İslam aleminin Kurban Bayramı’nı kutluyorum.

Ve daha nice sağlıklı, mutlu, huzurlu bayramlar diliyorum…

Dün sabah gazeteye giderken, aracımın radyosunu açtım…

Radyodan gelen melodiye kulağımı verdim.

Ekin Uzunlar, “OY BENİM SEVDUCEĞİM OY” türküsünü söylüyordu.

Ne yalan söyleyeyim güzel yorumlamış türküyü…

Bayram dolayısıyla o güzel türküyü sizlerle paylaşmak istedim.

Oy benum sevduceğum, oy

Olur mi böyle keder

Oy benum sevduceğum, oy

Olur mi böyle keder

Of, sürmene yaylası

Onbeş doktora bedel

Of, sürmene yaylası da

Onbeş doktora bedel

Trabzon’un feneri oy

İki defa döneyi

Trabzon’un feneri oy

İki defa döneyi

Geldi Ordi vapuri

Limana mi gideyi

Geldi Ordi vapuri oy

İstanbul'a gideyi

Araklidan Yomradan oy

Gel gidelum pazara

Araklidan Yomradan oy

Gel gidelum pazara

Ben pazar da duramam

Beni Rizede ara

Ben pazar da duramam oy

Beni Rize’de ara

Ben pazar da duramam oy

İstanbullarda ara

Trabzon boyük şeher oy

Doyamadum tadına

Trabzon boyük şeher oy

Doyamadum tadına

Uzaktan sevmek olmaz

Gel yakına, yakına

Uzaktan sevmek olmaz oy

Gel yakına, yakına

Türkünün sözleri ne güzel değil mi?

Adeta Trabzon’u anlatılmış sözlerle…

Trabzon’un boyük şehir olduğu ta Türki yazıldığı zaman zikredilmiş.

Yani bugün boş yere söylenmemiş ‘Boyük şehir’ diye Trabzon’a…

ŞAİR ÇEKETLİ ÇOCUK

Yoluma devam ederken, kulağım radyoda çalan türküdeyken, diğer yandan ne yazacağımı düşünüyordum, bu kez rahmetli Kazım Koyuncu’nun yanık sesi geldi…

Ben seni sevduğumi da dünyalara bildirdum…
Ben seni sevduğumi da dünyalara bildirdum…
Endirdun kaşlaruni, babani, babani mi eldurdum?
Endirdun kaşlaruni, endirdun kaşlaruni, babani, babani mi eldurdum?

En dereye dereye da al dereden taşlari…
En dereye dereye da al dereden taşlari…
Geçti bizden sevdaluk, al cebum, al cebumdan saçlari…
Geçti bizden sevdaluk, geçti bizden sevdaluk, al cebum, al cebumdan saçlari…

Kız evinun onine da sereceğum kilimi…
Kız evinun onine da sereceğum kilimi…
Oldi hayli zamanlar, görmedum, görmedum sevduğumi…
Oldi hayli zamanlar, oldi hayli zamanlar, görmedum, görmedum sevduğumi…

Bu vesileyle de Kazım Koyuncu’yu yad etmiş olalım…

Güzel eserler bırakıp gitti.

Zira, Şair Çeketli Çocuk giderken de sanki içerisine doğmuş gibi “İşte gidiyorum arkamı dönmeden…” söyleyerek bu dünyaya veda etti.

Ruhu şad, mekanı cennet olsun…

HEPİMİZİN İYİ-KÖTÜ ANISI VARDIR!

Tam aracımı park ediyordum ki bu kez radyodan kardeşim gibi sevdiğim Volkan Konak’ın sesi geldi…

Konak o duygu yüklü sesiyle “hastane önünde incir ağacı” nı söylüyordu.

Aracımı park ettim ama aracımdan inmedim…

Çünkü Volkan’ın söylediği türkünün sözleri sadece bana değil hepimize çok şey çağrıştırıp çok şey anlatıyordu...

Bakın türküde ne diyordu Volkan Konak?

“Hastane önünde incir ağacı
Annem ağacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Annem ilacı
Doktor bulamadı bana ilacı
Annem ilacı

Baştabip geliyor zehirden acı
Annem oy acı
Garip kaldım yüreğime dert oldu
Annem dert oldu
Ellerin vatanı bana yurt oldu
Annem yurt oldu…

Hastanelerde hepimizin iyi ve kötü bir anısı olmuştur.

Kimimiz hastaneleri sağlığımız için kullanmışızdır.

Kimimiz ise başka amaçla!

‘Başka amaçla’ demekle sakın aklınıza farklı bir şey gelmesin!
Ne biliyim işte hastane içerisinden eşine, dostuna, arkadaşına, kardeşine çalıştığı kurumu sattırarak haber yapmak gibi!

