Türkiye’nin çeşitli vilayetlerinde aile yürüyüşleri yapılarak farkındalık oluşturulmak isteniyor. Bu konuda karşı duruş sergilemek için insanlar sokak eylemleri yapıyor. Trabzon’da da bu bağlamda yürüyüş yapıldı. Bugün sizin de katılmış olduğunuz bu yürüyüş hakkında ne diyeceksiniz?

Aile bizim için çok önemli bir dinamik. Türk toplumu güçlü aile yapısıyla ayakta duran bir toplum. Yıllar yılı Türkiye üzerinde oynanan oyunlar diye nitelendirdiğimiz ve Türkiye’yi karşıt iki grupla bölmeye çalışanlar, dolayısıyla ilerlemesine engel olmaya çalışanlar farklı başlıklar üzerinden bölücülüğü zaman zaman gerçekleştirmeye çalıştılar. Zaman zaman başarılı oldukları da oldu. Türklük-Kürtlük, laiklik-anti laiklik, Alevilik-Sunnilik üzerinden bir dönem baş örtüsü üzerinden… Bu Türkiye’ye çok zaman kaybettiren süreçlerin yürütüldüğü organize bir sistem diyeceğimiz bir hale geldi. Hamd olsun Türkiye hep ayaklarının üzerinde durdu. Belli dönemler bu problemlerle yüzleşti. Ama özellikle son 20 yıldır AK Parti hükümetimizin uygulamış olduğu politikalarla birlikte insanlar bu ülkede artık istediğini söyleme, istediğini yaşama, istediğini giyinmeden fikir hüviyetinden insan hakları perspektifinden bütün haklarına sahip olma özgürlüğüne kavuştu. Şimdi sanıyorum hala Türkiye’yi içeriden yıkmanın doğru olduğunu düşünen birileri ellerinde kalan tek kale olan aile kavramı üzerinden bu ülkeyi vurmayı düşünüyorlar. Çünkü biliyorlar ki Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaşların hepsi zor zamanlarda özellikle aile birliğinin vermiş olduğu güçle devletine duymuş oldukları aidiyeti de entegre ederek ayakta durdular.

Şimdi hedefte aile var. Ama biz neticede bir hukuk devletiyiz. İnsan hakları Anayasa’da güvence altına alınmış. Bütün olaylara bu perspektiften yaklaşıyoruz. Bu perspektiften yaklaşırken dur dediğimiz bir şey var. Herkes istediği gibi yaşayabilir, istediği gibi düşünebilir. Bu hiç kimseyi ilgilendirmez. Ama sizin yaşam tarzınız benim aileme, benim çocuğuma müdahale etme noktasına, onları etkileme noktasına vardırmaya çalışırsanız orda da kendi özgürlük haklarımızı, kendi özlük haklarımızı kullanarak buna itiraz etme özgürlüğüz var. Bu gücü zaman zaman aktivist gruplar diye adlandırdığımız bu hassas ailelere sahip platformlar tarafından sokakta da dile getirme hakkımız var. Bugün gerçekleşen şey budur. Güzel bir yürüyüştü. “Güçlü aile, güçlü Türkiye sloganıyla Trabzon’daki Sivil İnisiyatif Platformu önderliğinde yapılan haklı” bir itirazdı. Ben de bu haklı itirazlarında yanlarında olmak istedim. Çünkü ailenin bir ülkenin ülke olarak kalmasında ne kadar etkili olduğunu hiç kimse inkar edemez.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu uyuşturucuyla mücadele edilmiyor şeklinde bir iddia ortaya attı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilginç iddialarına alıştık artık. Uyuşturucuyla mücadeleyle terörle mücadeleyi birbirinden ayırmak zaten mümkün değil. Terörün sermayesi zaten uyuşturucudan geliyor. Dolayısıyla İçişleri Bakanımız her zamanki akılcı politikalarıyla birlikte terörü neredeyse bu ülkede sıfırlama noktasına getirirken terörü besleyen, tetikleyen uyuşturucunun da kökünü kazımak için çok mücadele verdi. İstatistikler, dünden bugüne geldiğimiz nokta ortada. Bazı şeyler görünür olunca artmış gibi görünür. Oysaki bunu resmiyete dökmek, tespit etmek dolayısıyla rakamlarla ifade etmek aslında bir başarının sonucudur. İçişleri Bakanımızın yapmaya çalıştığı şey bu. Ama sanırım terörle mücadelede olduğu kadar uyuşturucuyla mücadelede de göstermiş olduğumuz başarı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu fazlasıyla tedirgin etmiş.

Bir siyasi parti liderinin önünde seçimler varsa, bir hedefi varsa ve artık elinde bir argümanı, millete sunabileceği çözüm odaklı hiçbir şey kalmamışsa milletin hassasiyetlerini kaşıma yoluna gider. CHP Başkanı Kılıçdaroğlu tam da bunu yapıyor. Artık nerden ne kadar oy devşirebilirim, bu ülkenin kırmızı hatlarını nasıl ihlal edebilirimin peşinde. Dolaysıyla böylesine bir mücadelenin sonucunda elde ettiğimiz başarıyı bırakın başarısızlık olarak devlete ihanet olarak lanse ederek birtakım çevrelerin gözüne girmeye çalışıyor.

