Allah’ımıza şükürler ediyoruz.

Bir Kurban Bayramı’nı daha kuzum ile birlikte kazasız belasız geçirdik!

Ve daha nice sağlıklı ve mutlu bayramlar geçirmemizi Allah’tan diliyorum.

Malumunuz kurban bayramları genellikle Kınalım Kuzum için stresli ve zor geçer!

Kınalı Kuzum’un bu durumu ister istemez bizleri de çok etkileyip yoruyor!

Bildiğiniz gibi her Kurban Bayramı öncesi kınalı kuzumu kendi diyarlarına göndeririz.

Çünkü ne olur olmaz?

Çünkü her an birileri tarafından kurban edilebilir!

Çünkü bellimi olur bir bakmışsınız kasapların elinde kalmış!

Evet söylediğim gibi Allah’a şükürler olsun, bir kez daha Kurban Bayramı’nı kazasız belasız atlattık.

Hal böyle olunca da nihayetinde Kınalı Kuzum, kendi diyarlarından bizim diyarlara doğru göçünü de gerçekleştirmiş oldu…

Pazar günü kuzum ile buluştuk.

Hoş gelmiş benim güzel kınalı kuzum.

-Hoş gördük üstadım.

Anlat bakalım ne yaptın bizlerden uzak kaldığın sürece diyarlarında?

-Ne yapacağım üstadım, kendi diyarlarımda müthiş dinleme imkanı buldum, zira dinlenmem de lazımdı, çünkü önümüzdeki günlerde, aylarda bizleri bekleyen önemli bir süreç var!
Hayırdır bizim bilmediğimiz ne var?

-Üstadım, sizin bilmediğiniz bir şeyin olması mümkün mü? Siyaset sahnesi ısınıyor, tahminim Eylül’den sonra seçim sathına girecek ülke. Önümüzdeki ay lig başlıyor, Trabzon’un en önemli STK’sı olan Ticaret ve Sanayi Odası’nın seçimi var, yani yoğun bir döneme girmiş olacağız ve o yoğunlukta oradan oraya koşuşturup duracağız.

Anladım benim güzel kuzum, işimiz hakikatten zor.

-Hiçte önemli değil üstadım, biz zor günlerin ve zorlulukların kuzularıyız, yeter ki bana görev verilsin, gece gündüz demeden, dur durak bilmeden koşuştururuz, bu bizim işimiz…

Güzel kuzum, hal hatır işini sonra konuşuruz, gelmişken ve unutmadan şunu sormak istiyorum zatıalinize, Kurban Bayramı öncesi yani sen diyarlarına göç etmeden AOSB ilgili ortaya bir çok iddia atmıştın. AOSB’nin başkanı sayın Celebi; eşine, dostuna ortaya koyduğun iddiaların doğru olmadığını söylüyormuş!

-Üstadım Erkut bey hakkında ortaya atılan iddialara ne söyleyecek? ‘Doğru’mu diyecek? Elbette ‘doğru değil’ diyecek! Sonra biz ne demiştik, söylediklerimin hepsi iddia ve Çelebi beyin bu iddialara cevap verme hakkı sonuna kadar saklıdır. Eeee Celebi bey versin cevabını, biz Erkut beyin şahsıyla ilgi bir şey söylemedik, biz ASOB ile ilgili ortaya atılan iddiaları yazdık. Çelebi bey de AOSB Başkanı olduğu için otomatikman bu iddiaların muhatabı olmaktadır, AOSB Başkanlığını bıraksın bakalım kimse kendisiyle ilgili bir iddia ortaya atabilir mi? Üstadım, oturduğu koltuk sıkıntılı, bu her yerde de böyledir!

Yani Kınalı Kuzum!

-Yanisi, kanisi, şahanesi yok üstadım… Erkut bey AOSB Başkanı, dolayısıyla başkan olduğu için de o iddiaların muhatabı olmaktadır. Yoksa millete ne Erkut beyin yaptığı!

Burada da sen haklısın Kınalı Kuzum.

-Üstadım benim haklı olup olmamam hiç önemli değil, sapla sapanı karıştırmayalım o bana yeter. İddialar Erkut Çelebi beyin oturduğu başkanlık koltuğuyla ilgili. İddialarda ne deniyor? Erkut Celebi, AOSB Başkanlığını kendi menfaati için demeyelim de, kendisi dolayısıyla işi için kullanıyor…

Neyse Kınalı Kuzum uzatmayalım, uzattıkça konu başka taraflara gidiyor… Erkut beyin cevap hakkı saklıdır.

