“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” ı kınalı kuzum ile birlikte sizlere ispatlayacağız…

Aslında bizler geçmişte geçmişimizle bizlerle birlikte yaşayanlara ve yaşananlara farklı bir acıdan bakıyorduk.

Gerçi hala da öyleyiz ya…

Onun için her daim, her zaman;

‘Ahde vefa’ dedik.

“Eşeğin hatırı yoksa sahibinin hatırı vardır” diyorduk.

Birlikte yenen yemeklerin, gidilen yolların anılarımızda bıraktığı izlerden hareket ediyorduk.

Birlikte yapılan ve güdülen davaların üzerimize yüklediği yükün ağırlığı ile gitmeye çalışıyorduk.

Birlikte içilen çayın kahvenin bizlerin üzerinde bıraktığı gönül birlikteliğinin olduğunu zannediyorduk.

Falan filan, bir sürü bir şey var birlikte yaşanan…

Meğerse hepsi yalanmış!

Neden yalan olduğunu bakınız kınalı kuzum nasıl araştırıp tespit etti?

Kınalı kuzum aldığı bir istihbarat sonucu görev icabı şehir dışına giderken, kuzumun yolu, yol üzerinde bulunan güzel ilçemiz Vakfıkebir’le kesişir.

Meslek aşkından olacak ki, mola verdiği yerde masanın üzerinde duran bir gazete gözüne ilişir.

Çevresindekilere çaktırmadan gazeteyi alır çevirmeye başlar.

O esnada çevirdiği gazetenin sayfasında kınalı kuzumun gözüne günabakış ismi takılır.

Çok çabuk bir şekilde o sayfayı okumaya başlar.

Günebakış gazetesinin, dolayısıyla  gazetenin imtiyaz sahibinin, dolayısıyla yazarları çizerleriyle hiçbir ilintisi olmayan hatta birbirlerini bile tanımayan reklamını yapmaya gerek yok, Vakfıkebir’de haftalık yayınlanan bir gazetenin imtiyaz sahibi, belli ki birilerinin dolduruşuyla ya da gazlamasıyla günebakış gazetesini, yazıp duruyor.

Neyse bundan sonra yaşanan gelişmeleri kınalı kuzumdan dinleyelim…

Hoş gelmiş benim güzeller güzeli kınalı kuzum

-Hoş gördük, sefalar buyurduk.

İşin aslının ne olduğunu senden dinleyelim kınalı kuzum.

-Olacak iş mi üstadım, tesadüfen uğradığım Vakfıkebir ilçesinde, haftalık çıkan bir gazetede günebakış gazetesi eleştiriliyor.

Allah Allah neydi haftalık gazetenin günebakış’la alıp veremediği var?

-Hiçbir alakası yokta yok üstadım, demek ki gazete birilerine kendisini kullandırıyor. Bakıyorum yazılan yazılara gazeteye birileri tarafından servis edildiğini görüyorum…Servis edildiği her şeyiyle açık seçik belli oluyor zaten, günebakış’tan ayrılan bir zat, günabıkş’tan intikam almak için Vakfıkebir’de yayımlanan o gazeteyi aklınca kullanmaya çalışmış. Hani derler ya “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” Bu haberde maalesef yatsıya kadar yandı. Sorarım sen dahil herkese O gazeteyi çıkaran arkadaş, günabakış gazetesinde yaşanmayan ama o zata göre yaşananların senaryolaştırılmasını nereden bilip de yazacak?

Doğru diyorsun da kınalı kuzum ne yapmış o zat dediğin arkadaş?

-Ne yapmamış üstadım, haberi Vakfıkebir’deki o gazeteye yaptırmış sonra o yaptırdığı haberi almış kendi internet sitesinde yayınlamış… O zat bunu yapmış, ama o çok akıllı ya o haberi onun yaptırdığını kimsecikler anlamamış öyle mi? Yesinler onun kurnazlığını! O zat kurnaz ama şark kurnazı, Şimdi o zatın haberde cevap aradıkları sorulara ben yaptığım araştırmalar sonucu bakın nasıl cevap vereceğim?

Ver bakalım kınalı kuzum, yalandan yere kimse atlayıp zıplamasın…

-Üstadım o zat günebakış gazetesinden kendi isteği ile ayrıldı, bunu gazetenin patronu dahil çaycısına kadar herkes biliyor. Üstelik ayrılırken de tazminatını babalar gibi aldı ve Allah’tan tazminatını arabulucu üzerinden almıştı. Yoksa var ya “Ben hakkımı almadım” diyerek feryat figan eder adamı mahkemeye verir sonun kadar süründürürdü.

