15 Temmuz günü neler yaşadınız, o gün sizin için nasıl başladı? Mustafa KAYA: Endüstriyel mutfak cihazları satan bir fir- manın depo sorumlusuydum.15 Temmuz günü mesaiye gittim. O gün benim için sıradan başladı. Günlerden cumaydı. Haftanın son günü olduğu için insan işe daha bir sevinçli gidiyor. Hafta sonu kayınbiraderimin yani eşimin kardeşinin söz merasimi ola- caktı. Hafta sonu kayınvalidem ve kayınpederim evimize gele- cekti. Çalıştığım firmaya durumu anlatıp o akşam gerçekleştirilecek sevkiyata yardımcımı göndereceğimi söyle- dim. İşten çıkıp eve döndükten sonra hanım, hanımın halası ve kayınbiraderimle oturuyorduk. Ertesi gün kayınpeder ve kayın- validem gelecekti. Televizyonumuz kapalıydı. Kayınbiraderime mesaj geldi. “Enişte Hasan mesaj attı köprüde bomba varmış. Askerler gelmiş.” dedi. Allah Allah, dedim. Televizyonu açtığı- mızda gerçekten köprüde asker vardı.  Kendi kendime köprüde bomba olsa askerlerin orada ne işi var, diye söyleniyordum. Bomba varsa bomba imha ekibi gelmeliydi. “Asker müdahale etmez, saçmalığa bak!” dedim. Farklı farklı kanalları kontrol ettim.

Bunun altında başka bir şey var herhalde darbe oluyor, dedim. Sonra telefonuma AK Parti Beykoz İlçe Başkanlığından mesaj geldi. Evin içerisinde bir o tarafa bir bu tarafa gidiyordum. Hanım sakinleştirmeye çalıştı. Delirdim, o an Recep Tayyip Er- doğan’a bir şey olacak, devlete bir şey olacak diye korktum. Devletim elden gidecek diye korktum. Evden çıkmaya karar verdim. O sırada beni arkadaşlar arıyordu. Bir tanesi, “Ya ne olu- yor?” dedi. Memlekete darbe yapıldığını söyledim. Arabası olup olmadığını sordum. Gelip beni evden aldı. Kavacık’a çıkarken bir marketin otopark girişinden geçerken askerleri gördük. Bunları bölge bölge konuşlandırmışlardı. Biz Kavacık’a çıktık. AK Parti’den ilçe binasına gelinmesi için mesaj gelmişti. Oraya git- tik. Yaklaşık 150 - 200 kişi vardı. Televizyondan takip ediyor- duk. Birinci köprü kıyamet gibiydi. 2. köprüde de asker olduğunu söylediler. Biz Kavacık’a çıkarken bu tanklar, römorklar, köp- rüye çıkıyorlarmış. Biz o anda göremedik.

İlçe binası önünde olayı takip ederken kalabalık da arttı. Yani birden yaklaşık bin kişi oldu. “Gidelim artık. Meydanlara çıkalım. Burada neyi bekli- yoruz?” diyordum. Sonuçta vatanı muhafaza etmemiz lazımdı. “Arkadaşlar sakin olun, haber gelecek ona göre hareket edece- ğiz.” dediler. Ondan sonra Cumhurbaşkanımız telefonla CNN Türk’e bağlandı. Onu bize dinlettiler millet galeyana geldi. Recep Tayyip Erdoğan köprüye davet edince Belediye Başkanı, “Bu- rada kalmak isteyen burada kalsın. Biz köprüye gidiyoruz.” dedi. Onu der demez, “Ya Allah Bismillah Allah-u Ekber” diyerek koşa koşa köprüye gitmeye başladık. Kavacık’ta Hasan Yavuz Camii var. Onun yanından köprüye doğru çıkıyorsun. Hasan Yavuz Camii’nden giderken beni evden alan arkadaş kolumdan tutarak, “Mustafa gitme.” dedi. Biz tekbirlerle giderken asker se- simizi duydu. Ateş etmeye başladılar. Silah seslerini duyuyorduk. Kavacık’ın altı hainlerin konuşlandığı yerdi. Tuttu kolumdan, “Gitme! Bak askerin şakası olmaz. Vururlar!” dedi. “Manyak mısın? Vurursa vururlar.” dedim. “Çoluğun çocuğun var.” dedi. “Vatan elden gidiyor. Çoluğu çocuğu mu var! Allah nasip ederse çocuklarımda şehit çocuğu olur.” dedim. Demir parmaklıkların oradan tekbirlerle indim. O arkadaş geride kaldı. Ben oradan koş- tura koştura gittim. Direkt askerlerle karşı karşıya kaldık. Bizden önce giden 15-20 kişilik grup vardı. Yolun karşı tarafından, kapa- tılan taraftan gelmişler. Gittim askerin bir tanesinin yakasına ya- pıştım. Erdi muhtemelen. Çocuğun simasını şimdi görsem hatırlamam muhtemelen ama çok temiz, beyaz yüzlü, beyaz tenli genç bir çocuktu. Asker sonuçta. Silahını çapraz tutuyordu. Ya- kasına yapıştım, “Ne yapıyorsunuz siz, kime darbe yapıyorsunuz, kime zulüm ediyorsunuz?” diye çocuğu silkeledim

