Türkiye’de, 1980 Askeri Darbesi ve 28 Şubat Post-Modern Darbesi’nden sonra bir daha darbe girişimi olacağına ihtimal verir miydiniz? O gece yaşadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Muhammet KURTOĞLU: Açıkçası ben 15 Temmuz’dan bir hafta öncesinde sürekli çok garip rüyalar görmeye başlamıştım. İnsanın içine doğar ya aynen öyle.

15 Temmuz gecesine kadar bu tarz rüyalar devam etti. Direkt darbeye yönelik rüyalar görmedim ama o minvalde rüyalar gördüm. İstanbul’da çok sıcak bir Cuma günüydü. Biz o gün arkadaşlarımızla il dışına çıkacaktık, vazgeçtik. Akşam saat 18.00 gibi arkadaşımla Beylerbeyi’ne gittik. Beylerbeyi’ne girerken tam ışıklarda otobüs şoförü durmuştu. Ortalık o saatlerde bile karışıktı. Ne olduğunu sorduğumuzda bize darbe olacağını, askerin her yeri tuttuğunu ve ateş ettiğini söyledi. Biz dalga geçtiğini ve halkı galeyana getirmeye çalıştığını düşünüp inanmadık. Bomba ihbarı olduğunu bize yanlış anlatıldığını düşündük. Geri geri çıkmaya çalıştık çünkü yol kapalıydı. Arabayı park edip sahile indik. Beylerbeyi Polisevinin oraya kadar gittik, her yerde polis vardı ve trafik kitlenmiş giriş çıkışlar kapatılmıştı. Arkadaşıma, kesin burada bir canlı bomba mevzusu var buradan gidelim, dedim. Oradan kalkıp sahile gittik ve çay içmeye, muhabbet etmeye başladık. Hava kararmaya başlamıştı, saat 20.00 gibiydi yanılmıyorsam. Köprü karşımızdaydı ve trafiğin orada da kapandığını gördük. 2. Boğaziçi Köprüsü de görünüyordu. Orada da bir şeyler olduğunu anladık. Oturduğumuz arkadaşlardan biri de gazeteciydi. Köprüdeki hareketliliği görünce merak edip ben bir köprüye bakacağım deyip gitti ve geri dönmedi. Meğer köprüde çekim yapmış, kamerasının şarjı bitmiş ve eve gitmek zorunda kalmış. Biz halen oturmaya devam ediyorduk, Binali Yıldırım’ın konuşmasını dinleyince sahilden kalktık ve herkes evine geçti. Eve geçtikten sonra tekrar mahallede toplanıp ne yapabileceğimizi konuşmaya başladık. Sonra Cumhurbaşkanımızın Kısıklı’daki evine gitmeye karar verdik. Olurda oradaysa askerlerin onu almasını engelleriz diye düşündük. Kısıklı’ya gittiğimizde muhteşem bir halk kitlesi vardı. Sadece birkaç tane Özel Harekat ekibi vardı.

Gece saat 00.00’a kadar orada bekledikten sonra Boğaziçi Köprüsü’ne doğru yürümeye başladık. Diğer arkadaşlarımız da hareketliliğin olduğu noktalara dağılmışlardı. Köprüye vardığımızda yerde mermi kovanlarını gördük. Askerlik yaptığımız için askerlerin havaya ateş ettiklerini düşündük. Köprüye doğru ilerlemeye başladıkça insanların köprüden geri doğru koştuklarını gördük. Daha ilerisini göremediğimiz için orada neler olduğunu ve neden bazılarının geriye doğru koştuğunu anlayamıyorduk. Sonradan öğrendik ki yakınları, arkadaşları vurulduğu için araç bulma umuduyla geri doğru koşuyorlarmış. Zaten orada araç yoktu bütün yaralıları motorlarla çıkardılar. Keza beni de öyle. Köprünün ayaklarına vardığımızda bir vatandaş bize, “Gitmeyin, çok insan öldürdüler yerden ölüleri almamıza bile izin vermiyorlar.” dedi. Biz adamı dinlemedik ve gitmeye başladık.

Biz köprünün karşıdan giriş yönündeydik ve önümüz açıktı. Sağ taraf ise karşıya gidiş yönüydü orası komple kapalıydı. Oraya vardığımızda saat gece 01.30 civarıydı ve birden ateş etmeye başladılar. Onlar ateş edince yere kapanıp siper aldık. Yerde yaklaşık 10 dakika yatar vaziyette bekledik. Ateşi kestiklerinde kalktık ve önümüzdeki bir vatandaşın vurulduğunu gördük. Hemen onu alıp metrobüs durağına doğru taşıdık. Onu oradan motorla alıp hastaneye götürdüler. Geri dönüp bir tane polis çekicisi aracının önünde beklemeye ve siper almaya başladık. Gelen yaralılara yardım ediyorduk. Saat gece 02.00’ye doğru yoğun ateş ablukası altına girdik. Arkadaşım Erkan’a buradan çıkarsak vurulacağımızı bu yüzden çıkmamamız gerektiğini söyledim. İnsanlar ayağa kalkıp durmaya, yürümeye başladığı an hemen vurulup düşüyordu. Biz de tam kalkıp ateş ettikleri yöne baktığımız anda vurulduk.

