Ekrem İmamoğlu, AK Parti’nin kendi içinde yaşadığı kavgalara, yolsuzluk algısına, göçmenlerin İstanbul’da yaşattığı sorunlara ve gerçekten herkesin sevgisini kazanmış Kadir Topbaş’ın görevden alınmasına ve yerine Binali Yıldırım'ın aday gösterilmesine tepki olarak CHP’nin ümitsizce aday yaptığı bir isimdi. Genç ve dinamikti. Medyada fazla görünmüyordu. Gençlerin ‘dede’ diye algıladığı Binali Yıldırım’a karşı yeni siyaset tarzı denilen kot pantolon ve beyaz gömlekle ve özellikle gençlerin büyük ilgisini çekiyor, gençler İmamoğlu’nda kendilerinden bir şeyler buluyordu. İmamoğlu, gençlerin mevcut düzene isyanın ete kemiğe bürünmüş haliydi. Buna rağmen seçimi 30 bin oy farkla alabilirdi. Lakin AK Parti’nin İstanbul’da seçimi yeniletmesi, İmamoğlu’nu ‘mağdur edilmiş genç adam’ imajı ile her kesimden insanın gönlünde yer edinmesine sebep olmuştu. Öyle ya bizim toplum faydacıdır fakat mağduru, yolda kalmışı, garibi kollardı. Böylece 30 bin fark 800 bine fırladı.

Lakin her şöhretlinin başını yakan tuzağa İmamoğlu da düşmüştü. Konuşmanın şehveti İmamoğlu’nu esir aldı. Her yerde eline aldığı mikrofonla İmamoğlu gizemini bir anda kaybetti. İnsanlar onu tanıdıkça aradığımız ‘Acaba bu mu?’ sorusunu sorarken o bunun farkına varamadı. Ve iki gün önce kendine karşı yapılan kendi mahallesinin eleştirilerine ‘vız gelir, tırs geçer’ babında önemsenmeyen bir cümle ile karşılık verdi. Bu dile tepki olarak sosyal medyadan 30.000 kişi İmamoğlu’nu takibi bıraktı ve bu küçümseyici kibir diline tepki gösterdi.

İmamoğlu’ndan bizimkine gelelim. İmamoğlu öyle de Zorluoğlu farklı mı? Tabi ki hayır. Murat Zorluoğlu'nun hala kayyum vali gibi davranıyor olması, ‘Ben dedim böyle olacak’ tavrı, şehirle kurduğu bürokratik duvarlar, muhtarlara ve sivil toplum kuruluşlarının üye ve başkanlarına karşı kullandığı dil, her toplumsal talep karşısında aldığı küçümseyici tavır ne kadarda İmamoğlu ile benzeşiyordu. Oysa AK Parti’nin dili bu olamazdı.

Bayramlaşmak için iç genelge yayınlayıp, ‘çalışanlar gelip bayramımı makamımda kutlasın’ demek ne demek? Allah’ım ne günlere kalmışız. Bu ne kibir!

Gideceği yere önceden protokol ekibinin ve öncü korumalarının gidip hazırlık yapması, yemekte çatalını kaşığını peçetesini ayarlayan özel görevli olması, camide girişte ayakkabısının başında bir polisin beklemesi, Allah’ım bu ne kibir... Tercih halkın değil, Ankara’nın olunca şehirler böyle yönetiliyor.

Telefonumuza her gün mesaj yağıyor. Her mesajı dikkate almıyor soruşturuyoruz. Çalışan personelden işçi ve düşük düzeyli memurla hiçbir zaman selam verip el sıkıştığını gören olmamış. Genelde işçilerle kesinlikle muhatap olmuyormuş. Muhatap dedikse Allah’ın bir selamı, bir günaydını vs. Oturup çay ve kahve içmesini kastetmiyoruz. Bunlar zaten imkansız şeyler. Üzerinde sakladığı ‘Kayyum valiliği’ kibri onu öyle büyülemiş olmalı ki şehrin insanına devamlı tepeden bakma sendromundan kurtulamıyor.

Zaten yakın çalışma arkadaşlarını dışardan seçmiş olmasının iki sebebi var. Birincisi sır yönetim anlayışı… Olan bitenden harcanan paradan şehirden kimsenin haberi olmasın. İkincisi ise bu şehrin insanını küçümsemesi. Evet, yakınındaki arkadaşlarının EYOF sohbetlerinde “Bu şehirde bu işleri yapacak adam olsa, biz neden buraya gelelim?” diye bunu açıkça dile getirdikleri il yönetiminin dahi malumu. Buna kulaklarıyla şahit il yöneticisi var. (Bu söylediğimize itiraz eden olursa isim açıklarız.)

3 yılda bu milletin 160 milyon lira civarında parasını doğrudan teminle eften püften yerlere harcamış. Meclis üyeleri dahil bu konuda sorulan hiçbir soruya cevap vermiyor. Meclis üyelerini dahi muhatap almayan Kayyum Vali ve Başkan Zorluoğlu’nun halkı muhatap almasını zaten beklemiyoruz. Fakat harcanan para bu şehrin fakirin fukaranın parası.

3 yılda üç yüz milyon lira borçla aldığı belediyenin bugün borcunun bir buçuk milyar olduğu söyleniyor (TİSKİ hariç) ne oldu bu para diye sorduğumuzda siz kimsiniz ben yüzde 64 oy aldım diyor.

Belediye çalışanlarına asgari ücret maaşı veriyorsunuz. Yapılan Ramazan yardımlarını kaldırmışsınız. Kurum içinde çalışan aynı işi yapan insanların birisi on bin lira birisi beş bin lira alıyor. “Bu adaletsizlik değil mi?” diye sorulduğunda işçi olarak çalışmak isteyen çok kişi var beğenmeyen çekip gider” diyorsunuz. İnsanların, yoksulluğunu, mecburiyetini işsiz insanların varlığı ile tehdit ediyorsunuz.

Böyle saymakla bitmez bir sürü kibir ifadesi. İmamoğlu ve Zorluoğlu hakketmedikleri, emek vermedikleri siyasetin rantını yiyen iki örnek isim. Tarlada izi olmayınca insanın kibir diline sarılması çok normal. ‘Halk bizi seçti’ yanılgısı… ‘Halk bize şu kadar oy verdi’ söylemi… Şu anda yaptıklarının halk tarafından onaylandığı anlamına geldiğini düşünüyor olmalılar ki bu tavırlarını değiştirmiyorlar... Halkın, kendisine tepeden bakan, kibir kulelerinden pek hoşlanmadığını biz söyleyelim. Sadece, insan doğası gereği faydacıdır ve siyasetçiyle kurduğu ilişkiyi rasyonel fayda üzerinden kurar.  Yani özetle, ilgi ve teveccüh oturduğunuz koltuğun sağlayacağı imkanlaradır. Sizin şahsınıza değil.

Bu hayat bir gün bunu da öğretir.