Ne mutlu bize?

Ne mutlu Kınalı Kuzum ile ikimize?

İkimizin de Tek dileği birliğimizin, dirliğimizin bozulmaması...

Ama mahallemizin esas oğlanları Kınalı Kuzum’a kıymak için her türlü hamleyi yapmaktadırlar.

Duyan duymayana…

Okuyan okumayana haber versin…

Buradan haykırıyorum…

Asla kuzumu yem ettirmeyeceğiz.

Asla kuzumu yedirmeyeceğiz.

Asla kuzumu kurban ettirmeyeceğiz.

Salı günkü köşemizde Kınalı Kuzum bizim mahalleyi mercek altına almıştı…

Kınalımın heybeciği o kadar bilgi, belge doluydu ki biz Kınalı Kuzum’dan gelen bilgilerin ancak bir parçasını kullanabilmiştik.

Hoş gelmiş benim dünyalar güzeli Kınalı Kuzum.

kuzuuu

-Hoş gördük üstatların piri…

Kınalım o kadar abartma bizi, bizden ileri ne pirler var? Piyasa pirden geçilmiyor…

-Üstadım benim pirim sensin, benim patronumsun…

Sağol benim güzel kuzum, geçen hafta mahallemizle ilgili yaptığımız sohbeti yarım bırakmıştık.

-Aynen öyle üstadım, en son TSYD’yi yazacaktık, bu güne bırakmıştık. İstersen TSYD’den devam edelim...Üstadım bu aynı “Atalım mı Arap kızı atalım mı… vay vay” a benzedi.

Ulan kuzum nerelere gidiyorsun ne oldu sana bu günlerde?

-Hiçbir şey üstadım, Kurban Bayramı’nı kazasız, belasız geçirdik ya ondandır herhalde…

Öyle olsun da başka bir şey olmasın, biliyorsun bu işleri!

-Her şeyi biliyorum Üstadım, takma kafana bir şey. Kendimi koruyup kolluyorum. Üstadım, TSYD’ye geçmeden sana ve senin en samimi olduğun mahalle arkadaşın Bülent Deveci’ye soruyorum, sizin mahallenin Huysuz Virjin’leri kimlerdir?

İlahi kuzum güldürdün beni. Bizim mahallede Huysuz Virjin’lerde mi var?

-Salı günkü köşemizde neden söyledim ‘bizim mahalle karşı ki mahalle, sizin mahalle goy goycu mahalle’ diye… Sonra devam etti, ‘yalancısın inanamam Osman ağa… sabahlara dayanamam Osman ağa… naylon çorap ister Osman Ağa…”

Kınalı Kuzum ben senden korktum. İyi ki ‘şu bizim mahalleye bir bak’ dedim.

-Ah be üstadım sizin mahalleye öyle bir baktım ki, o bakışımla mahallenizde neler neler gördüm?

Durum o kadar mı vahim Kınalı Kuzum?

-Üstadım ben onu bunu bilmem, sizin mahallenin nesini anlatayım? Bir kere kendini adam yerine koyuyorsan, omurga yapın dik olacak, yani omurgalı olacaksın...

Kınalı Kuzum yine birilerine göndermemi yapıyorsun?

-Üstadım ben hiç birilerine gönderme yaptım mı? Adama direk söylerim… Neden omurgadan bahsediyorum?
Bazı olaylara şahit oluyorum, bazen yaşananları kuzu gözümle görüyorum, kahroluyorum. Allah aşkına nedir bu ya? Nasıl bir omurgadır? Nasıl adamlıktır? Nasıl bukalemunluktir?
Yemin billah iğreniyorum...

Kınalı kuzum hayırdır fren patlattın…

-Ne fren patlatması üstadım, freni patlatsam, yaşananları, söylenenleri, halay çekmeleri, lay laylom oynamaları kuzu dilim dile getirse, vallahi de billahi de yer yerinden oynar. Fakat her şeyin vakti zamanı var. Biliyorsun hiçbir şey gizli kalmaz, hiçbir şey karanlıkta kaybolmaz. O hiçbir şeyler gün gelir mutlaka gün ışığıyla buluşurlar. Sizin mahallede Rize’de gazetecilik yapan rahmetli Necati Tuzcu vardı… Tuzcu’nun aktif gazetecilik yaptığı dönemlerde tatlı ve güzel bir söylemi vardı, “Gün ışığı görmemiş haberler” diye… Bende ki bilgiler de gün ışığı görmemiş bilgiler.

