Bartın ilimizin Amasra ilçesinde yaşanan ve 41 madencinin ölümüyle sonuçlanan grizu faciası hepimizin yüreğini dağladı. 

Alınmayan ya da alınamayan ya da alınması önemsenmeyen önlemler nedeniyle ne ilk ne de son facia olacak. 

Her facianın ardından yapılan taziyeler sonucu değiştirmiyor. Cenazelerin görkemi karşısında bu maden işçileri yaşarken ‘görkemli bir hayat’ yaşadılar mı diye düşünüyor insan. Çoluk çocuğunu geçindirmek dışında beklentisi olmayan bu insanlar sadece ‘yaşamak ve üretmek’ istiyorlardı. Başka bir kaderle buluşmak uğruna çalışan bu insanların aileleri ise ‘keder’leriyle buluştular.

Almanya’da 40 yıl işletip kapatılan bir maden ocağında bu süre içerisinde bir tek işçinin kaza sonucu ölmemiş olmasının gururuyla bu maden ocağı ziyarete açılmış. 

Bizim gibi ülkelerde aynı önlemler alınıp, insan hayatları korunamaz mı? Üstelik yeni bir icat yapmaya da gerek yok. Sadece onların aldığı önlemleri taklit etmek yeterli. 

Gelişmiş ülkelerde kapitalist sistem işçilerin hayatını korumak gibi bir görev edinirken, bizim gibi ülkelerde ‘keder’lerine terk ediliyorlar. Nasıl olsa yerlerine gelecek olanlar var. Hatta yeniden işe almalarda öncelik, ölenlerin yakınlarına tanınıyor. 

Madenleri işletenler, çalışanların ölümünü doğal bir sonuç olarak işletme zaiyatına sayarken, Avrupa’da alınmış önlemleri almayı ‘sermayeden zarar’ olarak görüp kazançlarına kazanç ekliyorlar. İşçiler ‘canından olurken’ kasalarını ‘insan canlarıyla’ doldurmaya vicdanları el verebiliyor. 

Sendika ağalarıyla yönetilen işçi sendikaları, gerekli önlemlerin alınması için sonuç alıcı hiçbir etkinlikte bulunmuyorlar. Siyasetin ‘muhalefet kanadı’ da sessiz. Alınması gereken önlemleri belirleyip, bu önlemlerin alınmaması durumunda ‘adalet yürüyüşü’ gibi bir etkinlik düzenleyemezler mi? 

İnsan hayatı sudan ucuz ülkemizde. Ve insan hayatına yapılan yatırım, yatırımların en değersizi olarak görülüyor. 

Soma’da 301 işçinin ölümüyle sonuçlanan faciada ailelere yapılacak yardımın belirsizliği sürüyor. Ölenlerin yakınlarının alacağı bu tazminatlar henüz ödenmemişken, avukatların haciz işlemleri ile bloke edilmiş durumda. 

Soma madenlerinin işçileri bir kez ölürken yakınları her gün ölmeye devam ediyor. 

Gördüğümüz her şeyi üretenin işçileri olduğu gerçeği kamu ya da özel sektörün vicdanına henüz kazınmamış duruyor. İşçileri sadece sömürülecek insanlar olarak gören anlayış, büyük kazançlarıyla bilançolarını büyütmeyi tercih ediyor. 

Peki son yaşanan ölümlerden sonra ölenlerin yakınlarının yaraları sarılacak mı? Eğer kadere sayılmazsa, ailelere tazminat ödenecek. Ama daha önemlisi yeni facialar yaşanmasın diye gerekli önlemlerin alınıp alınmayacağıdır. İzleyip göreceğiz. Eğer gerekli önlemler alınırsa acılarımızı bağrımıza basıp geleceğe umutla bakacağız. Ya da önceki facialara alıştığımız gibi yeni bir faciaya kadar susacağız.

Taş kömürü, yüreği taşlaşmış olanlar için kazanç madeni olarak gün yüzüne çıkmaya devam ederken gökyüzü bu acıları yaşayanlar açısından ‘acı yüzü’ olarak evreni kucaklamayı sürdürecek. 

Umuyorum ki bu faciadan dersler çıkarılarak, gerekli önlemler alınır yeryüzü de yeraltı da madenciler açısından güvenli koşullarda emek üretilen iş yerlerine dönüştürülür. 

Amasya Taş Kömürü Ocağı’nda ölenlere rahmet diliyor, yakınlarının acılarını paylaşıyorum.