayretimi sarf edeceğim. Tekrar ifade ediyorum, paranın peşinde değilim, hiç de olmadım”

Devam ediyorum.

Geçenlerde turizm sektöründe taşımacılık yapan bir ağabeyimizle karşılaştık.

Ağabeyimiz bizlere Uzungöl’e dört Arap turist getirdiğini, bu dört Arap turistin bir cafeye girip dört hamburger yediğini, dört hamburger karşılığında kasada 1.200 TL ödediklerini anlattı.

Ağabeyimiz bizlere bunu anlatırken hele de fiyatları söylerken ister istemez kendisine bir “çüş” çektik.

Ağabeyimize ‘abartıyorsun, hamburger için böyle bir rakam olur mu?’ diye serzenişte bulunsak da, ağabeyimiz ne yazık ki Uzungöl’de fiyatlar böyle.

Diyeceksiniz ki ‘bu arz talep işi, zaten Arap turistlerin pek de fiyatlara baktıkları yok’

Ben de sizlere diyeceğim ki ‘ya bir gün fiyatlara bakarsalar, ya bir gün kandırıldıklarını anlarsalar!’ o zaman ne olacak?

Çok değil daha dün gibi hatırlayınız Rusya üzerinden şehrimize gelen Rus turistleri…

O dönem esnafımız doları koyacak yer bulamıyordu.

Sonrası mı… Rus turistlere ne oldu?

Hepsine “El Fatiha amin…” oldu.

Denetimin olmadığı bir yerde fiyatların uçuk kaçık olmaması mümkün müdür?

Asla!

HAYIRLI OLSUN DA!

Soracağız…

Sormaya da devam edeceğiz.

Hepimiz adına soracağız.

Hepimiz adına cevap alacağız.

Son günlerde çok tartışılan Trabzonspor’da medya biriminin başına Murat Taşkın getirildi.

Öncelikle Taşkın’a ‘hayırlı olsun’ deyip başarılar diliyoruz..

Ve sonrasında sorularımızı soruyoruz.

Yeni oluşturulması düşünülen medya birimindeki kadro hangi kriterlere göre oluşturulmaya çalışılıyor?

İşe alınması düşünülen kişilerden kriter olarak emekli olmaları mı isteniyor?

Neye ve kime göre adam alınacak?

Alınacak kişilerden medya departmanında nasıl katkı bekleniyor?

Alınacak kişilerin alacak olduğu ücretler neye göre ayarlanacak?

Alınacak kişiler, şu an medya departmanında çalışanlardan farklı olarak ne gibi katkı sunacaklar?

Medya biriminde işe başlamak için Tanjant’ta bulunan Karakullukçu Apartmanı kat dörtteki ofisten mi geçmeleri gerekir?

Meslekte ununu eleyip eleğini asanlardan Trabzonspor  ne bekliyor?

Burada hedef nedir?

İşe göre mi adam, adama göre mi medya birimine adam alınıyor?

Neden hep aynı isimler etrafında dolaşılıp duruluyor, basın camiasında genç, gelecek vaad eden gazeteciler neden tercih edilmiyor?

İşe girmek için illa birilerinin adamı mı olunması gerekiyor?

En önemlisi medya biriminin böylesine bir değişime ihtiyacı var mıydı?

Evet el cevap bekliyoruz!

ALLAHIMA BİNLERCE KEZ ŞÜKÜRLER OLSUN

Kimse kusura kalmasın.

Şunun da bilinmesini isterim kimse kusura kalacak diye de kullanacağım üsluptan da vazgeçmem!

Zaman zaman üslubumuzu sertleştireceğiz.

Zaman zamanda yumuşatacağız.

Burada sıkıntı yok.

Yani demem o ki üslup benim üslubum.

Üslubumu nasıl kullanacağım da benim sorunum!

Sonra kullandığım üslubu beğenen de olabilir beğenmeyen de.

Üslubum illaki beğenilecek diye de bir kayıt kuyut şartı da yok.

Kısacası ben yoğurdu böyle yiyorum gardaşım

Kısacası ben böyle kükrüyorum gardaşım.

Var mı bir şey deyip itirazı olan?

Bir şey diyen ve itirazı olan yoksa devam ediyorum.

Kullandığım üslupta yazdığım yazıları okuyan okur…

Okuyana da teşekkür okumayana da…

Sizlere biraz bizim sektörden bahsetmek istiyorum.

Her meslekte olduğu gibi bizim mesleğimizde de omurgasını aldıranlar olmuştur.

Her meslekte olduğu gibi bizim meslekte de kaportasını düşürenler de olmuştur.

Her meslekte olduğu gibi bizim meslekte de tamponunu kıranlar olmuştur.

Kısacası ne ararsanız arayın hepsi mevcuttur bizim meslekte.