Hoppala şimdi diyeceksiniz ki ‘bu da nereden çıktı?

Çıkar efendiler çıkar….

Yeter ki kafanızı azıcık kaldırın etrafınıza bir bakıverin, kafanızı kaldırdığınızda nelerin nereden çıktığını çok rahat göreceksiniz!

Biz ne filmciler!

Biz ne fincancılar!

Biz ne katırcılar!

Biz ne dubaracılar!

Biz ne taklacılar!

Biz ne Ivan Kliflar gördük!

Biz kapının önünde başka kapının arkasında başka ne feyk atanlara tanıklık ettik!

Biz Müslüman mahallesinde ne salyangoz satan sarı benizlilere denk geldik!

Biz nelere şahit olmadık ki!

Mesaj hikayelerine gireceğimden korkuyorum!

Neyse kantarın topuzunu kaçırmama ramak kaldı, o nedenle burada keseyim!

Bir de bayram be, nereden girdim bu konulara!

Ulan şeytan soluklu beniz, bayram bayram yine bırakmadın yakamı ya!

MAHALLENİN ESAS OĞLANI!

Dedim ya mübarek Kurban Bayramı’nı idrak ediyoruz!

Güzel konular yazayım!

Milletin kafasını şişirmeyeyim!

Ama neredeeeee?

Mahallenin esas oğlanı duruyor mu?

Hani ya filmlerde başrol oyuncusuna halk diliyle ‘esas oğlan’ deriz ya.

Bizimkisi de o misal…

Bakıyorum da bu mübarek bayram gününde mahallenin esas oğlanı yine iş başında!

Atıp, tutuyor?

Hemen belirteyim kendi atıyor kendi tutuyor!

Esas oğlanınki de de böyle bir kalecilik!

Sorarım sizlere? Mahallenin esas oğlanı atıp tutmasında ne yapsın? önüne atılan kemiği yalamaktan başka yapacak başka bir şeyimi var.

Evet yaşamını idame ettirmek için her şey önüne atılan kemiklere bağlı!

O etli butlu kemiklerin önüne arzı endam edilmediğinde esas oğlanın düşeceği durumu düşünebiliyor musunuz?

Siz düşünmeyin, ben söyleyeyim.

Esas oğlanın önüne kemik atılmadığında çıldırır, deliye döner, kimse eğleyemez onu… Uçak zinciri vurun, o vurulan zincire ‘bana mısın’ demez esas oğlan!

Benim sizlere tavsiyem şu… Sakın ‘mahallenin esas oğlanı kimdir?’ diye kendi kendinizi sorgulamayın…

İnanın o sorgunun altında kalırsınız!

BİRBİRİYLE BU KADAR MI ÖRTÜŞÜR?

Selahattin Pınar’ın güzel bir bestesidir.

Bir bahar akşamı rastladım size

Sevinçli bir telaş içindeydiniz

Derinden bakınca gözlerinize

Neden başınızı öne eğdiniz?

Yemin billah ediyorum, ben bahar akşamında değil ama yağmurlu bir günde rastlamıştım Buldog köpeğime…

Sonrası aynı şarkıdaki sözler gibi gelişti Buldog ile bakışmamız!

Yağmur vurmuştu Buldoğuma…

Onu görünce ne yalan söyleyeyim üzülmedim değil… Ne de olsa yılladır köpekliğimi yapmıştı!

Kolay mı bu zamanda köpeklik yapmak?

Buldoğumu yağmur yemiş, ıslanmış vaziyette görünce aracımdan inip ‘sevip koklayayım kendisini’ dedim!

O esnada;

Gözlerine derinden baktım!

Beni görünce başını öne eğmişti!

Halinden belli ki kırılmış, darılmış, küsmüştü bana!

Ağzında bir şeyler geveledi.

Ama ben araçta olduğum için söylediklerini pek anlamadım!

Kısacası Buldoğumu çok kötü gördüm!

Yıkık dökük perişan bir haldeydi!

Onu öyle görünce içim daraldı, yüreğim sızladı!

O nedenle kendi kendime vicdan yaptım!

Keşke kaçıp gitmeseydi!

‘Keşke hep bizim kapımızda kalsaydı’ dedim!

Ama yapacak çok şey olmuyor bazen… Hayat bu, köpekte olsan sert esen rüzgarın karşısında tutunmak istesen de tutunamıyorsun!

Rüzgar seni dilediği yere atıyor!

Buldoğumu da dilediği yere atmıştı esen o sert rüzgar!

Bu saatten sonra eski günlerine döner mi?

Ne bileyim ki döner?

