Nevzat Özer: 1982 yılında Moloz’a buzdolabını koyduğumda ‘uzay aracı indi’ dediler.

Nevzat Özer, 1963 yılında Trabzon’un Pazarkapı (Moloz)
mevkisinde 3’ü erkek, 2’si kız 5 çocuklu bir ailenin 3. çocuğu
olarak dünyaya geldi. Bugün Türkiye’nin zeytincilikte
en önde gelen Uludağ’ı marka yapan isim olmayı başaran bir ailenin
mensubu o. Kendi deyimiyle 6 yaşından beri ticaretin içinde oldu. Limon
sattı, boyacılık yaptı, yöremizin deyimiyle siska (yeşil soğan) kesti.
Moloz’da başlayan ticaret hayatının onu bugünlere taşıdığını anlatırken,
o dönemki fedakâr çalışmanın ise en önemli etken olduğunu
vurguluyor.

Zira “Moloz’daki dükkânda soğan kestiğimiz zaman bizi
dükkâna kapatırlardı, biz de işimizi yapardık. Sabah olunca da bize bir
miktar para verirlerdi. Bu kültürle büyüdük.” sözleri de ticaret ve iş
yaşamını hayatlarının her ânında yaşayarak öğrendiklerinin en büyük
delili olsa gerek.


Yetiştiği ve bugünlere geldiği o mevkiinin önemine vurgu yapmadan
geçmeyen Özer, “Moloz’da yetişmiş esnafın biraz da kendisini geliştirmesiyle
yapamayacağı bir mekân yoktur. 6 yaşından beri ticaretin
içindeyim. Gördüklerimi hayata geçirmek için hep gözlemledim, iyi
insanlarla iş yaptım.” sözleriyle de bunu anlatıyor.


Ticaret hayatında başarılı olmasının altında yatan etkenlere değinirken
de her zaman bilen insanlarla iş yapmasının önemini anlatan
Nevzat Özer, ticaret hayatında hata yapmamasının da kendisi için
önemli bir avantaj olduğunu belirtmeden geçmiyor. Özer, istişareye ise
sadece iş değil, hayatının her ânında önem verdiğini de, “İstişaresiz iş
yapmadım. İşçilerimle de istişare yaparım. Bilsem dahi sorarım ki hata
yapmaktan korkarım. Çünkü bizim yapacağımız hata herkese zarar verir.
Büyüdüğünüzde yapacağınız hataları tolere etmek çok zordur. Sabah
kalkınca öncelikle şükretme gerekçemdir.” şeklinde anlatıyor.
Esprili, neşeli, bilgili ve alaylı yetişmiş bir ticaret insanı ile dolu
dolu, hayat tecrübeleriyle bezenmiş güzel bir röportaj olduğuna inandığımız
bu söyleşimizle sizleri baş başa bırakıyoruz.


Bize çocukluğunuzu, daha doğrusu ticaret hayatına atıldığınız o
dönemleri anlatır mısınız?


Akyazı köyünün yüzde 30-35’i bizimdi. Ve babam köyde rençberlik
yapıyordu. Orada tütün, fındık, patates ve siska (yeşil soğan) yetiştiriyorduk.
Bizim yaptığımız siska Türkiye’ye dağılıyordu. İşler büyüyünce
babam marabalara ağalık yaptı. Babam, yetiştirdiği ürünleri Trabzon’a
getirir değiş-tokuş yapardı. Arazi olarak en geniş araziye sahip olduğumuz
için bizden başka bu işleri yapan yoktu ve özellikle siskalarımız
çok değerliydi. Pazartesi günü siskaların pazara ineceğini duyanlar


Türkiye’nin her yerinden almaya geliyordu. İlkokulu İskenderpaşa’da
okurken, Kanuni açıldı ve oraya geçtim. Oradan Karma Ortaokuluna ve
liseyi de Sanat Okulunda tamamladım. Biz çiftçi bir ailenin çocuklarıydık
ve boş zamanımız yoktu. Boş zamanlarımızı da ailemize yardımla
geçirdik. Çünkü onların bize ihtiyacı vardı.


Biz 1979 yılında 30 bin lira sermaye ile genç yaşta ticarete başladık.
Dükkânın rafl arını yaptık, terazi aldık. Bir kasa sargen, bir kasa da
golden elma alıp dükkânın önüne koyduk. Karşıki komşumuzdan birer
koli salça ve bezelye alarak rafl arı doldurduk. Dayım da patates verdi
bize. O zamanın meşhur paşa patatesi. Patates tutunca herkes istemeye
geldi. Dayım da ‘daha yok’ deyince ben de dayımın ayırdığı tohumluk
patatesleri alıp sattım. Üç kardeş hep beraberdik.


