Kınalı Kuzum ile karar verdik.

Şimdi merak edeceksiniz neye karar verdiniz kuzun ile?

Evet, sevgili dostlar, kararımız kuzum ile şu mübarek ramazan ayının bir gününü birlikte geçirmekti.

Nihayetinde çarşamba gününü Kınalı Kuzum ile birlikte geçirdik.

Ne mi yaptık kınalı kuzum ile?

Önce Gazeteciler Cemiyeti’nin genel kuruluna gittik.

KINALI KUZUM

Hemen belirteyim, genel kurulun yapıldığı salona Kınalı Kuzum kimsenin bilmediği bir kapıdan girdi ben ise ayrı bir kapıdan…

Kuzum salonun bir başka yerinde yani kimsenin görmediği bir yerde genel kurulu takip etti.

Ben ise genel kurulu sevgili dostum Bülent Deveci ve sevgili dayım Ali Savaş ile birlikte takip ettim.

Sonrasında dışarda Kınalı Kuzum ile buluşarak, birlikte genel kurulun değerlendirmesini yaptık birlikte…

Gelelim sadede…

Kuzum ile yaptığımız genel kurul değerlendirmesinde neler konuştuk onları sizlerle paylaşalım şimdi.

Anlat bakalım Kınalı Kuzum, Gazeteciler Cemiyeti’nin genel kurulu için nasıl bir değerlendirme yapacaksın?

-Üstadım öncelikle herkesin mübarek ramazan ayının hayırlı geçirmesini diliyorum.

Helal sana güzel kuzum bak unutmamışsın ramazanı…

-Nasıl unutayım Üstadım, mübarek aylar, mübarek günler unutulur mu? Her ne kadar kuzu isek de bu günleri asla unutmam.

Ah benim kınalım, kuzusun ya herkes seni ‘bir şeyden haberi olmaz’ zannediyor.

-Kim ne zannederse zannetsin hiç de umurumda değil üstadım. Neyse konuyu dağıtmayayım, Gazeteciler Cemiyeti’nin genel kurulu zaman zaman atraksiyonlu geçti, zaman zaman bu atraksiyon yerini sakinliğe bıraktı, yine de her şeye rağmen iyiydi...

Bu kadar mı kınalı kuzum?

-Dur üstadım henüz yeni başladık, ne bu kadarı? Atraksiyonlu geçtiyse buna da elbette değinmek lazım. Genel kurulun hareketlenmesine vesile olan iki isim vardı. Birisi Atakan Kadıoğlu, bir diğeri ise Ahmet Külekçi’ydi…

Güzel kuzum neden bu iki isim?

-Üstadım Ahmet Külekçi ve 40’a yakın isim bir önceki genel kuruldan sonra cemiyet üyeliğinden çıkarılmıştılar. Ahmet Külekçi buna itiraz etti, hatta kürsüde konuşmak istedi ama teklifi kabul görmedi…

Neden güzel kuzum?

-Külekçi’ye kürsüde konuşma iznini divan başkanı Murat Taşkın vermedi. Vermemesinin nedeni de Ahmet kardeşin cemiyete üye olmamasıydı…

Sence doğru muydu konuşma hakkı verilmemesi.

-Bak üstadım kitabın ortasından konuşacağım, tamam üye olmadığı için konuşma hakkı verilmeyebilirdi, ancak olaya şu pencereden de bakmak gerek… Ahmet Külekçi benim bildiğim kadarıyla uzun yıllar bu meslekte çalıştı muhabirlik yaptı, bir gazetenin yazı işleri müdürlüğünü sürdürdü, sonra köşe yazarlığı yaptı. Ahmet’e söz verilip konuşsaydı kime zararı olurdu?

Kınalı Kuzum doğru diyorsun da üye değil…

-Üstadım burada sıkıntı yok. Ahmet Külekçi fırıncılık, seyyar satıcılık yapmış olup, cemiyetin genel kuruluna gelip konuşmak istese sizinle aynı fikirdeyim, Ahmet Külekçi bu mesleğin hamuruyla yoğrulmuş, bu mesleği iliklerine kadar yaşamış o nedenle ben diyorum ki ‘konuşturulsaydı ne olurdu?’

Kınalım, divan başkanı Taşkın tahammüllere uymadığı için konuşturmamıştır, yoksa konuştururdu Ahmet’i.

-Doğru da üstadım, sonuçta konuşturulmadı. Ahmet’e yargı yolunu gösterdi. Halbuki sizin yanınızda da Ali Savaş dayın vardı. O da bir zamanlar köy hizmetlerinde dozer çalıştırıyordu… Sonu ne oldu? Cemiyete üye oldu…

Güzel kuzum Ali dayımın durumuyla Ahmet’in durumu aynı mı, Ali Savaş dayım dozerci ve greyderci gazeteciydi. Ey gidi eskiden az mı çalıştırırdı dozerini, greyderini…

-Üstadım ne oldu Ali dayının mazotu mu bitti ki daha çalıştıramıyor makinelerini? Ya eskiden diyorsun da Ali dayın da eskidi, ‘kurt kocayınca köpeklere maskara olur’ derler ya. Her ne olursa olsun yine de Ali dayın her zaman gazetecilikte bir markadır. Bunu inkar edemeyiz, gazetecilik mesleğini idame ettiren çok öğrencisi vardır, hala daha olmaktadır, burada dayının hakkını teslim edelim…

Tebrik ediyorum seni kuzum, hak teslim edileceği zaman et… Gelelim Atakan konusuna.