-Üstadım ben de onu diyorum ya, versin kendisiyle ilgili söylenen iddiaların cevabını. Ben Erkut Celebi beyi suçlamıyorum, AOSB’de fabrikası, malı, mülkü olanlar konuşuyorlar… Sonra AOSB kimsenin babasının malı olmadığı gibi çiftliği de değil, AOSB’nin her karışında orada iş yeri olanların hakkı, hukuku var, ülkenin bakanları, vekilleri bürokratları için de ne iddialar ortaya atılmaktadır, o iddialar söyleniyor diye doğru mudur bunlar?

Ben o konuları çok iyi bilmem ve anlamama da Kınalı Kuzum. Sen söylüyorsun ben yazıyorum, benim işim yazmak. Erkut beyle bir görüşüp konuşsan….

-Ben görüşmeye de hazırım konuşmaya üstadım ama Çelebi Bey konuşur mu? Üstadım sen de biliyorsun ki ben objektifimdir, kimseye ön yargıyla bakmam, kimseyi de toplum önüne öyle paldır küldür atmam.

Kınalı Kuzum sanki burada biraz kıvırıyorsun gibi! Sen Celebi beyle görüşmek için hamle yap bakalım, belki kabul eder, sen zor işlerin kuzususun…

-Üstadım ben buradan mesajımı verdim, gerisi Erkut beye kalmış… Benim telefonum yirmi dört saat açık, ne zaman ararsalar, gündüz gece hiç fark etmez…

Biliyorum güzel kuzum, hayırlısı bekle bakalım…

-Üstadım, Ticaret ve Sanayi Odası seçimleriyle ilgili yine yeni çalışmalarımı yapıyorum… Odaya aday olanların biyografilerinden tutun sicillerine kadar her şeyi araştırıyorum. Öyle ya koskoca Ticaret ve Sanayi Odası ona teslim edilecek!  O nedenle adayların hepsini kantara koyacağım, o kantarda onları öyle bir tartacağım ki… Bak peşin söyleyeyim kantar ne söylerse onları sana getireceğim. Şunu da bil kimseye hatır yapmam ve sakın bana da bundan dolayı sansür uygulamaya kalkma!

Ne alaka Kınalı Kuzum ne zaman sansür uygulamışım ne getirmişsin de biz yazmamışız veya getirdiklerine ‘olmaz’ demişiz.

-Ben şimdiden söylüyorum üstadım, yarın ‘yok öyleydi yok böyleydi’ deme… Ne varsa hepsini yazacağız. Söz mü?

Söz Kınalı Kuzum, o zaman sana şimdiden kolay gelsin diyorum.

-Hadi bana eyvallah üstadım, ne dosyalarla geleceğim karşına, ilk konuda buluşmak dileğiyle…

Güle güle güzeller güzeli Kınalı Kuzum…

O KOKUYU KİM ÇÖZECEK?

Öyle zannediyorum ki gözler, akıllar yeni yapılan Maraş Caddesi’nde olunca, sahil unutulmuşa benziyor.

On gün oldu veya olacak!

Faroz Limanı’na yakın hemen denizin kenarında, Yunus Balığı öylesine yatmış duruyor...

Ölü Yunus Balığı’nı on gündür ne gören oluyor?

Ne de balığa müdahale eden?

İnanın ölü Yunus Balığı’ndan etrafa saçılan koku ise insanları bayıltacak cinsten!

Haniya turizm şehriydik!

Haniya sahillerimiz tertemizdi, insanların soluklanıp rahat nefesleneceği yerleriydi!

Ya da ‘turizmle yatıp turizmle kalkan bir şehirde bu gibi görüntüler ve kokular olur mu?’ diye soralım.

Evet Büyük şehir belediyesi yetkilileri cevap hakkını kullanınız lütfen!

Ne oldu?

Şimdi sınıfta mı kaldık?

Yoksa Mehmet Özhaseki’nin söylediği gibi sınıf birincisi mi olduk?

Peki, kendisini kudretli danışman görüp etrafına hava çaka satan Büyükşehir Belediyesi’nin baş danışmanı Emre Gülsever  kardeşimiz acaba bu gibi konularda ne yapıyor?

Bu konular Gülsever’in baş danışmanlık alanına girmiyormu?

Gerçi Emre Gülsever kardeşimiz daha çok 100. yıl barınaklarının olduğu alanla ilgileniyormuş!

Ve… 100. yıl barınaklarında yaşanan sorunları çözüyormuş!

Ayasofya Sahili’nin altında ölü balık kokusu olmuş?

Günlerce ölü balık çürümüş halde orada duruyormuş!