Kınalı Kuzum sanki burada tehditvari bir şeyler konuşuyorsun.

-Ne tehditvari üstadım, biz kimi tehdit etmişiz, benim anlatmak istediğim yaşanmışlar, söylenenler var ya onlardan bahsediyorum. Mesela şu fetöcülükten cezaevinde olan Trabzon eski emniyet müdürü Ramazan Akyürek’in kimin elinden tutup Ankara’ya getirdiğini, sonrasında o getirdiği kişiye bir gazete için referans olduğunu, yine fetecülük suçlamasından dolayı yurt dışına kaçan Adem Yavuz Aslan ile kimlerin masaya oturduğunu, o masada neler konuşulduğunu, yapılan görüşmeler sonucu masadan ne alınıp ayrıldığını unuttuğumu mu zannediyorlar?

Amanın da amanın güzel kuzum hoppp ne diyorsun sen?

-Üstadım, bir şey demiyorum o zamanlar yaşananları ve iddia edilenleri dile getiriyorum, bakıyorum da herkes sütten çıkmış ak kaşık gibi racon kesiyor…

Kınalı Kuzum sen yine suyu bulandırma, iş yine dönüp dolaşıp bizim arkadaşlarımıza, bizim dost deyip sırtımızdan hançerlemeye çalışan kişilere dokunur, boş ver!
-Üstadım ‘sen ne varsa getir’ demiyor musun? Kime dokunursa dokunsun? Ben gomişim o havaya, kimse Huysuz Virjin rolüne bürünmesin? Bizim bir tane Huysuz Virjin’imiz vardı, o da rahmetli oldu…

Kınalı Kuzum öyle konulara girdin ki iş tam Arap saçına döndü…

-Üstadım iş neye dönerse dönsün hiç umurumda değil, kim ne ekerse onu biçecek! Hacivat-Karagözlük yapmayı bırakacaklar… Delikanlı, dolayısıyla adam olmanın da bir raconu vardır. O raconu adamlık kisvesinden çıkanlara öğreteceğiz ya da sizin mahalleden göndereceğiz.

Bu çok iddialı bir söz oldu Kınalı Kuzum… Sahi senin başına güneş mi girdi…

-Üstadım bu kez sen güldürdün beni, biz ne güneşli günler gördük?

Neyse Kınalı Kuzum sen böyle konuşunca ipin ucu kaçtı, TSYD ile ilgili konular yine kaldı.

-Üstadım, kimse kusura kalmasın, fren patlayınca vurup gidiyorum. Acelesi mi var yazarız…

O zaman haftaya diyelim Kınalı Kuzum…

-Evet üstadım, haftaya buluşmak dileğiyle hocca kalın…

 

 

 

 

 

ESNAF VE SANATKARLAR ODASI NEREDE?

 

Ortalık kırılıyor toz dumana karışmış!

Hem de ne toz dumana karışma?

O yaşanan toz dumanı dağıtmak için;
Bir tarafta şehrin valisi.

Diğer tarafta milletvekilleri.

Öte tarafta parti temsilcileri…

Hepsi oluşan tozlu dumanlı havadan şehri kurtarmak için kılı kırk yararken, hepsi hep birlikte basın toplantısı yapıp seferber olurken, bakıyorum Esnaf ve Sanatkarlar Odasından çıt çıkmıyor!

Neden abi ses vermez Esnaf ve Sanatkarlar Odası?

Neden elini taşın altına sokmaz?

Sorarım sizlere;

Abi bu Esnaf ve Sanatkarlar Odası dolayısıyla başkanı hangi şehrin odası ve başkanıdır?

Abi bu Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı kimi temsil eder?

Abi bu Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı şehrin ve esnafın yaşadığı sorunlara neden bu kadar kayıtsız kalıyor?

Sahi bu kadim şehrin Esnaf ve Sanatkarlar Odası yok mudur?

Var ise neden ses vermez?

Hadi birisi bunları anlatsın bizlere…

Allah aşkına ortalık şehrimize gelen Arap turistlerden dolayı yangın yerine dönüştürülmüş! Herkes yangının sönmesi için mücadele ederken, arayın ki ortada Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı’nı bulunuz!

Vekiller, şehrin valisi, siyasiler belediye başkanları, STK’lar Ticaret ve Sanayi Odası’nın düzenlediği basın toplantısıyla bir araya gelip, Trabzon turizmine tüm güçleriyle destek verirken acaba Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Metin Kara, Trabzon turizmini bir kenara bıraktık Trabzon esnafı için ne yapıyordu?