O kadar da değil kınalı kuzum!

-Ah üstadım sen o zatı tanımaz bilmezsin, gazetede çalışırken bir eli yağda bir eli baldaydı, gazeteye ne zaman gelip ne zaman çıktığı belli değildi. Sözde muhabirdi ama ne nöbet tutardı ne de mesai mefhumu tanırdı. Unutmadan belirteyim gazete onun için adeta Almanya’ydı, en çok parayı da o alırdı. Yazdırdığı haberde o kadar çelişki var ki, eski yazı işleri müdürünü işten kendisi arttırdı, adam için her gün patrona “Bir şey yapmıyorlar internet başında oturup habercilik yapıyorlar” diye diye eski yazı işleri müdürünün gitmesine vesile olmuştur. Haa şu an eski yazı işleri müdürü Aydın Gelleci’yle de belki kanka olmuşlardır. Ayrılırken konuşmuyorlardı.

Kınalı kuzum bu anlattıkların gerçek mi, nereden öğrendin sen bunları?

-Üstadım ben ne zaman yalan söyledim sizlere, araştırmacı gazeteci olduğumu bilmiyor musun, zaten bu araştırmacı gazeteciliği de bırakacağım Ali Savaş dayım bile kartvizitinde araştırmacı yazar gazeteci yazıyor. Neyse konuyu dağıtmayayım, Ahan gazete orada gidin istediğinizle konuşun, bakın o zat için neler anlatacaklar sizlere? Gazetede kavga etmediği bir kişi var mıdır? Herkesle kavgalıydı, gazeteyi boş verdik dışarıda kavga etmediği bir kişi kalmış mıdır? Gerçi şu an kavga ettikleriyle barış sağlıyormuş.

İlahi kınalı kuzum neydi bu zat?

-Ey gidi üstadım bu zatı kimse kolay kolay çalıştırmaz, en çok günebakış gazetesinde çalışmıştır. Öyle tahmin ediyorum ki yaklaşık 10 sene bu gazetenin ekmeğini yedi. Ortada hiçbir şey yokken ‘ben ayrılacağım’ dedi. Demek ki belediyeden aldığı ücret kendisi için daha tatminkardı. Bizlerin o zatın aldığı ücrette asla gözümüz yoktur, olamaz da. Allah daha çok versin ama aldığı ücret karşılığı önceden çalıştığı gazete için yazı yazıp haber yapıyorsa ve bel altından vurmaya çalışıyorsa, işte bizim burada gözümüz olur. Burada o zatın kendisiyle hesabımızı görürüz. Kimse kusura bakmasın kimseye bu konuda pabuç bırakmayız!

Kınalı kuzum o zat dediğin kişiyi Büyükşehir Belediyesi o nedenle kadrolarına katmış olamaz mı?

-Kim kime bedava para verir? O zatın sitesine bakın Büyükşehir Belediyesi ile ilgili neler neler yazıyor, Halbuki böyle yapmasıyla Büyükşehir Belediyesine çok daha zarar veriyor. Murat Zorluoğlu beyin bu zata ihtiyacı mı vardı, zaten onu kendisi de almamış, Atilla Ataman paslamış meşhur zatı Büyükşehir Belediyesine.

Vay anasını bizler de zatı muhteremi Zorluoğlu’nun aldığını biliyorduk!

-Yok canım, sayın Ataman ile nereden arayı uydurduysa Atilla Ataman aldırdı muhterem zatı belediyeye…  Mektubunda diyor ki o zat ‘Gazeteden ayrılan yazı işleri müdürleri, tazminatları alamamışlar” E bre muhterem sen aldın ya, sen nasıl aldın? O yazı işleri müdürleri kendi istekleri ile ayrıldılar, ne tazminatı alacaklardı? Sana bile burada ayrıcalık tanınmış ama sen onun bile değerini bilememişsin. Ona buna akıl satıp veriyorsun, onlara da verseydin ya, gitseydiler mahkemeye…

Güzel kuzum yine freni patlattın.

-Nasıl patlatmayayım üstadım, zatın yazdırdıklarına bakar mısın? Sanki kendisi sütten çıkmış ak kaşık gibi, yahu yazı işleri müdürleri gazeteden ayrılırken en çok sevinen sendin, bunu da mı inkar edeceksin? Şahitler var. Hadi sevinmedim de de göreyim seni!

