Anısına Saygıyla...

Abdulkadir Eyüboğlu: “Belediye yönetimi olarak Trabzon halkının yararına olacak çalışmalara imza attık.”

Bütün imkânsızlıklara rağmen o yıllarda çok iyi işler yaptık

Abdulkadir Eyüboğlu, 1977-1980 yılları arasında Trabzon Belediyesinde meclis üyeliği yaptı. 12 Eylül İhtilali öncesinde Trabzon’da bu görevi yapan az sayıdaki meclis üyelerinden olan Abdulkadir Eyüboğlu, Mecliste komisyon başkanlıkları, encümen üyelikleri yaptı, önemli çalışmalarda görev aldı.

Belediye Başkanı Sefer Özgür’ün ikinci döneminde yaşanan ekmek grevinin kırılmasında, akabinde belediye ekmek fabrikasının ve tanzim satış mağazalarının kurulmasında çok önemli bir role sahip olan CHP’li Eyüboğlu, yerel yönetimlerin mevcut yetkilerini halkın yararına kullanması durumunda çok önemli fonksiyonlar görebileceğini dile getiriyor.

Eyüboğlu, Türkiye’de sağ-sol çatışmasının ve ekonomik krizlerin yaşandığı bir dönemde son derece kısıtlı imkânlarla başarılı bir dönem geçirdiklerini savunurken, bu gergin ortamın Meclis çalışmalarına hiçbir şekilde olumsuz bir etki yapmadığını da iftiharla anlatıyor.

Trabzon’da bugün için en önemli sorunun trafik problemi olduğunu dile getiren Eyüboğlu, bunun yanında geniş kaynak ve imkânların verimli kullanılamadığını ve israf edildiğini belirtiyor.

Abdulkadir Eyüboğlu ile meclis üyeliği yaptığı dönemin önemli olaylarını ve günümüz Trabzon’unu konuştuk.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz, Abdulkadir Eyüboğlu kimdir?

İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezunuyum. Akademiyi bitirdikten sonra Trabzon’a yerleştim. İş hayatına da burada başladım. Siyasi parti dâhil olmak üzere çeşitli örgütlerde yönetici olarak çalıştım. 1977 yılında da belediye meclis üyeliğine seçildim.

TRABZON’A FAYDALI OLABİLECEĞİMİ DÜŞÜNEREK ADAY OLDUM VE SEÇİLEREK MECLİSE GİRDİM

Ticaretle meşgul olduğunuz için siyaset yapma imkânınız vardı. Meclis üyeliğiniz öncesinde siyasi partilerde görev aldınız mı?

Evet, öğrencilik yıllarımda İstanbul’da sosyal demokrasi derneklerinin İstanbul İl Sekreterliğini yaptım. Daha sonra CHP Gençlik Kollarında görev aldım, yönetici oldum. Eski Trabzon Milletvekilimiz Halil Akyüz’ün başkanlığındaki yönetimde 2 yıl CHP Trabzon İl Sekreterliği görevini yürüttüm.

1977’de yine parti yöneticisiyken, bilgilerimiz ve tecrübelerimizle Trabzon’a faydalı olabileceğimi düşünerek belediye meclis üyeliğine aday oldum ve böylelikle seçilerek Meclise girdim.

Belediye başkan adayınız Sefer Özgür’dü ve ikinci dönemi olacaktı…

Evet, Sefer Özgür Bey adayımızdı ve ikinci kez seçime giriyordu. Bizim dönemde aday adayı oluyorduk ve aday olabilmek için de ön seçim yapılıyordu.

SEÇİMLER ÇOK HEYECANLI GEÇERDİ

Abdulkadir Bey, o yılların seçim ortamını konuşalım. Seçimler heyecanlı mıydı? Halkın ilgisi nasıldı, şimdiki gibi kampanyalar yapılır mıydı?

Seçimler çok heyecanlı geçerdi. Tabii o zaman Trabzon çok geniş değildi. Sınırlarımız batıda Beşirli Köprüsü’ne, doğuda da Değirmendere Köprüsü’ne kadardı. Onun haricindeki yerler belediye hududu sayılmıyordu.

18 mahallemiz vardı. Biz her akşam en az üçer defa mahalle toplantıları yapardık ve o toplantılar miting gibi olurdu. Tabii her siyasi parti, belediyeyi kazandıkları zaman halka ne gibi hizmetler vereceklerine dair vaatlerde bulunurdu.

