Bu sıralar Kınalı Kuzum öyle bir coştu ki, dur durak nedir bilmiyor?

İnanın güzel kuzum civaya dönüşmüş, elimizde zor tutuyoruz kendisini!

Dün aniden çıka geldi.

Hoş geldin güzel kuzum

-Hoş bulduk üstadım...

Hayırdır beklemiyorduk seni… Yine bir sıkıntı var aniden geldiğine göre.

-Üstadım ne sıkıntısı olacak biz işimizi yapıyoruz.

O zaman anlat bakalım neler var dağarcığında...

-Üstadım, sana bir şey söyleyeyim ama bana sakın gönül koyma!

Benim güzeller güzeli Kınalı Kuzum ne diyorsun, sana nasıl gönül koyarım?

-Üstadım inanır mısın ben acayip şöhret ve fenomen olmuşum, şimdi farkına varmaya başladım.

Kınalı Kuzum sen zaten fenomendin, ne oldu sana ki böyle bir şey söyleme gereği duydun?

-Üstadım, telefonum susmuyor, her gün bir ihbar her gün bir şikayet geliyor, demek ki milletimize güven telaki edebilmişiz.

Elbette benim güzel kuzum… Sen gönüllere girmişsin, sen ip gibi dümdüz gidiyorsun, kim sana bir şey diyecek, bu zamana kadar kimin tavuğuna kış dedin? Bak senin yaptığını kapımızdaki buldog köpeğimiz yapamadı, o terki diyar etti bizleri… Olsun onun da canı sağ olsun…Buldoğda kaçıp gitmeseydi, oda senin gibi fenomen olacaktı!

-Üstadım ben ahde vefayı, ben kadir kıymeti iyi bilirim. Ben saygıda, sevgide asla kusur etmem…

Biliyorum güzel kuzum o nedenle seninle birlikte senelerdir, yağan yağmurun altında birlikte yol yürüyüp ıslandık. Ne kara günler ne karakışlar gördük biz seninle…

-Eyvallah üstadım… Şah damarıma dokunuyorsun söylediklerinle.

Güzel kuzum seni bilen biliyor, neyse biz konumuza dönelim…

-Üstadım bugün sizlere Maçka’da araştırıp bilgi topladığım bir hadiseyi anlatacağım. Oradan bir telefon geldi bana. Tesadüfen havaların çok nemli olmasından dolayı ben de kırlara çıkmıştım, dönüşte şirin mi şirin olan Maçka’mıza uğradım.

Eeee…

-Üstadım geçenlerde Milli Emlak’a ait bir yerin ihalesi yapılmış.

Güzel kuzum konu biraz resmi gibi geldi bana…

-Üstadım, konu resmi ama ihale ve ihale sonrası yaşananlar Maçka’da dillen dile dolaşıyor…Beni de bu yüzden davet ettiler Maçka’ya…

Devam edelim Kınalı Kuzum…

-Acele etme üstadım, belediye otobüsü değil ki ikide bir ‘devam edelim’ diyorsun. Sanki ‘arka dolu, öne doğru devam edelim’ diyorsun.

Yahu güzel kuzum konuyu nereye getiriyorsun?

-Neyse üstadım, Milli Emlak’ın yeri ihaleye çıktı. İhaleye Maçka Belediye Başkanı Koray Koçhan beyin çok yakın arkadaşı, yani kankası olan Ömer Tüfekçi girmek istedi.

Eeee ne var bunda?

-Bir dur üstadım bak neler var? Tüfekçi’nin ihaleye gireceğini duyan başkan Koçhan, Ömer beye ‘bu ihaleye girme’ diyor…

Kınalım, Koçhan bey neden desin ne var bu ihalede?

-Üstadım rivayete ve iddialara göre ihaleye çıkan yeri başkan Koray Koçhan almak istiyormuş. O nedenle Ömer Tüfekçi’ye ‘ihaleye girme’ diyormuş…

Eeeee…

-Ömer bey kendisine ‘ihaleye girme’ teklifine karşın, başkana ‘hayır ihaleye çıkan yer benim evimin hemen yanı, ben bu ihaleye gireceğim’ der…

Oooo iş terse gidiyor Kınalı Kuzum…

-Aynen öyle üstadım, sonuçta başkanın söylemine karşın Ömer bey 250 bin TL’ye ihaleye çıkan yeri 320 bin TL’ye alıyor.

Vaoooo sonucu çok merak ediyorum kınalım!

-Üstadım sıkıntı buradan sonra başlıyor. Ömer Tüfekçi’nin Maçka’da bir iş hanında ofisi var. Her nedense o iş hanında ofisi olanların hiç birisinin yapı kullanması yokmuş.