Her zaman şunu vurgulamışım…

Ve yine vurguluyorum. Omurgasını aldıranlarla, kaportasını düşürenlerle tamponunu kıranlarla hesabım bitmemiştir bitmeyecektir de.

Allah’ım öyle şeyler yaşatıyor bana ki, o nedenle Allah’ıma hamdüsenalar olsun.

Buradan gelmek istediğim yer şu, meslekte omurgalı yürüyenlerin, meslekte aslanlar gibi dik durup dik konuşanların, eğilip bükülmeyenlerin sonuna kadar yanlarında olacağım.

Bir mesajda Trabzonspor’un medya biriminde işe başlamak isteyenlere vermek istiyorum…

“Derviş hikayesini” iyi okusunlar.

Bir de şu sözü unutmasınlar, “Keser döner sap döner, bir gün gelir hesap döner…”

Ahanda döndü hesap!

Şimdi ne olacak?

Kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacak…

Kim ne yapmışsa onu mutlaka yaşayacaktır..

O nedenle Allah’ıma milyonlarca kez şükrediyorum…

Bana bu günleri gösterdiği için….

Küçük kardeş seni de unutmadım.

Asla da unutmayacağım..

Seni o yalanlarının içerisinde boğacağım!

Seni o attığın feyklerin gölgesinde nakavt edeceğim!

Anyayı da göreceğin Konya’yı da!

YÖNETİCİ OLDUĞUNUZU AZICIK FARKINDA OLUNUZ

Aslında bu fotoğrafa yorum yazmayacaktım.

Ama için içimi yedi!

Karar verdim yorumlamalıyım dedim.

Ve de yorumluyorum.

Çünkü fotoğrafta ‘havaalanı hatırası’ pozu veren şampiyon Trabzonspor’un iki yöneticisi vardı.

Verilen fotoya üsten baktım ‘acaba’ dedim

Alttan baktım ‘bunlar yöneticiler olamaz’ dedim.

Yandan baktım ‘gözlerim beni yanıltıyor’ dedim.

Fotoğrafa birkaç kez baktıktan sonra ‘olamaz, yöneticiler böyle bir fotoğrafa figüranlık yapamaz’ dedim.

Ama oldu, olacak şey değil.

Merakım; iki yönetici neden böyle bir poz verme ihtiyacı duydu?

Oldu olacak alçıya imza atarken de fotoğraf çekilseydiler ya.

Nasılsa filimi koparmışlar!

Şampiyon kulübün böyük yöneticilerinin!

Verdikleri pozu görüyor musunuz?

Yahu siz amatör ya da diğer lig takımlarının yöneticileri değilsiniz.

Siz şampiyon olan koca bir camianın yöneticilerisiniz.

Ne olur Trabzonspor gibi bir kulüpte yöneticilik yaptığınızı azıcık farkında olun.

Ama öyle ama böyle o giydiğiniz yöneticilik gömleğini layıkı ile taşmaya çalışın.

Size mi kalmış Dorukhan’ı havaalanında karşılamak.

Size mi kalmış Dorukhan ile poz verip sosyal medyada paylaşmak.

Ah benim Trabzonspor’um ah… Torpil ile onun adamı, onun akrabası diye yönetim listeleri yapılırsa olacağı da bu olur.

Böyle bir görüntü Trabzonspor yöneticilerine yakışmadı.

Gerçi arkadaşlarımız henüz yöneticiliğin baharlarını yaşıyorlar.

Çok da görmemek lazım!

EN ŞANSLI TAKIMIDIR

Ne bir maç kazanmakla iyi takım olunur?

Ne de bir maç kaybetmeyle kötü takım olunuyor?

Gaziantep maçına bana göre böyle bakılmalıdır.

Doğrudur, maçın ilk yarısında Trabzonspor müthiş oyun ortaya koymuştur.

Doğrudur, Trabzonspor maçın ilk yarısında futbolun içerisinde olan her şeyi sahaya yansıtmıştır.

Doğrudur, Trabzonspor uzun süre ilk kez bu kadar istekli ve arzulu bir görüntü vermiştir.

Doğrudur, Trabzonspor müthiş geri dönüş sağlamıştır.

Doğrudur, Trabzonspor ilk yarının bitmesine bir on dakika daha olsaydı soyunma odasına skor olarak önde girmiş olurdu.

Doğrudur, Trabzonspor oyun temposunu yükselttiği zamanda rakip kim olursa olsun hiç fark etmez...

Doğrudur, Trabzonspor ilk yarıda ortaya koyduğu performansın sürekliliğini sağladığında yenemeyeceği takım olmaz.

Antep maçı herkese gösterdi ki, Trabzonspor kötü de oynasa, iyi de oynasa şampiyonlukta ligin en şanslı takımıdır.

Dipnot… Abdullah hoca üzerindeki baskıyı yumruk şov yapıp atmamalıdır. Futbolun dünü olmadığını kendisi de iyi bilir. Her şey skor tabelasına bağlıdır