Bizim birinci derecedeki vaatlerimiz, o zamanki şartlarda sosyal demokrat bir partinin tüzüğünde de olan tanzim satış mağazalarını kurmaktı. Bunları her mahallede kurduk. Bundaki amacımız fiyatları denetlemekti.

Hani bugün et fiyatları neden artıyor, zeytinyağı fiyatları neden bu kadar yüksek diye şikâyet ediliyor ya; biz tanzim satış mağazaları marifetiyle bu ürünleri kaynağından alıyorduk. Masrafları düşecek oranda çok az bir kârla halkımıza sunuyorduk.

Bu projeniz başarılı oldu mu?

Çok başarılı oldu. Yine o dönemde bir ekmek grevi yaşadık. Bütün fırıncılar fiyat ve gramaj artırımı talepleriyle ekmek grevine gittiler. Trabzon’da hiçbir fırında günlerce ekmek çıkmadı.

BELEDİYE YASASI’NDAN İSTİFADE EDEREK FIRINLARA EL KOYDUK

Fırıncıların talebini uygun görmediğiniz için mi greve gittiler?

Evet, biz onların talebini reddettik. Bu grevi kırabilmek için önce ilçelerden kendi araçlarımızla getirdiğimiz ekmekleri tanzim satış mağazaları vasıtasıyla sattık. Sonra Belediye Yasası’ndan da istifade ederek fırınlara el koyduk.

Kamulaştırma gibi mi?

Kamulaştırma demeyelim, işletmesini yapmak için... O işin başında da ben vardım. Trabzon’da 7 fırına el koyduk ve bunları çalıştırmaya başladık.

Personel fırının personeli miydi?

Hayır, personeli dışarıdan getirdik. İlk olarak hâkim nezaretinde tespit yaptık. Ne kadar unu var, mayası var; sermayesini tespit edip yazdık. Zabıta memurlarımızı kasaya oturttuk, çeşitli illerden işçiler bulduk ve ekmek üretmeye başladık. Bir hafta sürmeden fırıncılar pes etti.

Başarılı oldunuz demek?

Tabii başardık. Ondan sonra gelip bizimle anlaşmak istediklerini söylediler, biz de kendi şartlarımızla anlaştık ve grev bitti.

Demek ki bir yerel yönetim, istediği zaman halkın yararına adımlar atabilir ve bunda da başarılı olabilir...

Kesinlikle. Bu, ne yaptığınızı bilmenize bağlı. O dönemler Türkiye’de büyük bir ekonomik kriz vardı. O kriz sebebiyle Türkiye’de çimento ve yakacak yoktu, kısıtlıydı. Bizim kendi belediye meclis üyelerimizin varlıklı olanları, şimdi isimlerini vermeyelim; borç para verdiler, biz de tanzim satış mağazaları marifetiyle gittik Bulgaristan’dan gemilerle Trabzon Limanı’na çimento getirdik.

TRABZONSPOR İLK ŞAMPİYONLUĞUNU ÇİMENTO PARALARIYLA ALMIŞTIR

Çimento getirmekteki amacınız belediyenin çalışmalarında kullanmak için miydi?

Hayır, vatandaşın kullanması için. Vatandaşımız inşaatını yapamıyordu. İlçelere kadar bunları sattık. Üstelik üzerine kâr da koymadık, sadece maliyetine sattık. Üzerine tek bir ilave yaptık, o da Trabzonspor’a verilmek üzere bir pay koyduk ve bu paraları Trabzonspor Kulübüne verdik. O paralarla Trabzonspor ilk şampiyonluğunu almıştır.

Çok ilginç, bunu bilen kaç kişi vardır acaba? Şehrin bilinmeyen, belki unutulan tarihini konuşuyoruz…

Evet. Yine bizim dönemde bulunamayan gıda mallarını mesela zeytinyağı getirdik, tanzim satış mağazaları vasıtasıyla bakkallara, ilçelere dağıttık. İlçelerdeki belediyelerle birlikte hareket ettik. Tabii o zaman ilçelerde CHP’li belediyeler çoğunluktaydı çünkü CHP yüzde 42 rey almıştı.Bunun haricinde su arıtma tesisi projesini de yine ilk bizim dönemde projelendirip başlattık.

O yıllarda içme suyunun en önemli problem veya konu olduğu söyleniyor.

Değirmendere Havzası’nda su kuyularımız vardı. Şimdi onları kapattılar ama çok yanlış yaptılar.

YEŞİL ALANLAR İLK DEFA BİZİM DÖNEMİMİZDE YAPILDI

Neden?