Hatta bizim durduğumuz yer güvenli, vurulmayız diye düşünmüştük. Polis çekicisine önce ateş ettiler, çekicinin tekerinden çıkan mermi benim sol ayağıma girdi. Diğer bir mermi de sağ ayağımı sıyırdı. Vurulduğun sıradaki o sıcaklıkta acı çekmezsin diyorlar ama G3 mermisi benim ayağımın kemiğine saplandığı için dehşet verici bir ağrı hissediyordum. Sağ ayağımı sıyırıp geçen mermi yerleri kana bulamıştı ama onu hiç hissetmedim çünkü sol ayağımın acısından kıvranıyordum. Ayağımı kaldıramadığım için yere yatıp yuvarlandım. Arkadaşlar gelip tişörtlerini çıkarıp ayağımı sardılar. Ambulans çağırdılar ama gelen olmadı. Orada motorlu bir arkadaş sürekli yaralıları hastaneye taşıyordu. Beni de motora bindirdiler ve hastaneye götürdüler. Motorun üstünde muhteşem bir susuzluk çektim ve neredeyse bayılıyordum. Haydarpaşa Numune Hastanesine gittiğimizde karşılaştığım manzara korkunçtu. Oradaki ağır yaralıları görünce kendimde hiçbir şeyi olmadığını düşündüm. Çünkü benim elli katım ağır yaralılar vardı. Onları görünce benim en fazla ayağımı keserler diye düşündüm ama oradaki ağır hastaların ne olacağı belirsizdi. Ayağıma ilk müdahaleleri yapıp beni beklemeye aldılar.

Gece saat 03.00-04.00 gibi ailem geldi. Daha sonra tekrar ayağımı yıkadılar, zımbaladılar ve film çektiler. İlk film çektikleri zaman kırık olduğunu fark etmediler. Haydarpaşa’da yatacak yer olmadığı için ailem beni alıp özel bir hastaneye götürdü. O hastanedekilerde ayağımdaki kırığı fark etmediler. Hastanede bir gün müşahede altına alıp sonra taburcu ettiler. İki günde bir pansuman için hastaneye gitmeye başladım. Fakat bu süreçte ayağımdaki ağrılar geçmedi ve beni tekrar hastaneye götürmek zorunda kaldılar. 15-20 gün boyunca hastanede yatmaya devam ettim ve yaram iyileşmediği için tomografiye giremiyordum. Geceleri ağrıdan uyuyamaya başladım. Böyle olunca ayağımdaki kırığı fark edebildiler. Uzun bir tedavi süreci başladı. Yaklaşık 4 ayımı hastanede geçirdim. Taburcu olduktan sonra 8 ay boyunca değnekle yürüyebildim. Aileniz, vurulduğunuzu öğrendiği zaman nasıl tepki verdi? Onlar içinde çok zor bir süreç başlamış oldu, neler yaşadınız bu süreçte?

Muhammet KURTOĞLU: Bu zorlu süreçte ailemin desteği hep benimleydi, sağ olsunlar. Ben vurulduğum zaman ailemi aradım. Onlara yaralandığımı ama önemli bir şey olmadığını söyledim. Fakat hastaneye gittikten sonra durumun ciddiyetini anlayınca ailemi çağırmak zorunda kaldım. Annem tabii her zamanki annelik içgüdüsüyle, “Neden çıktın, keşke çıkmasaydın.” dedi. Onun dışında herhangi bir olumsuz yaklaşım olmadı. Benden maddi ve manevi desteklerini esirgemediler. Vurulduğunuz gecenin sabahında hastaneden taburcu oldunuz. Darbe girişiminin bastırıldığını öğrendiniz. Sonrasında hayatınızda neler oldu?