Çok da umurunda ya kudretli başdanışman Emre kardeşimizin!

Nasılsa kendisinin keyfi yerinde!

Teknik bir futbolcu, pardon baş danışman olduğu için de oynadıkları maçlarda arada sırada iyi ara pası yapıp, iyi gol attırıyor ya. bu kendisine yetiyor da artıyor bile!

Nede olsa verilen görevi layığı ile yerine getiriyor ya!

Emre kardeşimiz için gerisi sadece “lafügüzaf” kalır…

SİZE NE KARDEŞİM?

Millet işini gücünü bırakmış mahallenin Esasoğlan’ı nın peşine düşmüş!

Neymiş efendim ‘Esasoğlan kim’miş?”

Neymiş efendim ‘Kim olduğunu bizlere söyler misin?’

Vay anasını be!

Aklı evvellerin o muhteşem akıllarına bakar mısınız?

Akıllarınca beni gaza verip Esasoğlan’ın kim olduğunu öğrenecekler!

Efendiler başka arzunuz, başka isteğiniz var mıdır?

Sonra size ne Esasoğlan’ın kim olduğundan?

Ben başka mahallelerin Esasoğlanlarıyla ilgileniyor muyum?

O nasılsa kim olduğunu biliyor…

O zaman siz de ilgilenmeyiniz bizim mahallenin Esasoğlanıyla!
Sadece onunla ilgili yazdıklarımı okuyunuz ve orada kalınız bize yeter!

Ama bu kadar ısrarcı olmanızdan dolayı yine de biraz ip ucu vereyim sizlere…

Sonrası mı? Siz araştırıp bulun.

Esasoğlan’ın en belirgin özelliği; motorunun küçük, damperinin büyük olmasıdır…

Yani rampa yukarı çıkmada çok zorlanır!

Şimdi diyeceksiniz ki böyle ip ucumu olur? Verdiğin ip ucu büyük dorseli kamyonu çağrıştırıyor bizlere!

Orasını ben bilmem ve orasına ben karışmam.

Ancak ben bu kadar ip ucu verebilirim.

Çünkü Esasoğlanımız hiç belli olmaz, kalkıp derse “Motoru küçük, dorsesi büyük kamyon benim”

Ne olacak o zaman?

Bu mahallenin Esasoğlanı!

Vallahi der mi der?

GELİN DE ÖZLEMEYİNİZ

Sahi ne güzeldi o günler?

Hadi gelinde aramayınız o güzelim günleri.

Ve… Ne güzel anlatılmış o muhteşem günler.

Adeta bizi tekrar o yaşadığımız güzel günlere getirdi bu yazı…

Bizim jenerasyonun insanları yine çok şanslıydılar, çünkü yazıda bahsedilen her şeyi iliklerine kadar yaşamıştılar o günlerde…

Hani ya tekrar dönüş olsa o günlere?

Hani ya o günlerde zamanı durdurabilseydik?

Neyse…

“Televizyon yoktu...

Gazete de her zaman olmazdı.

Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!

Dışarıda kar...

Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.

Kuzinenin üzerinde demir maşa...

Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.

Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...

Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli.

Ekmek her zaman ekmek gibi...

Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım...

Dışarıda kar...

İçeride kanaat...

İçeride huzur...

Televizyon yoktu.

Gazete de her zaman olmazdı.

Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!

Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna ram olurduk.

Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.

Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...

Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası...

Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?

Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.

Çay da kokardı...

Domates de...

Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.

Dışarıda kar...

İçeride huzur...

Ne güzel cahildik.

Mutluluğun resmini çiziyorduk…

VİCDANINIZ KURUSUN

Nasıl bir fırsatçılıktır bu?

Nasıl bir düzendir?

Hiç mi vicdanınız yok?

Hiç mi içinizde Allah korkusu yok!

Gözünüz bu kadar mı kör olmuş?

Memur emekli maaşlarına zamlar açıklandığı an…

Her şeyin fiyatını uçurdunuz?

Yuh olsun sizlere!

O kadar pişkinsiniz ki, yaptığınız zamlarda topu hemencecik akaryakıt fiyatlarına dolayısıyla hükümete paslıyorsunuz!

Yuh be hem de milyonlarca kez yuh olsun sizlere!

Bu kadar mı gaddar olur insan yahu!

Etiketlerin üzerindeki fiyatları uçururken, garip gureba hiç mi aklınıza gelmez!

Soralım tüm yetkililere…

Kim denetleyecek?

Kim bunlara ‘dur’ diyecek?

Son söz vicdanınız kurusun hemi!