Bunları çalıştırmayabilirdiniz ama muhafaza edilmeliydi. Yarın herhangi bir aksilikte o kuyuları geçici olarak kullanabilirdiniz ve böylece Trabzon susuz kalmazdı. Kapattılar da ne oldu? Oralarda sanayi oldu. Bunlar yanlış şeyler.

Bizim dönemde bu kuyuların ıslahı yapıldı. Yol çalışmalarımız oldu. Park bahçelere çok önem verdik, bu yeşil alanlar ilk defa bizim dönemimizde yapıldı. Tabii imkânlarımız o dönem çok kısıtlıydı.

Ekmek grevi döneminde ekmek fabrikasını bir ay içinde kurduk, onu da kapattılar. Bir ay içinde encümen kararını aldık. İller Bankasının kefaletiyle İstanbul’a gidip makineleri teslim aldım. Yükleyip geldik, inşaatı bitirdik ve makineleri kurduk. O zaman bakan olan Ahmet Şener açılışı yaptı ve fırın çalışmaya başladı.

BİZİM ZAMANIMIZDA PARTİCİLİK YOKTU

Sizin döneminizde particilik var mıydı?

Hayır, bizim belediye meclis üyelerimiz içinde MHP’den de AP’den de üyeler vardı. Ancak hiçbir şekilde bugünkü gibi particilik olmadı.

Üstelik de o yıllarda sağ-sol olayları yaşanıyordu…

İşte ben burada,Gülbaharhatun Mahallesi’nde oturuyordum. Bu mahalle o zaman Ülkücülerin hâkim olduğu mahalleydi. Benim evim şurada, gecenin 12’sine kadar gider gelirdik. Herkesi tanırdık. Öyle olsa sorun yaşardık ama yaşamadık.

Meclis çalışmalarınızda Trabzon için ortak akıl hâkim olur muydu? Muhalefet sizin kararlarınızı destekler miydi?

Yani muhalefetin sayısı 6-7 kişiydi, etkinlikleri çok yoktu ama birlikte aldığımız kararlar da vardır.

Tabii belediye yasaları o zaman yönetimlere çok imkân tanımıyordu. Mesela İmar Yasası tamamen merkezî hükûmetteydi, biz sadece havale görevi yapıyorduk.

Vatandaşımız belediyemizden imar tadilatı talebinde bulunuyordu, biz onu imar komisyonuna gönderiyorduk. İnceleniyordu, uygun veya uygun değildir diyerek Meclise geliyordu. Biz de Mecliste karar verip dosyayı İmar İskân Bakanlığına gönderiyorduk. Çünkü bizim değişiklik yapma yetkimiz yoktu, yetki bakanlıktaydı. Tabii bu yanlış bir uygulamaydı.

EN AZ ÇARPIK YAPILAŞMA TRABZON’DA OLMUŞTUR

Aslında 1980 sonrası hızlanmakla beraber sizin dönemde de köyden kente göç yaşanıyordu ve bu göçler sebebiyle bugün kentsel dönüşüm yapılan vadiler ulaşıma açılmıştı. Bu uygulama çok eleştiriliyor, bunu konuşabilir miyiz?

Evet, doğru. Ama sadece bizim dönemimizde yapılmadı. O durum bir ihtiyaçtan kaynaklandı. Türkiye’nin her tarafında gecekondulaşma, çarpık yapılaşma olduğu gibi Trabzon’da da oldu.

Oran olarak en az Trabzon’da olmuştur. Ankara’daki Mamak’ı gördüğünüz zaman bunu anlarsınız. Neden? Çünkü Trabzon daha az göç alıyordu, daha çok göç alan iller daha çok çarpık yapılaşma yaşadı. Bizdeki çarpık yapılaşmanın sebebi nereden kaynaklanıyordu? Gümüşhane civarından gelen vatandaşlarımız bu derelerdeki vadilerde yerleşti. Bunlar elbette bir yerde oturacaktı. Ancak bu uygulama siyasi amaçlarla 1960’larda Suat Oyman’ın başkanlığı zamanında başlamıştır.

Derelerin üzerini kapatmıştır, bu nedenle oralar bir nevi iskâna açılmıştır, yardımcı olunmuştur.

O dönemde Elektrik İdaresi belediyeye bağlıydı, Su İdaresi zaten bizdeydi. Sınırlarınız belliydi, zaten mücavir alanlarda plan yoktu, plan yapma yetkisi de yoktu.