. Silkeleyince, arkadan millet gaza geldi. Herkes peşimizden geldi. Çocuğa vur- maya yeltendiler. “Asker çocuk. Ne yaptığını bile bilmiyor, neden orada olduğunu bile bilmiyor. Belki haberdar değildir.” di- yerek çocuğa vurmasınlar diye ben o çocuğu serbest bıraktım. Yoksa tutmuşum yakasından silahını bile doğrultamazdı. Ben bı- rakınca hemen 15-20 metre kaçtı. 15-20 metre sonra tankların arasında subaylar vardı. Adnan Yarbay denen bir hain vardı. O çocuk onların yanına gitti. Oradan bize dönerek direkt üstümüze doğru hedef gözetmeksizin ateş ettiler. Ön taraf bir anda dağıldı. Yere düşenler oldu. Arkadaşın bir tanesini gördüm ayağından vu- rulmuştu. Karanlık olduğu için yarası görünmüyordu. Normalde beni kan tutar, bayılırım. Çocuğu yerde yaralı görünce yardım edelim, dedik.  3-5 kişi çevirdik. Yaralıyı alırken bize bir daha ateş ettiler. Yaylım ateşi oldu. Millet dağıldı. Yaralıyı tutan adamlardan kimse kalmadı, bir ben başında kaldım. Tek başıma nasıl götüreceğim diye düşünürken Murat Fatsa diye bir arkadaş vardı onu çağırdım. Birkaç kişi daha çağırdım. Yaralıyı aldık. Yolun üst tarafındaki sokakta ışığı yanan bir eve götürdük. Du- rumu anlatıp yaralıyı hastaneye götürmelerini istedik. “Tamam biz hallederiz.” dediler. Arabaları da vardı. Onlar gelirken biz o anda kan kaybetmesin diye kemerle tampon yaptık.

Mermi gir- miş kan akıyor ama ben fark etmiyordum. Mermi topuğu parçala- mıştı. Yaralıyı teslim ettikten sonra ben bir daha aşağı indim. Elimde kan gördüm.  Yaralıyı taşıdığımız için kan olduğunu dü- şündüm. Ama elimde fındık büyüklüğünde bir şiş oldu. Kanıyor ama taş sekti geldi diye düşündüm. Çalıştığım iş yerinden bir ço- cuğa denk geldim. Motorla gelmişti. “Ağabey sen vurulmuşsun.” dedi. Ufak bir şey olduğunu söyledim. Tekrar köprüye döndük. Askerler o sırada geriye doğru kaçtılar. Emniyetin karakolu vardı köprüde, oraya doğru kaçtılar. Biz oraya kadar gittik. Millet yı- ğınla oraya kadar gitti. İçeriye girmeye kalksan kalabalıktan gire- mezsin. Sonra birlikte çalıştığım çocuk geldi, “Ağabey hadi artık bizim burada yapacağımız bir şey yok. Burası bitti. Seni artık hastaneye götürelim.” dedi. Elimde bu sırada şişti. “Artık tamam, biz burayı teslim aldık.” dedim. Arkadaşı oraya bıraktım. Bir tane tank kaçmaya yelteniyordu. Namlusunu sürekli çeviriyordu. Tan- kın üstünde insanlar vardı. 4 tane tank vardı 3 tanesi istop etti. Et- kisiz hale getirilmiştiler. Bir tanesi namlusunu çevirerek üstündeki insanları düşürmeye çalıştı. Atlayanlar, düşenler oldu derken, hainin biri tankı direkt kalabalığın üzerine sürdü. Bizim gözümüzün önünden kaçtı gitti uzaklaştı. İleride bir vatandaşı- mızı ezdiğini duyduk. Direkt üstünden geçmiş, paletin altında kalmış o şehit. Bunu da biz hastaneye giderken öğrendik.