Yine de peşin konuşmayalım, Buldog yetenekli bir köpektir. Bakarsınız iyi bir aile kendisini sahiplenir, daha sonra da isteyip arzu ettiği hayata ulaşabilir! Ne kadar onun için iyimser konuşsak da, bundan sonra hayat onun için zor be! İnsanlar eti, kıymayı bulup yiyemezken, buldoğum nereden bulacak tam kazınmamış eti, üzerinde olan kemiği?

Biz yine de ‘Buldoğumun Allah yardımcısı olsun’ diyoruz!

SADECE BİZ Mİ YAZIP KONUŞALIM!

Salı günkü köşemde Büyükşehir Belediyesi ile ilgili birkaç konu kaleme almıştım.

O yazılarımdan sonra okuyucularımdan o kadar mail, o kadar telefon aldım ki anlatamam…

Attıkları maillerde, açtıkları telefonlarda neler yazıp söylemediler ki bana?

Burada gelen mailleri sizlerle paylaşmak isterdim ama bu benim tarzım değil.

Hatta tarzım olmayan bir şey daha var, o da bugüne kadar ‘ben onu yazdım, o yazımdan sonra o aradı, şu bunu dedi, yazım şöyle ses getirdi’ gibi egolara girmeyişimdir!

Bunu bugün seslendirmemin nedeni ne biliyor musunuz?

Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı hataları, yanlışları… Varsa ki öyle iddia ediliyor. Yapılan ihalelerdeki usulsüzlükleri sadece üç-beş kişinin dillendirmesi ve yazmasıdır?

Hani derler ya “köyün delisi” diye…

Anlayacağınız bu köyün delisi de Büyükşehir Belediyesi ile ilgili yazıp çizen üç-beş kişidir !

Önceki yazımda da belirttiğim gibi günebakış gazetesi, 61 medya, Oktay Söğüt ve Davut Çakıroğlu iyi ki varlar…

Arkadaş unutmayınız bir yere not alınız” Trabzon hepimizin...”

Hepimiz bu şehirde yaşıyoruz.

Sizi bilmem ama bizim gidecek başka bir yerimiz yok.

Varsa yapılan yanlış elbette ki konuşup yazacağız.

Var ise yapılan güzel hizmetler elbette onu da takdir edip alkışlayacağız.

Amaç, “Bağcıyı dövmek değil, amaç üzümü yemek”

Sorarım size dilinizi ve elinizi tutan mı var.

Biz yazınca “Yazdıklarınız doğru tebrik ediyorum” diyorsunuz.

O zaman çıkın bize söylediklerinizi sizlerde şehirde açık açık dillendirin.

Kim veya kimler size bir şey söyleyebilir ki?

Konuşun beyler konuşun.

Peygamber efendimiz (S.A.V) bir hadisinde “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” demiş…

Susmayın ve konuşun.

Başkanın ve başkanın yanında saf tutanların konuştuklarına da fazla itibar etmeyin!

CESARET GÖSTERİP NET KONUŞTU

Halil İbrahim Demirbaş, bana göre Ak Parti’nin ele avuca sığmaz bir yöneticisiydi.

Partisi için gece-gündüz demeden nefer gibi çalışanlardandı.

Kendisine ne görev verilmişse, gözünü dal-budaktan esirgemeden yerine getirirdi.

Ego, kibir nedir bilmez, partili, partisiz herkesi kucaklamaya çalışırdı Demirtabaş.

Bu dönem yöneticilikten ayrıldı.

Kendisini işine gücüne verdi.

Ama partisini bırakmadı.

Yine görevdeymiş gibi hala daha çalışıyor.

Buradan nereye geleceğim?

Sosyal medyada gezinirken Halil İbrahim kardeşimizin paylaştığı yazı önüme geldi.

Demirbaş’ın paylaştığı yazı Ak partilileri bilmem ama benim için çok anlam yüklüydü.

Belli ki yaptığı paylaşımında bir yerlere ya da birilerine mesaj vermek istiyordu.

Halil İbrahim Demirbaş Ak partide giden bir şeylerden rahatsızlığını şu ifadelerle dile getirdi.

“Kişilere kızıp da davasına ihanet edecek bir insan değilim... Kırgın olsam da, her ne kadar ötekileştirilsek de kendi nefislerine yenilip bizi siyasetten soğutmuş olsalar da 2023 yılında Ak Parti’ye oy vermemi gerektirecek çok sebebim var... Ak Parti’ye gençliğimin en güzel 17 yılını o insanlar için değil Recep Tayyip Erdoğan'a olan inancım ve sevgimden dolayı verdim..”

Yorum Ak Partililerin…

Ve diyorum ki, Halil İbrahim Demirbaş, bu paylaşımıyla içindekileri dile getirmek isteyip de getirmeyenlerin sesi oldu.