Yapma be kınalı kuzum o kadar da sert olma?

-Olmak zorundayım üstadım, bildiğin gibi değil, adamın işi insanlara bel altı vurmak. Adam gazeteye girdiğinde birilerinin aleyhine bir şeyler bulup yazdığında duyduğu mutluluğu sürekli olarak gazetede dile getiriyordu. Hayattaki en sevdiği şey herkes hakkında daha doğrusu aleyhinde bir şeyler bulup yazmak. Ondan besleniyordu. Yani insanların aleyhinde yazmaktan… Öyle bir dünyası vardı o zatın. Kimlere vurmadı ki, o konulara şimdilik girmeyeceğim. Ama sabrımızı taşırdığında hepsini bir bir açıklayacağım. Daha düne kadar yani Büyükşehir belediyesinde işe girene kadar Muhammed Balta ve Zorluoğlu için yazmadıklarını bırakmamıştı, hepsi gazetenin arşivinde mevcut, meraklanmasın onları da vakti zamanı gelince yayınlayacağız.

Etme kınalı kuzum bel altına doğru gidiyorsun

-Üstadım çıldıracağım, adam işini gücünü bırakmış utanmadan sıkılmadan 15 Temmuz kitabına dil uzatıyor, Kağıdı beş para etmezmiş, peki sorarım sizlere o zatın kalemi kaç para eder? Sorumun cevabı Büyükşehir Belediyesinde saklıdır. Zat işi o kadar çığrından çıkarıyor ki, gazetenin patronu için “Ankara yollarına düşmüş kitap yapmak için” diyor. Soralım o zata ne yapsaydı, kalemini mi satsaydı, kalemini ona buna peşkeş mi çekseydi? Adam şerefiyle alın teriyle işini yapıyor gazetesini yaşatmak için. Senin gibi hazırcı değil, senin gibi salla başı ya da yaz şunun aleyhine al maaşı derdinde olmuyor!

Zata sormazlar mı, sen bu gazetede maaş alırken böyle düşüncelerin vardı da neden söylemiyordun. Yoksa sadece herkesten fazla maaş almanın derdi mi vardı sende sadece. Madem öyle düşünüyordun, gazetenin sahibine kendi işlerin için Ankara’da aracı olmasını isterken niye söylemiyordun bunları, öyle ya yine Ankara yollarındaydı o gazetenin sahibi. Üstelik de senin için! Unuttun mu bunları. Sorun değil, biz hatırlatırız. İstersen daha detaylı da anlatırız.

Güzel kuzum konu nerelere gitti?

-Aynen öyle üstadım gittiği yere kadar gitsin, pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Halep oradaysa, arşın burası…Çiğ et yemedik ki karnımız ağırsın. O beğenmediği kitap okullara dağıtılıyor, okullarda öğrenciler 15 temmuz hikayesini gazilerimizin ağzından öğrenecekler. Ama zatın derdi aklı fikri parada olduğu için diğer tarafları görmekte zorlanıyor. O zat yapılan işi alkışlayacağına neredeyse gazeteyi suçlu ilan edecek... Pes vallahi de pes billahi de pes…

Burada haklısın kınalı kuzum…

-Ben haklı haksızlığı aramıyorum üstadım ben kitabın ortasından konuşuyorum, Adamın sorduğu sorguladığı şeye bak, ”Tayyip Beyin haberi var mıymış bu kitaptan?” Var çavuşum var…Var onbaşım var… Ha Tayyip Bey o yapılan kitaplarla gurur duyuyor, o gazilerin kitaplarda anlattıkları hayat hikayeleri ziyadesiyle cumhurbaşkanımızı gururlandırmıştır. Dur bitmedi zatı muhterem, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş Bey de yapılan kitaplardan dolayı tebriklerini iletti. Kurtulmuş ayrıca “Bunların belgeselini de yapmalısınız” diye de fikir beyan etti. Anladın mı zatı muhterem?

Kınalı kuzum demek ki güzel bir iş çıkmış…

-Aynen öyle üstadım güzelin güzeli olmuş… İşin tuhaf tarafı ne biliyor musun? O zatı muhterem kaş yapayım derken göz çıkardı, şimdi millet ne diyor biliyor musun üstadım? O zatı muhteremin Büyükşehir Belediyesine alınmasının nedeni günebakış gazetesinin aleyhine yazı yazıp haber yapmakmış… Ah ulan para sen nelere kadirsin?