Motora atlayıp giderken yolda gördük şehidi, tank ezmiş geçmiş. Tank orada 10 tekerli kamyona vurmuş onu devirmiş, bariyerleri eze- rek geçmiş. Tedavi sürecinizde neler oldu, hastanede durum nasıldı? Mustafa KAYA: Kavacık’tan Paşabahçe Devlet Hastanesine gittik. Saat 01-01.30 sularında film çekildim. “Metal bir şey var.” dediler. Elim balon gibi oldu. Sardılar sarmaladılar. Müşahedeye aldılar ama duramıyorum ki müşahedede . Sıkılıyorum, dışarıda ne olup bitiyor onu takip edemiyorum. Sonra hastanenin televiz- yonları açıldı. Birinci köprüde neler olup bitiyor hepsini takip ettik. O sırada Kavacık’tan hastaneye bir sürü gazi geliyordu. Hastane savaş yeri gibiydi. Sürekli yaralı geliyordu. O sırada, “Köprü tamam.” dediler. Asıl mücadele birinci köprüdeydi. Oraya gitmek istiyorduk ama gitmeye imkan yoktu. Yolları hep kapatmışlardı. Saat 02.00 -03.00 sularında rahmetli babam hasta- neye geldi. 79 yaşında vefat etti babam. Babama o gece köprüye giderken telefon edip yaralandığımı söylediler. O da hastaneye yanıma geldi. Hanım ağabeylerime, aileme haber vermişti. Ben bu hainler neler yapıyor millet görsün diye elimin resmini çekip sosyal medyada paylaşmıştım.

Eşim fotoğrafı görüp aileme haber vermişti. Ağabeyimde Kısıklı’ya gitmiş, oradan birinci köprünün oraya inmişti. Velhasıl sabah yanıma doktor geldi, “Yaran şuan çok acil bir müdahale gerektirmiyor.” dedi. Benden beterleri vardı. “Tamam Hocam, problem değil.” dedim. Çıktık eve gittik. Uykusuzum, terliyim,  duş alayım dedim. Duşa girdim her tara- fım kıpkırmızı. Şarapnel sadece elime gelmemiş her tarafıma gel- miş. Belimde hala iki tane şarapnel parçası duruyor. Onu alamadı doktorlar. Gerek görmediler. Her yerime şarapnel gelmişti. Ev- deyken televizyondan yaşanan gelişmeleri takip etmiştim. Kulelide birkaç arkadaşım vardı. Orada birkaç arkadaşım yaralan- mıştı. Murat Akdemir diye bir kardeşim vardı o şehit olmuştu. Ertesi günü işte kayınbiraderin sözü vardı onun için Çengelköy’e gitmemiz icap ediyordu ama Polis Özel Harekat bizi geçirmedi. Çatışma hala devam ediyordu. Velhasıl Allah devletimizi korudu, bizi korudu. O akşam Allah korkuları kalbimizden sildi. Allah’ın takdiri olmazsa kimse bir şey yapamazdı. Sizce darbe gerçekleşmiş olsaydı ülkeyi nasıl bir atmosfer bekliyordu? Mustafa KAYA: Çocuğum ve eşim gözümün önüne geldi.

O gece darbe gerçekleşmiş olsaydı, evde bekleyip çıkmasaydım so- kağa beni evimden alacaklardı. Eminim beni alacaklardı. Çünkü o darbe gerçekleşseydi bu hainler AK Parti’de görev yapmış ne kadar insan varsa alacaklardı. 15 Temmuz günü sizce halkın sokağa çıkmasındaki en büyük faktör neydi? Mustafa KAYA: Vatanın birliği ve beraberliğiydi. Vatanın bölünmez bütünlüğü için halk sokağa çıktı. Ben çok kitap oku- rum, tarihimizi az çok takip ederim. 60 Darbesi, 12 Eylül Dar- besi, hangi şartlarda oldu, hangi şartlar darbeye zemin hazırlandı, kimler yaptı, kimler etti belgesellerle kitaplarla takip ettim. Mem- lekete tekrar darbe yaşatmamak için sokağa çıktım. Allah’a şü- kürler olsun bu millette feraset varmış ki sokağa çıktı, bu darbeyi engelledi. Kahramanca mücadele eden vatandaşlarımız var, Ömer Halisdemir gibi kahramanlarımız var. Darbe davalarına katıldınız mı? Mustafa KAYA: 15 Temmuz’un ardından başlayan duruşma- lara gidiyorduk. Eski yarbay savunmasında, “Benim ne FE- TÖ’nün okuluna gitmişliğim var, ne yurduna gitmişliğim var, ne bankasında hesabım var ne de televizyonuna çıkmışlığım var. Benim hiçbir bağımı bulamazsınız.” dedi. Dayanamadım, “60 Darbesi’ni yapanlarda mı FETÖ’cüydü? 80 Darbesi’ni yapan- larda mı FETÖ’cüydü? Siz darbecisiniz.” dedim. Bunların illa FETÖ’cü olmasına gerek yok ki!  FETÖ’cüler vardı ve onlara yardım edildi.


