Şili kadar olamamak ağrımıza gitmiyor mu?

Bir önceki yazımızı afet öncesi hazırlıkları kast ederek “Bunları kim yapacak?” sorusuyla bitirmiş ve gelecek yazımızda devam edeceğimizi ifade etmiştik.

Tabii ilgili ve yetkili kurumlar aracılığıyla devlet yapacaktır. Tam burada bir not eklememiz gerekiyor. 20 küsur yıldır aynı parti iktidarda ve elbette bugüne kadar yapılan ve yapılmayanlardan sorumlu tutulması son derece normaldir ve haklıdır. Bizim de kimseyi temize çıkarmak gibi bir derdimiz yok. Fakat başka bir parti ya da siyasi görüş de olsa bir şey değişmeyecekti, çünkü problem siyasetçilerde değil halkın ta kendisinde. Bunu nereden biliyoruz, çünkü son afette yıkılan şehirlerin bazılarının belediye başkanı muhalif partilerden ve değişik bir durum yok.

Daha eskiden bir başka ve çok çarpıcı bir örnek verelim: 1991 milletvekili genel seçimleri öncesi. Türk siyasetinin en saygın isimlerinden biri kampanya çerçevesinde ekibiyle birlikte İstanbul’un “hızla yapılaşan” bir semtinde dolaşıyor. Etrafını saran halk adamcağızı –herhalde- o kadar sıkboğaz ediyor ki, o da “Tamam siz yapın. Biz imar vereceğiz” gibi bir şey fısıldıyor. Ertesi güne kalmadan bölgede korkunç bir inşaat seferberliği (!) başlıyor.

Daha önce bu köşede sorduğumuz bir soruyu tekrarlayıp devam edelim.

Seçmenine “Beni seçerseniz asla ve kat’a inşaata uygun olmayan arsanıza imar izni vermeyeceğim. Hiç kusura bakmayın” diyecek olan bir siyasetçinin seçilme şansı nedir?

Bütün bunlara rağmen, “Halk siyasetçiyi yanlış yönlendiriyor. Siyasetçi ne yapsın?” diye bir yargıya varmak doğru olmaz. Deprem denilince ilk akla gelen ve ilgili her konuda örnek gösterilen Japonya ama onlar bizden çok daha zengin ve toplum yapısı çok farklı bir ülke. Bir de Şili örneğine bakalım.

Bizden daha fakir ve çok daha riskli bir deprem bölgesi. Eski zamanlarda büyük depremler ve onlardan kaynaklanan büyük can ve mal kayıpları yaşamış, fakat 1960’tan sonra sismik tasarım çalışmalarına büyük yatırım yapmış ve katı bina yönetmelikleri geliştirerek uygulamaya koymuş. Tabii büyük depremler devam ediyor ama çok az can kaybı yaşanıyor.

Sondan bir önceki yazımızda afetten sonra toplumun gösterdiği olağanüstü refleksi afet öncesine taşımamız gerektiğini vurgulamış ve şöyle noktalamıştık:

Aksi takdirde ikide bir depremle alt üst olan bir ülkenin bırakın süper güç falan olmasını, ucube bir üçüncü dünya ülkesi pozisyonundan bir adım ileri gidemeyeceği çok açıktır. Biz ve bizden önceki nesiller vatan-millet-Sakarya üçgeniyle geldik gidiyoruz, fakat internetle büyüyen ve dünyayla her türlü entegre olan gençleri tavanların her an tepesine çökme ihtimali olan ülkede yaşamaya ikna etmenin hiç de kolay olmadığı çok daha açıktır.

Bu son ifadeler bazı dostlarımızı rahatsız etti. Aslında rahatsız olacak bir şey yok, bu ciddi bir özeleştiri. İkide bir büyük afet yaşayan, sayısız insanını kaybettiği gibi devasa maddi kayıplara da uğrayan ülke nasıl süper güç olacak? Benim ucube demiş olmam bu gerçeği değiştiriyor mu? Yurt dışı bağlantıları biz ve önceki nesillere göre çok daha fazla olan gençleri ülkede tutmak kolay mı olacak bundan sonra?

Hepsi bir yana, herkes şu soruya lütfen cevap versin:

Şili kadar olamamak ağrımıza gitmiyor mu?

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bülent Şirin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak 61Medya Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan 61Medya hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler 61Medya editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı 61Medya değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Trabzon’un en önemli sorunu nedir ?