Burada hedef sadece Süleyman Soylu değil. Hedef Türkiye. Neticede siz altılı masada terörün, terör odaklarının siyasi odaklarıyla birlikte oturup kalkıyorsanız, onların ağzıyla hareket ediyorsanız…

Masa’da HDP yok ki Siz olduğunu mu iddia ediyorsunuz?

Beşirli Çınaraltı Camisinin etrafı neden bakımsız ve sahipsiz? Beşirli Çınaraltı Camisinin etrafı neden bakımsız ve sahipsiz?

Masada HDP var. HDP yok gibi görünür ama asıl masada HDP var. Dolayısıyla bu da insanların gözünü boyamak. Masada kimin oturduğu önemli değil, masayı kurana bakmak lazım. Dolayısıyla o masada HDP’nin olmadığını söylemek bir akıl tutulmasından ibarettir.  Siz onların ağzıyla konuşup, onların taleplerini dile getirme noktasında ciddi bir ortaklık yaparken ciddi uyuşturucu operasyonlarından ne kadar rahatsız olduklarını görüyorlar.

Siz Kemal Kılıçdaroğlu’nu HDP konuşturuyor mu diyorsunuz?

Konuşturuyorlar demeyelim. Ortaklar zaten. Aynı dili konuşuyorlar. Farklı bir dilden bize başka şeyler anlatmıyorlar. Neticede siz yurtdışında, yurtiçinde Abdullah Öcalan ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğraflarının yan yana koyulduğu organizasyonlar görüyorsanız, Öcalan’ın fotoğrafının altında bu Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hakaretlerin olduğu yerde bile rahatsız olmayan bir CHP görüyorsanız, APO’nun heykelini dikeceğim diyen bir Selahattin Demirtaş’a özgürlük vaat eden bir CHP görüyorsanız ve onlarla daha önceki seçimlerde kurmuş oldukları ortaklıkla birlikte meclise giren milletvekillerinin profillerine baktıklarında bunu görmemek mümkün değil. Dillendirseler de dillendirmeseler de.

Bunun içerisinde sadece CHP yok. İYİ Parti de aynı şekilde. Hatırlayın. HDP’nin milletvekili meclis kürsüsüne çıktı ve İYİ Parti’ye dönerek “Bugün burada kapıya yakın sandalyelerde oturabiliyorsanız bizim sayemizdedir” dediğinde kendini ülkücü olarak tanımlayan İYİ Parti’nin de gıkı çıkmadığını gördük. Dolayısıyla bu ittifakın deşifre edilmesine ihtiyaç duyacak bir durumları yok. Yeter ki iktidara gelelim, yeter ki Recep Tayyip Erdoğan’ı devirelim, yeter ki Türkiye 2023 eşiğini aşamasın… Çünkü 2023 eşiği aşılırsa bu ülkede bir milat olacak. Bizim artık ülkede siyasi bir aktör olmamızın dışında siyasi bir itibarımızın olamayacağı bir döneme geçmek zorunda kalacağız korkusu büyük yanlışlara sebebiyet veriyor. En son Kılıçdaroğlu’nun Londra’ya gitmesi, “Orda temiz para bulacağım, ülkeme getireceğim. Ey halkım beni bekleyin!” tiyatrosunu oynaması gibi. Daha önce de oradaki paraların kirli para olduğunu kendi ağzıyla söylemişti.

TSK’nın kimyasal silah kullandığına ilişkin absürt biri iddia var. Bu iddialarla ne amaçlanıyor?

Narko terör ülkelere Türkiye’yi resmi boyutta dahil etmek istiyorlar. Hem uyuşturucu söylemiyle birlikte hem de kimyasal silah kullanıyor söylemiyle birlikte uluslararası arenada Türkiye’yi yargılanacak bir ülke konumuna getirmek için atılmış bir adım. İddiadan öteye geçemez. TSK bu ülkenin kendisidir. TSK’yı zan altında bırakabilecek bir partinin başkanı bırakın yerli ve milli olabilmeyi bu ülkeyi emanet edemeyeceğimiz kadar problemli bir kişidir. Bunun TTB üzerinden söylenmesi ve temellendirilmesi bu ülkeye yapılan ihanetlerin en büyüğüdür. İki partinin karşılıklı atışmasının çok dışında bir konu bu. TSK bu milletin kurumudur. Bugüne kadar ki mücadele içerisinde özellikle Suriye operasyonlarında o bölgenin güvenlikli olan altına alınmasın, terörle mücadele konseptinin tamamen değişmesi, artık teröristlerin içeride beklemekten çıkıp dışarıda tespit edilmesine varan süreç yine bunları rahatsız etmiş olacak ki atılamayacak en çirkin iftirayı bile ülkemize attılar. Ben Türk milletinin öngörüsüne, ferasetine, bu söylemlerdeki mukayese gücüne o kadar çok inanıyorum ki bizim cevap vermemiz bile gerekmeyecek. İnşallah 2023’te sandıkta demokratik bir seçimle cevabın en büyüğünü alacaklar. Bundan adım gibi eminim.