PLAN YAPACAK MÜHENDİS BİLE DOĞRU DÜRÜST YOKTU

Bu sadece Trabzon’a özgü bir durum değildi sanırım, bütün Türkiye böyle miydi?

Elbette öyleydi. Plan yapacak mühendis bile doğru dürüst yoktu. KTÜ’de Mimarlık Bölümü vardı ancak şehir plancılık kürsüsü yoktu.Ekonomiye gelince… İller Bankası ne veriyorsa geliriniz oydu, başka gelir yoktu.

Su ve elektrikten gelir elde edemediniz mi?

Nasıl edeceksiniz? Zam yapacaksınız ama yapamıyorsunuz. Hâliyle zarar ediyorduk. Camilerden elektrik parası alınır mı? Alamazsınız. Nereden para kazanacaksınız? Taksi durağından, kiralık büfelerden. Yani kazanç getirecek yerler çok kısıtlıydı.

O dönemki bütçeyle, kısıtlı imkânlarla aslında biz hizmet yaptık diyebiliyor musunuz?

Evet, derim. Çünkü o dönem için, o imkânsızlıklara rağmen iyi işler yaptık.

Bakın ben belediyede memur değildim, meclis üyesiydim. Şimdiki meclis üyelerine gidin bakın, ayda bir giderler belediyeye. Toplantıdan toplantıya. Ben her gün en az 12 saatimi Mecliste geçirirdim. Encümen üyeliğim vardı, Bütçe Plan Komisyonu Başkanı ve İmar Komisyonu Üyesiydim. Bunlar, ‘Siz yapın ben imzalayayım.’ demekle olacak işler değil.

Maliye Bakanlığı kadro vermiyor ki mühendis alasınız. Sözleşmeli mühendis de çalıştıramıyorsunuz çünkü paranız yok. Ne yapıyorduk? Meclis üyeleri içindeki mühendis arkadaşlarımız kendi bilgileriyle bu işleri yapıyordu. Veya gidip Karayollarında, DSİ’deki mühendislere proje çizdiriyorduk. İmkân yok, ne yapacağız?

Sefer Bey’in bir tane makam arabası vardı, o da 15 senelikti. O arabayı da Almanya’da çalışan bir işçimiz hibe etmişti. Başka hiç kimsenin makam arabası yoktu.

ŞİMDİKİ MAKAM ARABALARININ GİDERLERİYLE BEN BÜTÜN BELEDİYEYİ YÖNETİRİM

Başkan yardımcılarının, müdürlerin makam araçları yok muydu?

Hayır efendim, sadece belediye başkanının makam arabası vardı, o da 15 yaşındaydı. Şimdi gidin bakın belediyenin önüne. O makam arabalarının giderleriyle ben bütün belediyeyi yönetirim. Şimdi istediğiniz kadar imkân var. İmkân çok ama israf da çok. İmkânı kullanmakta sıkıntı var. Bu kadar israf olur mu?

Bir tane otopark yapmayacaksınız, yolların kenarlarını otopark olarak çalıştırıp para alacaksınız. O yol sadece araçlarını park edenlerin midir? Benim, senin hakkını yok mu orada? Bina yapılıyor, hepsinden otopark bedeli altında para alınıyor. Nerede bu paralar? Yap otoparkını al paranı ama yolu işgal etme.

Sizin dönemde personeliniz yeterli miydi?

Sınırlar ve imkânlar belli olduğu için yeterliydi. Tabii bizim dönemde sendikalar çok güçlüydü. Genel İş Sendikası DİSK’e bağlıydı. Saat 5 olunca işçiyi mesaisiz çalıştıramazdınız, çalışmazdı. Saat 6’da işçi çalıştıracaksanız çift yevmiye verecektiniz.

Hattâ bir anımı anlatayım: Ekmek fabrikasını yapıyoruz, makineler cumartesi günü geldi. İşçileri çağırdım, “Gelin makineleri indirin.” dedim. Mesai istediler. Hesapladım ki dışarıdan alacağım hamalla makineleri indirsem 10 misli daha ucuza geliyor. Gittim limandan bir forklift aldım, iki tane de hamal bulup makineleri indirdim.