Merakımızdan soruyoruz!

AYNI DURUMA DÜŞÜLMESİN AMAN DİKKAT

AYNI DURUMA..

Olaya bir başka pencereden bakalım.

Daha doğrusu burada şeytanın avukatlığını yapılım.

Arap turizmini el birliği ile bitirdik diyelim.

Peki bunun zararı kime dokunacak?

Kim, kimler bu işten en çok darbeyi yer?

Bunu hiç düşündünüz mü?

Ve… Bu sorulara cevap vermek hepimiz için çok mu zor?

Tabi ki Trabzon ve bölge esnafı en büyük zararı görecektir.

Ne tez unuttuk sarp kapsı açıldığında Trabzon’da dönen müthiş ticaretin sonradan bir anda kesilip yok olup gitmesini!

Şu an Trabzon’da yaşanan durum aynı o dönemdeki gibi yol almaktadır.

Bu süreçte en çok tuhafıma giden ne biliyor musunuz?

Arap turizminin bu denli tartışıldığı bir yerde, Trabzon esnafının konuyla ilgili sessiz kalmasıdır.

Nasılsa esnafın keyfi yerinde, dükkanlarına dolayısıyla iş yerlerine Arap turistin biri giriyor biri çıkıyor. Haliyle keyifleri de bu sebepten dolayı cilalanıp gıcır oluyor!

Birde onların neden umurlarında olsun Arap turistlerin yaşadıkları küçük sorunlar. Nasılsa sorunlar şehrin mülkiamiri, siyasileri ve STK’lar tarafından çözülüyor.

Bayılırız hazıra…

Bayılırız birileri sorunu çözsün, biz sefasını sürelime, yani hazıra konmaya…

ESNAFIN SUÇU YOK MU, NEDİR BU FİYATLAR?

esnaf ve sanatkarlar odası

Fiyatlar öyle böyle değil ama şöyle böyle uçuyor…

Hemi de ne uçuyor?

Uçan fiyatları yakalayana neredeyse plaket verilecek!

Fiyatların bu kadar uçması Arap turistlere bağlanıyor.

Fiyatların bu kadar uçmasının iki türlü sıkıntısı var…

Birincisi Arap turistleri fiyat yüksekliğinden bir kez kandırdınız, hadi faiş fiyat yüksekliğini anlamadılar siz Arap turistleri iki, üç kez daha kandırdınız…

Araplar kandırıldıklarını anladılar diyelim ya sonrası…

Hemen söyleyeyim, arayın ki şehrimizde Arap turist bulunuz..

İkinci sıkıntı ise Arap turiste göre fiyat ayarlamalarından en çok etkilenen şehrin insanı ve şehrimize gelen yerli turistler…

Şehrin insanı veya dışarıdan şehrimize gelen yerli turistler Araplar için uygulanan fiyatlardan dolayı uçuk kaçık fiyatlar karşısında ezilmektedirler.

Gelelim şimdi sadede...

Burada demem o ki esnafından, lokantacısından tutun da otelcisine kadar herkes fiyatları uçurarak Arap turistleri kaçırdı. Elinizde yine kala kala  yerli turist ve şehrin insanı kalacak!

Onları da kaçırdığınız da düşecek olduğunuz durumu düşünebiliyor musunuz?

Ben düşünmek bile istemiyorum…

Ve kim olursa olsun insanlara sunduğunuz fiyatlara da el insaf diyorum…

Yoksa ileri ki günlerde, aylarda ki durumunuz Allah göstermesin aynı pandemi döneminde ki hale dönüşüverir...

Bir de şehre gelen turistleri günü birlik düşünmeyiniz, onlara yatırım yapıp geleceğinizi inşa ediniz…

Son söz, “Kaçan balık büyük olur”

Ve de “Altın yumurtlayan tavuğu kesiyorsunuz” böyle devam etmeniz halinde…

Ali Savaş dayım kendi sosyal medya hesabında paylaşmış, Uzungöl’de yamaç paraşütünden 3 kişiden 10.500 tl,  fotoğraf çekimi için de 3.500 tl  istemişler diye..

Yuh be!
Yuh olsun sizlere…

Yok mudur bu işi denetleyen bir merci?

Dip not; Uzun gölde bir bardak çay fiyatatıda 80 tl miş…

Ne bileyim öyle diyorlar..

Çüş be… bu kadarda değil yani!