Sizce darbenin önlenmesindeki en büyük faktör nedir? Mustafa KAYA: İlk etapta millet, sonrasında Recep Tayyip Erdoğan darbenin önlenmesinde önemli faktörleri oluşturdu. Millete sokağa çıkma talimatı veren Recep Tayyip Erdoğan’dır. Dediğim gibi biz ilk geldiğimizde ilçe binasında 150 kişi vardı yoktu. Aradan 1 saat geçti 700-800 kişi oldu. Ne zaman ki Recep Tayyip Erdoğan çıkıp, “Halkımı sokaklara davet ediyorum!” dedi biz, “Ya Allah Bismillah” diyerek köprüye doğru gitmeye başladık. Sel gibi insan geliyordu. Ama biz köprüye giderken ATM’lerden para çeken insanlarda gördük. Neredeyse birbirle- rini ezeceklerdi. Kendilerini sağlama almak için bankalardaki paralarının peşlerine düşmüşlerdi. Ben eşimi, çocuğumu arkada bırakıp vatanın müdafaası adına koştum. 15 Temmuz gecesi köprüye çıkma anınızdan sonraki sü- rece kadar, yıllar geçsede gözünüzün önünden asla gitmeye- cek çok özel bir ana şahitlik ettiniz mi? Mustafa KAYA: Yakasından tutup dayak atmasınlar, linç et- mesinler diye vatandaşların ellerinden aldığım askerin elimden kurtulup karşı tarafa geçip komutanları ile birlikte bana ateş et- mesini hiçbir zaman unutmayacağım. O an asla gözümün önün- den gitmiyor.

Mahkemelere gidip geldiğimde o eri hiç görmedim. Karşılaşmak isterdim. Hatta mahkeme başkanı bize hatırlayabileceğimiz birileri olup olmadığını sorduğunda ben, hatırlayacağım tek bir erin olabileceğini söyledim. Onun da yü- zünü görsem hatırlar mıyım bilemiyorum, dedim. Fakat Adnan Yarbay’ı tanıdığımı, o geceden sonra kime sorsanız tanıyacağını belirttim. İzlediğiniz ve gözlemlediğiniz kadarıyla medyanın o ge- ceki tutumu nasıldı? Mustafa KAYA: Medyanın o geceki yayınlarının yerinde ol- duğunu düşünüyorum. Darbe anını ve yaşananları millete akset- tirmede başarılı rol aldılar. Bunu belki bazı kanallar bilerek bazı kanallar bilmeyerek yaptı. O gece Cumhurbaşkanımızın CNN Türk’e bağlanmasını ben Allah’ın bir hikmeti olarak görüyorum. O gece bu güzel atağı gerçekleştirmiş olmalarına hem şaşırdım hem sevindim. 

O geceki yaralanma anınıza dönmek istiyorum. Yaralan- dıktan sona taburcu olma süreciniz nasıl ilerledi, fizik tedavi ve psikolojik tedavi gördünüz mü? Devlet yetkilileri sizi ziya- ret etti ve desteklerini gösterdiler mi? Mustafa KAYA: Fizik tedavi uygulanacak bir durumum ol- madı, şükürler olsun. Hastaneden vurulduğum gecenin sabahı - yani cumartesi sabahı oluyor- doktor beni eve gönderdi. Bana pazartesi günü hastaneye gelince kalan parçayı lokal anestezi ile alacağını söyledi. Pazartesi günü gittiğimde doktorun yoğun ol- duğunu söylediler. Hakikatten o geceden sonra tedavi sürecinde olan bir sürü yaralı vardı ve ortopedist doktorlar da haliyle çok yoğun şekilde mesai harcıyorlardı. Perşembe günü tekrar gittim ve lokal anestezi ile şarapnel parçasını çıkardılar. Hatta ben şa- rapnelin bende hatıra olarak kalmasını istedim. Oğluma kolye yapıp boynuna takacaktım. Şayet yarın öbür gün unutursa o gün- leri, tekrar hatırlaması için babasının şarapnel parçasına bakmasını istedim.