Muhammet KURTOĞLU: Hastaneden taburcu olduğum sabah darbe girişiminden zaferle ayrıldığımızı öğrendim fakat ben yaklaşık 1-2 hafta boyunca hep tetikteydim. Bittiğine bir türlü inanamıyor, tekrar olacak diye geceleri uyuyamıyordum. Kolay atlatılabilir bir gece yaşamadık. Etkisinden uzun süre çıkamadık. Mesela o gece size doğrudan ateş ediliyor. Yere yatıp siper aldığınızda kafanızın üzerinden mermiler geçiyor. Ölümle burun buruna gelmek deyimini bizzat yaşıyorsunuz. O sırada size bir şey olmasa bile yanınızda ölenler oluyor. Kimi kafasından vurulup kanlar içinde can veriyor kimi başka yerinden vurulup kanlar içinde uzanıyor ve sizler onun canlı şahidisiniz. Vurulup ölen şehitler gibi olacağınızı da ölmeyip yaşayacağınız anları da düşünüyorsunuz. Tüm bu psikolojik ve fiziksel ağrıları düşündüğünüzde o gecenin etkisinden kurtulmak öyle kolay olmuyor. Ben de 2-3 hafta hem ayağımın ağrısından ateşleniyordum hem de o gece gördüklerimin etkisiyle şok halindeydim. Ne zamanki ayağım iyileşmeye, şok halim azalmaya başladı kendimi o zaman iyi hissettim. İyi hissettikten sonra da zaten bu sürecin bitmiş olduğunu idrak ettim ve geceleri daha rahat uyumaya başladım. O gece izlediğiniz haberlerden dolayı medyanın tutumunu nasıl buldunuz?

Muhammet KURTOĞLU: İşler ayyuka çıkmış ama hiçbir kanalda doğru düzgün bir bilgi yoktu. Ne zaman ki Başbakanımız Binali Yıldırım çıkıp açıklama yaptı bütün kanallar ondan sonra toparlanmaya başladı. Yani bu noktada Twitter televizyon kanallarından daha etkili oldu. Biz çoğu haberi ve doğru bilgileri oradan öğrendik. Sosyal medyanın haber aktarımındaki etkisi çok büyüktü. Köprüye ilk çıktığımız zamanlarda ve yoğun ateş altına girdiğimiz zamanlarda bile telefonumda canlı yayın yapıyordum. Bu canlı yayınları kendi sosyal medya hesaplarım üzerinden yapıyor ve izleyen insanların köprüde yaşananların bizzat şahidi olmalarını sağlıyordum. 15 Temmuz gecesi köprüye çıkıp vatanın savunması adına canla başla mücadele ettiniz. Bunun en büyük kanıtını vurularak ve gazi olarak gösterdiniz. Gazi olduktan sonra hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?

Muhammet KURTOĞLU: Gazi olduktan sonra haliyle en büyük değişiklikleri ve zorlukları sağlık alanında yaşadım. Daha öncesinde herhangi bir sağlık problemim yokken vurulduktan sonra birçok sağlık problemi baş gösterdi. Mesela ağır derecede uyku apnesi ortaya çıktı. Geceleri uyuyamaz oldum, uyusam bile uyuduğum uykudan hiçbir şey anlamıyorum. Sol ayağımda hasar büyük olduğu için sadece düztabanda rahat şekilde yürüyebiliyorum diğer türlü çok zorlanıyorum. Fakat dediğim gibi beni sağlık açısından en çok etkileyen şey uyku apnesi sorunu.

Bir tane makine verdiler gece onu takarak uyumaya çalışıyordum. Gazi olduktan sonra fiziksel ve psikolojik değişiklikler bu yönde oldu. İnsanların bana karşı yaklaşım ve tavırları hem olumlu hem de olumsuz oldu. Gazi olduğumuz için olumlu anlamdaki yaklaşımlara alışkınız fakat olumsuz olanlara hala alışamadık. Olumsuz yaklaşımlar genelde şu şekilde oluyor: ‘’ Neden çıktın, bu gerçek bir darbe değildi.’’ Bu tarz olumsuz yaklaşım gösterenlere kızmıyorum bile çünkü o gece orada değillerdi. Neler yaşandığına şahitlik etmediler. 15 Temmuz’da darbe girişiminin önlenmesinde en büyük etkiye sahip olan neydi, kim veya kimlerdi?