-Atakan Kadıoğlu kardeşimiz bana göre güzel bir konuşma yaptı. Ancak konuşmasının içeriğinde Ata ve Taşkın’ı hedef alıcı ifadeler olunca orada bir hareketlenme oldu ama kim ne derse desin konuşması akıcı ve güzeldi. Yani zülfüyare inceden inceden dokundu. Tek kusuru büyüklerine kullandığı üslubu daha derli toplu kullanabilirdi. Atakan’ın konuşmasını belki eleştirenler olacak ama orası konuşma yeri, orası etekteki taşların dökülme yeri, sonuçta olur böyle şeyler…

Neyse Kınalı Kuzum yine de güzel bir seçim oldu, amaç cemiyete hizmet, amaç üyelere hizmet değil mi, bakalım neler neler yapılacak. Ersen Küçük ikinci bir şans aldı, belki bu dönem çok daha iyi olur...

-Elbette herkesin temennisi bu… Beklemek, izlemek gerek. Yeni seçilen yönetime başarılar diliyorum...

Doğru diyorsun Kınalı Kuzum, bizler de başarılar diliyoruz Ersen Küçük ve ekibine. İnşallah güzel şeylere imza atarlar, inşallah cemiyet ve cemiyetin üyeleri için güzel projeler yaparlar…

-O zaman hadi bana eyvallah

O zaman hadi sana güle güle güzel kuzum ama seni yollarken şunu söyleyeyim de eksik kalmasın. Bu söyleşimiz çok aruk (Yavan) oldu…

-Üstadım bu sohbet ramazanlık o nedenle aruk olmak zorunda kaldı

 

ACABA DENETLEYEN YOK MUDUR?

ACABA DENETLEYEN

Burada kıble kaçığı olacağını zannetmiyorum!

Kaçık nasıl olsun ki?

Ancak aklımıza da deli sorular gelmiyor değil?

Biz öncelikle konuyu yazalım sonra deli sorularımızı soralım.

Vatandaşın aracı arıza yapar.

Aracın arıza yaptığı yer Araklı girişinde tünelin orası.

Aracın çekilmesi için çekici çağrılır, araç çekiciyle tünelin oradan Araklı sanayisine çektirilir.

Aracın sahibi çekiciye ücretini ödemek ister.

Çekicinin şoförü araç sahibine 400 tl borcunun olduğunu söyler.

Arkadaş fiyata bakar mısınız arıza yapan aracın çekilen mesafesi nereden ölçerseniz ölçün 5 km değil…

Sorarım size araç sahibi söylenen bu fiyatı ödemekten başka ne yapabilir ki?

Yahu yok mudur bu işin bir denetleyeni?

Yahu yok mudur bu işi sorgulayan bir merci?

Yahu yok mudur bu işin falan filanı?

Ahan ben sizleri uyarayım, aman ha aracınızı sakın uzun mesafeli bir yerde arıza yaptırmayın, yemin billah ödeyecek olduğunuz borcunuz karşılığında aracınızın dört tekerini alırlar.

NİYET ÖNEMLİ

Spor yasasındaki bazı maddelere kulüp başkanları itiraz ediyormuş.

Özellikle oluşacak borçlardan başkanlar ve yöneticilerin sorumlu tutulması maddesine itiraz varmış…

Belli ki kimse o sorumluluğun altına girmek istemiyor.

Belli ki kimse başını ağırtmak istemiyor.

Yani köpeksiz köy bulmuş gibi değneklerini istedikleri gibi sallamak istemekteler.

Alışmışlar ya…

İstedikleri gibi transferler yapmak…

İstedikleri gibi kulübü borçlandırmak...

İstedikleri gibi atlarını oynatmak…

Sonrasında hiçbir sorgu sual vermeden sırra kadem basıp gitmek.

Yapılacak borçtan sorumlu olmak mutlaka her babayiğidinin harcı olmasa gerek.

Çıkması beklenen o madde yöneticiler için sıkıntı olacak ama Türk futbolu dolayısıyla kulüplerin de batırılmasının önünü kapatacaktır.

Daha doğrusu kurtaracaktır.

İsteyen istediği gibi…

İsteyen kulübün parasını öyle çar cur edemeyecek.

Eee sonuç böyle olunca, başkanlar ve yöneticiler böyle bir madde isterler mi?

Aman ‘başkan ve yönetici bulamayız’ diye, kimse meraklanmasın. O madde çıkınca, o maddeyle birlikte kulübü yönetecek çok kişi bulunur.

Yeter ki iyi niyet olsun yönetecek kişilerde…

DAYATACAK BAŞKA ÇARE YOK

DAYATACAK BAŞKA ÇARE

Kulüpler 7+4’e karşıymış.

Yine 8+3 ile devam edilmesini istiyormuşlar.

En azından bir sezon daha bugünki oynanan sistemle devam etmek istiyorlar.

Halbuki bu konuda TFF Türk futbolunu kurtarmak istiyorsa ki istiyorlar, radikal karar almak zorundadırlar.

Kulüplere 7+4 veya 6+5 sistemini dayatmalıdır.

Yok, efendim elimizdeki yabancı futbolcuların sözleşmeleri uzunmuş.

Yok, efendim yabancı oyuncu sayısını azaltalım ondan sonra döneriz.

Yok, abi, bu konuda kimseyi dinlememeli TFF…

İstanbul kulüplerinin başkanları kulüplerinin battığını avaz avaz bağırıyorlar.

Bu ekonomik yapıyla…

Bu ödenen paralarla kulüpler nasıl ayakta kalsınlar?

Bir realite var o da her kulüp kendi bünyesine dönmeli, yani alt yapısına bakmalı.

Yoksa dedikleri gibi batak kaçınılmazdır.