Oğlumda da vatan ve millet şuuru oluşsun istedim. Onun dışında ciddi bir tedavi süreci geçirmedim, 15 günlük bir tedavi sürecim oldu ve ondan sonra şükürler olsun ki hayatıma devam ettim. Beykoz Belediyesinden, Beykoz Kaymakamlığın- dan, İstanbul Büyükşehir Belediyesinden, İstanbul Valiliğinden ziyaretime gelen devlet yetkilileri oldu, sağ olsunlar. Bu süreçte devlet ricalimiz hep yanımızda oldu, Maddi ve manevi destekle- rini esirgemediler. Teşekkürlerimi sunuyorum. 15 Temmuz ruhunu bizzat yaşayan biri olarak gelecek ne- sillere miras kalması adına yaşatılması gerektiğini düşünü- yorsunuz. Sizce 15 Temmuz ruhunun canlı tutulması ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için neler yapılmalıdır? Mustafa KAYA: 15 Temmuz’un bir benzeri olan milletçe kazandığımız, 250 bin şehidimizin olduğu, gencecik çocukları- mızın, delikanlılarımızın şehadete ulaştığı Çanakkale Zaferimiz var.

Biz Çanakkale Zaferi’nin ruhuna, mücadelesine 2000’li yıl- lardan sonra vakıf olduk. Çanakkale Zaferi’ni bize tekrar o milli ruh canlanmasın diye yüz yıldır anlatmıyorlardı ki! Fakat her ha- yırda bir şer olduğu gibi her şerde de bir hayır vardır. 15 Tem- muz sayesinde Çanakkale Zaferi’nin ruhu biz de tekrar ortaya çıktı. Milli şuur ve milli ruhun canlanmasını o gece gördük. Rab- bim bu şerden bir hayır doğurmuş oldu. Hem içimizdeki hainler temizlendi hem de kendi evlatlarımıza bırakacağımız bir miras oldu. Bu şekilde düşünürsek eğer 15 Temmuz ruhunun yaşatıl- ması Çanakkale zaferi ruhu gibi elzemdir. Bu vatan kolay kurta- rılmadı ki; zaferler ve milli ruhlar da kolay unutulsun. 15 Temmuz ruhunu, gelecek nesillere aktarırken tüm milli zaferleri- mizle birlikte anmalı ve o şekilde değer atfetmeliyiz. Ancak bu şekilde yeniden milli birlik ve beraberliğimiz adına birtakım ge- lişmeler kaydedebiliriz.

Gazi olduktan sonra hayatınız ne şekilde değişti? Selala- rın okunması, köprüden geçmeniz siz de psikolojik ve duygu- sal ne gibi etkiler uyandırıyor. Bahseder misiniz? Mustafa KAYA: Köprüden her karşıya geçtiğimde o gece yaşadıklarımı tekrar yaşıyorum. Vurulduğum yer, mücadele etti- ğimiz yerler hep gözümün önüne geliyor. Keza selaların okunması da aynı hissiyatı oluşturuyor. 15 Temmuz’dan sonra per- şembe geceleri selaların okunduğunu şahsen hatırlamıyorum. Bir ara vardı ama sonra kesildi diye hatırlıyorum. Fakat 15 Temmuz gecesi selaların okutulması muhteşem bir manevi bilinç oluş- turdu. Selalar her okunduğunda tüylerim diken diken oluyor ve o geceye dönüyorum. Allah nasip etmesin tabii ama duygu anla- mında yine okunsa ve yine vurulmaya, kırılmaya gitsem diyorum. Öyle manevi bir bilinç ve ruhla doluyorum ki o an gözümün önüne gelen tek şey vatanım oluyor. Allah göstermesin ama yine öyle bir şey olursa yine canımı ortaya koymaya hazırım. O ruh ve şuuru hala taşıyabiliyorum hamdolsun. O geceden sonra sizde herhangi bir tedirginlik oluştu mu? Acaba tekrar yaparlar mı, insanlara tekrar zarar verirler mi gibi tedirginlikler yaşadınız mı? Mustafa KAYA: Başka yolları deneyebilirler mi, diye tedir- ginlik yaşadım. Devletimizin gazilerimize tanımış olduğu bir silah hakkı vardı.