Güzel kuzum ihaleden yapı kullanmaya döndük…

-Dönmek zorundayız üstadım, ihaleyi alan Ömer Tüfekçi’ye, bir hafta sonra sarı zarfın içerisinde bir evrak gönderiliyor belediyeden.

Hiç kesmeden anlat güzel kuzum.

-Üstadım yazı uzadı istersen yazıyı ‘arkası yarın’ yapalım ne dersin?

Kınalım benimle kafa mı yapıyorsun? Tam yerine geldik ‘haftaya’ diyorsun, bırak haftayı sonunu getir anlatacaklarının.

-Üstadım zarfı Ömer bey açar. Zarfın içerisinde, ‘iş yerinizin yapı kullanma ruhsatı olmadığından dolayı, bir an önce yapı kullanmayı almanız gerekiyor. Yapı kullanma ruhsatını almadığınız takdirde cezaya maruz kalacaksınız” yazıyor.

Ulan Kınalı Kuzum şu işe bak…

-Üstadım durum bu, yılardır yapı kullanmasız faaliyet gösteren Ömer beyin ofisine, ihaleden sonra kocaman bir zarf gidiyor, giden zarfın ne anlama geldiğini ben buradan söylemek istemiyorum.

Güzel kuzum acaba anlattığın hikaye böyle midir? Biz yine de karşı tarafın cevap hakkının saklı olduğunu buradan ifade edelim, Koray Koçhan kendisi hakkında söylenen bu iddialara cevap verme hakkını kullanmak isterse sayfamız kendisine açıktır.

-Hiç sıkıntı değil üstadım, Maçka’ya git herkes bu hikayeyi konuşuyor… Sonra Koçhan başkanla ilgili sadece bu hikaye mi konuşuluyor!

Kınalı Kuzum başımıza şimdi iş çıkarma varsa belgen, bilgin konuşulanları getir yazalım. Öyle işkembeden atmayla bu işler olmuyor.

-Üstadım azıcık sabret şu seçim sathına bir girelim.

Sabreden derviş muradına ermiş Kınalı Kuzum, bizde sabretmeye devam ediyoruz…

-Üstadım hani Büyükşehir Belediyesi’nde çalışan bir hanım kızımız vardı ya… Basın Daire Başkanlığı’na yazı yazdığı gazeteden bir ismi getirmeyi düşünüyordu, daha doğrusu onun için mücadele ediyordu…

Hoppala güzel kuzum bugün nerelere girdin? Bize ne hanım kızımız ne yaparsa yapsın? Kim gelirse gelsin, sonra kim gelmiş?

-Üstadım bir başka gazetenin yazı işleri müdürü işe başlıyormuş basın daire başkanlığında. En son bize gelen bilgi bu… Biz yine de neşemizi kaybetmeyelim...

Ne de güzel baldırın var
Naylon çorap ister Osman Ağa

Sabah olsun çarsıya giderim
Sabahlara dayanamam Osman Ağa
Yalancısın inanamam Osman Ağa

Eyvah eyvah yine nerelere gittin ne alaka “Yalancısın inanamam Osman Ağa” Kınalı Kuzum... Bitirelim…

-Tamam üstadım hadi bana eyvallah…

 

 

BİZ HANGİ MAÇI SEYRETTİK?

 biz hangi maçı

Abdullah Avcı, “Oyundan tatmin oldum ama sonuçtan değil. İlk yarıda her iki tarafta da dalgalı bir oyun vardı ve hatamızdan golü yedik. İkinci yarının başında duran toptan bir gol daha yedik. Ancak ondan sonra istediğimiz gibi dominant bir oyun oynadık. Kopenhag’ın şiddetli baskı ve sert oyunla sonuca gitmek isteyeceğini biliyorduk. Oyun olarak tur atladık, ikinci maçta sonuç olarak bunu başaracağız. Taraftarımızın desteğiyle biz gruplara kalacağız”

 

Avcı’nın maçtan sonraki açıklaması böyleydi!

Avcı’ya göre Trabzonspor istediği oyunu oynamış, üstelik oynanan oyun dominantmış…

Acaba Trabzonspor’un oynadığı oyun Avcı’nın penceresinden bakıldığı şeklinde miydi?

Avcı böyle diyorsa ki böyle diyor, o zaman bizler Kopenhag maçında hangi maçı ve hangi Trabzonspor’u seyretmiş olduk?

Bizlerin seyrettiği Trabzonspor’un Avcı’nın anlattığı gibi olmadığını bu işten anlayan yediden yetmişe herkes biliyor.

Bana göre Abdullah Avcı burada kıble kaçığı yapmaktadır!

Demem o ki Abdullah Avcı lafügüzaf yaparak bizlere ninni söylemeye çalışmaktadır!

Nereye kadar söylediğin “ninni” devam edecek gadam?