Abdulkadir Bey, meclis üyeliğiniz döneminden unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Başkanın teklifiyle, seçilmiş üyelerden bir belediye başkan yardımcısı seçilecekti. Burada isimleri söylemeyeceğim; bir arkadaşımızı başkan seçmek istiyor, ben de muhalefet ediyorum. Başka arkadaşlarımız da var tabii. Sebep de şu: Partide görüşelim, tartışalım, kimin aday olacağına grup olarak karar verelim, buna sadece başkan karar vermesin diyoruz. Başkan da sanırım belki gruptan bu isim çıkmaz diye böyle hareket etmiş olabilir.

Neyse, başkan bir arkadaşımızı önerdi, Meclise getirdi. Zaten muhalefet partileri buna itiraz edecek. Bizim sayımız yetiyor ama bizde de farklı düşünceler var. Ben de Mecliste grup başkan vekiliyim, oylamaya geçilmeden arkadaşlarımın bir kısmını dışarı çıkardım. Sayıya baktım, başkanın önerdiği isim seçilemiyor. Kapının önüne geldim, bekliyorum. Başkan Sefer Bey Meclisi yönetiyor. Kendisine, “Sayın Başkan, ben de çıkıyorum. Mecliste çoğunluk kalmamıştır.” dedim ve çıktım. Peşimden koştular ama geri dönmedim.

Peki, başkanın istediği isim seçilemedi mi?

Seçildi ama bir sonraki meclis toplantısında. Bunu hiç unutmam.

İhtilal oldu ve sizin dönem sona erdi. Bir daha 1984’te yerel seçimler oldu ve ANAP’ın adayı Orhan Karakullukçu belediye başkanlığını kazandı. Oysa Orhan Bey de aslında CHP’liydi.

Orhan Bey bizden başkanlığa müracaat etmişti ama ön seçimde kaybetmişti.

Biz Orhan Bey’le 1984’teki seçimde yarışa girdik. CHP kapatıldığı için biz SODEP olarak bu seçime girdik ve adayımız Durukal Çulha idi. O seçimde imkânlarımız çok olmamasına rağmen epey bir meclis üyeliği kazandık.

Siz yeniden üyeliğe aday oldunuz mu?

Olmadım. Şöyle bir prensip kararı aldık: Dedik ki “Yeni bir döneme giriyoruz, eski belediye meclis üyeleri ile mevcut parti yönetiminden kimse kesinlikle aday olmayacak, partiyi dışa açacağız.” Öyle de yaptık, hiçbirimiz aday olmadık. Yoksa kendi kendimizi seçerdik ama yapmadık.

EN BAŞARILI BELEDİYE BAŞKANI BENCE ORHAN KARAKULLUKÇU’DUR

Sizce bugüne kadar gelen belediye başkanları içinde imkânları da dikkate alırsak en başarılısı hangisidir?

Bence Orhan Karakullukçu en başarılısıdır. Ama bunu 12 Eylül sonrası için söylüyorum. Öncesini ayırıyorum. Çünkü 12 Eylül’den sonra yasalar ve şartlar değişti. Hâlen bugüne kadar gelenler içinde de yine en iyisi Orhan Karakullukçu’dur.

TRABZON’UN BİR NUMARALI PROBLEMİ ULAŞIMDIR

Abdulkadir Bey, bugün belediye meclis üyesi olsaydınız şehirdeki hangi sorunları gündeme getirirdiniz?

Bana göre Trabzon’un bir numaralı problemi ulaşımdır. Biz 1978 yılında bir raylı sistem projesi çalışması yaptık. Bu proje belediyede mevcuttur. İTÜ’de bir haftalık bir çalışma yaptık. İsviçre’den uzmanlar geldi, onların da önerileriyle burada çalışma yaptık. Raylı sistemin projesini hazırladık.

Bunu o zaman düşündünüz. O zaman da trafik sorunu var mıydı?

Evet, o gün düşündük. Eğer biz olsaydık bu imkânlarla raylı sistemi çoktan yapmıştık. O gün bu kadar olmasa da bu sorunun ortaya çıkacağı açık olarak belliydi. Tedbir alınmalıydı.

Beşirli, Trabzon’un en fazla nüfusunu taşıyan yer, akşam 7’den sonra ulaşım yok. Büyükşehir olduk, saat 7’den sonra Söğütlü’ye gidip gelemezsiniz. Kaşüstü’nde hastane yapıldı, toplu taşımada Beşirli’den 3 vasıta ile gidilebiliyor. Böyle bir ulaşım olur mu?