Ben o hakkımı kullanıp silahımı aldım ve sü- rekli de üzerimde taşıyorum. Allah korusun şayet yine böyle birşeye kalkışırlarsa eğer, bu kez 15 Temmuz’daki gibi çıkmayaca- ğım. Bu kadar hainin olduğu bir memlekette insanın içi nasıl rahat edebilir ki? Vatanın korunması için hep bir gözünüzün açık olması gerekiyor. Gazi olduktan sonra size karşı olumlu dönütler olduğu he- pimizin malumudur. Peki, hiç sırf 15 Temmuz gazisi olduğu- nuz için olumsuz anlamda tepkilerle karşılaştınız mı? Mustafa KAYA: Bizim mahallemiz çok muhafazakâr bir ma- halle değil. Eşim de şahit, 15 Temmuz akşamı birkaç komşumuz balkona çıkıp, “Siz şimdi cumhuriyeti göreceksiniz, sizin Tay- yip’i aşağı indireceğiz!’’ diye bağırdılar. Evlerin üzerinden jetler geçiyor, sonik patlamalar yapılıyor, evin camları zangır zangır tit- riyordu. Eşim çocukları alıp tuvalette saklanmaya başlamış. Eşim sabaha sağ çıkacağını bile tahmin etmiyormuş. Böyle bir du- rumda sırf bizim ailemiz muhafazakâr olduğu için bazı komşula- rımız çıkıp bu tarz söylemlerde bulundular. Gazi olduktan sonra da bakışları değişmedi.

Yine çevremizden, “Bu devir de bite- cek!’” hitaplarına maruz kaldım. Gazi olduktan sonra sargılı ko- lumla dışarı çıktığım zaman neredeyse bana “geçmiş olsun” diyen yoktu. Her 10 yılda bir darbe, post modern darbe, darbe girişimi yaşanması Türkiye’nin kaderi midir? Sizce 15 Temmuz’u gerçekleştirmeye çalışanların amacı neydi, kimlerden destek aldılar? Mustafa KAYA: Maalesef ülkemiz her yükselişte böyle du- rumlarla karşılaşma talihsizliği yaşadı. Bu kadar hainin olduğu memlekette kaderi suçlamamak lazım. Bu darbeyi gerçekleştir- meye çalışanların, darbeyi gerçekleştirecek bir çoğunluğa sahip olmadığını ve bu yüzden dış destekli hareket ettiklerini düşünü- yorum. Hoş, memlekette darbeye kalkışacak ne anarşi vardı ne de ekmek kuyrukları. Ekonomik olarak geçmişe göre çok daha iyi durumdaydık. Çok sağlam istihbaratımız olmasa da duyumları- mıza göre Türkiye bir işgal girişiminden döndü. O gece darbeyi gerçekleştirip Cumhurbaşkanımızı alıp yerine kimi koyacaklardı ki? İnsanlar birbirine girecek ve iç karışıklıkla Türkiye’yi harap halde bırakacaklardı. Sonra her zamanki politika devreye girecekti. İç karışıklık bahanesiyle Amerika, Birleşmiş Milletler dev- reye girecekti. Sonrasında Allah sonumuzu hayretsin.

Ne Irak’tan ne de Suriye’den farkımız kalırdı. Belki daha beter olurduk. 15 Temmuz gecesi sokaklara, her gruptan, her yaştan, her dilden ve ırktan insanlar çıktı. 15 Temmuz ruhunun canlı tu- tulabilmesi adına neler söylemek istersiniz? Mustafa KAYA: Bu bayrağın altında bizler bir olursak, bera- ber olursak ancak o zaman güçlü oluruz. “Sen Kürt’sün, sen Laz’sın, sen busun, sen şusun” söylemleriyle biz birlik ve bera- berliği asla sağlayamayız. Biz aynı bayrağın altındaysak bir ol- maya mecburuz. Birbirimizden kopmaya başlarsak, sırtlanlar sürüsü tepemize binmeye başlayacaktır. Vatanımıza, bayrağımıza ve devletimize bağlı kalmalıyız. 15 Temmuz gecesi ortaya çıkan ruh, birlik ve beraberlik ruhuydu. Vatanımızın, bayrağımızın dimdik ayakta durabilmesi için 15 Temmuz ruhu canlı tutulmalı ve bu bilinçle hareket edilmelidir. Teşekkür ederim. Mustafa KAYA: Ben teşekkür ederim.