BEŞ YIL YEMEK YEMEDİĞİMİ BİLİYORUM ÇÜNKÜ YEMEK
YEMEYE ZAMAN YOKTU


O dönemin şartları nasıldı, memleketin durumu neydi?
Bir kilo şeker, bir teneke yağ ya da bir deterjan alabilmek için insanların
Samsun’dan geldiğini hatırlıyorum. Biz başladığımız yıllarda
saat 04.30’da işe geliyor, gece 02.00’de eve gidiyorduk. Beş yıl yemek
yemediğimi biliyorum çünkü yemek yemeye zaman yoktu. O çalışmalar
bugün bizi bu noktalara getirmiştir. Orada hâlen esnaf olan arkadaşlarımız
vardır. Pazarkapı’da bulunan Kadınlar Pazarı’ndaki dükkânımızın
önünde domates, salatalık ve limon satıyorduk. Şu anda da orada
olanların çoğu benim arkadaşımdır. Kuyrukta millete mal verirdik.
Kadınlar pazara 07.30’da geliyordu, biz onlardan daha erken saatte
06.30’da geliyor, tezgâhı açıyorduk. İnsanlar da bizi tercih edip alışverişi
bizden yaptılar. Çok çalıştığımız, bol bereketli yıllardı bizim için.
Annemler köyde olduğu için ancak hafta sonları görüyorduk onları. Biz
kendi kendimize bakıyorduk.


BİZİM İÇİN MADDİYAT DEĞİL, AİLE BAĞLARI HEP ÖN PLANDA
OLMUŞTUR


Bölgemizde çok olmayan bir şey vardı sizde, üç kardeş bir aradaydınız…
Nasıl başardınız bunu?


Bizim atalarımız da amcalarımız da hiç ayrılmadan bugünlere geldiler.
Amcamlarla yerlerimiz hâlen birdir, sadece işlerimiz ayrıdır. Biz
birbirine tahammül gücümüzü sonuna kadar zorlarız. Her iki taraf da
fedakârlık yapıyor. Ve en önemlisi bizim için maddiyat değil, aile bağları
hep ön planda olmuştur. Babam hiçbir zaman bizim işlerimize karışmamıştır.
Ancak biz ticaret yapmadan önce bizi hiç boş bırakmadı.
Yani boş kalmamıza hiç fırsat vermedi, hep çalıştık.

MOLOZ’A BUZDOLABINI KOYDUĞUMDA ‘UZAY ARACI İNDİ’
DEDİLER


Kazandığınız parayı ne yapıyordunuz?


1979 yılından sonra para kazanmaya başladık ve sebze işi yaptık.
1980’li yıllarda sebze ve gıdaya geçtik. Biz bu işi 15-20 m2 dükkânda
yapıyorduk. Öyle bir iş yapıyorduk ki bugünkü marketlerin yapamayacağı
işlerdi. Kazandığımız paralar zaman zaman kirli ve çok buruşuk
oluyordu, akşamları evde onları ütülüyorduk. Bu arada yıllar o kadar
hızlı geçiyordu ki bu işi artık yapamayacağımızı gördük. Çünkü ağır
şartlarda çalışıyorduk. 20 m2 yere 2 bin kalem ürünü yerleştiriyorduk.
Trabzon halkı da bizi sevdi ve kabul etti. İnsanlara karşı davranışlarımız
da sattığımız ürünler de iyiydi. 1982 yılında Moloz’a buzdolabını koyduğumda
‘uzay aracı indi’ dediler. Bugünkü parayla 15 bin lira değeri
vardı, küçük bir buzdolabı ama alacak kimse yoktu.


Açıktan mal satmayacaktık artık; zeytini, peyniri ilk defa buzdolabına
koyduk. Müşteri bunu ilk etapta kabul etmedi. Çünkü insanlar
malı elle bakarak alıyordu. Biz de dolabın üzerine numuneler koyarak
denettik. Yaptığımız cirolar 10 liradan 5 liraya düşmüştü. Halk zorlarken
biz de diretiyorduk. Trabzon dışına gittiğimizde gördüklerimizi
şehrimize getirmek istiyorduk. Ama gerek ürün gerekse teknolojik
açıdan Trabzon’la İstanbul arasında âdeta bir uçurum vardı. Perakende
yapıyor, çok da mal alıyorduk. Hâliyle birçok fi rma peşimizden koşuyordu.
20 m2 dükkânda süpermarketlerin yapamadığı işi yapıyorduk.


