Her geçen gün kınalı kuzuma hayranlığım daha da artıyor…
Ve onu çok seviyorum….
Arkadaş bu kadar mı olur?
Arkadaş bu kadar mı nalına mıhına vurulur?
Arkadaş bu kadar mı doğrucu davut olunur?
Kınalımla gurur duyuyorum…
Öylesine konulara hakim oluyor!
Öylesine gündem yaratıyor ki!
Öylesine konulara dokunuyor ki!
Korkum o ki böyle gitmesi halinde, güzel kuzumu zapt etmem, yani elimde tutmam mümkün olmayacak.
Şükürler olsun ki bu konularda aklını çelen olmuyor!
Gerçi kınalım bizlere yürekten bağlı olduğu için kolay kolayı da kimseler kuzumun aklını çelemez diye düşünüyorum.
İki haftadır kuzumun getirdiği bilgiler doğrultusunda Ticaret ve Sanayi Odasında önceki dönem gerçekleştirilen seçimlerin adeta içinden geçiyoruz!
Her yazımızdan sonra, yazdıklarımız seçim cephelerinde tok bir ses çıkarıyor!
Hemen belirteyim, hadiselere ve yaşananlara ön yargılı bakıp, yazılarımızı o çerçevelerde yazmıyoruz.
Biz sadece Trabzon’un en önemli STK’sın da bir önceki dönemde gerçekleştirilen seçimlerin perde arkalarında neler yaşandığını gözler önüne sermeye çalışıyoruz.
Üyeler kime?
Üyeler kimlere oy verirken?
Kafalarında oluşturacakları düşüncelerine sadece katkı sağlamak için perde arkalarında oynanan hacivat karagöz oyunlarını, onlar için perdenin önüne çekip oynatmaya çalışıyoruz.
Yoksa derdimiz ne olabilir ki?
Neyse, varan üç yazımızla devam ediyoruz.
Güzel kuzum kaldığımız yerden sohbete devam…
-Aynen öyle üstadım, yola çıktığı arkadaşından, hiç beklenmedik anda hançer yiyen sayın Ekrem Çapkınoğlu ve ekibi değimiz gibi seçimin kilit isimleri oldu. Hal böyle olunca  Suat Hacısalihoğlu ve  Erkut Çelebi,  Ekrem Çapkınoğlu ve ekibinin yanlarına almak için devreye aracılar sokup hamleler yaptı…Zira sayın Çapkınoğlu ve ekibini yanına almayan adayın kazanma şansı yoktu.
Güzel kuzum iş santranç oyununa döndü gibi he ne dersin?
-Üstadım, kartlar yeniden karaldı, seçime bir gün kala Turgay Gümüş’ün yoğun çabası sonucu, Ekrem Çapkınoğlu, Ayhan Sürmen, Temel Kofoğlu ile Erkut Çelebi ve Alper Bektaş , Gümüş’ün ofisinde bir araya gelirler…
Allah Allah kınalım kafam tam karıştı, ciddimi söylüyorsun iki tarafın bir araya geldiğini? Üstelik o kadar hançerlemelere ve o kadar yaşananlara rağmen bir araya geldiler!
-Evet üstadım, şaşılacak ne var bunda, sonuçta seçim bu.
Neyse devam edelim kınalım benim…
-Üstadım, iki tarafın yoğun görüşmeleri sonunda birlikte aldıkları karar şu oldu. Seçimlerin kazanılması halinde, Erkut Çelebi Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı,  Ekrem Çapkınoğlu  ise meclis başkanı olacaktı…
Eeeee bunda anlaştılar yani….
-Bir dakika dur üstadım, anlaşmada yine özveride bulanan ve iyi niyetini ortaya koyan Ekrem başkan oldu. Erkut Çelebi ise bütün isteklerini yapılan toplantıda kabul ettirip almıştı.
Ulan kınalı kuzum aklıma mukayyet olamıyorum, çabuk anlat.
-Akıl tutulması mı yaşıyorsun üstadım, ben bu araştırmaları yaparken aklımı bir süreliğine izne yollamıştım. Dur bitmedi, bu kez yine toplantıda Ayhan Sürmen sahne aldı, çünkü Erkut Çelebi’nin iyi niyetine önceden güvenip hayal kırıklığı yaşayan Sürmen bu kez işi sağlama bağlamak istiyordu. Nitekim, Sürmen şöyle bir teklifi getirdi toplantıda, oda başkanlığı alınıp meclis başkanlığı alınmadığı takdirde oda meclisini oluşturan arkadaşlar istifa edecekler. Meclis başkanı seçilir de, oda başkanı seçilmezse bu kez meclisi kazanan arkadaşlar istifa edecek, kimse bir birini satmayacak…İki tarafta bu teklifi kabul ederek, bir birlerine hayırlı olsun dileyerek kağıda dökülen anlaşmaya imzaladılar.
Kınalım yemin billah pes diyorum, neydi bu ya….
-Kolay mı üstadım, neyse bu kez Suat Hacısalihoğlu ve Şadan Eren’den görüşelim daveti aldı Ekrem Çapkınoğlu..
Vay be trafiğe bakar mısın?
-Üstadım, öyle bir santraç oyunu oynanıyor du ki o esnada, Çapkınoğlu’nun Çelebiye olan güveni önemli derecede sarsılınca, yine ne olur olmaz, yine son saniyede Çelebi bana bir gol daha atar diye, Suat Hacısalihoğlu ve Şadan Eren’den gelen teklifi kabul edip, davete icabet eder.
Peki o görüşmede ne oldu, neler konuşuldu?
-Bu kez üstadım ben arkası yarın diyorum. Bir dahaki yazımızda o görüşmede konuşulanları yapılan teklifleri kaleme alırız.
Olsun be kınalı kuzum seni mi kıracağız? hadi sana güle güle…