Şu belediye binasının bulunduğu yerde “AVM yapmayın.” diye ısrar ettik. “Belediyeyi ön tarafa koyun, arka taraf da parkın devamı olarak denize kadar ulaşsın.” dedik ama dinlemediler. AVM oldu da ne oldu? Bütün dükkânlar boş. Yazık günah değil mi? Üstelik burası şehrin göbeği.Bütün bunlar ufuk meselesi, ufkunuz açık olmadıkça hiçbir şey yapamazsınız.

Biraz da imarı konuşalım…

Şehircilik dediğiniz sadece bina yapmak değildir. Şimdi yolu, altyapısı yapılmadan 30-40 bin kişiyi Çukurçayır’a yığdınız. Beşirli’nin yamaçlarını duvar yaparak bir 30 bin kişi de oraya yığıldı. Şimdi de Şana’ya, Yıldızlı’ya yığılıyor. Kanalizasyonunu, otoparkını, yolunu yaptın mı? Hayır. Bir araç yolda arıza yapsa hastaneye gidemezsiniz. Bu işler ben yaptım oldu anlayışıyla olmaz. Bütün bunlar dediğim gibi ufuk meselesi.

KENTSEL DÖNÜŞÜM TAMAMEN RANTA YÖNELİK BİR ÇALIŞMADIR

Kentsel dönüşüm sizce imar problemlerini çözer mi?

Kentsel dönüşüm tamamen ranta yönelik bir çalışmadır. İmar problemleri kentsel dönüşümle çözülmez. Kentsel dönüşümle yeşil alan oluşturabilirsiniz, ona itirazım yok. Ama kentsel dönüşüm yapıp da 2 dönüm yeşil alan, 3 dönüm bina yaparsanız o kentsel dönüşüm olmaz. Bak burada kentsel dönüşüm yapıldı, Trabzon’un en büyük camisinin önünü binalarla kapattın. Doğrusu bu mu? Hem tarihe hem camiye değer verdiğini söyleyeceksin hem de TOKİ’ye orada bina yaptırıp caminin önünü keseceksin. Hangisi doğru?

MECLİS ÜYELERİ 3 TİP İNSANDAN SEÇİLMELİ

Sizce meclis üyeleri kimlerden seçilmeli?

Belediye meclis üyeleri 3 tip insandan seçilmeli. Birincisi o kentte, mahallede yaşayan ve 24 saatini orada geçiren insanlardan seçilmeli. Bunda kariyer aramayacaksınız, yok mühendismiş, avukatmış bakmayacaksınız. O mahallenin sorunlarını orada yaşayan insanlar bilir, onları seçeceksin ki bunları Meclise taşısınlar.

İkincisi, o sorunları teknik olarak çözebilecek nitelikteki insanları seçeceksiniz. Mühendis olabilir, iktisatçı olabilir. Bunlar da fikir üretip problemleri çözecekler.

Üçüncüsü de kenti dışarıda temsil edebilecek nitelikteki insanları seçeceksiniz. Böyle bir karma olmalı.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

İnşallah bundan sonra her şey daha iyiye gider. Sizlerin de aracılığıyla bu yazılanlar inşallah okunur. Mevcut yönetime, Meclisteki arkadaşlarımıza şunu söylemek isterim: “Geçmişini bilmedikçe kimse geleceği oluşturamaz.” Önce orada oturanlar geçmişini bilmeli ve bu geçmişe saygı duymalıdır.

Bakın bu şehirde eski dönemlerde meclis üyeliği yapmış ve hayatta olanları toplasanız 15-20 kişiyi geçmez. Parti ayrımı yapmıyorum, bir başlangıç yaparak hiç olmazsa bu insanları hastalıklarında arayıp sorsalar, bayramlarda bir tebrik gönderseler ne olur? Bu insanların başka talepleri yok ki. Kendi yanlarında olduklarını hissetmeleri o insanlara yeter. Bu insanlar bu şehre, insanlara hizmet etti. İnsanımız, belediye çalışanları, bu büyüğümüz geçmişte bize hizmet etmiş meclis üyemizdi, bunun bilinmesi gerekmez mi?

Geçmişe sahip çıkmak demek, şehrin hafızasına da sahip çıkmak demektir öyle değil mi?

Tabii, ben onu söylüyorum. Bu insanların tecrübelerinden istifade edilmeli. Ben belediye başkanı olsam, koltuğa oturduğum zaman benden önce bu görevi yapan ve hayatta olan kim varsa davet ederim, kendi tecrübelerini nakletmesini isterim. Uygularım ya da uygulamam, ona bir şey demem.

Abdulkadir Bey teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim.

2016 Yılında yapılmış röportajımız