Herkes bizi takip ediyor, yaptığımız işler örnek oluyordu.
1982 yılında ilk defa pazarlamaya başladık. İlk defa Anadol bir pikapla
yağ dağıtımına başladık. Arkasından peynir getirdim, müşteriler
de ilgi gösterdi. Talep olduğunu görünce de toptancılığa bu şekilde
geçtik. Asıl toptancılığa geçiş şöyle oldu; ‘Çok mal sattığımız için yanına
toptan açalım, oradan ucuz alıp kendi mağazamıza koyalım.’ dedik.
Yani iki kere kazanmış oluyoruz.


Gıda sektörüne nasıl geçtiniz?


1985 yılında ne üretebiliriz diye düşünürken, yöremizdeki fındık
bizim konumuz değildi. Yine gıdaya yöneldik ve zeytin işine girdik.
Bursa Gemlik’e gittik ve bir arkadaşla ortak bir fi rma kurduk. Uludağ
Zeytincilik adı altında tescilini yaptık. Bursa’da markamızı görenler,
“Biz bunu yapamadık, siz Trabzon’dan gelip bunu aldınız. Biz gözümüzün
önündeki değeri alamadık.” diyor. Çünkü Uludağ artık çok değerli
bir marka.


Zeytin işine başladık, önce 250 metrekare bir yerde tek başıma
yaptım. Kendimize ve birkaç müşterimize satıyorduk. Talebin arttığıTrabzon
nı görünce işi büyütmemiz gerektiğini anladık. 1995 yılında Gemlik’te
büyük bir fabrika aldım. İlave yaparak bugün 4 bin m2 kapalı bir alanda
zeytin işine başladık. Bugün Düsseldorf’ta bir yerimiz var, bütün Avrupa’ya
oradan dağıtım yapıyoruz. Aynı zamanda Akhisar’da da iki tane
fabrikamız var. Orada yeşil, Gemlik’te de siyah zeytin işliyoruz. Kardeşim
bu arada Avustralya’daydı. Ben ona teslim ettim ve gelip tekrar
şirketin başına geçtim. Abim de dış ticaretle ilgileniyor. 3 tane gemimiz
var. Rusya’dan gelen talepleri Türkiye’den toparlayıp Rusya’ya ulaştırıyor.
Bursa’yı kim keşfetti?


İlk başta abimle gitmiştik ama ben oldum orada. Bütün zeytinciler
ambalaj konusunda bizi takip ederler. Bilinen bütün yenilikleri biz
yaptık. 2009 yılında Uludağ Zeytin olarak kalite ödülü aldık. Trabzon
ile zeytin arasında bir bağ kuramıyorlar ama çok emek verdik. Sabır,
çalışma, bilgi, beceri gerektiriyor. Yani hepsi işin içinde var. İspanya,
İtalya gibi pek çok ülkeye giderek piyasa araştırması da yaptık.


MADDİYATI HİÇBİR ZAMAN ÖN PLANDA TUTMADIK, YAPABİLECEKLERİMİZLE
ANILMAK İSTEDİK


Babanız ticaret yapmadığı hâlde siz ticarette başarılı oldunuz. Bunu
neye bağlıyorsunuz?


Bizim ailemiz çok çalışkandır. Trabzon’da da bizi bilirler. Deyim
yerindeyse 5 dakika yerinde duramayan pratik insanlarız. Tabii aileyi
bir arada tutan değerlerin olması gerekiyor. Biz maddiyatı hiçbir zaman
ön planda tutmadık, yapabileceklerimizle anılmak istedik. Başarmak
için elimizden gelen tüm gayreti gösterdik. Hiçbir menfaat gözetmeden
yıllarca koştuk. Ne kadar başarılı olduğumuz belki tartışılır ama Trabzon’da
var olmak bile başarıdır.
1986 yılında Türkiye’nin devi olan Escort Computer bizimdi ve
amca oğlumuz İbrahim Özer oranın müdürüydü. 1994 yılındaki 5 Nisan
kararlarında sabah kalktık ki 20 milyon dolar borcumuz var. Yüz
tane bayimiz vardı, Türkiye’nin deviydik. İthalatçı fi rma olduğumuz
için o olayda büyük bir mağduriyet yaşadık. Biz de amca oğluna orayı
devrettik ve işimize devam ettik.


TRABZON DIŞINDA BİR YERDE MUTLU OLAMIYORUM


Bir müddet Bursa’da da kaldınız ama yine Trabzon’a döndünüz ve
burada kaldınız, tercihinizi neden böyle kullandınız?
Aile olarak Trabzon’u çok seviyoruz. Trabzon dışında bir yerde
mutlu olamıyorum, mutlu olamadığım yerde çok para kazansam da
bir anlamı yok. Dışarıdan da Avrupa’dan da ‘Burada iş yapın, yatırım
yapın.’ diye çok teklif geldi ama aile olarak bağlarımız çok kuvvetli olduğu
için burayı bırakıp gitme düşüncemiz olmadı. Trabzon, havasıyla,
suyuyla bizim için her şeydir. Şehir dışına çıktığımız zaman Trabzon’un
farkını yaşayarak daha iyi anladık. Daha az kazanıp şehrimizde
kalmayı tercih ettik.