GÖRÜNEN KÖY KLAVUZ İSTEMEZ!

Her halde kendisine kulübün anahtarının verilmediği kalmış!
Ne bilim öyle diyiler!
Ne bileyim pompalanan algı öyle!
Elin ağzı torba değil ki büzesin!
Ağzı olan konuşi!
Sonra anahtar verilse ne olacak ki, adamın kapı gibi şampiyonluğu var…
Konuşanlar ya da algı yapanlar Avcı kulüp içerisinde yapılmasını isteği ne varsa talimat veriyor, yöneticilerin Abdullah hocanın verdiği talimatı telaki kabul edip “Şak” diye yerine getirdiği söyleniyor.
“Hadi canım sende o kadar da değil” dediğinizi duyar gibiyim!
Hani ya bir söz vardır “Görünen köy klavuz istemez” diye…
İşte teknik heyet ve futbolculara verilecek şampiyonluk pirimin de çıkan kaos ortada...
Kaosun çözümü için kim devreye sokulmuş?
Abdullah Avcı…
Sözde yönetim kurulunun vermek istediği şampiyonluk primini futbolcular az bulup kabul etmemişler!
Haliyle krizin büyümemesi için yönetim de topu Avcı’ya atmış.
Şimdi top Abdullah Avcı’da!
Avcı pirim konusunda yönetimden aldığı pası gol vuruşu yapar mı onu da bizlere zaman gösterecek!
Ama bir gerçek var ki, pirim konusu kamuoyu önünde bu kadar alenen yaşanıp konuşuluyorsa demek ki söylenen sözler yapılan algılar doğru istikameti gösteriyor.

BİR MÜZİK SETİ İLE TELEVİZYON


Kupa töreni için Trabzon’a gelen Dobi Hasan ve Sinan ile buluştuk.
İkiliyle yaptığımız sohbetimiz esnasında sohbetimizi geçmişte yaşadıkları şampiyonluğa getirdik.
Direk sordum Hasan ve Sinan’a, sağ olsunlar kendileri de samimi ve açık bir şekilde sorduğum soruya cevap verdiler.
Sorum şuydu “Şampiyon olduğunuzda, ne kadar şampiyonluk pirimi aldınız?”
Hasan “Ben aldığım primle, bir müzik seti alabildim”
Sinan ise “Ben aldığım pirimle bir televizyon aldım” dediler…
Yaaaa, nereden nereye?
Bugün ise şampiyonluk yaşayan futbolcularımız söylentilere göre bir milyonu (eski parayla bir trilyonu) beğenmiyorlarmış. 
O yıllarda maç başına alınan pirimler ile bugün maç başına alınan primleri yan yana getirip tartışmaya açmak bile bana göre abesle iştigal olur!
Yok o zamanın şartları ile bu zamanın şartları aynı mıymış!
Doğruda, sizler verilen primlerin alım gücüne baktığınızda, yorumlarınızı daha objektif ve hakkaniyet içerisinde yapacağınızı düşünüyorum.


ABİLER VE ESKİLER


 Kimse kızmasın!
Kimsede burnunu kıvırıp evirmesin!
Adam dersini iyi çalışıp Trabzonspor’a gelmiş!
Anladığımız kadarıyla Beşiktaş’tan antrenmanlı gelmiş!
Nereden mi anladık?
Beşiktaş Başkanı Ahmet Nur Çebi, iki, üç gün önce bakın Abdullah Avcı için neler söyledi?
“Bizi ilgilendirmeyen bir konuyla takım kötü gitmeye başladı. Ben de Avcı'nın yanına gittim, 'Sayın hocam ne oldu' diye sordum. 'Eskiler var, abiler var burayı karıştırıyorlar. Benim enerjim bitti' dedi. O zaman ayrılalım hocam dedim. 'Siz bilirsiniz, nasıl isterseniz. Siz gönderin beni' dedi.  Ben Türkiye'nin en büyük 
hocalarından biriyim. Kontratımda iş bulana kadar yazıyor. Ondan sonra zaten Beşiktaş'tan bunları almayacağım' dedi.
Çebi’nin açıklamalarının içerisinde bizi ilgilendiren ve ilgimizi çeken yeri “Eskiler ve abiler” oldu…
Zaten açıklamanın bam teli de burası!