Parayla yazı yazmak parayla haber yapmak yeni moda oldu herhalde. Gerçi her ne olursa olsun, Murat Zorluoğlu para ile kime ne yazdırırsa yazdırsın bizlerin hiç de umurunda değil. Biz yolumuzda dimdik yürüyüp gideceğiz. Bize yapılan saldırı bizleri daha diri tutmaktadır. Bu gibi yayınlar bizlere her zaman güç vermiştir. Sorumluluğumuz daha çok artmıştır, Trabzon için yürüttüğümüz fazilet mücadelesi daha da büyüyecektir.

Haaa bir de unutmadan… O yukarıda da söylediğimiz gibi, o zatın Trabzon’da kavgalı olmadığı, aleyhinde haber yapmadığı kimse kalmadığı için yazdıklarını insanların çok da kale aldığını düşünmüyoruz. Çünkü konuştuğu-arkadaş olduğu insan sayısı koskoca Trabzon şehrinde bir elin parmaklarını geçecek sayıda bile değildir.

Sonunu iyi bağladın kınalı kuzum.

-Öylemi oldu üstadım, ne bileyim aklıma öyle geldi… Bugünlük bu kadar hadeyin bana eyvallah…

İNSAF BE İNSAF!

Boş yere adamın günahını almışız!

Yaşananları gördükten sonra inanın bin kere pişman olduk..

Ama iş işten geçmiş yapacak bir şey de yok!

Sizlerin evet sizlerin yüzünüzden adama demediğimizi bırakmamıştık!

Neler demedik ki?

Adamın tüccarlığından, cafe işletmeciliğinden girmiş, İvan Clift’liğine çıkmıştık!

Sonunda sizler adamı haklı çıkardınız ya, sizlere helal olsun!

Baş danışman Adnan Gül’ün Ayasofya’nın altına belediyeye ait çay ocağı açmasını çok eleştirmiştik.

‘Belediyenin ne işi var cafe ile çay ocağı işletmeciliğiyle’ diyerek Gül’ü yerden yere vurmuştuk!

Hatta daha ileri giderek belediye esnafıyla rekabet eder mi diye de feryat figan eylemiştik!

Yaşadığımız soğuk havalardan dolayı belediye ait olan çay ocağının kapatılmasıyla birlikte Adnan Gül’ün çay ocağını açmasıyla ne kadar haklı olduğu ortaya çıkmış oldu.

Belediyenin çay ocağı daha düne kadar açıkken yanı başındaki özel işletmelerde fiyat tarifesi öylesine uçuk kaçık değildi.

Yiyecek ürün ve içecek fiyatları üç aşağı beş yukarı hemen hemen aynı tarifedeydi!

Abi Belediye kendisine ait yeri kapattı, diğer işletmelerdeki içecek ve yiyecek fiyatlarında patlama oldu!

En basiti daha düne kadar Belediyenin yeri henüz kapanmamıştı, her yerde bir fincan çayın fiyatı 4,5 TL idi.

Ne zaman belediye kendisine ait yeri kapattı, diğer işletmelerdeki bir fincan çayın fiyatı 7,5 TL’ye çıktı.

Yanlış okumadınız bir fincan çay 7,5 TL oldu.

Yani “Bu fasulye 7,5” deniyordu ya.

Bir fincan çay bu fasulyeyi geçti.

El insaf yahu el insaf

Bir fincan çay 7,5 TL:

Yok mudur bunları denetleyen?

Yok mudur bu akıl almaz uçuk kaçık fiyatlara dur diyecek?

Her sabah Büyükşehir’e ait bir araç o işletmeleri her nedense fotoğraflıyor…

Neden fotoğrafladıklarını da bilmiyoruz ya.

Yahu kardeşim oraları fotoğraflayacağınıza bir bardak çayın, bir fincan çayın fiyatlarını fotoğraflasanıza.

Ulan nasıl fırsatçılık yapıyorsunuz.

Bir bardak çay 7,5 Lira.

Tüh sizin esnaflığınıza!

Tüh sizin Müslümanlığınıza!

Ahan buradan Adnan Gül’e sesleniyorum, sahile bir tane değil bin tane tane çay ocağı aç, hemi de o işletmelerin yanı başına…

Bu konuda da seni sonuna kadar destekliyorum.