İş hayatında babanızdan ne öğrendiniz, çocuklarınıza ne vereceksiniz?
Aile birlikteliği, birbirine olan güven ve saygıyı öğrendik. O kadar
saygılıydılar ki abi kardeşin yanında sigara içmedi. Biz de hep büyüklerimizi
örnek alarak bugünlere geldik. Teknolojinin olmadığı zamanları
da olduğu zamanları da yaşayan bir kuşağız.


Çocuklarımıza her an hayattan aldığımız tecrübeleri aktarıyoruz.
Yeni nesli de anlamamız lazım. Çünkü artık teknoloji çağındayız. Bu
meslek ağır şartlar gerektiriyor ve bize biraz daha yakın.


TRABZON İÇİN YAPILABİLECEK HER ŞEY İÇİN GÖREVE HAZIRIM


TTSO’da yönetim kurulu üyesisiniz. Trabzon’un bugünkü durumunu
ve geleceğine dair neler söyleyeceksiniz?

Trabzon'da Türkiye Off-Road Şampiyonası 4. Ayak yarışı nefes kesti Trabzon'da Türkiye Off-Road Şampiyonası 4. Ayak yarışı nefes kesti


Gıda toptancılar sitesi yapmak için gittik, mücadele ettik ve girdik.
Trabzon’da toptancılar genelde evlerin alt katlarında, kamyonların
dahi giremediği sokak aralarında bulunuyor. Trabzon’un en fazla girdi
sağlayan sektörünün bir toptan sitesinin olmayışını hep eksiklik olarak
gördüm. Ve bu vesileyle Ticaret Odasına girdim. Balıkçı, sebze ve
toptancı halinin bir arada olması gerekiyor. Bunun için en uygun yer,
mevcut sebze halinin yan tarafındaki alandır bana göre. Bunu söylemekten
de biz yorulduk çünkü bu artık şehrin bir ayıbı. Trabzon için
yapılabilecek her şey için göreve hazırım.


Size göre bugün iş dünyasının en önemli sorunu nedir?


Bugün en önemli sorunlardan biri belki de iş dünyasına ara eleman
yetişmiyor. Herkes okumanın peşine düşerken ara elemanı kaçırdık.
Türkiye için çok önemli olan ara elemanları yok ettik âdeta. Ticarette
bugün büyüyenler hep alaylı gelmiştir. Trabzon olarak her türlü potansiyelimiz,
enerjimiz, sinerjimiz de var ama bunu bir araya getiremiyoruz.
Eksiğimiz bu. Herkes farklı şeyler söylüyor.


Yeni ve farklı bir sektörde olma düşünceniz var mı?


İnşaat sektörü de kârlı bir sektör olduğu için oraya da adım attık.
Ancak kendi sektörlerimizi bırakmadık. Kendi sektörlerimizi hiçbir zaman
ihmal etmeden, hep daha iyi bir arayış içinde olmaya da devam
ediyoruz.


TRABZON’UN GELECEĞİ BANA GÖRE TURİZMDE


Trabzon’un geleceği için size göre en önemli sektör hangisi, ne ile
öne çıkabilir bu şehir?


Ben bu şehrin bir sevdalısı olarak öncelikle Trabzon’daki bütün işletmelere
gider, orada yemeğimi de yer eksikliklerini de söylerim. Yani
üçüncü göz olarak yardımcı olmaya çalışırım. Hattâ eskiden bugünlerin
temelini attığımız Moloz’daki dükkânlara çok sık olmasa da gider,
oradaki arkadaşlarımızla sohbet etmeyi de ihmal etmeyiz. Şehrimize
gelince; Trabzon’un geleceği bana göre turizmde. Bunun için de turizmin
önünü açmak lazım. Başta Valilik olmak üzere bütün STÖ’ler işin
içinde olmalı.

Dünyanın bu anlamda örnek ülkelerine, şehirlerine gidip
modeller, örnekler almak lazım. Bunu yaparken de çok hızlı hareket
etmek gerekiyor. Turistin şehre gelmesi kadar onu burada tutabilmek
de önemli. Onun için de turizm sektörünün en önemli ayaklarından
birisi olan eğlence sektörünü de Trabzon’da yaygınlaştırmak gerekiyor.


Nevzat Bey teşekkür ederiz.
Ben teşekkür ederim.