Demem o ki Avcı Trabzon’a ayak basar basmaz ilk işi abileri yani eskileri ziyaret etmek oldu!
Sonrasında bu abilerin kimilerini yanına aldı, kimilerini bankamatik memuru yaptı, kimileri ile dostluğunu kuvvetlice pekinleştirdi…
Kısacası Abdullah Avcı, Beşiktaş’ta, abilerle yaşadığı sorunları Trabzonspor’da yaşamamak için önceliğini abiler ve eskilere vererek kaleyi içten fed etmiş oldu!
Var mı abilerden veya eskilerden hocaya bu zamana kadar yapılan bir eleştiri?
Yok!
Uzun vadeli çalışmak ve başarıyı yakalamak için Avcı’da biliyordu ki, bu iş abileri ve eskileri kontrol altına almakla olur!
Zira hoca da bunu yaptı.
Sonrası malumunuz kasket takıldı.
Duayen hoca Ahmet Suat Özyazıcıyla birlikte camianın önemli isimleri ziyaret edildi… 
Müzeler gezilip, kupa ve fotoğrafların önünde resim çekildi.
Yani camianın ve taraftarların gönlüne hoca küçük ama yaptığı önemli nüans hamleleriyle girmeyi başardı.
Ve böylelikle hedeflediği başarıyı yakalayarak Trabzonspor’un tarihine kendi ismini altın harflerle yazdırdı…
Avcı’nın Trabzonspor’da yakaladığı başarısının tılsımı bana göre bunlardır…


RİV RİVDE RİV RİV


İstanbul’a Trabzonspor bayrağı asılmamalıymış!
Dedi Koç Ali bey..
Gerçi bu aralar koç Ali bey her şeyi diyor ya…
Dedikleri de, taraftarları kışkırtıyor
İnsanları ayrıştırıyor!
Söylemleriyle camialar arasına nifak tohumu sokuyor!
Neler yapmıyor ki Koç Ali bey?
Koç Ali beye kalsa tek haklı kendisi ve kulübü.
Ona göre herkes suçlu!
Neyse konuyu başka yerlere saptırmayalım!
Koç Ali beye şunu soralım, Has güzel İstanbul Trabzonspor bayrağı asılmasın diyorsun ya, peki Olimpiyat stadını dolduran 75 bin taraftarı nereye koyalım?
Ya da ne yapalım?
Artık sende kabul et Trabzonspor’un büyüklüğünü.
Hemi de dört büyükten biri değil…
En büyük olduğunu kabul etmelisin…
Sorarım Koç Ali beye dünyada eşi benzeri var mıdır Trabzonspor’un?
Buna yere göğe sığdıramadığın senin Fenerbahçe’de dahil!
O nedenle senin söylediklerine camia olarak Riv rivde riv riv diyoruz….

EMEĞİ GEÇEN HERKESİ KUTLUYORUM

İsmail Kansız sosyal medya hesabında kupa töreni ile ilgili düşüncelerini özetlemiş.
Bende Kansızın kupa töreni için yaptığı özetin altına imzamı koyuyorum…
“Yenİ bir şampiyonluk kutlaması olana kadar Trabzon'un tanıtımına yönelik bundan daha görkemli bir organizasyonun olabileceğini zannetmiyorum...
Emeği geçen herkesi kutluyorum...
Havada, karada, denizde Trabzon kentini olanca güzelliği ile tanıtırken yerelden evrensele her tür müzikle bu etkinliğe uluslararası bir ortam kattı.
Hele yabancı futbolcuların kendi ülkelerinin müzikleriyle bayraklarıyla dans etmeleri farklı bir hava estirdi...”
Nokta …


AH ALİ DAYIM AH

Neden unutturulmaya çalışıldı?
Ne yani kimse konuşmasın mı?
Ne yani kimse soru sormasın mı?
Ne yani kimse irdelemesin mi?
Ne yani kimse sorgulamasın mı?
Hocaya sormayalım mı, Ziraat Türkiye kupasında yarı finalde takımının kupadan saf dışı kalmasının nedenleri nedir?
Üstelik 2-0’lık skorluk bir avantaj sendeyken.
Üstelik şampiyonluğunu ilan etmişken.
Üstelik psikolojik üstünlüğün varken. 
Kulvar dışı kalıyorsun…
Ne yani kupanın faturası kimseye kesilmesin mi?
Abdullah Avcı’nın basın toplantısını izledim, bir Allah’ın kulu çıkıp ta hocaya kupa maçıyla ilgili bir soru yöneltmedi.
Neden yönetilmemiştir acaba?
Neden soru sorulmadığından yola çıkarak, konuyu biraz irdeleyim dedim…
Sordum soruşturdum…
Ulaştığım bilgilerde, mesleğimizin duayenleri dayım Ali Savaş ile Turgay Beşyıldız’ın Avcı’nın basın toplantısı başlamadan önce, meslek taşlarına hocaya kupayla ilgili soru sormamaları yönünde telkinde bulunduklarını öğrendim.
Ah Ali dayım ah…
İlahi Ali dayım..
Ey gidi Ali dayım..
Bir taşı kaldırsak ta altından sen çıkmazsan!
Elini bu konuya da soktun ya, sana helal olsun, Atraksiyon, aksiyon adamı sen çok yaşa emi Ali dayım….