Muhammet KURTOĞLU: 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesindeki en büyük pay halka ait. Halkın o milli ruh bilinciyle tek yürek olup sokağa çıkmaları, girişimin başarısız olmasının en büyük sebebidir. Halkın tek yürek olup sokaklara çıkması da Cumhurbaşkanımızın dik duruşunun ve çağrısının üzerine oldu. Evet, halkımız yine sokağa çıkardı ki bizim gibi Cumhurbaşkanımızın çağrısından önce çıkanlar yine oldu. Fakat buradaki amaç milyonları sokağa çıkarabilecek milli şuura sahip olmaktı. Cumhurbaşkanımız da bu milli ruhu canlandırdı, ayakta tuttu ve halkın o gece cansiperane sokağa çıkmasını sağladı. O gece o konuşmayı yapmasaydı, o dik duruşu sergilemeseydi, İstanbul’a gelmeseydi belki de darbe başarılı olacaktı. Halkımız, darbe karşıtı polislerimiz ve askerlerimiz her ne kadar darbenin önlenmesinde en büyük paya sahip olsalar da öncü olarak Cumhurbaşkanımızın olması çok etkili oldu. Türkiye’de askeri darbeler 80’li yıllarda kaldı, post modern darbelerin olması için ayrıştırılmış halk yok, derken 21.yüzyılda böyle bir darbe girişimine kalkışılmasının sebebi sizce ne olabilir? 15 Temmuz’u önceki darbelerden ayıran faktörler nelerdir?

Muhammet KURTOĞLU: 17-25 Aralık sürecinden sonra devletin içinde paralel yapı olduğu tespit edildi. Bu yapının tasfiyelerinin artmasıyla birlikte darbe yapmaya kalkıştılar. Fakat ellerine yüzlerine bulaştırdılar ve başarılı olmadılar. Başarısız olmalarının sebebini de ben vatandaştan kopuk, bir üst tabaka olarak yaşamalarına bağlıyorum. Dış güçlerle birlikte hareket ettikleri için toplumdan iyice soyutlanmışlardı. Dış güçlerle beraber olan herkesin, her yapının kaderi budur. Maşa olarak kullanılıp zamanı gelince bitirilirler. 15 Temmuz’un önceki darbelerden farkına gelecek olursak, 21. yüzyıl bilgi ve teknoloji çağı. İnsanların o gece haber alması, aldığı haberi paylaşması sosyal medya ve teknoloji sayesinde çok kolaylaşmıştı. Geçmiş yıllarda insanlar darbeyi radyodan ve televizyondan her şey bittiği zaman öğrenirlerdi ama şu an öyle bir şeye kalkıştıkları an tüm dünyanın haberi oluyor. Bu da halkımızın bu tarz konularda daha bilinçli olmasını sağladı.

15 Temmuz bu sebeplerden dolayı önceki darbelerden farklı bir noktada duruyor. 15 Temmuz darbe girişimi şayet başarılı olsaydı Türkiye’yi nasıl bir süreç bekliyor olacaktı?

Muhammet KURTOĞLU: Darbe girişiminin olduğu tarihlerde Doğu’da görev yapan arkadaşlarım vardı. Onlarla da darbenin şayet başarılı olması durumunda Türkiye’yi nasıl bir sürecin beklediğini konuştuğumuzda, sınırlarda teröristlerin hazır beklediğini söylediler. Darbe girişiminin başarılı olması halinde sınırlardan topraklarımıza gireceklerdi. Tabii ki bunları düşünen ve yönlendiren üst akıl olarak Amerika her zaman hazır vaziyette bekliyor. Ülkemize girecek iç karışıklık çıkaracak, Amerika’da iç karışıklığı bitirmek için asker gönderip müdahale edecekti. Zamanında Irak’a yaptığı gibi Türkiye’ye de demokrasi ve barış götürdüğünü iddia edip topraklarımıza müdahale edecekti. Suriye’den, Mısır’dan birçok Orta Doğu ülkesinden bir farkımız kalmayacaktı. Benim düşüncem bu yönde. Milli ruh ve bilincin, 15 Temmuz ruhunun canlı tutulması için neler yapılmalı?

Muhammet KURTOĞLU: 15 Temmuz ruhunun en başta canlı tutulması gerektiğine inanıyorum. Çünkü Türkiye, jeopolitik konumu itibarıyla darbelere, dış tehditlere, savaşlara her zaman müsait olmuştur. Böyle olunca da içeride çok güçlü olmamız gerekiyor ki dışarıdan gelecek olan saldırılara engel olabilelim. 15 Temmuz gecesi ortaya çıkan birlik ve beraberlik gücü, bu ruhun ortaya çıktığını gösteriyor. 15 Temmuz ruhunu canlı tutabilmek için siyasete alet etmemeliyiz. O gece sokağa çıkanlar tek bir parti üyesi değildi. Her siyasi partiden vatandaşımız vardı. Yine aynı şekilde Kürt’ü, Laz’ı, Çerkezi’yle tam bir millet şuuru tablosu vardı. O geceyi yaşayanlardan o geceyi anlatmaları istenmeli, basılı ve görsel yayınlar yapılmalıdır. Yine dernek kurulmalı ve her ay düzenli faaliyetler organize edilmelidir. Vakit ayırdığınız ve önerilerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. Muhammet KURTOĞLU: Ben bu çalışmanızdan ötürü teşekkür ederim.