 

BU OYUNCULARI KİM ALDI?

 bu oyuncuları kim aldı

Bakınız Trabzonspor’un tarihine bugüne değin Abdullah Avcı’ya gösterilen tolerans, tanınan kredi, hiçbir teknik adama tanınıp, gösterilmemiştir.

Trabzonspor’a ayak bastığı günden beri ‘gözünün üzerinde kaşın var’ denmişmidir acep kendisine.

Ne istemişse?

Ne arzu etmişse?

Hepsi anında yerine getirilmiştir.

Bir dediği iki edilmemiştir.

Tak demiş şak diye yapılmıştır istekleri hocanın.

Ya büyük maaşlarla işe başlattığı kadroya ne demeli?

Açıkçası Abdullah Avcı teknik adamlıkta Trabzonspor’da baharını yaşamaktadır.

Sorarım sizlere, İsmail Köybaşı, Yunus Mallı, Koita, Kouassi, kimin transferidir?

Yine sorarım sizlere bu oyuncular nokta transferler miydi?

Bugün bakıyoruz, yukarda saydığım oyuncuları göndermek için yönetim kurulu, kırk dereden su getirmeye çalışılmaktadırlar.

Evet kim bunların hesabını vermeli ya da verecek?

Abdullah Avcı’ya hayat güzel, başarısız olursa alıp ceketini “Haydeyin bana eyvallah” diyecek:

Ya Trabzonspor’un hali ne olacak?

bu oyuncuları kim aldıı

Bırakacak olduğu enkazı kim kaldıracak?

Nasılsa hoca “Değneksiz köy buldu”

O bulduğu köyde şuan istediği gibi atını atlatıp zıplatıyor!

Kim bir şey söyleyebiliyor?

Kim bir şey yazabiliyor hoca için?

Temennimiz evdeki hesabın çarşıya uymasıdır.

Hesap uyar mı? Onu da zaman gösterecek!

Bekleyip görelim.

 

 

KAYBEDİNCE NEDEN BÖYLE KONUŞUR?

 kaybedince neden...

Alıştık artık.

Ya da alıştırdı bizleri.

İlk geldiği sezondan beri her kötü maç veya her kaybedilen puanlar sonrası Abdullah Avcı maç sonu hep aynı nakaratları seslendiriyordu!

Ne diyordu hoca “Gelişiyoruz ve geliştiriyoruz”

Avcı bu söylemlerini adeta o dönem otomatiğe bağlamıştı.

Bakıyorum da Hoca Kopenhag maçı sonrası sanki aynı moda girmiş!

Yine durumu kurtarmak için farklı bir masal anlatımı içerisine daldı.

Halbuki olan bitenleri açık yüreklilikle söylese!

Halbuki doğruları haykırsa!

Halbuki kötü oynadık dese!

Halbuki bu maçı kaybettik ikinci maçı inşallah alacağız deyiverse!

Ne kaybeder Abdullah Hoca?

Yahu bu kadar transfer yapılmış.

Yahu bu kadar kulüp borç batağına sokulmuş.

Hala futbol olarak ortada elle tutulur gözle görülür bir şey yoksa, biz ne yapalım sevgili hocam?

Geçen sezon şampiyon olduk!

Eyvallah.

Hiç değilse bu sezon takımının ne oynadığını hissedip, oynadığı oyundan zevk alalım.

Bunu bizlere çok görme be hocam!

Geçen sezondan beri kötü oynuyor Trabzonspor ama kazanıyor.

Unutma hocam böyle devam etmesi halinde, bir gün işler tersine dönebilir…

 

 

ÇANTADA KEKLİK  DEĞİL!

 

Bazen futbolda hesap karışabiliyor.

Yani iki kere iki dört etmiyor!

Bakıyorum da çoğu taraftar Kopenhag’la oynayacağımız ikinci maçı çantada keklik görüyor!

Bir kere şu unutulmamalı.

Hiçbir maç oynanmadan kazanılmıyor.

O nedenle Kopenhag maçı çantada keklik değildir.

Geçtiğimiz sezonu hatırlayınız Roma ile oynadığımız maçı.

Adamlar sakin, soğukkanlı sabırlı ve takım oyunuyla sahada önce Trabzonspor’u sonra tribünde ise bizleri öyle bir uyutmuştular ki, maç 2-1 olmuştu, buna karşın taraftar hala farkında değildi.

Allah göstermesin Kopenhag maçının da böyle bir atmosferde geçeceğini ben şahsen bekliyorum…

Yapılması gereken şey uykuya dalmadan veya film seyreder gibi maçı seyretmeden Trabzonspor’u doksan dakika tribünden desteklemek olmalıdır.

Yoksa her şeyin sonu hüsranla bitebilir.

Benden söylemesi…